6 Ocak 2026 Salı

(Çeviri) Troçki'nin Marksizmi Üzerine Eleştirel Notlar - Paul Costello

Çevirenin Notu: Nicolas Krassó’nun New Left Review’in Temmuz-Ağustos 1967 tarihli 44. sayısında yayımlanan “Troçki’nin Marksizmi” adlı makalesi birçok tartışmaya yol açmıştı. Paul Costello da Theoretical Review dergisinin Eylül-Ekim 1980 tarihli 18. sayısına yazdığı makaleyle bu tartışmaya katkı sunmuştur. Paul Costello, Theoretical Review dergisinin (1977-1983) editörlüğünü yaptığı sürede Paul Saba’nın kullandığı mahlastır. Paul Saba, ABD’nin Arizona eyaletindeki Tucson kentinde yaşayan komünist bir militandır. Kendisi ayrıca Encyclopedia of Anti-Revisionism Online sitesinin kurucusu ve editörüdür.

1937'de Joseph Stalin, Troçkist hareket hakkında şu yargıya varmıştı:

Günümüz Troçkizmi, işçi sınıfında bir siyasi akım değil, ilkesiz, fikirsiz yıkıcılar, sabotajcılar, istihbarat ajanları, casuslar, katiller, işçi sınıfının yeminli düşmanlarından ve yabancı devletlerin istihbarat servislerinin maaşlı elemanlarından oluşan bir çetedir.[1]

Başka bir deyişle, komünistler artık Troçkist harekete siyasi bir sapma olarak teorik-siyasi mücadele yoluyla yanıt vermek zorunda değillerdi; Troçkizmle başa çıkmak artık devlet aygıtının, polisin ve mahkemelerin göreviydi.

Dahası, Troçkizm artık işçi sınıfı hareketi içinde siyasi bir sapmayı temsil etmediğinden, Lenin'in sapmalar ve hatalarla gerçekten mücadele etmek için ısrarla vurguladığı şekilde ele alınması gerekmiyordu. Lenin'in, bir sapmayı anlamak ve onunla doğru bir şekilde mücadele etmek için sapmanın teorik ve politik kaynağını eleştirel bir şekilde incelemeyi gerektiren yöntemi, sorun Marksizm-Leninizm'den bir sapma değil de yabancı casusluk olduğunda tamamen gereksizdir.

Louis Althusser, hareketimizin şu anda içinden geçtiği "Marksizm krizi"nin 1930'larda ortaya çıkmaya başladığını savunmuştur. O yıllarda, Stalin grubunun önde gelen çizgisinin bu krizi kışkırtmakla kalmayıp, aynı zamanda krizin patlak vermesini de engellediğini yazmıştır.[2] Hepimizin bildiği gibi, patlama ancak Stalin'in ölümünden sonra, 1956'da, Kruşçev'in Sovyetler Birliği Komünist Partisi 20. Kongresi'ndeki konuşmaları, Sovyetlerin Macaristan'a müdahalesi ve bunların ardından gelen olaylarla gerçekleşti.

Troçkizmin ele alınış biçimi, Althusser'in tezini mükemmel bir örneğidir. Stalin döneminde, halk arasındaki çelişkilerin ve parti içi mücadelenin doğru bir şekilde ele alınmasının yerine, devletin baskıcı aygıtının sınırsız kullanımı, Marksizmin krizine güçlü bir şekilde katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda, Stalin'in bu süreci ideolojik olarak gerekçelendirmesi, krizin patlak vermesini engellemiştir. Çünkü Troçkizm ve "ortodoks" (Stalinist) Marksizmin tüm muhalifleri artık siyasi kategorilerle değil, hukuki kategorilerle mahkûm ediliyor ve yabancı emperyalizm için çalışan suçlu unsurlar olarak nitelendiriliyordu.

Herhangi bir siyasi mücadelede, kişi kendi siyasi çizgisini ve bunun teorik temellerini, bir dizi konuda rakiplerinin çizgisine karşı koyar. Doğal olarak, böyle bir süreç, kişinin rakiplerinin görüşlerini ve kaçınılmaz olarak kendi görüşlerini de eleştirel bir şekilde incelemesini gerektirir. Stalin' in Troçkizmin "suçlu" doğasını keşfetmesi sayesinde, komünistler artık Troçkizmi siyasi olarak ele almak zorunda kalmadılar; onun görüşlerini veya teorik öncüllerini incelemek zorunda kalmadılar. Aynı zamanda, "ortodoks" Marksizmin siyasi çizgisini veya teorik öncüllerini çok yakından incelemek de gerekmiyordu; onun "Marksizmin evrensel ilkelerini" somutlaştırdığını ve doğru olduğunu bilmek yeterliydi.

1930'ların sonlarında Stalin grubu, komünist hareket içindeki "sol"dan (Troçkistler) "sağ"a (Buharinciler) kadar tüm muhalif görüşlerin savunucularının "burjuvazinin ajanlarından" başka bir şey olmadıklarını savunuyordu. Böylece "ortodoks" Marksizm'i bu görüşlere karşı herhangi bir siyasi mücadele gerekliliğinden kurtararak, komünist kadroları tüm muhalif Marksist pozisyonlardan izole etti. Aynı zamanda, "ortodoks" Marksizm'in kendi tarihinin, siyasi çizgilerinin ve teorik temellerinin eleştirel bir incelemesini gereksiz hale getirdi. Tek tip bir komünist hareketin yekpare birliği içinde, resmi ideoloji sorgusuz sualsiz kabul edilen "vahiy edilmiş gerçek" görünümünü aldı. İşte bu yüzden "Marksizmin krizi" ortaya çıktı.

Bu nedenle, "Marksizm krizi"nin sadece siyasi bir kriz olduğunu, teorik bir kriz olmadığını söylemek saçmalıktır. Komünist harekette teori ve siyasi pratik arasındaki ayrılmaz, diyalektik bağlantı göz önüne alındığında, Stalin grubunun temsil ettiği gibi ciddi bir siyasi sapma, teoride her zaman belirleyici etkiler yaratır. 1920'lerde Bolşevik Parti içindeki muhalifleriyle başa çıkmada Stalin grubunun siyasi pratiğinin, Stalinist "monolitik parti" teorisini ortaya çıkardığını kim inkar edebilir? Aynı şekilde, 1930'larda Sovyetler Birliği'nde sosyalizmi inşa etme pratiği, Marksist teori içinde ekonomizmin güçlenmesine yol açmıştır.

Kısacası, "Marksizmin krizi" çok yönlü bir krizdir ve sadece siyasi çözümler ("hareketimizin genel çizgisinin düzeltilmesi") ve örgütsel çözümler ("komünist partinin yeniden inşası") değil, aynı zamanda teorik çözümler de gerektirmektedir.

Söylemeye gerek yok ki, Sovyet devlet aygıtı Sovyetler Birliği içindeki bir siyasi akım olarak Troçkizmi fiziksel olarak ortadan kaldırabilmiş olsa da, Stalin'in Troçkizm tanımını benimseyen dünya komünist hareketi, Troçkizmi uluslararası alanda asla yok edemedi. Tam tersine. Troçkizm, Marksizm-Leninizm'den belirli bir teorik-siyasi sapmayı, İkinci Enternasyonal'in ekonomizminin belirli bir varyantını temsil eder. Bu nedenle, Troçkizm'e yönelik etkili bir eleştiri ancak Marksist-Leninist problematiğin içinden üretilebilir.

Ancak, Theoretical Review, No.15'da[3] göstermeye çalıştığımız gibi, Stalinist Marksizm de Marksizm'den özgün ancak farklı bir teorik-siyasi sapmadır; İkinci Enternasyonal'in ekonomizminin özgün ancak farklı bir varyantıdır. "Ortodoks" Marksizmin Troçkizme etkili bir eleştiri getirememesinin temel nedeni, "ortodoks" Marksizmin Troçkizm eleştirisine Marksist olmayan öncüllerden yaklaşmasıdır.

Troçkizmin Eleştirisinin Evrimi

Bu durum her zaman böyle değildi. 1928-29'a kadar SSCB'deki Troçkizm eleştirisi, Stalin grubu ile Nikolay Buharin'e bağlı güçlerin ortak çabalarını temsil ediyordu. O dönemde polemikler az çok siyasi bir şekilde yürütülüyordu ve Troçki'nin görüşlerine yönelik bir dizi önemli eleştiri ortaya atılmıştı. Bu eleştirilerin en önemlileri, Lenin'in sosyalist geçiş dönemi anlayışı olan Yeni Ekonomi Politikası'nda (NEP) somutlaşan işçi-köylü ittifakını savunan pozisyonlardan yazılmıştı.

Stalin grubunun tam zaferi ve NEP'i terk etmeleriyle birlikte, Troçkizm eleştirisi giderek "ortodoks" (Stalinist) Marksizm çizgisini eleştirel olmayan bir şekilde savunan basit bir pozisyondan yazılmaya başlandı. Yani, siyasi bir sapmaya yönelik Leninist bir eleştiri olmaktan çıktı ve Sovyet partisinde ve Komünist Enternasyonal'de hakim olan çizgiyi savunmaya indirgendi, oysa bu çizgi Marksizm-Leninizm'den önemli bir sapmayı temsil ediyordu.

1930'larda, özellikle SSCB'deki Büyük Tasfiye Duruşmaları ve bu makalenin başında alıntılanan Stalin'in konuşmasından sonra, Troçkizm eleştirisi hakaret, küfür ve her türlü Troçkist suçun kanıtlarının uydurulmasına dönüştü. Bu tür tarihsel fantezilerin en iyi örneği Sayers ve Kahn'ın The Great Conspiracy adlı eseridir.[4] Carl Davidson'ın Left in Form, Right in Essence[5] gibi "ortodoks" bir bakış açısıyla Troçkizme yönelik daha yakın tarihli eleştiriler, 1930'ların en kötü aşırılıklarından kaçınmayı başarmış olsa da, yine de tamamen savunmacı bir tutum sergilemektedir.

Troçki'nin düşüncesini veya çağdaş Troçkist hareketi her yönüyle ele almak bu makalenin kapsamı dışındadır. Böyle bir görev önemlidir, çünkü Troçkizm hiçbir ülkenin devrimci hareketinde baskın bir güç olmasa da, bugün dikkate alınması gereken bir siyasi hareket ve entelektüel akımdır. Böyle kapsamlı bir incelemenin başlangıcı, bir dizi eserde bulunabilir. Bunların en önemlileri, Nicholas Krasso'nun New Left Review'da yayımlanan "Troçki'nin Marksizmi" ve "Ernest Mandel'e Yanıt" adlı makaleleri;[6] Kostas Mavrakis'in On Trotskyism: Problems of Theory and History;[7] ve Geoff Hodgson'ın Trotsky and Fatalistic Marxism adlı eserleridir.[8]

Burada, bu eserlerin ortaya koyduğu Marksizm-Leninizm ile Troçkizm arasındaki tüm tarihsel ve politik mücadeleleri ve ayrımları tekrarlayamayız. Bu kısa makalede, Theoretical Review No. 15'te "ortodoks" Marksizm'in kendisini eleştirel bir şekilde incelememizin devamı olarak, Troçki'nin teorik sorunlarının bazı unsurlarını aydınlatmaya çalışıyoruz.

Hareketimizdeki bazıları için, "ortodoks" Marksizmin 1920'lerde ve 1930'larda Troçkizm ile bir ayrım çizgisi çizmiş olması, bugün bu ayrımı yeniden teyit etmemiz için yeterlidir. Biz bu tür bir dogmatizmi reddediyoruz ve sonuç olarak "ortodoks" yoldaşlarımızdan "Troçkist avı" olarak adlandırılabilecek bir muameleye maruz kalıyoruz. Troçkist hareketin inanılmaz bir şekilde parçalanmasıyla, bugün solun karşı karşıya olduğu önemli meselelerin her tarafında Troçkistler bulmak mümkündür. Sadece bir örnek vermek gerekirse, Sovyetlerin Afganistan'a müdahalesini destekleyen Troçkistler olduğu gibi, buna koşulsuz olarak karşı çıkanlar da vardır. Bu nedenle, bir rakibin görüşlerini, ona katılacak Troçkistler olduğu için "Troçkist" olarak nitelemek, sadece anlamsız olmakla kalmaz, aynı zamanda siyasi olarak da dürüst değildir.

Eğer Troçkizmle bir ayrım çizgisi çizilmesi gerekiyorsa, ki bizce bu gereklidir, bunun nedeni Troçkizmin 1956 öncesi Marksizmin "tarihsel bir ayrım çizgisi" olması değildir. Bunun nedeni, Troçkizmin teorik sorunları ve siyasi yöneliminin, günümüzde devrimci Marksizm-Leninizmin yeniden canlanmasının temelini oluşturamamasıdır.

Ekonomizm: İkinci Enternasyonal ve Troçki

1914 yılı, dünya Marksist hareketinin tarihinde belirleyici bir dönüm noktasıydı. O yıl, Sosyal Demokrat Partilerin çoğu, emperyalist savaşta kendi burjuvazilerinin çabalarını destekledi. Savaşa karşı çıkmak, siyasi bir ayrım çizgisi haline geldi: Bir tarafta sosyal şovenistler, diğer tarafta savaşın devrimci muhalifleri.

Ancak bu ayrım çizgisini çizmek tek başına yeterli değildi. Bu, savaş biter bitmez netleşti. Savaşa karşı çıkmak devrimci Marksistleri, anarko-sendikalist sosyal demokratları, konsey komünistlerini ve "sol" sosyal demokratları bir araya getirmiş olsa da, onların muhalefetinin kaynağı, ortaya çıkan komünist hareketin doğası ve görevleri konusundaki farklı teorik anlayışlardı. Savaşın sona ermesiyle birlikte, farklılıkları onları farklı yönlere çekmeye başladı. Bazıları İkinci Enternasyonal'e geri döndü, bazıları Komünist Enternasyonal'e katıldı, bazıları ise "İki Buçuk Enternasyonal" adlı orta yolcu bir pozisyon aradı. Bazıları da çeşitli ülkelerde aşırı sol gruplar kurdular ve bunlar Lenin'in "Sol Komünizm - Çocukluk Hastalığı" adlı eserinde ele aldığı gruplardı.

Komünist hareketin ihtiyacı olan şey, siyasi çalışmalar için mutlak bir ön koşul olan siyasi çizgilerin belirlenmesinden daha fazlasıydı. Aynı zamanda, savaş sırasında İkinci Enternasyonal'in çöküşüne yol açan sapmaların teorik ve siyasi kaynaklarının derinlemesine analizi ve bu sapmaları mümkün kılan hataların düzeltilmesi gerekiyordu. Althusser'in açıkladığı gibi:

Bir şeyi doğru anlamak ve böylece gerçekten düzeltebilmek için, onun kökenine inmeli, hatanın nedenlerini analiz etmelisiniz: bunu yapmazsanız, en uygun koşullarda bile hatayı sadece kısmen ve üstünkörü düzeltebilirsiniz.[9]

İkinci Enternasyonal'in hatalarının kökenini inceleme süreci, 1914'ten sonra Lenin, Gramsci ve Rosa Luxemburg dahil olmak üzere birçok devrimci Marksist tarafından üstlenildi. Bugün bu hataların ana kaynağını teorik ekonomizm olarak nitelendirebiliriz. Ekonomizm, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkiyi sınıf çelişkisinin (sınıf mücadelesi) önüne koyar ve tarihin itici gücü olarak sınıf mücadelesinden ziyade üretici güçleri belirler. Kapitalist krizleri ekonomik, siyasi ve ideolojik düzeylerdeki sınıf çelişkileri açısından değil, kapitalizmin üretici güçleri geliştirememesi açısından tanımlar.

Böylece, 1914'te devrimciler savaşa karşı aldıkları tutumla yargılanırken, uzun vadede asıl sınav, Marksist hareketin bu krizine yol açan teorik-siyasi öncüllerden (ekonomizm) kopup kopmadıkları olacaktı.

Troçki, en başından beri dünya savaşına emperyalist bir savaş olarak karşı çıktı ve Sosyal Demokrat partilerin savaş yanlısı tutumlarını eleştirdi. Ancak, belirleyici bir ölçüt olarak, Troçki'nin İkinci Enternasyonal'in Marksizminin temeli olan ekonomizmden asla kopmadığı tartışmasız bir gerçektir. Savaşla ilgili ilk yazılı açıklaması (1914) bunu açıkça ortaya koymaktadır. "Mevcut savaşın temelinde," diye yazıyordu, "kapitalizm tarafından geliştirilen üretici güçlerin, sömürüldükleri ulus-devlet biçimine karşı ayaklanması yatmaktadır."[10]

Bunun sadece gençlik coşkusunun bir örneği olduğunu düşünmemek için, 1936'da yazdığı The Revolution Betrayed adlı kitabından başka bir alıntıya dikkat çekmek gerekir: "Marksizm, ilerlemenin temel kaynağı olarak tekniğin gelişiminden yola çıkar ve komünist programı üretici güçlerin dinamiği üzerine inşa eder."[11] Troçki, üretici güçler kavramına verdiği önemi başka hiçbir kavrama vermiyordu. Bu, sınıf mücadelesi kavramını tamamen terk ettiği anlamına gelmez, ancak onu ikinci plana ittiği anlamına gelir: sınıf mücadelesi, üretici güçlerin gelişimini engelleyen üretim ilişkilerini yıkmak için devreye girer.

1930'larda yazdığı bir yazıda Troçki, İkinci Enternasyonal'in kapitalist "çöküş" teorisinin kendi versiyonunu yinelerken bu ilişkiyi açıkça ortaya koyar:

Marx, kapitalizmin gelişiminin kaçınılmaz olarak sonuçlanacağı ekonomik çöküşten -ve bu çöküş gözlerimizin önünde gerçekleşiyor- üretim araçlarının toplumsallaştırılması dışında başka bir çıkış yolu olamayacağını öngörmüştü. Üretici güçlerin yeni bir örgütleyiciye ve yeni bir efendiye ihtiyacı vardı ve varoluş bilinci belirlediği için, Marx işçi sınıfının... durumu anlayacağından ve... zorunlu pratik sonuçlara varacağından şüphe duymuyordu.[12]

Troçki'nin "Çağa Dair Anlayışı"

Troçki'nin teorik problematikleri ışığında inceleyebileceğimiz çeşitli siyasi sorunlar vardır. Burada, günümüz için özellikle önem taşıyan iki konuya değinmeye karar verdik: kapitalist krizin doğası ve Troçki'nin SSCB'deki sosyalist inşanın sorunlarına ilişkin değerlendirmesi.

Theoretical Review, No. 15'te tartıştığımız gibi, Üçüncü Enternasyonal Marksizminin ekonomizmi, özellikle "kapitalizmin genel krizi" kavramında kendini göstermiştir. Troçki'nin de benzer bir kavramı vardı: "çağa dair anlayış", ve bu kavram onun devrimci süreci anlama biçimini derinden etkiledi. Nitekim Troçki için devrimin mümkünlüğü bile, bu "anlayışın" doğruluğunun bir yansımasından ibaretti. Devrim sürecindeki nesnel faktörleri yalnızca ekonomik faktörlere indirgemek ve siyasi ve ideolojik faktörleri önemsizleştirmek, ekonomizmin temel özelliklerinden biridir. İkinci Enternasyonal Marksizminde baskın olan bu ekonomizme karşı Lenin, siyasi mücadelenin göreceli özerkliğini defalarca vurguladı ve siyasi pratiğin ekonomik faktörler tarafından mutlak olarak belirlenmediğini ve sınıf mücadelesinin üretici güçlerin hizmetçisi rolüne indirgenemeyeceğini ısrarla savundu. Ancak 1930'lar boyunca bu anlayış, "ortodoks" Marksizmin kuramsal olarak İkinci Enternasyonal'in ekonomist sorunlarına geri dönmesi sürecinde kayboldu.

İkinci Enternasyonal'in bakış açısı gibi, Troçki'nin "çağa dair anlayışı” da kapitalizmin artık toplumun üretici güçlerini daha fazla geliştiremeyeceği öncülünden yola çıkıyordu. Troçki için bu, 1914'ten itibaren dünya kapitalizminin dalgalı da olsa istikrarlı bir ekonomik gerilemeye, savaşa ve devrimlere mahkum olduğu anlamına geliyordu. Troçki bu öncülden şu denklemleri çıkardı:

(1) Üretici güçlerin daha fazla gelişmesi, devrimin imkansızlığı anlamına gelir.

(2) Üretici güçlerin gelişiminin engellenmesi, devrim için gerekli temel koşuldur.

Troçki'nin Komünist Enternasyonal'in Üçüncü Kongresi'nde yaptığı konuşmadan kendi sözleriyle:

Üretici güçlerin daha fazla gelişmesi burjuva toplumu çerçevesinde düşünülebilir olsaydı, devrim genel olarak imkansız olurdu. Ancak burjuva toplumu çerçevesinde üretici güçlerin daha fazla gelişmesi düşünülemez olduğundan, devrimin temel öncülü sağlanmıştır.[13]

Troçki, "çağa dair anlayışın" her türlü devrimci perspektif ve strateji için vazgeçilemez olduğunu ve kapitalizmin bir şekilde sürdürülebilir bir büyüme dönemine girebileceği şeklindeki alternatif görüşlerin reformizme büyük bir taviz olduğunu her zaman vurgulamıştır. Çünkü kapitalizm gerileme dönemindeyse ve devrim gündemdeyse, önemli reform mücadeleleri sadece yararsız olmakla kalmayacak, aynı zamanda kitleleri devrim için gerekli hazırlıklardan uzaklaştıracaktır.

Lenin'in, sınıf güçlerinin dengesine dayalı olarak her konjonktürel durumun somut bir analizine duyduğu ısrar, reform ve devrim arasındaki ilişkiye dair anlayışı ve kapitalizm için "kesinlikle umutsuz bir durum diye bir şeyin olmadığı" yönündeki gözlemi[14], Troçki'nin problematik anlayışında yer almıyordu.

Troçki bunların yerine, üretici güçlerin ulus devletin onlara dayattığı zincirlerden kurtulma çabalarının tetiklediği, önceden tasarlanmış, tarih dışı, sürekli bir devrimci durum inşa etti. Üretici güçler kaçınılmaz olarak krizi tetikleyeceği gibi, proletaryayı da kendi adına harekete geçmeye zorlamalıdır. "İnsanlığın tarihsel krizi, devrimci liderliğin krizine indirgenir."[15] Başka bir deyişle, Troçkist liderliğin yokluğu, devrimci süreci engelleyen başlıca faktördü.

Sürekli devrim stratejisi, sürekli devrimci bir bakış açısıyla mükemmel bir şekilde örtüşür, çünkü aynı derecede tarih dışı ve zamansızdır, tüm somut toplumsal oluşumların ve ülkelerin üstündedir. Troçki'nin problematik yaklaşımı, nihai olarak deterministik ve kaderci olup, Marksizm-Leninizm'den çok mekanik materyalizmi ve ekonomik determinizmi temsil eder.

Troçki'nin "çağa dair anlayışı", 1930'ların muazzam sınıf mücadelelerine ilişkin analizi ve siyasi müdahalesi üzerinde derin etkiler yarattı. Gözlemlerinin zaman zaman keskin ve içgörülü olduğu inkar edilemez olsa da, genel olarak, bu dönemin dünya ölçeğinde temel bir kapitalist yeniden yapılanma dönemi olduğunu kavrayamadı. 1930'lar boyunca Troçki, sermayenin kendisini bunalımdan kurtarma yeteneğini hafife aldı, hatta inkar etti; böylece Keynesyen devlet müdahalesi ve Yeni Düzen'in temsil ettiği yeniden yapılanma sürecinin önemini yanlış anladı.

"Mevcut kriz, henüz tam anlamıyla sona ermiş olmaktan uzak olmakla birlikte, ‘Yeni Düzen’ politikalarının ekonomik çıkmazdan yeni bir çıkış yolu sunmadığını çoktan göstermiştir"[16]  diye yazan Troçki, İkinci Dünya Savaşı'nı izleyen uzun kapitalist genişleme dalgasını algılayamamıştı. Aslında, savaşın patlak vermesi, kapitalizmin yakın zamanda çökeceğine dair en kaderci öngörülerinden bazılarını kaleme almasına neden oldu. Londra Daily Herald muhabirinin kendisine gönderdiği sorulara yanıt olarak Troçki şunları yazdı: "Yeni dünya savaşının, dünya devrimini ve kapitalist sistemin çöküşünü kaçınılmaz olarak tetikleyeceğinden şüphe duymuyorum."[17] (vurgu bana ait, P.C.)

Savaş sonrası dönemde kapitalizmin canlılığıyla kanıtlandığı üzere, bu öngörünün gerçekleşmemesinin ve "çağa dair anlayışı"nın bariz yanlışlığının, ölümünden sonra Uluslararası Troçkizm'de bir krize yol açması şaşırtıcı mıdır?

Troçkizmin Krizi

Bu makalenin başında, 1956'da patlak veren "Marksizm krizi"nden ve bu krizin Stalin grubunun politikaları tarafından hem tetiklendiğinden hem de engellendiğinden bahsetmiştik. Ancak hareketimizdeki pek çok kişi, Troçki'nin kendi teorik ekonomizminden kaynaklanan Troçkizm krizinin de 1950'lerde patlak verdiğinin farkında değil.

Ortodoks Troçkizm, İkinci Dünya Savaşı boyunca, Troçki'nin savaş sonrası kapitalist çöküşün dünya devrimi ve kitle tabanlı komünist ve sosyal demokrat partilerin çöküşüyle birlikte gerçekleşeceği yönündeki öngörüsüne bağlı kaldı. Bununla birlikte, savaş sonrası dönemde ekonomik bir patlama yaşandı ve dünya komünist ve sosyal demokrat hareketleri, anti-faşist direniş mücadelelerine ve savaş sonrası yeniden yapılanmaya katılımlarının bir sonucu olarak güçlendiler. Troçkist "teori" ile pratik arasındaki uçurum giderek daha belirgin hale geldi.

Troçki, uzun vadeli kapitalist genişleme fikrinin kabul edilmesinin reformizme teslim olmak olduğunu her zaman ısrarla savunmuştu, bu nedenle Troçkistler bir ikilem içindeydiler: ya onun vizyonuna sadık kalıp gerçekliği görmezden geleceklerdi ya da gerçekliği kabul edip devrimci "çağın anlayışını" terk edeceklerdi. Birçok Troçkist için ikinci seçenek giderek daha çekici hale geldi. Geoff Hodgson'ın sözleriyle:

Troçki'nin kendi kavramları tarafından şekillendirilen Troçkistler, savaş sonrası refahın varlığının devrimci stratejiyi çürüttüğünü ve reformizmi doğruladığını düşünmeye başladılar. Hayal kırıklıkları, kendi devrimci politikalarına duydukları giderek artan ve içlerini kemiren şüphelerle bağlantılıydı. Reformların olanaklarını abartmaya ve entelektüel olarak reformizme teslim olmaya başladılar.[18]

Bu reformist eğilim, Dördüncü Enternasyonal'in sekreteri Michael Pablo (Raptis) tarafından yönetiliyordu. 1954'teki Dördüncü Dünya Kongresi'nde Dördüncü Enternasyonal, "reformist" ve "ortodoks" Troçkistler arasında bölündü. Otuz beş yıl ve sayısız bölünmeden sonra, Sosyalist İşçi Partisi ile Spartakist Lig'in politikalarının karşılaştırılmasıyla da açıkça görüldüğü gibi, bu ikilem hâlâ devam ediyor.

Ancak daha da önemlisi, Troçkizmin krizi, bir dizi Troçkist veya Troçkist etkisindeki entelektüeli kendi teorik miraslarını yeniden düşünmeye zorladı. Bu süreçte, bu militanların bir kısmı ekonomizmle mücadeleye ve Marksist teorinin yeniden canlanmasına katkıda bulundu. Perry Anderson, tarihsel materyalizm üzerine yaptığı çalışmada, "üretici güçler teorisi"nden açıkça kopmuştur. Ernest Mandel, Marksist ekonomi üzerine yazdığı yazılarında, özellikle Late Capitalism ve The Second Slump adlı eserlerinde, kapitalizmin uzun süreli genişleme dönemleri yaşayamayacağına dair Troçki'nin görüşünden kopmuştur. Mandel, günümüz dünya kapitalizmi üzerine yaptığı analizlerinde Rus iktisatçı Nikolai Kondratieff'in çalışmalarından yararlanmaktadır; oysa Troçki Kondratieff'in uzun dalgalar teorisine şiddetle karşı çıkmıştır.

Bugün Troçkist hareketin militanları, kendi hareketimizde karşılaştığımız sorunlara benzer sorunlarla karşı karşıyadırlar: Troçkist biçimiyle teorik ekonomizm, dogmatizm ve revizyonizmle kopuşu somut olarak nasıl genişletip derinleştirebiliriz ve böylece devrimci Marksizmin yeniden doğuşuna olumlu bir katkı sağlayabiliriz? Bu tür bir çalışmanın yapılması gereken alanlardan biri, çağdaş Sovyetler Birliği'nin doğası meselesidir.

Troçki ve Sovyet Sosyalizminin Eleştirisi

Troçki'nin Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne yönelik eleştirisi, kapitalist kriz anlayışı gibi, onun teorik sorunlarının organik bir ifadesiydi. Troçki'nin "tek ülkede sosyalizm" teorisine karşı koyduğu sürekli devrim teorisinin, sosyalist inşanın tek bir ülkede değil, ancak dünya ölçeğinde başarıyla gerçekleştirilebileceğini savunduğu genel olarak bilinmektedir. Daha az bilinen ise, Troçki'nin bu sonuca varmasına neden olan Rus toplumundaki iç faktörlere ilişkin tartışmasıdır.

Troçki, "Marksizm... komünist programı üretici güçlerin dinamikleri üzerine inşa eder"[19] diye ısrar ettiğinde, Stalin grubunun çizgisi ve pratiğine yönelik eleştirisini de aynı temele dayandırmaktan çekinmiyordu. Üretici güçlerin tıkanması, onun kapitalist kriz anlayışının merkezinde yer alıyorsa, Rusya'daki üretici güçlerin azgelişmişliği de "ihanete uğrayan devrim" eleştirisinin temelini oluşturuyordu.

Troçki için gerçek bir sosyalist toplum, kapitalizm altında elde edilebilecek olandan daha yüksek bir üretim gücü, teknoloji ("teknik") ve emek verimliliğinin gelişimi ile karakterize edilen bir toplumdu. Troçki, doğru bir siyasi çizgi ve kitlelerle organik bağlar yerine, bu ekonomik temelin gücünü hem sosyalist gelişimin hem de güçlü bir sosyalist devletin temeli olarak tanımladı. Troçki'nin SSCB hakkındaki başlıca eseri olan The Revolution Betrayed (1936) adlı kitabından alınan bu alıntıda, siyasi pratiğin ekonomik alana indirgenmesi, sınıf mücadelesinin ortadan kaldırılması ve mekanik determinizm bir araya getirilmiştir:

Rejimlerin gücü ve istikrarı, uzun vadede işgücünün göreceli üretkenliği tarafından belirlenir. Kapitalizmden daha üstün bir tekniğe sahip olan bir sosyalist ekonomi, sosyalist gelişimi açısından, tabiri caizse, otomatik olarak garanti altına alınmış olur...[20]

Bir an için konudan sapmak gerekirse, üretici güçler belirli bir gelişme düzeyine ulaştığında sosyalizmin otomatik olarak gelişeceği fikri tanıdık gelmelidir. Bu fikir, Stalin grubu, Kruşçev ve diğerlerinin "sosyalizmin maddi temelini atmak" hakkındaki formülasyonlarından veya Çin'in şu anki "Dört Modernleşme" kampanyasına eşlik eden ideolojik formülasyonlardan neredeyse ayırt edilemez. Bunların hepsi teorik ekonomizmin ideolojik ifadeleridir.

Troçki'nin Stalin grubunun çizgisine ve pratiğine yönelik eleştirisi, bu ekonomist bakış açısından kaynaklanıyordu. Onun gözünde, Stalin grubunun Sovyet partisi ve devletinde kazandığı zafer, Rus ekonomisinin geri kalmışlığının en mükemmel siyasi ifadesiydi: varlık bilinci belirler ve ekonomik kıtlık, Stalinist bürokrasinin hakim olduğu çarpık bir işçi devletine yol açar. Troçki'nin kendi sözleriyle:

Bürokratik yönetimin temeli, toplumun tüketim malları açısından yoksulluğu ve bunun sonucunda herkesin herkesle mücadele etmesidir. Bir mağazada yeterince mal varsa, alıcılar istedikleri zaman gelebilirler. Mal az olduğunda, alıcılar kuyruğa girmek zorunda kalırlar. Kuyruklar çok uzun olduğunda, düzeni sağlamak için bir polis memuru görevlendirilmesi gerekir. Sovyet bürokrasisinin iktidarının başlangıç noktası budur.[21]

Bu alıntı önemlidir, çünkü Troçki burada sadece siyasi boyutu ekonominin basit bir yansımasına indirgemekle kalmaz, ekonomiyi de dolaşım alanına indirger. Yazılarında, üretim tarzının bütünselliği ve bu bütünsellik içinde üretici güçlerden daha öncelikli olan üretim ilişkileri anlayışı neredeyse hiç yer almaz. Kapitalizmden komünizme geçişte siyasetin ve siyasi çizginin belirleyici rolünün tanınması da aynı şekilde yoktur. Kısacası, Troçki'nin, kapitalist çöküş kavramında olduğu gibi, onun teorik çerçevesi Sovyet toplumsal oluşumunun analizine yeniden canlanmış bir Marksizm-Leninizm getirme görevini yerine getirme için tamamen yetersizdir.

Troçkizm ve Stalinci Sapma

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki anti-revizyonist komünistler, Stalin'i ve onun tarihsel katkılarını savunurken gösterdikleri aynı coşku ve gayretle, Troçkizme karşı olduklarını her zaman açıkça belirtmişlerdir. Anti-revizyonist, anti-"sol" oportünist eğilimin önder güçleri de şimdi bize, Troçkizme muhalefetin, Stalin döneminin "esas olarak doğru" çizgisini savunmanın aynı geleneksel bağlamında, hareketimizi tanımlayan "tarihsel bir sınır" olduğunu söylüyorlar.

Eğer bu geleneksel çerçeveye hapsolursak, aynı tepki kalıplarına da hapsoluruz. Uygun siyasi soruların bir listesi hazırlanabilir; bir tarafta "ortodoks" Marksizmin doğru çizgileri ve pratikleri, diğer tarafta Troçkizmin "karşı-devrimci özü"nün kanıtları gruplandırılabilir. Bu arada, "ortodoks" Troçkistler de benzer bir liste hazırlayarak, bunun yerine "Stalinist ihanetlerin karşı-devrimci doğasını" ortaya koyabilirler.

Marksizm-Leninizm'in bütünlüğünü basit bir siyasi sınır çizgileri listesine indirgemek çok kolaydır. Bu, örgütlerin hareketimizin teorisi ve tarihini zahmetli bir şekilde incelemek zorunda kalmadan kendilerini tanımlamalarına olanak tanır. Bu, kadrolarını olayları kendi başlarına düşünmek yerine, sadece çizgiyi savunmak için "eğitmelerine" olanak tanır. Sonuçta bu siyasi çizgi saplantısı, teorinin rolünü ortadan kaldırarak ("devrimci teori olmadan devrimci hareket olamaz") Marksist siyasetin devrimci karakterini tehdit eder.

Siyaset teoriyle doğru ilişkisine kavuştuğunda, işler daha net hale gelebilir. Stalinist Marksizm ve Troçkizmin bir dizi konuda birbirine zıt duruş sergilemesi, nihai olarak, daha temel bir şeyi paylaştıkları gerçeği kadar belirleyici değildir. Stalin'in sözleriyle, bunlar "zıt kutuplar değil, ikizlerdir", birbirini dışlayan iki pozisyon değil, aynı temanın iki varyasyonudur: teorik ekonomizm.

Taktiksel farklılıkları ne olursa olsun, Sovyetler Birliği'nin geleceği üzerine yürütülen siyasi mücadelede Stalin ve Troçki, NEP'te ifade edildiği gibi işçi-köylü ittifakına dayalı Leninist geçiş dönemi anlayışını reddettiler (ancak Stalin'in muhalefeti 1929'a kadar belirginleşmedi). Troçki, sürekli devrim teorisiyle, Rus koşulları altında geçiş döneminin özgüllüğünü kavramsallaştıramadı. Stalin'in tek taraflı, ağır sanayileşme ve zorla kolektifleştirme politikası, köylülükten "haraç" alınmasına ve kitlelerin yaşam standartlarının düşürülmesine dayanıyordu.[22]

Bu nedenle, Rus devrim sürecindeki belirleyici dönüm noktası, 1920'lerin ortalarında Troçki liderliğindeki güçlerin yenilgisi değil, 1928-29'da Buharin grubunun yenilgisiydi. Leninist programa sadık kalan tek grup onlardı. Onların yenilgisi, devrimin Leninist aşamasını sona erdirdi ve etkilerini bugün Afganistan, Polonya ve Çin'de çok net bir şekilde görebileceğimiz "Marksizmin krizi"ni başlattı.

Eğer bir liste yapılacaksa, bu liste Stalin ve Troçki arasındaki siyasi farklılıkların yanı sıra ortak noktalarını da içermelidir. Bu liste, Troçki'nin "Marksizm... komünist programı üretici güçlerin dinamikleri üzerine inşa eder" şeklindeki çizgisini, Stalin'in Dialectical and Historical Materialism adlı eserindeki "proletarya partisi programını hazırlarken... öncelikle üretimin gelişme yasalarından hareket etmelidir" ifadesinin yanına yerleştirilmelidir.[23] Aynı liste, Troçki'nin "ilerlemenin temel kaynağı olarak tekniğin gelişmesi" yönündeki ifadesini, Stalin'in "Teknik her şeyi belirler" sloganının yanına yerleştirecektir.

Bizim için bunlar basit ifade tesadüfleri değildir. Aksine, ortak bir teorik sorunun açık işaretleridir. Komünist hareketin geçmiş tarihini, kimin haklı kimin haksız olduğunu belirlemek için incelemiyoruz. Böyle bir çabanın temel amacı, bugünkü çalışmalarımız için doğru dersleri çıkarmaktır. Bunu, Stalin’in veya Troçki'nin mirasını savunmayı ve korumayı tarihsel görevleri olarak düşünenlere bırakıyoruz. Tarih, geleneğe bu körü körüne itaatin devrimci Marksizm-Leninizm'in yeniden doğuşuna henüz önemli bir katkı sağlamadığını göstermiştir.

Günümüzde Marksizm-Leninizmi ilerletme mücadelesi, Stalin'i savunarak Troçkizmi eleştirmek gibi verimsiz bir çerçevenin sınırları dışında başlamalıdır. Aslında, bu çerçeveden ve onun ikiz düşmanlarının ortak teorik sorunlarından koparak ilerlemelidir. Bu nedenle, hareketimizin geleceği için Louis Althusser, Charles Bettelheim ve onların takipçilerinin çalışmalarının benzersiz ve yeri doldurulamaz önemini her zaman vurgulamışızdır.

Onlar, her şeyden önce, "Marksizmin krizini" açıkça kabul etmiş ve bunun nedenlerini ve tezahürlerini derinlemesine incelemişlerdir. Aynı zamanda, bu sorunlarla uğraşırken Troçkizm veya Sosyal Demokrasi'ye düşme tehlikesinden kaçınmışlardır. Tüm çelişkilerine rağmen, çalışmaları, sadece Troçkizm ve Sosyal Demokrasi ile değil, aynı zamanda "ortodoks" Marksizm ve onun modern uzantılarının boş dogmatizmi ve revizyonizmi ile de net bir ayrım çizgisi içinde Marksist-Leninist teori ve siyasetin daha da gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

"Ortodoks" geleneğin klişeleri değil, ekonomizm, reformizm ve iradeciliğe yönelik titiz bir eleştiri, Sosyal Demokrasi ve Troçkizmle aralarındaki sınırları belirlemektedir. Aynı zamanda, ne bu görüşler ne de Euro-Komünizm veya "Marksist Hümanizm" gibi moda fikirler, "ortodoks" Marksizm ile aralarındaki sınırı belirlemektedir.

Althusser ve Bettelheim'ın önerdiği şey, Marksizm-Leninizmi anlama biçimimizde bir devrimden başka bir şey değildir. Onlar için Marksist-Leninist teori, klasiklerden daha fazlasıdır; Marx ve Lenin'in kendileri tarafından temelleri atılmış bir bilimdir. Onların deyimiyle, bizim görevimiz teorik ve siyasi köklerimize dönmek, Stalin döneminin verimsiz dogmatizmi tarafından uzun süredir bastırılmış ve terk edilmiş Marksizm-Leninizmin devrimci unsurlarını geri kazanmaktır. Bu devrimci unsurlarla ve Antonio Gramsci ve Mao Zedong gibi diğerlerinin sonraki katkılarıyla donanmış olarak, bilimi işler hale getirmeye başlayabilir, geçmişin zincirlerinden kurtulmuş yeni bir tür komünizmin siyasi çizgisini ve pratiğini üretebilir ve şekillendirebiliriz.

Althusser ve Bettelheim'ın, Troçkizm, Sosyal Demokrasi ve Stalinist Marksizm ile bu ayrım çizgilerinin kesiştiği noktada aldıkları pozisyon, son derece önemlidir. Bu pozisyon, sağlam bir Leninist temelden hareketle, kendi geleneğimiz olan Üçüncü Enternasyonal'in Marksizminin çelişkilerini açık ve dürüst bir şekilde sorgulamamızı sağlar. Çünkü bu gelenek, mevcut krizimizin kaynağıysa, aynı zamanda hareketimizin yeniden doğuşu için gerekli unsurları da içermektedir. Böyle bir yaklaşım olmadan, titiz bir teorik uygulama, açık bir eleştirel ruh ve kendi tarihsel geleneğimizi inceleme isteği olmadan, hataların gerçek anlamda düzeltilmesi ve Marksizm-Leninizm’in gerçek anlamda ilerlemesi mümkün değildir.

Kısa bir süre önce, grev yapan bir Polonyalı işçi şöyle demiştir: "Yıllar boyunca herkes 'Ne kadar kömür çıkarılıyor?', 'Ne kadar çelik üretiliyor? ' diye sordu, ama kimse bunun işçinin hayatı için ne anlama geldiğine bakmadı."[24] Sınıf mücadelesi, her şeyden çok, herhangi bir teorik makaleden çok, komünist hareket içinde ekonomizmin hegemonyasına son verilmesinin, devrimci Marksizm-Leninizm’in yeniden doğuşu için hayati bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir.


[1] Joseph Stalin, Mastering Bolshevism (New Century Pub., 1945), s. 12.

[2] Louis Althusser, "The Crisis of Marxism," Theoretical Review, No. 7.

[3] Paul Costello, "Leninist Politics and the Struggle Against Economism."

[4] Michael Sayers ve Albert E. Kahn, The Great Conspiracy (Boni & Gaer, 1947).

[5] Carl Davidson, Left in Form, Right in Essence (The Guardian, 1973).

[6] New Left Review, No. 44 (1967) ve No. 48 (1968).

[7] Kostas Mavrakis, On Trotskyism (RKP, 1976).

[8] Geoff Hodgson, Trotsky and Fatalistic Marxism (Spokesman, 1975).

[9] Althusser, "Lysenko: Unfinished History," Marxism Today (Şubat 1977), s. 54.

[10] The Age of Permanent Revolution: A Trotsky Anthology (Dell, 1964), s. 71.

[11] Leon Troçki, The Revolution Betrayed (Pathfinder, 1972), s. 45.

[12] The Age of Permanent Revolution, s. 224.

[13] Leon Trotsky, The First Five Years of the Communist International, 2 cilt (Monad, 1972), Cilt 2, s. 4.

[14] Lenin, Selected Works, Cilt 3, s. 399.

[15] Troçki, The Transitional Program for Socialist Revolution (Pathfinder, 1973), s. 73.

[16] a.g.e., s. 72-73.

[17] Hodgson, s. 34'te alıntılanmıştır.

[18] a.g.e., s. 42-43.

[19] The Revolution Betrayed, s. 45.

[20] a.g.e., s. 47-48.

[21] Aynı eser, s. 112.

[22] Bkz. Charles Bettelhiem, Class Struggles in the USSR. The Second Period: 1923-1930 (MR, 1978).

[23] Stalin, Problems of Leninism (FLPH, 1940), s. 608.

[24] Arizona Daily Star (John Darnton'un New York Times'ta yayımlanan haberinden alıntı), 27 Ağustos 1980.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

(Çeviri) Balkan Savaşı - Amadeo Bordiga

Çevirenin Notu: İtalyan Marksist Amadeo Bordiga’nın bu yazısı ilk olarak Sosyalist Gençlik Federasyonu'nun sol kanadının yayını olan “L...