7 Temmuz 2026 Salı

(Çeviri) Hitler’in Şiddeti - Ernst Bloch

Çevirmenin Notu: Ernst Bloch’un “Hitler’in Şiddeti” başlıklı yazısı ilk olarak Das Tage-Buch isimli derginin 12 Nisan 1924 tarihli 15. sayısının 474–477. sayfalarında yayımlanmıştır. Yazı daha sonra Frankfurt’taki Suhrkamp Yayınevi tarafından 1962’de basılan Ernst Bloch Toplu Eserler, Cilt 4’te “Bu Dönemin Mirası” başlıklı bölümün 160–164. sayfalarında tekrar yer almıştır. Kısa Açıklama ve Kaynak bölümleri yazının alındığı sitede yer almaktadır. Yazıya şu linkten ulaşabilirsiniz.

https://germanhistorydocs.org/de/die-weimarer-republik-1918-1933/ernst-bloch-hitlers-gewalt-april-1924.pdf

Kısa Açıklama

Hitler davasında kararın açıklanmasından kısa bir süre sonra, Marksist filozof ve gazeteci Ernst Bloch, bağımsız haftalık dergi “Das Tage-Buch”ta Hitler’in popülaritesini ve çekiciliğini açıklamaya çalıştı. Bloch, Hitler ve Nasyonal Sosyalistleri, kaba retorikleri nedeniyle hafife almaya karşı uyarıda bulunuyor ve özellikle gençlerin Hitler hareketine duyduğu coşkuyu potansiyel bir tehlike olarak görüyor.

Kaynak

[“Das Tage-Buch” dergisindeki Bloch’un metninden önce yer alan not: “‘Ütopyanın Ruhu’ ve ‘Thomas Müntzer’ kitaplarının yazarı, burada Hitler hareketi sorununu daha yüksek bir toplumsal kategoriye yerleştirmeye çalışıyor. Bu nesnel girişimin, Alman milliyetçilerinin girmediği bir entelektüel alanda gerçekleştirildiğini belirtmeye gerek yok.”]

Hitler’in Şiddeti

Başlangıçta bu durum muhtemelen göz ardı edildi. Ortaya çıkan bu alaycı kalabalığa el sallanıp omuz silkildi. Saçma sapan cümlelerle dolu kırmızı afişler ve bunların arkasındaki demir yumruklar dikkat çekiyordu. Sabahın erken saatlerinde yatak odasına kaba bir şekilde girip kimlik isteyenler, burada sütunlarda ve uzun duvarlarda parti olarak kendini gösteriyordu. Yahudilerin girişi yasaktı.

Tüm bunlar yine geride kalabilirdi. Henüz çok yabancıydı ve yeterince derine nüfuz etmemişti; eski Münih hâlâ yaşıyordu. Üstelik burada savaşa karşı duyulan öfke çok önceden olgunlaşmıştı; buraya şehir manzarasına çoktan güzel bir neşe taşınmıştı ve birlikte çiçek açıyorlardı, önce çiçek açmış ve buraya yerleşmişti. 1919’un karanlık anıları, Eisner’in ölümü[1] ve Beyazların işgali[2], sanki hiç yaşanmamış gibi hâlâ solup gidebilirdi ve onu çevreleyen vahşet sanki hiç yaşanmamış gibi kaybolabilirdi. Başarılı Kapp Darbesi[3], sosyalist bakanların kovulması elbette yeniden gergin bir havayı ortaya çıkardı. Ancak bu bile bir köylü ülkesinin, bir köylü kasabasının, çok beceriksiz komünist amatörlüklere verdiği bir tepki olarak anlaşılabilirdi. Hitler için bu olay bir veda şarkısı gibi görünüyordu; Bavyera Sovyet Cumhuriyeti’nden zaman açısından ne kadar uzaklaşılırsa, Bavyera’nın eski haline döneceği o kadar kesin görünüyordu.

Ancak bilindiği gibi, ülke gün geçtikçe daha da acı bir hal alıyordu. Köylüler, şehirli köylüler burada hâlâ bir ayaktakımı olarak varlar ve daha ilkel, kolayca etkilenebilir, tehlikeli ve öngörülemezlerdir. Eisner’in cenazesinde ucu bucağı gözükmeyen kalabalıkla sokakları doldurmuş olan aynı insanlar, sosyalistlere “Hosiannah”[4] diye bağırdıktan sonra “Çarmıha gerin!” diye haykırdılar ve dünkü liderlerini ölüme sürüklediler. Bir gecede bayrak direklerinde Sovyet yıldızının yerini gamalı haç aldı; bir gecede Eisner tarafından kurulan Halk Mahkemesi ya da Devrim Mahkemesi, Leviné’yi[5] kurşuna dizdi. Burada, tüm iktidar sahiplerinin hor gördüğü ve kullandığı sadakatsiz ayaktakımı tereddüt ediyor ve sadece tereddüt etmekle kalmıyor, hayvanlara ve insanlara yönelik avın onun en gerçek doğası olduğu da kesin olarak ortaya çıkıyor. Bunlar sadece şimdi şu ya da bu yardıma başvuran yoksul küçük burjuvalar değillerdir, bunlar aynı zamanda “örgütlü” proletaryadır. Fakat nispeten örgütlenemeyen, bir arada duramayan lümpen proletarya değil, tam anlamıyla tüm zamanların intikamcı, çarmıha geren yaratığı olan ayak takımıdır. Hâlâ cepheden, resmi kıyafetli öğrencilerden, geçit törenlerinin, yürüyüşlerin ve gürültülü gösterilerin büyüsünden etkileniyorlar; ama Bavyera artık adak resimleri[6] çizmiyor. Ve bu kışkırtıcılar, halkın kafasının karışıklığından da yararlanarak kitleleri aşağılık bir biçimde yanlarına çekiyorlar. Vaftiz edilmiş Macar Yahudileri Hitler’in muhbirleri oluyor, Balkan gazetecilerinden satın alınanlardan oluşan “demokratlar” safları dolduruyor. Gerçek Thersites’ler ve Vansen’ler [7]de eksik olmuyor, ayaktakımına bütünlüklü bir liderlik sağlıyorlar.

Ancak sadece bu kadarını bilenler, bütünü bilmezler. Çünkü iğrenç seyircilerden ve suç ortaklarından ayrı olarak, özünde yeni bir gençlik parıldıyor, çok güçlü bir nesil. On yedi yaşındakiler Hitler’i heyecanla bekliyor, eskinin bira içen, ütülü pantolonların mutluluğuna dalmış şımarık öğrenciler artık tanınmaz hale gelmiş ve kalpleri gümbür gümbür atıyor. Eski milliyetçi öğrenci birliği üyesi[8] yeniden ayağa kalkıyor, Schill’in subayları[9], yeniden doğmuş bir şekilde Schlageter’de[10] kardeşlerini buluyor, akıldışı komplonun tüm belirtilerini taşıyan kahramanlık birlikleri[11] gizli bir ışığın altında toplanıyor. Hitler, onların Führer’i, yargıçlarının hoşgörüsünü ve bu gülünç davayı hak etmiyor; ancak Berlinli avukatların zekâsı bile ona dokunamıyor; bu acımasızca dar görüşlü erkeklik sembolü olan Ludendorff[12] da onun seviyesine çıkamıyor. Johann von Leiden[13] gibi mütevazı kökenden gelen Hitler, şüphesiz son derece etkileyici bir kişiliktir; ne yazık ki, 1918’de Almanya’yı harekete geçiren tüm gerçek devrimcilerden çok daha şiddet yanlısıdır. Yoğun bir iradenin gücüne, yaşam enerjisine ve coşku uyandırma yeteneğine, onu takipçilerinin gözünde sanki Bernhard von Clairvaux’nun[14], hatta Jeanne d'Arc’ın[15] soyundan geliyormuş gibi gösteren vizyoner bir fanatizme sahiptir. Onlar gibi o da vatanın sönmekte olan ideolojisine neredeyse gizemli bir ateş kattı; ve yeni, saldırgan bir mezhep, bir Tapınak Şövalyeleri Tarikatı[16], güçlü bir dini ordunun tohumunu, efsanevi bir ordunun tohumunu ekti. Hitler’in programının devam eden gücü de buradan kaynaklanıyor: Yahudilerden, borsadan, vatan haini enternasyonalist Marksizm’den kurtuluş vaat ediliyor ve ekonomiye dair kafa karıştırıcı söylemler, ekonomiyi kenara itip vatanseverlik duygusunu yeniden merkeze taşınmasıyla bastırılıyor. Bu, aynı zamanda eski, burjuva olmayan disiplinin mistisizmini, şövalye tarikatlarının sekülerleşmiş ahlakını yeniden canlandırıyor.

Hitler’in gençlik üzerinde yarattığı etkiyi küçümsememek gerekir. Düşmanı hafife almamalı, aksine pek çok kişi için psikolojik bir gerçek olan ve onları coşturan unsuru tespit etmeliyiz. Elbette buradan sol radikalizmle de çeşitli bağlantılar ortaya çıkmaktadır; bunlar demagojik ve biçimsel nitelikte olmakla birlikte, içerik açısından aynı değildir. Bu benzerlik (çoğunlukla sosyalizmin sadece göstermelik bir kopyası olup, ilkel içgüdülere hitap eden), Bavyera ayaktakımının sadakatini değiştirmesini daha da kolaylaştırdı. Komünistler de, Nasyonal Sosyalistler gibi, militan bir gençlik çağrısında bulunur; her ikisinde de kapitalist-parlamenter devlet reddedilir, her ikisinde de diktatörlük talep edilir; itaat ve emir biçimi, burjuvazinin –bu sonsuza dek tartışan sınıfın– korkaklığı yerine kararlı olmanın erdemi savunulur. Özellikle Hitler tipi ve onun izinden gidenler, karakter ve biçim bakımından son derece devrimcidir. Elbette bu grubun hedefleri de, tüm karmaşıklığına rağmen, yoksullaşan tabakaların ve onların gençliğinin iradesinin tamamen karşı-devrimci ifadesidir. Nürnberg sanayisinin bağışladığı yirmi bin dolar bile, burjuvazinin kendini burada hiç de tehdit altında hissetmediğini, yeni, görünüşte sermaye düşmanı devlet mistikliğine korkusuzca yüzleştiğini göstermektedir. Engels, antisemitizmi, Yahudi olmayan finans sermayesi ve özellikle de büyük sermayenin mükemmel bir şekilde geliştiği “aptalların sosyalizmi” olarak adlandırmıştır. Aristokratların sosyalizmi, yani ataerkil-gerici antikapitalizm, çok daha büyük bir yanlış anlamadır. Daha doğrusu, finans sermayesine karşıtlık yoluyla sosyalizme karşı çok daha büyük karşıtlığı gizlemek için yapılan açık bir aldatmacadır. Uluslararasıcılık yerine milliyetçilik, devletin ortadan kalkmasını bir mekanizmayı önemsiz olanın örgütlenmesine indirgeyen sosyalist irade yerine romantik-gerici devlet mistisizmi, her şeyde gerçek sosyalizmde gizli olan nihai anarşi yerine otoriteye inanç – bunlar, biçimin görünürdeki benzerliklerinden ve mevcut devletin ortak reddedilmesinden daha güçlü olan, olumlu iradenin uzlaşmaz zıtlıklarıdır. Avusturyalı sosyolog Othmar Spann, Vormärz döneminin[17] Avusturyalı devlet teologlarının küçük bir taklitçisi olarak, bu tür bir Nasyonal Sosyalizm kavramını oluşturmaya çalıştı ve ortaya çıkan sonuç, sosyalizmden, tıpkı romantik devlet tapıncının genç Engels’in şu cümlesinden olduğu kadar farklıydı: “Devletin de dinin de özü, insanlığın kendisinden duyduğu korkudur.” Dolayısıyla Hitler ve etrafındaki Taboritler[18], devrimci bir mezhep olsalar da, onların itici gücü yerli akıma, yani devrimci iradenin yerli fikirlerine karşı gerçek bir Alman yoksunluğuna sahiptirler. Romen [Latin/İtalyan-ç.n.] faşistlerinde durum böyle değildir; çünkü orada demokrasinin kendisi bünyesinde yeterince kan ve savaş geleneği barındırır. Bu yüzden burjuva gençliğinin devrimci iradesi ve emperyalizmi, kendilerine idol olarak en fazla Fransız Devrim Ordusu'nu seçer, ama asla [Almanlar gibi-ç.n.] Şövalyeleri öncü yapmaz. Sadece Almanya’da bile burjuva sınıfı, en güçlü temsilcisinde bile o kadar içgüdüden yoksundur ki, ideolojisini Karlsbad Kararları’nın mimarı ve Kutsal İttifak’ın koruyucusu Metternich’in[19] lütfundan almaktadır.

Peki bu kargaşa nereye varacak? Her biri ayrı ayrı ele alınmayı gerektiren ve aslında zaten çok farklı tonlarda ele alınan üç farklı grup ortaya çıkıyor. En altta, soldan sağa doğru sapmış olan küçük burjuva ayak takımı, kinci ama bilgisiz bir kışkırtmaya kolayca kapılıyor. Onları üstünde ise Hitler ve subaylarının öncü birliği duruyor: Ham ve güçlü gençler, Nazilerin iğrenç geçmişinden etkilenmiş ancak genel olarak saf bir iradeye sahipler. Borsa çılgınlığından, kaybedilen savaşın yarattığı bunalımdan, bu sıkıcı cumhuriyetin idealsizliğinden tiksinmişler. Hitler, burjuva gençlik arasında tamamen burjuva olmayan bir hareketi ateşledi ya da en azından başlattı; bu hareket, başlangıçtaki Alman savaş coşkusunun donukluğundan ve hatta eski Vatan Partisi’nin[20] öğretmenvari davranışından birkaç derece, hatta birkaç nitelik açısından farklılık gösteren belirli bir çileci enerjiyi şekillendirdi. Üçüncüsü ise, yine çok açıklayıcı olan, Nasyonal Sosyalist uygulamaları ve ideolojidir. Bu ideoloji, şövalye aracılığıyla burjuvaziyi kovmaya çalışır, ancak elde ettiği tek şey, burjuvazinin genç şövalyeler sayesinde kendini daha da güvende ve korunmuş hissetmesidir. Ve şövalyenin kendisi de -burjuvadan daha insancıl olsa da- şu anda ondan daha gerçek dışı, daha soyut ve daha belirsizdir; soyut gerçekliğe geçişi engellemektedir. Hitler, Hitlerizm, Faşizm, burjuva gençliğin coşkusudur: İktidar ile burjuvazi arasında, coşku ile en cansız milliyetçilik arasındaki bu çelişki, hareketi bir hayalet haline getirir. Bu hareket, beraberinde getirdiği feodal hayaletler, güçlü bir şimdiki coşkunun çoktan gömülmüş şövalyelik hayalleriyle ya da onuncu yüzyıldan kalma eski Cermen halk krallığıyla kurduğu ittifak sayesinde daha gerçekçi hale gelmiyor. Proletaryanın çoğunluktaki sosyalist liderler tarafından kendi devriminin, yani tek geçerli ve tartışmasız devriminin elinden alınmasının ardından, şu anda Almanya’daki tek devrimci hareketi Hitler Gençliği temsil etmektedir. Almanya’da ve Rusya dışındaki tüm dünyada faşizm, adeta devrimin çarpık bir temsilcisi gibidir; bu, toplumsal durumun hiçbir şekilde durağan olmadığını gösterir; burjuvazinin gençliği bile bu süreci hissediyor ve sürdürüyor. Bu tuhaf durum, muhtemelen proletaryanın bu kargaşadan güçlenerek çıkıp yanlış bilinci ortadan kaldırmasına kadar sürecektir. Ta ki canlı bir kavram faşizmin içine de sızıp, içindeki bulanık devrimci unsuru nihayet somut devrim ve yaşamın somut bir şekilde insancıllaştırılması çizgisine dahil edene kadar.



[1] Bavyera Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı Kurt Eisner’in Şubat 1919'da suikastla öldürülmesi bölgeyi büyük bir kaosun içine sürüklemişti. (ç.n.)

[2] Bavyera Sovyet Cumhuriyeti’nin Mayıs 1919'da sağcı milis güçleri (Freikorps) ve düzenli ordu birlikleri (“Beyazlar” olarak anılır) tarafından işgal edilmesi. (ç.n.)

[3] Mart 1920’de Berlin’de cumhuriyeti yıkmaya yönelik sağcı askeri darbe girişimi. (ç.n.)

[4] İbranice “Lütfen bizi kurtar” veya “Bize yardım et” anlamına gelir. İncil'de, İsa Peygamber Kudüs'e girdiğinde halk onu zeytin dallarıyla karşılamış ve kurtarıcı (Mesih) olarak görerek bu sözle selamlamıştır. (ç.n.)

[5] Eugen Leviné Bavyera Sovyet Cumhuriyeti'nin liderliğini yapmıştır. (ç.n.)

[6] Hristiyanlıkta (özellikle Katolik geleneğinde) bir dileğin gerçekleşmesi, bir hastalıktan kurtulma veya büyük bir kazanın atlatılması üzerine Tanrı'ya, Meryem Ana'ya ya da azizlere teşekkür etmek amacıyla kiliselere veya kutsal mekanlara bağışlanan resimlerdir. (ç.n.)

[7] Thersites: Homeros’un İlyada destanındaki en çirkin, en kaba ve en fitneci askerdir. Asil kahramanlara (Agamemnon, Akhilleus) hakaret eden, sürekli kalabalıkları kışkırtan, nefret dolu bir demagogdur.
Vansen: Goethe'nin ünlü Egmont oyunundaki bir karakterdir. Kumarbaz, düzenbaz ve kışkırtıcı bir katiptir. Halkın arasına girip yalan haberler yayarak, onları hükümete karşı körü körüne isyan ettiren tipik bir provokatör / manipülatör figürüdür. (ç.n.)

[8] Burschenschaft, 19. yüzyılın başlarında Napolyon işgaline karşı kurulan, aşırı milliyetçi ve muhafazakar Alman üniversite öğrencilerinin gizli/yarı-gizli cemiyetleridir. (ç.n.)

[9] Ferdinand von Schill, 1809'da Napolyon'a karşı kralın emrine karşı gelerek kendi başına isyan başlatan Prusyalı bir subaydı. Subayları yakalanıp kurşuna dizilmiş ve milliyetçi Alman tarihinde "vatan için gözü kapalı ölüme giden itaatsiz kahramanlar" olarak efsaneleştirilmiştir. (ç.n.)

[10] 1923 yılında Fransızların Ruhr bölgesini işgal etmesine karşı sabotaj eylemleri düzenleyen ve Fransızlar tarafından kurşuna dizilen Alman bir askerdir. Ölümünden hemen sonra Naziler ve milliyetçiler tarafından "en büyük şehit" ilan edilmiştir. (ç.n.)

[11] Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'ndan sonra kurulan, yeraltı faaliyetleri yürüten, suikastlar düzenleyen paramiliter sağcı milliyetçi örgütleri (Freikorps ve gizli cemiyetler) ifade eder. (ç.n.)

[12] Erich Ludendorff, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'nda Almanya'yı fiilen yöneten, savaş sonrasında ise aşırı milliyetçi ve akıl dışı komplolara kapılarak Hitler'in ilk darbe girişimine (Birahane Darbesi) destek veren aşırı sağcı Alman generalidir. (ç.n.)

[13] 16. yüzyılda Münster'de kıyamet günü inancıyla radikal, teokratik ve kanlı bir anabaptist diktatörlük kuran, kendini "Yeni Kudüs'ün Kralı" ilan etmiş dini liderdir. (ç.n.)

[14] 12. yüzyılda Hristiyan dünyasını mistik ve ateşli vaazlarıyla sarsarak yüz binlerce insanı İkinci Haçlı Seferi'ne katılmaya ikna eden nüfuzlu bir Katolik başkeşiş ve azizdir. (ç.n.)

[15] Yüz Yıl Savaşları sırasında Tanrı'dan vahiy aldığını söyleyerek Fransız ordusuna mistik bir inanç ve cesaret aşılayan, Fransa'yı zafere taşıdıktan sonra yakılarak idam edilen ulusal kahraman ve azizedir. (ç.n.)

[16] Orta Çağ'ın eli kanlı, fanatik ve gizemli askeri-dini tarikatı. (ç.n.)

[17] Alman tarihinde 1815 ile 1848 (Mart Devrimleri) arasındaki döneme verilen addır. Bu dönem, Başbakan Metternich'in başında olduğu, aşırı baskıcı, sansürcü, özgürlük karşıtı ve mutlakiyetçi bir polis devleti düzenini temsil eder. (ç.n.)

[18] Taboritler, dünyanın sonunun (kıyametin) geldiğine ve yeryüzündeki tüm günahkarları, zenginleri ve kilise otoritesini kılıçtan geçirerek Tanrı'nın krallığını kuracaklarına inanıyorlardı. Taboritler inanılmaz derecede disiplinli, acımasız ve ölümden korkmayan askeri birlikler kurmuşlardı. (ç.n.)

[19] Klemens von Metternich, 19. yüzyılın ilk yarısında Avusturya İmparatorluğu'nun başbakanı olan, Avrupa'daki tüm milliyetçi, demokratik ve özgürlükçü hareketleri kanla bastıran, mutlakiyetçi sistemin en büyük savunucusudur. Karlsbad Kararları Metternich'in öncülüğünde 1819’da çıkarılan; Almanya'da üniversiteleri gözetim altına alan, milliyetçi öğrenci birliklerini yasaklayan, basına çok ağır sansür getiren ve liberal düşünürleri hapse atan korkunç bir baskı ve susturma yasasıdır. Kutsal İttifak ise Napolyon yenildikten sonra Rusya, Avusturya ve Prusya kralları arasında kurulan; Avrupa'nın neresinde bir demokrasi, cumhuriyet veya özgürlük isyanı çıkarsa çıksın ordularıyla orayı basıp kralları korumayı amaçlayan gerici/karşı-devrimci bir ittifaktır. (ç.n.)

[20] Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sırasında kurulan, tepeden bakan, yaşlı, bürokrat ve öğretmenlerin yönettiği, gençlere sıkıcı ve didaktik vaazlar veren bir milliyetçi partiydi. (ç.n.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder