1 Nisan 2014 Salı

Suriye’de ‘Geleceğe Dönüş’

(Toplumsal Özgürlük, Nisan 2014 sayısı)

Cenevre görüşmeleri, Ukrayna, Kırım derken, Suriye’deki iç savaş tekrar dünyanın gündeminin üst sıralarına geliverdi. 3 yılı aşkın süredir süren savaşa Cenevre görüşmeleri nedeniyle kısmen ara verilmişti. Fakat Suriye’deki silahlı grupların 21 Mart Salı günü Türkiye sınırındaki Keseb kasabasına saldırmaları ile savaşın ateşi tekrar yükseldi. 

Keseb 

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), İslami Cephe ve El-Nusra’ya bağlı silahlı grupların, “Enfal” adını verdikleri operasyonla saldırdıkları Keseb kasabası coğrafi, ekonomik ve tarihsel olarak önem taşıyor. Esad rejiminin Türkiye sınırındaki tek sınır kapısının bulunduğu kasaba, aynı zamanda Suriye’deki Ermenilerin uzun yıllardır yaşadığı önemli merkezlerden biri. 

Kasaba Lazkiye kentinin de girişi konumunda. Lazkiye de, Arap Alevilerinin yoğun yaşadığı bir bölge olmasının yanı sıra Beşşar Esad’ın da memleketi.

Öte yandan Keseb sınır kapısından sınırlı da olsa bir ticari faaliyet gerçekleştirilmekte. Kasabanın ticaret limanına çıkan yolların üzerinde olması ekonomik önemini arttırıyor. Dolayısıyla Keseb, Suriye’deki “özgürlük” savaşçılarının saldırısı için bütün “koşulları” taşıyor. Bu yüzden yaptıkları operasyona “Enfal” (Savaş Ganimeti) ismini vermeleri “manidar”. 

Cenevre “Barışı” 

Cenevre görüşmeleri her ne kadar “barış” niyetiyle başlamış olsa da, taraflar bunun geçici bir nefes alma dönemi olduğunun farkındaydılar. Nitekim, iki tarafta görüşme sürecini silahlı güçlerini güçlendirmek için bir fırsat olarak görüp savaş hazırlıklarına hız verdiler. 

Rejim karşıtlarının Türkiye ve Katar’ın önderliğiyle sonuç alamamasından sonra, başlarına Suudi Arabistan getirilmişti. Ilımlılardan daha “dindar”, cihatçılardan daha “ılımlıları” İslami Cephe’de örgütleyen Suudiler, bu güçlere ABD’nin yardımıyla uzun zamandır Ürdün ve kendi topraklarında eğitim vermekteydi. Bu yüzden de ilk saldırı güneyden bekleniyordu. Fakat “sürprizi” Türkiye yaptı. Keseb’e saldıran güçlerin Türkiye sınırlarını kullanmalarından ve öncesinde Türkiye’nin Suriye uçağını düşürmesinden elbette “müttefikler” habersiz değil. Nitekim Washington sessiz kalarak gelişmelere onay verdi. 

Yine de Suriye “Dostlarının” büyük saldırıyı güneyden gerçekleştirmeleri bekleniyor. Sayıları 10 bin ile 30 bin arasından değişen silahlı güçler, nihai hedefleri Şam’a ilerlemek üzere işaret bekliyorlar. Nitekim İsrail de Suriye’nin 4 İsrail askerini yaralamasına cevaben 19 Mart’ta Suriye ordusuna ait birçok noktaya saldırı gerçekleştirdi. 

Dolayısıyla güneyden başlayacak bir hareketin, İsrail’in de desteğiyle kesin bir zafer eriştirilmesi hedefleniyor. Bu yüzden de kuzeyden Esad’a gerçekleştirecek bir saldırı, üstelik Türkiye gibi kendi “isteğiyle” yapılanlar, ABD için bulunmaz bir nimet. Çünkü bu saldırılarla Esad’ın kuvvetleri dağıtılarak, güneyden gelecek saldırıya karşı direncinin azaltması sağlanıyor. Her ne kadar Keseb sonrasında ÖSO “Yeterli desteği alamadık” açıklamasını yapsa da, ABD kuzeydeki operasyonlara, Esad’a zarar vermesi kaydıyla, “şimdilik” sessiz kalıyor. 

Süreğen kriz 

Cenevre görüşmeleri sırasında muhalifler ve rejim ilk defa yüz yüze görüşüp, bir umut ışığı uyandırmıştı. Fakat, Ortadoğu’daki ve dünyadaki gelişmelerin yanı sıra artık kalıcılaşan kapitalizmin kriziyle birlikte bu ışığın sönmesi an meselesi. 

Çin Batı'ya Yöneliyor

(Toplumsal Özgürlük, Nisan 2014 sayısı)

Kapitalizmin uzun dönem kriziyle birlikte açığa çıkan hegemonya krizinin özgün biçimlerde yapısallaştığı bir dönemdeyiz artık. Bu yapısallaşmanın şimdiki biçimi olan “çok kutupluluk” denemeleri, dünyayı “kutup” ülkelerinin hızlı ve çeşitli hamleler yaptığı bir satranç tahtasına dönüştürüyor. Çin, yaptığı hamlelerle perde arkasında kalan ve hızla ilerleyen özgün bir “kutup”. 

Çin-AB yakınlaşması 

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, başkanlığının birinci yılını doldururken ilk kez Avrupa turuna çıktı. Bu tur çerçevesinde sırasıyla Hollanda, Fransa, Almanya, Belçika ülkelerini ve Avrupa Birliği (AB) Komisyonunu ziyaret eden Xi Jinping, ekonomik ve politik olarak birçok önemli ve stratejik anlaşmayı imzaladı. 

AB ve Çin arasındaki ilişkilerin en önemli noktalarından birini ekonomi oluşturuyor. AB Çin’in en büyük ticaret ortağı, Çin ise AB’nin en büyük ikinci ticaret ortağı. Bu yüzden bu iki “kutup” arasındaki ekonomik ilişki, bir anlamda kendileri için can suyu niteliğini taşıyor.

Nitekim Xi Jinping’in Paris’i ziyareti sırasında, AB’nin ikinci büyük gücü olan Fransa’yla 18 milyar Euro’luk anlaşma imzalandı. Ziyaret sırasında, mali anlamda sıkıntılar yaşayan Peugeot-Citroen grubunun hisselerinin büyük bir bölümünü Çin’in Donfeng şirketi aldı. 

Almanya ziyareti 

Fakat görüşmelerin ve anlaşmaların en önemli ayağını Almanya ziyareti oluşturdu. Çin ile Almanya arasındaki ticaret hacmi 2013 yılında rekor kırarak 161,6 milyar dolara ulaştı. Bu rakam iki ülke ilk diplomatik teması başlattığı 1972 yılındaki ticaret hacminden 580 kat daha büyük. Aynı zamanda Çin ile Avrupa arasındaki ticaretin üçte birine ve Çin’in İngiltere, Fransa ve İtalya’yla olan ticaret hacminin toplamına denk geliyor. 

Tren hattı diplomasisisi 

Dolayısıyla Çin ile Almanya arasındaki ilişkinin ekonomik boyutu stratejik bir noktada duruyor. Nitekim bu nokta yeni bir “ipek yoluyla” bir üst düzeye taşınmaya çalışıyor.

Avrupa’ya yapılan ticarette kullanılan deniz ticaretinin uzun sürmesi, hava yolu ticaretinin ise pahalı olması Çin’i kara ve demir yollarına itmişti. Bu sebeple yapılan Chongqing-Xinjiang-Duisburg demiryolu hattı 2011 yılında açılmıştı. Ziyareti sırasında Duisburg’a uğrayan Xi Jinping, “ekonomik ipek yolunu” ve ekonomik ilişkileri daha da büyütme çağrısı yaptı.

Çin ve Almanya yakınlaşmasının giderek artacağı anlaşılıyor. 

Çin’in yolu 

Yüksek büyüme rekorları kırarak ekonomisini büyüttüğü dönemlerde Çin, dış politikasında “yumuşak” güç olan “ekonomiyi” kullanmayı tercih etmişti.

Özellikle Afrika’daki ABD hegemonyasını bu yolla kısmen kırabilen Çin, Avrupa’da da aynı yolu tercih ediyor. AB’nin son dönemdeki tek gücü olan ve “kutup” olma yolunda başını kaldıran Almanya ile yapılan ekonomik anlaşmalar, dünyadaki hegemonya krizine yönelik hamleleri de içeriyor. Güçlerini Pasifik’e doğru yoğunlaştıran ABD’ye karşı silahlanmayı arttıran Çin’le anlaşma yapan Almanya için de bu tür hamleler, “kutup” olma yolunda bir anlam taşıyor. Çin’in hamlesi, Suriye ve Ukrayna meselelerinde farklılıklar yaşayan ABD ve Almanya arasındaki kırılmayı artırarak, “kutup” olmuş Almanya’yı yanına çekmeyi hedefliyor. Dünya satranç tahtasının giderek ısınacağı belli değil mi? 


(Çeviri) Balkan Savaşı - Amadeo Bordiga

Çevirenin Notu: İtalyan Marksist Amadeo Bordiga’nın bu yazısı ilk olarak Sosyalist Gençlik Federasyonu'nun sol kanadının yayını olan “L...