1 Ocak 2017 Pazar

Reina Saldırısı “Frankenstein”in Dönüşü

(Toplumsal Özgürlük, Ocak 2017 sayısı)

IŞİD, kanlı Reina saldırısı ile savaşı Türkiye’de sürekli hale getireceğinin ilk işaretini vermiş oldu. Uzun zamandır “özel” olarak seçilmiş hedeflere “belirli” aralıklarla saldıran IŞİD, yine “özel” bir hedefe saldırdı. Fakat Türkiye’deki sempatizanlarına işaret fişeği olacak bir saldırı ile bunu gerçekleştirmesi bir tesadüf değil. 

IŞİD Türkiye’ye yöneliyor 

“İslam Devleti”ni ilan ettiğinden bu yana Müslümanları topraklarına çağıran IŞİD, bu doğrultuda 5 Haziran Diyarbakır, 20 Temmuz Suruç, 10 Ekim Ankara katliamlarıyla Kürt halkına, Alevilere ve devrimcilere yapılan saldırılarla “gücünü” ortaya koyarak “müminlerin” hayal ettikleri hilafeti kendisinin uygulayabileceğini göstermeye çalıştı. Fakat Kobane direnişiyle IŞİD’in geriletilmeye başlanması, sonrasında hem Suriye’de hem de Irak’ta toprak kayıpları, şimdi ise Musul ve Rakka operasyonlarıyla yolun sonu gözükmeye başladı. Bu durum IŞİD’in belli bir alana sıkışmasıyla birlikte, sıkışmayı aşmak için yeni bölgelere yöneleceğini de gösteriyor. Buna uygun olarak “yeni” bölgeler için ideal adayların ilk sırasında Türkiye geliyor. Son üç yıl içinde IŞİD’in kontrol ettiği bölgelere Türkiye’den gidip gelen insan sayısının toplamda 10 bine yaklaştığı ve 1800’e yakın kişinin de Suriye’de savaş eğitimi almış olduğu göz önünde tutulduğunda IŞİD’in Türkiye’yi neden ilk sıraya aldığı görülebilir. 

Bununla birlikte IŞİD’in Türkiye’de tutunabilmesi için bu güçlerin yanı sıra toplumsal bir tabana ve etkililiğe sahip olması gerekiyor. Bu yüzden Reina saldırısı oldukça önem taşıyor. IŞİD bu saldırıyla toplumsal tabanına moral vermekle birlikte, Türkiye’deki İslamcı kitleleri yanına çekmeyi hedefliyor. 

Frankensteinların Dönüşü 

Reina saldırısı sonrası gösterilen kimi “oh olsun”cu tepkiler IŞİD’in hedefinin boşuna olmadığının göstergesi. Bunda yeni yılın gelişini eğlenerek kutlamak isteyenleri, “Noel” ile Yılbaşı’nı birleştirerek nefret söylemleriyle düşman gösteren Diyanet’ten Alperen Ocakları’na kadar uzanan aparatların payı oldukça büyük. Öte yandan neoliberal düzeninin uygulayıcısı AKP hükümetleri, hem iktidarını korumak hem de yoksul Müslümanlar üzerindeki ideolojik meşruiyetini sağlamak için eğip bükmekten imtina etmediği garabet “İslam” anlayışı da bu tip “Frankenstein”ların yetişmesine zemin hazırlıyor. Karlov suikastını gerçekleştiren polisin El-Nusra üyesi çıkması da sadece IŞİD’in değil, Suriye’de palazlanan diğer cihatçı çetelerin de bu zemine yöneldiğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla Suriye’de ve Irak’ta giderek sıkışan ve kaybeden cihatçı çetelerin sadece kayıplarını telafi etmek için değil kendi varlıklarını, güçlerini ortaya koyacak eylemleri için de Türkiye’ye yöneleceği görülüyor. Bu yüzden Reina saldırısı, “Frankenstein”ların giderek kendi gündemlerini ve isteklerini gerçekleştirmeye çalışmak için yaratıcıları olan Dr. Victor Frankenstein’ın kontrolünden çıkabileceklerini gösteriyor. 

Türkiye, ABD-Rusya Çatışmasının “Nesnesi”

(Toplumsal Özgürlük, Ocak 2017 sayısı)

Türkiye, ABD ve Rusya arasında süregelen gerilim, Büyükelçi Karlov suikastıyla birlikte yeni bir eşiğe ulaşmış oldu. Bu eşik, bir yandan hamlelerin daha açıktan, daha sert ve daha etkili olacağı bir zemine yol açarken, diğer yandan da ilişkilerin boyutlarını da değiştirmiş oldu. 

İnisiyatif Rusya’da 

24 Kasım 2015’te Rus uçağının düşürülmesi ile birlikte dip noktasına varan TürkiyeRusya ilişkileri, 2016 Haziran ayındaki görüşmeler ve ardından 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Rusya’nın sergilediği tavırlarla tekrardan ivmelenmişti. Halep’in boşaltılması, ekonomik alandaki kimi kısıtlamaların kaldırılması gibi konularda varılan anlaşmalarla ilişkilerde ikinci bahar yaşanmaya başlanmıştı ki, Büyükelçi Karlov suikastı gerçekleştirildi.

Karlov suikastı, kısmen dengede olan ilişkide inisiyatifin Rusya’ya geçmesine neden oldu. Rus haber ajansı Sputnik’in iddiasına göre suikastı gerçekleştiren Mevlüt Mert Altıntaş’ın, Türkiye’nin Halep’ten çıkarmaya çalıştığı gruplarından biri olan Fetih el Şam (eski adıyla El Nusra) üyesi olması, Türkiye›nin inisiyatifi Rusya’ya kaptırmasını sağladı. Dolayısıyla Atlantik Bloku’na (ABD-AB) karşı blöf unsuru olarak kullanılan Rusya kozu, artık sürüklenmeye neden olan kemende dönüşmüş oldu. 

Rusya ise bu kozu ilk olarak Suriye konusunda değerlendirmeye yöneldi. Rusya, İran ve Türkiye ile birlikte Moskova Deklarasyonu’nu açıklayıp Astana Görüşmeleri sürecini başlatarak Suriye cephesindeki gücünü pekiştirmiş oldu. 

Türkiye’nin Atlantik Bloku’na ekonomik-askeri bağlılığının farkında olan Rusya, Türkiye›yi kendi hattına çekmekten çok, politikalarını gerçekleştirmek için gücünden ve konumdan faydalanmaya yönelmiş durumda. Çünkü Rusya, hem askeri hem de ekonomik açıdan Türkiye’yi kapsayamayacağının farkında. Böylece Rusya Türkiye’nin blöflerini görerek, hem Atlantik Bloku’nda kimi çatlaklar sağlamaya hem de Türkiye’nin açtığı ama dolduramadığı boşlukları (Suriye gibi), onun gücünden de yararlanarak, elde etmeye çalışıyor. 

ABD’nin sopaları 

15 Temmuz darbe girişimi ile sonrasındaki Fethullah Gülen’in iadesi üzerinden gerilen ABDTürkiye ilişkileri, Fırat Kalkanı operasyonuyla birlikte daha da “kötü” bir hal almış durumda. AKP’ye yakın medyada giderek artan ABD’ye yönelik tepkiler aleni ve üst perdeden dile getiriliyor. Fakat bu gürültü patırtıya rağmen ABD ne Fırat Kalkanı operasyonuna Türkiye’nin istediği desteği veriyor ne de Rakka’ya yürüyen Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) yardımını kesiyor. Bununla birlikte doların engellenemeyen yükselişi, ekonomik krizin giderek derinleşmesi, ABD’nin iknadan çok birkaç “sopa” ile yola getirmeye çalıştığı görülüyor. 

Türkiye, gerek içeride gerekse dışarıda yaşadığı denge ve güç kayıplarını daha fazla saldırarak aşmaya çalışmaya devam ediyor. Bu dengesizlik ve güçsüzlük durumunu ise, kapitalizmin artık içinde çıkılamayacak olan yapısal krizinin etkisiyle ortaya çıkan emperyalist bloklar arasındaki savaşımdan alacağı kırıntılarla karşılamayı umuyor. 

Fakat içeride ve dışarıda çarpılan duvarlar ile birlikte Karlov suikastıyla ulaşılan yeni eşikte Türkiye, ABD ve Rusya arasındaki savaşta bir güç olmaktan, bu savaşın gerçekleştiği bir zemin seviyesine düşmüş durumda. Sonuç olarak Türkiye’nin iki eksen arasında yönünü çıkarına göre belirlemeye çalışan “özne” olmaktan çok, eksenlerin üzerinde hesaplaştığı bir nesne olmaya doğru ilerlediği görülüyor. 


(Çeviri) Balkan Savaşı - Amadeo Bordiga

Çevirenin Notu: İtalyan Marksist Amadeo Bordiga’nın bu yazısı ilk olarak Sosyalist Gençlik Federasyonu'nun sol kanadının yayını olan “L...