2 Kasım 2013 Cumartesi

Yeni Toplum Yeni Dönem Yeni KESK

(Toplumsal Özgürlük, Kasım 2013 sayısı)

Haziran ayında boy veren direniş, Eylül’ün gelmesiyle yeniden canlandı. Eski toplumun tüm hücrelerini yıkarak yeni bir toplumun doğuşunu sağlayan halk direnişinin önemli bileşenlerinden biri de “orta sınıf ” tabiriyle gizlenmek istenen işçi sınıfının yeni bölüğü. Hızla işçileşen kamu emekçileri de nicedir bu bölüğün bir parçası sayılır. 

KESK’in durumu 

Kamu emekçilerinin sokaklarda direnerek kurulan sendikal örgütü KESK’in, 4688 sayılı sendika yasasının kabulünden itibaren başlayan düşüşü devam ediyor. Fiili, meşru ve militan mücadele tarzıyla kamu emekçilerine önemli kazanımlar sağlayarak Türkiye’deki sendikal mücadelenin tarihini yazan KESK, kamu emekçilerinin önemli hak kayıplarına karşı ses çıkaramıyor, etkili eylemlilikler düzenleyemiyor. Bu durumun en önemli sebeplerden biri ise sendikanın fiili, meşru, militan çizgiden uzaklaşarak bürokratik, müzakereci bir sendikal hatta oturması. 

Sendika atıllaştı, kendisi gündem yaratamayınca, hükümetin gündemine göre hareket ediyor.

Sendikanın gündem yaratan sendikal politikalar üretememesi, doğal olarak eylemliliklerine de yansıyor. Bu durumda sendika, kazanım elde eden eylemler gerçekleştiremiyor sadece protesto eylemleri ve basın açıklamaları yaparak “Doğrucu Davut” durumuna geliyor. Üyelerini de harekete geçiremeyen sendika, giderek üye kaybediyor. 

Sendikal bürokrasi 

KESK’in “yasal” sendika statüsü de, örgütlenmenin önündeki önemli engellerden biri. Devletin sınırlarının çizdiği “geleneksel” sendikal örgütlenme modeli, giderek işçileşen ve çalışma şekli enformelleşen kamu emekçilerinin örgütlenmesi için bir engel oluşturuyor. 

Eğitim emekçilerinin içinde önemli bir bölümü oluşturan ücretli öğretmenler ve sağlık emekçilerinin üçte birini oluşturan taşeron sağlık emekçileri, KESK içinde “örgütlenemiyor”. Bu durum, sonuçta, KESK’in bazı siyasi bileşenlerin toplamı olmaya doğru daralmasına yol açarak, “güçlü” siyasi bileşenlerin bazı taraftarlarının sendika “bürokratları” olmasına yol açıyor. 

KESK’in durumunun en açık ifadesi “Toplu Sözleşme” sürecinde görülmektedir. Hükümet 223 lira zam vermesine rağmen, Memur Sen’in 123 lirayı kabul etmesine basın açıklamaları dışında tepki veril(e)medi. 

Yeni KESK’i inşa etmek 

Önümüz seçim süreci. Bu süreç KESK’i yeniden inşa etmek için önemli bir adım olabilir. Delegelik ve siyasi ittifaklar hesabına girilmeden, yerelleri ve üyelerinin seçimlerini dikkate alarak ve “çoğunluğu” içererek kurulacak olan yeni bir KESK, kamu emekçilerinin mücadelesi için önemli bir adım olacaktır. 

Haziran Direnişi sadece yeni bir toplumun değil, aynı zamanda yeni bir siyasetin, yeni bir mücadele tarzının, yeni bir örgütlenmenin de doğumunu sağladı.

Bu durum KESK için de bir fırsat oluşturuyor. Kurulduğu günlerdeki gibi fiili, meşru ve militan mücadeleyi sokakla birleştiren, yasaların sınırlarına bağlı kalmadan kamu emekçilerin bütününe değen bir KESK’i yeniden inşa edebilmek, şimdi hem mümkün hem de zorunlu. 

Cenevre 2 Masal mı Gerçek mi?

(Toplumsal Özgürlük, Kasım 2013 sayısı)

15 Mart 2011’de başlayan Suriye’deki iç savaş tüm hızıyla devam ediyor. Savaşın gündemlerinden birini Cenevre-2 konferansı. Kasım ayında yapılması planlanan konferans ABD’nin isteği üzerine iki hafta ertelendi. En büyük neden, muhaliflerin bir araya getirilememesi. 

Suudi Arabistan etkisi 

Muhaliflerin bir araya getirilememesinin nedeni, ‘çok başlılık’. Çok başlılığı sebebi de, muhaliflerin arkasındaki Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan arasındaki vekalet savaşı. 

Suriye meselesinde ABD’nin vekaletini alan Suudi Arabistan, istihbarat başkanı Bender Bin Sultan’ın liderliğinde çalışmalarını hızlandırdı. Suriye kendi Selefi ordusunu oluşturmaya çabalayan Suudiler, Hizbullah’a karşı da Lübnan’da milisleri örgütlüyor. Konferansa güçlü gitmek için bir taraftan silaha sarılan Suudi yönetimi, İran’ın yükselen etkisini kırmak için konferansa katılımını engellemeye çalışıyor. ABD’nin müdahale etmemesiyle büyük ‘hayalkırıklığı’na uğrayan Türkiye ve Katar ise, kendilerine müdahale kanalları açma çabalarındalar.

Türkiye, PYD’yi tasfiye etmek için kullandığı El-Nusra ve Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi örgütler üzerinden Suriye’ye müdahale kanalı açmaya çabalıyor. Ancak, ABD’den azarı işiten Türkiye, şimdi de bu gruplardan kurtulmanın peşinde. Katar ise Türk pilotların kurtarılmasında oynadığı perde arkası rolün de gösterdiği gibi ‘diplomasi’ ve özenle ‘beslediği’ Özgür Suriye Ordusu vb. silahlı örgütler üzerinden inisiyatif alma çabasında.

Bu iki ülkenin perde arkasındaki amacı, Suudi Arabistan’a çelme takmak. 

Kalamun Savaşı öncesi sessizlik 

Savaşın diğer tarafında, sessizlik ve kararlılık var. Esad yönetimi Cenevre’ye ön koşulsuz gideceğini belirtirken, İran konferansa katılmak istiyor. Rusya da konferansın gerçekleşmesi için yoğun çaba harcamakta. Esad yönetimi bir taraftan El-Nusra ve IŞİD gibi örgütlerin öne çıkması sonucundan rahatsız olan ‘ılımlı’ muhalifleri kazanmak için af çıkartıyor. Öte yandan savaş sahasındaki faaliyetlerini de hızlandırıyor.

Hizbullah ile birlikte savaş sahasında üstünlüğü ele geçiren Esad yönetimi, Kalamun bölgesinde büyük bir operasyona başladı. Kalamun bölgesi Şam ile 

Humus arasında, Lübnan sınırının doğusunda kalan büyük bir bölge ve stratejik açıdan büyük öneme sahip. Esad yönetimi, bölgede üstünlüğü ele geçirip muhalifleri kuzeye doğru sıkıştırarak, Cenevre’ye sahadaki üstünlükle gitmek istiyor. 

Cenevre 2 gerçekleşebilir mi? 

Bir yandan muhaliflerin kendi aralarında uzlaşamamaları ve sahadaki inisiyatiflerini El-Kaide türevlerine kaybetmeleri, diğer taraftan vekaleti alan Suudilerin güç oluşturabilmeleri için zamana ihtiyaçlarının olması, ABD’yi sıkıştırıyor. ABD zaman kazanmak istiyor ve süreci olabildiğince yavaşlatmaya çalışmakta.

Rusya, İran, Suriye, Hizbullah hattı ise ‘diplomatik’ süreçle birlikte düşmanlarından ne kadarını kendi yanına çekebileceği hesabında. Diğer yandan, savaşı sürdürerek kesin ‘zaferi’ kazanma peşinde. 

Sahadaki savaş 

Cenevre 2 süreci bir ‘barış’ ve ‘çözüm’ sağlamadan öte, tarafların ‘savaşmadan’ ne kadar kazanabileceklerini denedikleri bir sürece dönmüş durumda. 

Cenevre 2 nin nasıl akacağını da sahadaki silahlı savaşın kendisi belirleyecek gibi gözüküyor. 

Aleviler Direniyor

(Toplumsal Özgürlük, Kasım 2013 sayısı)

Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan ve Fethullah Gülen işbirliğiyle Tuzluçayır’da yapılmak istenen Cami-Cemevi-Aşevi projesi, büyük bir direnişle karşılaştı. Alevi-Bektaşi inancını asimile etmeyi amaçlayan projenin en önemli ortağının Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan olması tesadüf değil. Alevi-Bektaşi inancını ısrarla bir İslami mezhep olarak sunmaya çalışan “İzzetullah”dan başka ne beklenir? Evren ve Demirel’den sonraki ortağı AKP oldu.

Projeyi Gülen’e kendisinin sunduğunu belirten İzzettullah’ın, kendi arsasına karşılık, TOKİ’den kamulaştırma bedeli 31 milyon 830 bin TL değerinde 196 konut ve 5 milyon TL aldığı ortaya çıktı. 

“İzzetullah”ın hesapları 

İzzetullah, Suriye’de yüzlerce Alevi’yi katleden cihatçılara “Bizim dostumuzdur” diyen Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Irak’a gidecek olan heyetinde yer alacak. İzzetullah, “Hızır” rolünü kapmış, asimilasyonun koçbaşı olmak istiyor. Yeterince yemlenirse, her şeyi yapmaya hazır. 

Hasan Ferit ve Lazkiye 

Alevilere yönelik saldırıların ana gövdesini ise, katliamlar oluşturuyor.

Davutoğlu’nun “Bizim dostumuzdur” dediği cihatçı gruplar, TC’nin verdiği silahlar ve açık lojistik desteğiyle, Suriye’deki Arap Alevileri katlediyor. Esad yönetiminin iç savaşta dengeyi kendine döndürmesiyle, yeni katliamlar bekleniyor. 

Ülke sınırları içinde, uyuşturucuya karşı düzenlenen bir eylemde Hasan Ferit Gedik çeteler tarafından katledildi. Özellikle Armutlu, Gülsuyu, Gazi Mahallesi gibi devrimci ve “kentsel dönüşüm” rantı yüksek olan mahallelerde polisin desteğiyle rahatça yer edinen çetelerin varlığı, Aleviler için açık ve güncel bir tehdit.

Gezi şehitlerinin de tümü Alevi. Alevilere şiddet, devletin her zaman “rahatça” kullandığı bir silah. 

Tarihsel devrimci gücü oluşturma 

Son dönemde artan bu saldırılara karşı ise Aleviler tekrar sokaklara dönerek cevap verdi. 19 Ekim’de Mersin’de, 3 Kasım’da Kadıköy’de yapılan mitinglere katılan on binlerce Alevi “Devletin Alevisi Olmayacağız”, “Ya Hüseyin olacağız, ya da Hüseyin’i yarı yolda bırakanlardan! Biz Hüseyin olacağız” diyerek alanları doldurdular. 

Tarihsel-devrimci direniş çizgisini sürdürmeye devam eden Alevilerin, saldırılara karşı koymalarını sağlayacak en önemli hamle; Kürt halkıyla, emekçilerle, sosyalistlerle ortak alanda buluşmaları olacaktır. 


(Çeviri) Balkan Savaşı - Amadeo Bordiga

Çevirenin Notu: İtalyan Marksist Amadeo Bordiga’nın bu yazısı ilk olarak Sosyalist Gençlik Federasyonu'nun sol kanadının yayını olan “L...