13 Ocak 2026 Salı

(Çeviri) Troçki ve Yeni Stalinizm - Chris Harman

Çevirenin Notu: Nicolas Krassó’nun New Left Review’in Temmuz-Ağustos 1967 tarihli 44. sayısında yayımlanan “Troçki’nin Marksizmi” adlı makalesi birçok tartışmaya yol açmıştı. Chris Harman da International Socialism dergisinin Sonbahar 2018 tarihli 160. sayısında yayımlanan makalesiyle bu tartışmaya katkı sunmuştur.

1942-2009 yılları arasında yaşamış olan Chris Harman, Britanya’daki Sosyalist İşçi Partisi’nin Merkez Komitesi üyesiydi. International Socialism ve Socialist Worker dergilerinin editörlüğünü de yapmış olan Chris Harman’ın birçok eseri Türkçe’ye çevrilmiştir.

Editörün Notu: 1967'de New Left Review (NLR) dergisi, Nicolas Krassó'nun "Troçki'nin Marksizmi" başlıklı bir makalesini yayımladı.[1] Büyük Marksist filozof Georg Lukács'ın eski öğrencisi olan Krassó (1930-86), 1956 Macar Devrimi'nde aktif rol oynadı ve Budapeşte Merkez İşçi Konseyi'nin kurulmasına yardımcı oldu.[2] İngiltere'ye sürgüne zorlanan Krassó, NLR’nin yayın kuruluna katıldı. Bu mükemmel anti-Stalinist referanslarına rağmen Krassó'nun makalesi, Leon Troçki'nin düşünce ve siyasi yaşamını sert bir şekilde eleştiren bir değerlendirmeydi. Krassó'ya göre Troçki'nin düşünce ve siyasi yaşamı, sistematik olarak "sosyolojizm" ile karakterize ediliyordu. Burada "sosyal sınıflar... karmaşık tarihsel bütünlükten çıkarılıyor ve idealist bir şekilde herhangi bir siyasi durumun yaratıcıları olarak yüceltiliyor" ve bunun sonucunda "siyasi örgütler veya kurumlar" bağımsız bir öneme sahip olmaktan mahrum bırakılıyordu.[3] Krassó'ya göre, bu teorik "sapma", özellikle Troçki'nin Stalin’e yenilmesini ve ortodoks Komünist partilere karşı etkili bir siyasi alternatif geliştirememesini açıklıyor.

Makalenin yayımlanması, Perry Anderson başkanlığındaki NLR yayın kurulunun, Troçki'nin biyografi yazarı Isaac Deutscher'e duydukları hayranlığa rağmen, hem Troçki hem de Stalinizm konusunda bir dereceye kadar ikircikli bir tutum sergilediğini ortaya koydu.[4] Metin ayrıca, NLR tarafından o dönemde güçlü bir şekilde desteklenen Fransız komünist filozof Louis Althusser'in teorik etkisinin izlerini de taşıyor. Bu makale, doğal olarak, Deutscher'in dul eşi ve düşünce yoldaşı Tamara Deutscher, önde gelen Troçkist teorisyen Ernest Mandel ve bağımsız Komünist Parti entelektüeli Monty Johnstone'un da aralarında bulunduğu kişilerin katılımıyla hararetli bir tartışma başlattı.[5]

O zamanlar 25 yaşında olan ve o dönemde International Socialism (şimdiki Socialist Workers Party) olarak bilinen grubun önde gelen isimlerinden biri olan Chris Harman, daha sonra arkadaşlarına bu tartışmaya bir katkıda bulunduğunu söylemişti. Makale, hala belirsiz olan nedenlerden dolayı hiçbir zaman yayımlanmadı ve kaybolduğu sanılıyordu. Ancak şimdi, John Rudge'ın olağanüstü arkeolojik çabaları sayesinde Harman'ın metni yeniden keşfedildi. John, bu metni International Socialism'e çok nazikçe sundu ve biz, onun da dediği gibi, "sadece IS geleneğinden gelen birinden çıkabilecek" bu kayıp eseri yayımlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz.[6]

Bu metin, Chris'in entelektüel gücünün doruk noktasında olduğunu ve Krassó'nun büyük ölçüde yanlış anlaşılmış polemiklerine karşı Troçki'yi savunduğunu, ancak onu eleştirmekten de çekinmeyen bir bakış açısıyla yaklaştığını gösteriyor. John'a göre, bu yazı muhtemelen 1967 sonbaharında, Krassó'nun orijinal yazısına doğrudan yanıt olarak ve NLR'de tartışmaya yapılan diğer katkılardan herhangi biri yayımlanmadan önce yazılmıştı. Aynı sonbaharda, Chris'in kısa süre sonra editörü olacağı International Socialism dergisi, çeşitli baskılarında, nesiller boyu genç sosyalistlerin 1917 Ekim Devrimi'nin yenilgisiyle başa çıkmalarına yardımcı olan "Rusya: Devrim Nasıl Kaybedildi" başlıklı makalesini yayımladı. Makale için yaptığı araştırmalar, şüphesiz Krassó'ya yönelik eleştirisini şekillendirirken, makalenin son paragrafı ise Chris'in, yaptığı hatalara rağmen Troçki'yi savunmanın siyasi olarak neden önemli olduğunu düşündüğünü açıklamaya yardımcı oluyor:

Sol Muhalefet, ne için mücadele ettiğini pek net olarak bilmiyordu. Troçki, ölümüne kadar, kendisini avlayıp öldürecek olan devlet aygıtının "yozlaşmış bir işçi aygıtı" olduğuna inanıyordu. Oysa, Stalinist aygıtın yurt içinde devrimi yok etmesine ve yurt dışında devrimi engellemesine karşı her gün mücadele eden tek güç Sol Muhalefet'ti. Bütün bir tarihsel dönem boyunca, Stalinizm ve Sosyal Demokrasinin sosyalist hareket üzerindeki çarpıtıcı etkilerine karşı direnen tek güç oydu. Rusya hakkındaki kendi teorileri bu görevi daha da zorlaştırıyordu, ama yine de bu görevi yerine getirdi. Bu nedenle bugün, gerçek anlamda devrimci olan her hareket kendisini bu geleneğin içinde konumlandırmalıdır.[7]

Bu anlamda, bu iki yazı birbirini tamamlar ve Chris'in hayatı boyunca kullandığı entelektüel yaklaşımı gösterir: Marksist yöntemi eleştirel bir şekilde kullanarak büyük tarihsel çatışmaları aydınlatmak ve böylece sosyalizmin günümüzde ne anlama geldiğini açıklamak.

Alex Callinicos, 23 Eylül 2018.

***

Troçki ve Yeni Stalinizm

Stalin'in tarihsel rolüne yönelik örtülü özür dileme eğilimi, son zamanlarda New Left Review (NLR) dergisinde giderek yaygınlaşmaktadır. Bu durum, hem Stalinizm hem de Sosyal Demokrasi'ye karşı -her ne kadar belirsiz de olsa- tiksintiden doğmuş bir dergi için özellikle üzücüdür. Şimdi ise döngü tamamlanmış gibi görünüyor. Nicolas Krassó'nun Leon Troçki hakkında yazdığı makale ve derginin bu makaleye yönelik övgüsü için başka bir yorum mümkün gibi görünmüyor.

Yazar, kendisini "Troçki'nin imajının yarattığı şiddetli kutuplaşmanın" üzerinde konumlandıran bir nesnellik iddiasında bulunuyor. Ne yazık ki, bu sadece tarihin ve bakış açılarını çarpıtılmasını gizliyor. Ve bu da eski SBKP(B) tarihinin daha sofistike bir versiyonu gibi okunuyor.

Makale, gerçeklere bakıldığında çok büyük eksiklikler içeriyor. Makale büyük ölçüde hem Stalinist hem de anti-komünist tarihçilerin eski efsanelerini tekrarlıyor. Örneğin, Rosa Luxemburg "kendiliğindenliği açıkça yücelten" biri olarak tasvir ediliyor, oysa Luxemburg hakkında yazılmış iki önemli biyografiden (Paul Frölich'in veya John Nettl'in) herhangi birinin en üstünkörü okuması bile, onun parti ve sınıf ilişkisine ilişkin tutumunun aslında Lenin'inkine şaşırtıcı derecede yakın olduğunu görebilirsiniz. Bu, 1905'ten sonra Polonya ile ilgili yazılarında ve faaliyetlerinde açıkça görülmektedir. Onun daha iyi bilinen Mass Strike bile, kendiliğinden hareketlere pasif tepkiler çağrısı değil; daha çok, parti faaliyetleri ile kitlesel "kendiliğinden" faaliyetler arasındaki karşılıklı ilişkiyi, parti faaliyetlerinin ilerlemesi için rehberlik edecek şekilde gösterme girişimidir.

Ancak, gerçeklerin çarpıtılmasının en önemli unsuru burada değil, Troçki'yi Lenin ve Bolşevizm'e karşı konumlandırmada yatmaktadır. Bu, 1923-1924 yıllarında Sol Muhalefet'e karşı mücadelede icat edilen (Grigori Zinovyev'in daha sonra itiraf ettiği gibi) Stalinist tarih yazımı geleneğine uygundur. Krassó, Troçki'nin somut eylemlerini tarihsel bağlamından soyutlayarak, 1902-1917 döneminde kararsız, tutarsız ve etkisiz bir Troçki portresi çizmeye çalışır, böylece Troçki'nin Marksizm tarzını itibarsızlaştırmak ister. Böylece bize Troçki'nin Lenin ile işbirliği yaptığı, Lenin'e karşı çıktığı, Pavel Axelrod'u övdüğü ve hepsinden önemlisi "Troçki'nin geleneksel kategorileri ve bunlara eşlik eden önyargıları kabul ettiği" gösteriliyor ve böylece onun konumu "işçi sınıfının örgütlü safları dışındaki bir züppe (franc-tireur)" konumuna indirgeniyor. Bu tür bir analizin boşluğu, benzer şekilde uygulandığında Lenin'de de ortaya çıkabilir: önce Peter Struve (neredeyse kendisini hiç gizlemeyen bir burjuva liberali) ile işbirliği yapan, sonra Julius Martov ile çalışan, ardından tanrı arayışında olanların ve aşırı solcuların başını çektiği bir partiyi yöneten, Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesine kadar merkezci Karl Kautsky'ye inanan, Rus Devrimi'ne ilişkin tamamen Menşevik bir teoriyi kabul eden ve partisini neredeyse çok geç olana kadar bu teoriyle besleyen, sonra 180 derecelik bir dönüş yapıp Troçki'nin safına geçen... ve hepsinden önemlisi, kurduğu partinin önemini tamamen kavrayamayan, sadece Alman sosyal demokratlarını Rusya’nın koşullarına uyarladığını düşünen bir adam. (Krassó'nun "Lenin'in temel tezi" olarak adlandırdığı şey, sonuçta Kautsky'den aynen alıntılanmış bir cümledir[8]).

Mesele şu ki, her iki durumda da bu prosedür tamamen gayri meşrudur. Lenin ve Troçki, devrim sürecinin tamamında bir araya gelen iki farklı liderlik tarzını temsil ediyorlardı. Her ikisi de kendi tarzlarına uygun hatalar yaptılar (örneğin Lenin, Ne Yapmalı? kitabının genelleştirilebilirliğinden fazla etkilenmemiş ve iyi bir önsöz eklenmedikçe yabancı partiler için çevrilmesine karşı uyarıda bulunmuştu; ayrıca fraksiyonunun ilk günlerde yaptığı "aptalca şeyleri" de belirtmişti).

Bu farklılıklar, 1923'ten itibaren Rus liderliği içinde ortaya çıkan farklılıklar üzerinde hiçbir etkiye sahip değildi. Bunun aksini iddia etmek, Marksist analizi en kaba biçimdeki idealist psikolojizmle değiştirmek anlamına gelir. Oysa Krassó tam olarak bunu yapıyor.

Bolşevik Partisi içindeki bölünmeler sadece kişisel açıdan anlaşılamaz. Zinovyev, Lev Kamenev ve Stalin'in muhalefetini eski Bolşeviklerin yeni gelenlere karşı muhalefeti olarak görmek, 1920'lerin parti mücadelelerinin en önemli boyutunu gözden kaçırmak demektir. Gerçek şu ki, bu mücadelelerde her iki tarafta da hem eski Bolşevikler hem de yeni gelenler vardı. Önemli olan, partideki ilk muhalefetlerin (İşçi Muhalefeti ve Dekabristler) çoğunlukla eski Bolşevikler tarafından yönetilmesi ve onlardan oluşmasıdır (örneğin, 1917'de Lenin'e çok yakın olan Alexandra Kollontay ve Alexander Şlyapnikov gibi). Sol Muhalefet'in ilk önemli belgesi olan 46'lar Platformu'nun imzacılarının çoğu, uzun süredir parti üyesi olan kişilerdi. Uzun vadede, 1917'nin önde gelen Bolşeviklerinin tamamı (taraf değiştiren Stalin ve Kollontay hariç), Stalin'in karşısında yer alacaklardı (bu Stalin'in infaz mangaları tarafından zorla yapılmış olsa bile).

Burada söz konusu olan, partinin yeni gelenlere karşı muhalefeti değildi (her ne kadar bu durum bazı parti üyelerinin tutumlarını etkilemiş olsa da), partinin içinde bulunduğu duruma verdiği tepkiydi. Krassó bunu tamamen görmezden geliyor. Rusya'da işçi sınıfının yok edilmesiyle (Isaac Deutscher'in The Prophet Unarmed adlı kitabında ayrıntılı olarak belgelenmiştir), Bolşevikler kendilerini tek başına iktidarda ve sosyal yapının bütünlüğünü korumak zorunda buldular. Bu durum, onları ulusal ve yerel düzeyde, işçi sınıfının ve sosyalizmin tarihsel çıkarlarına uyumlu olmaktan ziyade, (sosyalizm karşıtı) sınıf güçlerine acil yanıt niteliğinde politikalar uygulamaya zorladı (örneğin NEP ve Savaş Komünizmi). Bu süreçte hem Bolşevik Parti'nin kendisi (yabancı unsurlarla sulandırılmış) hem de bireysel Bolşevikler (giderek otoriter ve bürokratik tutumlara boyun eğen) dönüşüme uğradı. Partideki baskın liderliğe karşı çeşitli muhalefetler (Lenin'in son yazılarında ifade ettiği kendi muhalefeti de dahil) ancak bu iç çürüme sürecine ilişkin endişeleri dile getirme ve buna karşı koyacak toplumsal güçler üretecek politikalar formüle etme girişimleri olarak anlam kazanır. Partinin muhalefete karşı giderek daha acımasız bir şekilde davranması (İşçi Muhalefetine karşı neredeyse nazik davranışla, beş yıl sonra Birleşik Muhalefete karşı kaba zulüm arasında karşılaştırma yapın), yeni bürokratik, otoriter unsurların kendi konumlarını savunması olarak anlam kazanır.

Marksistler için, partilerin ve bireylerin siyasi faaliyetleri ancak çatışan toplumsal güçlerin çerçevesi içinde anlam kazanır. Krassó, Troçki'nin "siyasi" olanın farkında olmamasını eleştirir (Almanya ve Çin'deki yenilgileri yanlış siyasetin sonucu olarak gören birine yöneltilen tuhaf bir eleştiri). Ancak kendisi de siyasi eylem ile toplumsal güçler arasındaki karşılıklı ilişkiyi tamamen kavrayamıyor (bu, hem Stalinist hem de liberal tarih yazımının en kötü geleneklerinden biridir). Ona göre parti içindeki mücadele Troçki ile Stalin arasındaydı ve Troçki "hata üstüne hata yaptığı" için kaybetti. Bu nedenle Troçki, 1923-24'te açtığı ateşi Stalin'e değil, Zinovyev ve Kamenev'e yoğunlaştırdığı için suçlanıyor. Bu, gerçekliğin iki yönlü yanlış yorumlanmasını gösteriyor. Birincisi, bu dönemde Troçki'ye en şiddetli muhalefeti Zinovyev ve diğerleri göstermişlerdi (Stalin ise görünüşte biraz daha ılımlıydı), tersi değil. İkincisi, bu yorum, özellikle Zinovyev'in bu dönemde Stalin kadar bürokrasinin bir yöneticisi ve ürünü olduğu gerçeğini görmezden geliyor. Leningrad'daki yönetimi, Stalin'in başka yerlerdeki yönetimi kadar totaliter, acımasız ve sosyalist geleneğe aykırıydı. Ancak kendi bürokratik yapısı ile Stalin'in bürokratik yapısı arasında çatışma kaçınılmaz hale geldiğinde, daha sosyalist düşünce biçimlerine dönmeye başladı.

Genel olarak Krassó, Troçki'nin başarısızlığını parti düzeyinde örgütlenme yeteneğinden yoksun olmasına bağlamaya çalışır. Nitekim, "sağlam kurumsal veya siyasi temelleri olmayan, ancak çok sayıda kamusal jestlerle bir tehdit oluşturan Troçki, parti aygıtının ve onun en önde gelen temsilcisi Stalin'in tam da ihtiyaç duyduğu şeyi sağladı". Bu, onun devrim öncesi Bolşevik olmayan tutumuyla ilişkili olarak görülür. Ne kadar saçma bir düşünce. Bu görüş, muhalefetteki birçok önde gelen eski Bolşeviklerin varlığını görmezden gelmekle kalmaz (sadece Stalinist tarih yazımı onları önemsizleştirmiştir), aynı zamanda eski Bolşeviklerin özeti olan, yıllarca Lenin'in en yakın işbirlikçisi olan Zinovyev'in, daha güçlü bir temelden başlamasına rağmen, Stalin'e karşı örgütlenme konusunda Troçki kadar (hatta daha da fazla) yetersiz olduğunu da hesaba katmaz. Hem "Merkez Komitenin en yetenekli adamı" (Lenin) Troçki hem de partinin baş örgütleyicisi Zinovyev, Stalin ve parti aygıtı tarafından yenilgiye uğratıldı. Bunun nedeni Troçki'nin siyasete yaklaşımında yatmıyor. Aksine, siyasetin ancak toplumsal güçler üzerinde yürütülen bir tür operasyon olarak anlam ifade etmesinde yatıyor. Eğer bu güçler yeterince güçlü ise, hiçbir siyasi strateji onları değiştiremez — bunu inkar etmek, Troçki'nin değil, Krassó'nun kurbanı olduğu bir iradecilik anlayışının özüdür.

Ancak Krassó, gerçek toplumsal güçleri görmezden gelerek Bolşevik Parti'deki mücadelenin gerçekliğini yanlış yorumlamakla yetinmiyor. Ayrıca, mücadelede anti-sosyalist tarafta yer almayı haklı çıkarmak için gerçekleri çarpıtıyor.

Bunun mekanizması yine Stalinizm tarafından başlatılan tarihin yeniden yazılmasıdır. Bu kez çarpıtılması gereken “Sürekli Devrim Teorisi”dir. Stalinizmin orijinalinde olduğu gibi, “Tek Ülkede Sosyalizm”e karşı muhalefetin sorumlusu olarak bu teori gösterilmektedir. Stalinizmin orijinalinde olduğu gibi, Troçki’nin görüşü Lenin’in görüşüne karşıt olarak sunulmaktadır. Ancak bu, hem Lenin'i hem de Troçki'yi çarpıtarak mümkün olmaktadır. Lenin'in durumunda bu, Rusya'nın geri kalmışlığını, yurtdışından yardım alınması gerektiğini ve devrimin ancak dünya devriminin bir parçası olarak anlamlı olduğunu vurgulayan sayısız ifadesini görmezden gelerek yapılır. Bunun yerine, Rusya'yı dünya devriminin kalesi olarak korumak için sorunlara pragmatik bir yaklaşım sergilenmesi gerektiğini vurgulayan ifadeleri alıntılanır.

Troçki'ye gelince, aynı tek taraflı yaklaşım tersine çevriliyor; böylece bize Troçki’nin dünya devrimiyle ilgili kaygısı gösteriliyor, ancak Bolşeviklerin kalesini korumakla ilgili sayısız önerisi ve eylemi gösterilmiyor. Bu yapıldıktan sonra Lenin'i Troçki'ye karşıt olarak konumlandırmak kolaylaşıyor.

Ancak aslında, Krassó'nun (Stalin'i takip ederek) "Tek Ülkede Sosyalizm"in karşıtı olarak tanımladığı "Sürekli Devrim Teorisi", 1924 yılına kadar tüm Bolşevik doktrininin kabul gören bir parçasıydı (Stalin bile, Lenin and Leninism’in ilk baskısında bunu kabul eder). Bu, dünya pazarının felç edici etkisi ve izole bir sosyalist devleti savunmanın imkansızlığı hakkındaki "aşırı derecede belirsiz" iki argümana bağlı değildi. Bunlar, argümanın kendisinden ziyade argümandan çıkarılan sonuçlardır. Bu argüman, sosyalizm sadece belirli bir ekonomik düzenleme değil, insan potansiyelinin gerçekleştirilmesi, önceki üretim biçimlerinin ortaya çıkardığı üretici güçlerin serbest bırakılması olduğudur. Bu, hem üretici güçlerin hem de insan kültürünün belirli bir gelişimini gerektirir. Sadece bu durumda "çoğunluğun çıkarları için çoğunluğun devrimi" gerçekleşebilir. (Bütün bunlar Bolşevikler, Menşevikler ve Troçki arasında ortak bir zemindi.) Bolşevikler devrimi yaparken bunu reddetmediler, ancak kapitalizmin birleşik ve eşitsiz gelişiminin, dünya ölçeğinde sosyalizmi geliştirebilecek üretici güçlerin, öncelikle azgelişmiş ülkelerde mevcut toplumsal yapıyı yıkabileceği anlamına geldiğini görmeye başladılar. Ancak devrim, tam da dünya güçlerinin bir sonucu olduğu için, onlardan bağımsız olarak gelişemezdi. Ülke içerisindeki üretici güçlerin ve kültürün düşük gelişmişlik düzeyi nedeniyle yenilgiye uğrayacaktı. Lenin bunun çok iyi farkındaydı. Yoksa neden özellikle kültürün düşük seviyesinden sürekli yakınsın ki?

Acil politikalar açısından, "Tek Ülkede Sosyalizm" teorisine karşı olmak ya da desteklemek pek bir anlam ifade etmiyordu. Elbette, bu teorinin muhalifleri dünya devrimini beklemek istemiyorlardı. Krassó bu (Stalinist) iftirayı kabul ediyor gibi görünse de, muhalefetin acil ekonomik sorunlara odaklandığını göstererek bu iftiranın yanlışlığını ortaya koyuyor. Gerçekten de Stalin bu teoriyi ilk kez ortaya attığında, pasif davranan ve köylülerin "salyangoz hızıyla" sosyalizme geçmesini bekleyenler, bu teorinin savunucularıydı.

Teorinin anlamı ise oldukça farklıydı. Rusya'nın geri kalmışlığının ve devrimin dış yardım olmadan kendini savunabilmesi için gerekli olan "fedakarlıkların" gerçekçi bir değerlendirmesinin yerine, duruma ilişkin yanlış bir iyimserlik getiriyordu. Ulusal savunma için sanayiyi geliştirebilecek politikaların izole bir şekilde uygulanması durumunda, Rusya halkının, işçi sınıfının ve köylülerin ne kadar acı çekeceğini gizliyordu. Bu anlamda, bu teorinin işlevi tamamen ideolojik idi, gerçeği ortaya çıkarmak değil, gizlemekti.

Böyle bir teori, işçi sınıfının veya işçi sınıfını gerçekten temsil eden bir partinin teorisi olamazdı. Bunlar, izole bir Sovyetler Birliği'nin savunmasının kendilerine ne kadara mal olacağını (ve mal olduğunu) gizleyerek hiçbir şey kazanamazlardı. Rus işçi sınıfı ise gerçekliği açıkça kabul etmekle hiçbir şey kaybetmezdi. Aksine, yalnızca böyle bilimsel bir bakış açısının açabileceği yurtdışındaki olanaklardan her şeyi kazanabilirdi.

Ancak böyle bir teori, (Krassó'nun da kabul ettiği gibi) Stalin'in desteğinin belkemiğini oluşturan bürokratlar için mantıklıydı. Yurtdışındaki devrim, sadece onların iktidarını tehdit edecek istikrarsızlık koşulları yaratabilirdi. Bu, "Stalin'in Batı Avrupa proletaryasına karşı içgüdüsel güvensizliği" meselesi değildi (ve değildir). 1924'ten beri Rus liderliğinin tüm politikası, yabancı devrimci hareketleri kendi çıkarlarına tabi kılmaya ve herhangi bir gerçek halk hareketini sınırlamaya yöneliktir. 1920'lerde Çin'de, 1930'larda Almanya, Fransa ve İspanya'da, 1940'larda İtalya ve Yunanistan'da aynı genel politika geçerliydi. Moskova'nın ilham verdiği politikalar olmasaydı bu ülkelerde devrimin başarılı olup olmayacağını kesin olarak söyleyemeyiz. Ancak devrimin başarı şansının daha yüksek olacağına şüphe yoktur.

Krassó, "tarih Paris, Roma, Londra veya Moskova'da farklı zamanlar yaşadı" diye yazıyor. Bu bir gerçektir. Ancak Stalin'in bunu anladığını, Troçki'nin ise anlamadığını iddia etmeye devam ettiğinde, bir kez daha gerçek tarihi keyfi yorumlarla değiştiriyor. Türkiye'de izole edilmiş, güncel olmayan belgelere ve güvenilmez muhabirlere güvenen Troçki, Komintern'in tüm kaynaklarına sahip olan Stalin'den çok daha keskin bir kavrayışla Almanya'da neler olup bittiğini anlamıştı.

Krassó'nun "Tek Ülkede Sosyalizm" için ana argümanı, buna karşı öne sürülen argümanların gerçek olaylar tarafından "çürütüldüğü" yönünde görünüyor. Ama gerçekten öyle miydi? Rus devleti hayatta kaldı. Ancak bu süreçte, devrimin hangi zaferlerinin Rus işçi sınıfı ya da sosyalizme doğru giden dünya tarihi hareketi için kaldığını görmek zor. Bugün Rusya'da işçi Sovyetleri yok, işçilerin üretim üzerinde kontrolü yok ve dış politikada barış içinde bir arada yaşama politikası uluslararası emperyalizme yardımcı oluyor. Tanklar hem Doğu Avrupa'da hem de içerde işçileri yerlerinde tutmak için kullanılıyor.

Burada söz konusu olan sadece Troçki'nin tarihteki konumu değil, çok daha fazlasıdır. Bu, eski Stalinistlerin ve yeni bağnazların eleştirilerine rağmen, kendi kendine çözülebilir. Daha da önemlisi, son 40 yılın Marksist yorumudur. Bu dönem, işçi sınıfı hareketi için yenilgilerin arka arkaya geldiği bir dönem olmuştur. Bu yenilgiler, ancak Rus Devrimi'nde neler olduğunu anlamaya başladığımızda anlaşılabilir. Bu, 1920'lerde Sovyet liderliği içindeki mücadelelerin gerçek içeriğini incelemek anlamına gelir. Bu anlayış, ister 1930'larda Almanya'da ister 1960'larda Endonezya'da olsun, Stalinist pratiğin kesintisiz eleştirisiyle bağlantılı olmalıdır. Sosyalist teori burada hayati bir rol oynamaktadır. Ancak Krassó'nun gördüğü anlamda bir teori değil. O, "şiddetli kutuplaşmayı" "rasyonel tartışmaya" karşıt olarak konumlandırır. Onun teorisi, önceki neslin mücadelelerine kayıtsız bir küçümsemeyle bakan Minerva'nın Baykuşu'nun teorisidir. Bu, Marksist teori ve pratik arasındaki karşılıklı ilişkinin tamamen tersine çevrilmesini içerir. Gerçekliği ancak onu tamamen değiştirmeye çalışırken kavrayabiliriz. Gerçek şu ki, Stalin ile Sol Muhalefet arasındaki mücadelede, bir taraf argümanlarında rasyoneldi, diğer taraf değildi. Bir taraf, ne kadar etkisiz olsa da (ve bu, muhaliflerin ezici kaynakları, en yetenekli liderlerinin hepsini tasfiye etme becerileri ve dünya sosyalist hareketinin yenilgi üstüne yenilgi aldığı genel bağlam göz önüne alındığında, pek de kendi hatası değildi), böyle bir değişim için mücadele ediyordu, diğer taraf ise buna karşı mücadele ediyordu. Troçki hatalar yaptı (Lenin ve Marx da yaptı). Aslında mücadele ettiği şey göz önüne alındığında, tarihi çarpıtmadı, çarpıtamazdı da. Parti aygıtı içinde tek tip bir çizgi hakimken, muhalefet içinde Bolşeviklerin bilimsel tartışma geleneği devam etti.

Burada mesele Troçki'ye karşı "büyülü bir tutum" meselesi değildir. Aksine Stalinizm eleştirisi hâlâ merkezi bir öneme sahip olması meselesidir.

NLR’nin 44. sayısının başyazısında yazıldığı gibi, "son birkaç yılda silahlı karşı devrimin zafer kazanmadığı önemli bir komünist olmayan bölge yok" ise, bu kısmen Stalin'in mirasının devam etmesinin bir sonucudur. Endonezya ve Irak'ta komünistlerin katledilmesi, Troçki'nin 40 yıl önce Çin'deki Stalinist uygulamalara yönelik eleştirisinin geçerliliğini kanıtlamıştır. Vietnam'da bile, kitlelerin 1945 ve 1954'te Moskova'nın ilham verdiği politikaların (ki bu politikalar, tesadüfen, Vietnam'daki önemli Troçkist liderlerin öldürülmesinin ardından uygulamaya konulmuştu) bedelini hâlâ kanlarıyla ödediği söylenebilir. The Revolution Betrayed (The Renegade Kautsky gibi) "demagojik bir başlık" olabilir[9], ancak Irak veya Endonezya hapishanelerindeki mahkumların, hatta Vorkuta'dan sağ kurtulan az sayıdaki kişinin duygularıyla yakından örtüşmektedir. Bu tür yenilgiler, ancak devrimci, bilimsel, Marksist analize dayanan yeni bir devrimci hareket ortaya çıktığında sona erecektir. Bu hareket, şimdiye kadarki en başarılı işçi sınıfı devriminden ve küresel karşı-devrim döneminde bu gelenekleri ileriye taşıyacak tek örgütlü güçten, yani Sol Muhalefet'ten ders almalıdır. Krassó gibi bunu görmeyenler, gelecekteki yenilgilerin ideolojik hazırlığına katkıda bulunmaktan başka bir şey yapmıyorlar.

Kaynakça

Ali, Tariq, 1987, Street Fighting Years: An Autobiography of the Sixties (Collins).

Harman, Chris, 1967, “Russia: How the Revolution was Lost”, International Socialism 30 (İlk seri, sonbahar), https://www.marxists.org/archive/harman/1967/xx/revlost.htm

Krassó, Nicolas, 1967, “Trotsky’s Marxism”, New Left Review, I/44 (Temmuz-Ağustos), https://newleftreview.org/I/44/nicolas-krasso-trotsky-s-marxism

Krassó, Nicolas (ed), 1972, Trotsky: The Great Debate Renewed (The New Critics Press).

Krassó, Nicolas, 1984, “Hungary 1956: A Participant’s Account”, in Tariq Ali (ed), The Stalinist Legacy: Its Impact on Twentieth-Century World Politics (Penguin).

 



[1] Krassó, 1967.

[2] Krassó, 1984.

[3] Krassó, 1967, s. 72 ve 85.

[4] Tariq Ali'nin, Ekim 1967'de Anderson'ın da dahil olduğu, Bolivya ordusu ve CIA ajanlarının elinde Che Guevara'nın uğradığı aynı kaderi Régis Debray'ın da paylaşmasını önlemek için La Paz'da bir heyetin üyesi oldukları sırada Stalinizm ve Maoizm üzerine yapılan tartışmaların anlatımına bakınız — Ali, 1987, bölüm 6.

[5] Bu yazılardan çoğu (garip bir şekilde Deutscher’inki hariç) Amerika Birleşik Devletleri’nde kitap olarak yeniden yayımlandı — Krassó, 1972.

[6] John Rudge'ın Harman'ın metnine yazdığı daha ayrıntılı giriş yazısı http://isj.org.uk/rudge-intro-trotsky adresinde bulunabilir.

[7] Harman, 1967.

[8] Krassó şuna atıfta bulunur: "Lenin'in temel tezi, sosyalizmin bir teori olarak işçi sınıfına dışarıdan, devrimci entelijansiyayı da içeren bir parti aracılığıyla getirilmesi gerektiği yönündeydi"(Krassó, 1967, s. 66). Krassó, Troçki'nin Menşevikler ve Bolşevikler arasındaki bölünmeden kısa bir süre sonra yazdığı 1904 tarihli "Our Political Tasks" adlı eserinde Lenin'in tutumunu başlangıçta "ikamecilik" olarak eleştirdiğini belirtir.

[9] Krassó, Troçki'nin 1937 tarihli bu kitabını "yayımlandığı demagojik başlığın gösterdiğinden daha ciddi" olarak nitelendiriyor. (Krassó, 1967, s. 85).

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

(Çeviri) Balkan Savaşı - Amadeo Bordiga

Çevirenin Notu: İtalyan Marksist Amadeo Bordiga’nın bu yazısı ilk olarak Sosyalist Gençlik Federasyonu'nun sol kanadının yayını olan “L...