Çevirenin Notu: Nicolas Krassó’nun New Left Review’in Temmuz-Ağustos 1967 tarihli 44. sayısında yayımlanan “Troçki’nin Marksizmi” adlı makalesi birçok tartışmaya yol açmıştı. Paul Costello da Theoretical Review dergisinin Eylül-Ekim 1980 tarihli 18. sayısına yazdığı makaleyle bu tartışmaya katkı sunmuştur. Paul Costello, Theoretical Review dergisinin (1977-1983) editörlüğünü yaptığı sürede Paul Saba’nın kullandığı mahlastır. Paul Saba, ABD’nin Arizona eyaletindeki Tucson kentinde yaşayan komünist bir militandır. Kendisi ayrıca Encyclopedia of Anti-Revisionism Online sitesinin kurucusu ve editörüdür.
1937'de
Joseph Stalin, Troçkist hareket hakkında şu yargıya varmıştı:
Günümüz
Troçkizmi, işçi sınıfında bir siyasi akım değil, ilkesiz, fikirsiz yıkıcılar,
sabotajcılar, istihbarat ajanları, casuslar, katiller, işçi sınıfının yeminli
düşmanlarından ve yabancı devletlerin istihbarat servislerinin maaşlı
elemanlarından oluşan bir çetedir.[1]
Başka bir
deyişle, komünistler artık Troçkist harekete siyasi bir sapma olarak
teorik-siyasi mücadele yoluyla yanıt vermek zorunda değillerdi;
Troçkizmle başa çıkmak artık devlet aygıtının, polisin ve mahkemelerin
göreviydi.
Dahası,
Troçkizm artık işçi sınıfı hareketi içinde siyasi bir sapmayı temsil
etmediğinden, Lenin'in sapmalar ve hatalarla gerçekten mücadele etmek için
ısrarla vurguladığı şekilde ele alınması gerekmiyordu. Lenin'in, bir sapmayı anlamak
ve onunla doğru bir şekilde mücadele etmek için sapmanın teorik ve politik
kaynağını eleştirel bir şekilde incelemeyi gerektiren yöntemi, sorun
Marksizm-Leninizm'den bir sapma değil de yabancı casusluk olduğunda tamamen
gereksizdir.
Louis
Althusser, hareketimizin şu anda içinden geçtiği "Marksizm krizi"nin
1930'larda ortaya çıkmaya başladığını savunmuştur. O yıllarda, Stalin grubunun
önde gelen çizgisinin bu krizi kışkırtmakla kalmayıp, aynı zamanda krizin
patlak vermesini de engellediğini yazmıştır.[2]
Hepimizin bildiği gibi, patlama ancak Stalin'in ölümünden sonra, 1956'da,
Kruşçev'in Sovyetler Birliği Komünist Partisi 20. Kongresi'ndeki konuşmaları,
Sovyetlerin Macaristan'a müdahalesi ve bunların ardından gelen olaylarla
gerçekleşti.
Troçkizmin
ele alınış biçimi, Althusser'in tezini mükemmel bir örneğidir. Stalin
döneminde, halk arasındaki çelişkilerin ve parti içi mücadelenin doğru bir
şekilde ele alınmasının yerine, devletin baskıcı aygıtının sınırsız kullanımı,
Marksizmin krizine güçlü bir şekilde katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda,
Stalin'in bu süreci ideolojik olarak gerekçelendirmesi, krizin patlak vermesini
engellemiştir. Çünkü Troçkizm ve "ortodoks" (Stalinist) Marksizmin
tüm muhalifleri artık siyasi kategorilerle değil, hukuki kategorilerle mahkûm
ediliyor ve yabancı emperyalizm için çalışan suçlu unsurlar olarak
nitelendiriliyordu.
Herhangi bir
siyasi mücadelede, kişi kendi siyasi çizgisini ve bunun teorik temellerini, bir
dizi konuda rakiplerinin çizgisine karşı koyar. Doğal olarak, böyle bir süreç,
kişinin rakiplerinin görüşlerini ve kaçınılmaz olarak kendi görüşlerini de
eleştirel bir şekilde incelemesini gerektirir. Stalin' in Troçkizmin
"suçlu" doğasını keşfetmesi sayesinde, komünistler artık Troçkizmi siyasi
olarak ele almak zorunda kalmadılar; onun görüşlerini veya teorik
öncüllerini incelemek zorunda kalmadılar. Aynı zamanda, "ortodoks"
Marksizmin siyasi çizgisini veya teorik öncüllerini çok yakından incelemek de
gerekmiyordu; onun "Marksizmin evrensel ilkelerini" somutlaştırdığını
ve doğru olduğunu bilmek yeterliydi.
1930'ların
sonlarında Stalin grubu, komünist hareket içindeki "sol"dan
(Troçkistler) "sağ"a (Buharinciler) kadar tüm muhalif görüşlerin
savunucularının "burjuvazinin ajanlarından" başka bir şey
olmadıklarını savunuyordu. Böylece "ortodoks" Marksizm'i bu görüşlere
karşı herhangi bir siyasi mücadele gerekliliğinden kurtararak, komünist
kadroları tüm muhalif Marksist pozisyonlardan izole etti. Aynı zamanda,
"ortodoks" Marksizm'in kendi tarihinin, siyasi çizgilerinin ve teorik
temellerinin eleştirel bir incelemesini gereksiz hale getirdi. Tek tip bir
komünist hareketin yekpare birliği içinde, resmi ideoloji sorgusuz sualsiz
kabul edilen "vahiy edilmiş gerçek" görünümünü aldı. İşte bu yüzden "Marksizmin
krizi" ortaya çıktı.
Bu nedenle,
"Marksizm krizi"nin sadece siyasi bir kriz olduğunu, teorik bir kriz
olmadığını söylemek saçmalıktır. Komünist harekette teori ve siyasi pratik
arasındaki ayrılmaz, diyalektik bağlantı göz önüne alındığında, Stalin grubunun
temsil ettiği gibi ciddi bir siyasi sapma, teoride her zaman belirleyici
etkiler yaratır. 1920'lerde Bolşevik Parti içindeki muhalifleriyle başa çıkmada
Stalin grubunun siyasi pratiğinin, Stalinist "monolitik parti"
teorisini ortaya çıkardığını kim inkar edebilir? Aynı şekilde, 1930'larda
Sovyetler Birliği'nde sosyalizmi inşa etme pratiği, Marksist teori içinde
ekonomizmin güçlenmesine yol açmıştır.
Kısacası,
"Marksizmin krizi" çok yönlü bir krizdir ve sadece siyasi çözümler
("hareketimizin genel çizgisinin düzeltilmesi") ve örgütsel çözümler
("komünist partinin yeniden inşası") değil, aynı zamanda teorik
çözümler de gerektirmektedir.
Söylemeye
gerek yok ki, Sovyet devlet aygıtı Sovyetler Birliği içindeki bir siyasi akım
olarak Troçkizmi fiziksel olarak ortadan kaldırabilmiş olsa da, Stalin'in
Troçkizm tanımını benimseyen dünya komünist hareketi, Troçkizmi uluslararası
alanda asla yok edemedi. Tam tersine. Troçkizm, Marksizm-Leninizm'den belirli
bir teorik-siyasi sapmayı, İkinci Enternasyonal'in ekonomizminin belirli bir
varyantını temsil eder. Bu nedenle, Troçkizm'e yönelik etkili bir eleştiri
ancak Marksist-Leninist problematiğin içinden üretilebilir.
Ancak, Theoretical
Review, No.15'da[3]
göstermeye çalıştığımız gibi, Stalinist Marksizm de Marksizm'den özgün ancak
farklı bir teorik-siyasi sapmadır; İkinci Enternasyonal'in ekonomizminin özgün ancak
farklı bir varyantıdır. "Ortodoks" Marksizmin Troçkizme etkili bir
eleştiri getirememesinin temel nedeni, "ortodoks" Marksizmin Troçkizm
eleştirisine Marksist olmayan öncüllerden yaklaşmasıdır.
Troçkizmin
Eleştirisinin Evrimi
Bu durum her
zaman böyle değildi. 1928-29'a kadar SSCB'deki Troçkizm eleştirisi, Stalin
grubu ile Nikolay Buharin'e bağlı güçlerin ortak çabalarını temsil ediyordu. O
dönemde polemikler az çok siyasi bir şekilde yürütülüyordu ve Troçki'nin
görüşlerine yönelik bir dizi önemli eleştiri ortaya atılmıştı. Bu eleştirilerin
en önemlileri, Lenin'in sosyalist geçiş dönemi anlayışı olan Yeni Ekonomi
Politikası'nda (NEP) somutlaşan işçi-köylü ittifakını savunan pozisyonlardan
yazılmıştı.
Stalin
grubunun tam zaferi ve NEP'i terk etmeleriyle birlikte, Troçkizm eleştirisi
giderek "ortodoks" (Stalinist) Marksizm çizgisini eleştirel olmayan
bir şekilde savunan basit bir pozisyondan yazılmaya başlandı. Yani, siyasi bir
sapmaya yönelik Leninist bir eleştiri olmaktan çıktı ve Sovyet partisinde ve
Komünist Enternasyonal'de hakim olan çizgiyi savunmaya indirgendi, oysa bu
çizgi Marksizm-Leninizm'den önemli bir sapmayı temsil ediyordu.
1930'larda,
özellikle SSCB'deki Büyük Tasfiye Duruşmaları ve bu makalenin başında
alıntılanan Stalin'in konuşmasından sonra, Troçkizm eleştirisi hakaret, küfür
ve her türlü Troçkist suçun kanıtlarının uydurulmasına dönüştü. Bu tür tarihsel
fantezilerin en iyi örneği Sayers ve Kahn'ın The Great Conspiracy adlı
eseridir.[4]
Carl Davidson'ın Left in Form, Right in Essence[5]
gibi "ortodoks" bir bakış açısıyla Troçkizme yönelik daha yakın
tarihli eleştiriler, 1930'ların en kötü aşırılıklarından kaçınmayı başarmış
olsa da, yine de tamamen savunmacı bir tutum sergilemektedir.
Troçki'nin
düşüncesini veya çağdaş Troçkist hareketi her yönüyle ele almak bu makalenin
kapsamı dışındadır. Böyle bir görev önemlidir, çünkü Troçkizm hiçbir ülkenin
devrimci hareketinde baskın bir güç olmasa da, bugün dikkate alınması gereken
bir siyasi hareket ve entelektüel akımdır. Böyle kapsamlı bir incelemenin başlangıcı,
bir dizi eserde bulunabilir. Bunların en önemlileri, Nicholas Krasso'nun New
Left Review'da yayımlanan "Troçki'nin Marksizmi" ve "Ernest
Mandel'e Yanıt" adlı makaleleri;[6]
Kostas Mavrakis'in On Trotskyism: Problems of Theory and History;[7] ve Geoff Hodgson'ın Trotsky
and Fatalistic Marxism
adlı eserleridir.[8]
Burada, bu
eserlerin ortaya koyduğu Marksizm-Leninizm ile Troçkizm arasındaki tüm tarihsel
ve politik mücadeleleri ve ayrımları tekrarlayamayız. Bu kısa makalede, Theoretical
Review No. 15'te "ortodoks"
Marksizm'in kendisini eleştirel bir şekilde incelememizin devamı olarak,
Troçki'nin teorik sorunlarının bazı unsurlarını aydınlatmaya çalışıyoruz.
Hareketimizdeki
bazıları için, "ortodoks" Marksizmin 1920'lerde ve 1930'larda
Troçkizm ile bir ayrım çizgisi çizmiş olması, bugün bu ayrımı yeniden teyit
etmemiz için yeterlidir. Biz bu tür bir dogmatizmi reddediyoruz ve sonuç olarak
"ortodoks" yoldaşlarımızdan "Troçkist avı" olarak
adlandırılabilecek bir muameleye maruz kalıyoruz. Troçkist hareketin inanılmaz
bir şekilde parçalanmasıyla, bugün solun karşı karşıya olduğu önemli
meselelerin her tarafında Troçkistler bulmak mümkündür. Sadece bir örnek vermek
gerekirse, Sovyetlerin Afganistan'a müdahalesini destekleyen Troçkistler olduğu
gibi, buna koşulsuz olarak karşı çıkanlar da vardır. Bu nedenle, bir rakibin
görüşlerini, ona katılacak Troçkistler olduğu için "Troçkist" olarak
nitelemek, sadece anlamsız olmakla kalmaz, aynı zamanda siyasi olarak da dürüst
değildir.
Eğer Troçkizmle
bir ayrım çizgisi çizilmesi gerekiyorsa, ki bizce bu gereklidir, bunun nedeni
Troçkizmin 1956 öncesi Marksizmin "tarihsel bir ayrım çizgisi" olması
değildir. Bunun nedeni, Troçkizmin teorik sorunları ve siyasi yöneliminin,
günümüzde devrimci Marksizm-Leninizmin yeniden canlanmasının temelini
oluşturamamasıdır.
Ekonomizm:
İkinci Enternasyonal ve Troçki
1914 yılı,
dünya Marksist hareketinin tarihinde belirleyici bir dönüm noktasıydı. O yıl,
Sosyal Demokrat Partilerin çoğu, emperyalist savaşta kendi burjuvazilerinin
çabalarını destekledi. Savaşa karşı çıkmak, siyasi bir ayrım çizgisi
haline geldi: Bir tarafta sosyal şovenistler, diğer tarafta savaşın devrimci
muhalifleri.
Ancak bu
ayrım çizgisini çizmek tek başına yeterli değildi. Bu, savaş biter
bitmez netleşti. Savaşa karşı çıkmak devrimci Marksistleri, anarko-sendikalist
sosyal demokratları, konsey komünistlerini ve "sol" sosyal
demokratları bir araya getirmiş olsa da, onların muhalefetinin kaynağı, ortaya
çıkan komünist hareketin doğası ve görevleri konusundaki farklı teorik
anlayışlardı. Savaşın sona ermesiyle birlikte, farklılıkları onları farklı
yönlere çekmeye başladı. Bazıları İkinci Enternasyonal'e geri döndü, bazıları
Komünist Enternasyonal'e katıldı, bazıları ise "İki Buçuk
Enternasyonal" adlı orta yolcu bir pozisyon aradı. Bazıları da çeşitli
ülkelerde aşırı sol gruplar kurdular ve bunlar Lenin'in "Sol Komünizm -
Çocukluk Hastalığı" adlı eserinde ele aldığı gruplardı.
Komünist
hareketin ihtiyacı olan şey, siyasi çalışmalar için mutlak bir ön koşul olan
siyasi çizgilerin belirlenmesinden daha fazlasıydı. Aynı zamanda, savaş
sırasında İkinci Enternasyonal'in çöküşüne yol açan sapmaların teorik ve siyasi
kaynaklarının derinlemesine analizi ve bu sapmaları mümkün kılan hataların
düzeltilmesi gerekiyordu. Althusser'in açıkladığı gibi:
Bir şeyi
doğru anlamak ve böylece gerçekten düzeltebilmek için, onun kökenine
inmeli, hatanın nedenlerini analiz etmelisiniz: bunu yapmazsanız, en uygun
koşullarda bile hatayı sadece kısmen ve üstünkörü düzeltebilirsiniz.[9]
İkinci
Enternasyonal'in hatalarının kökenini inceleme süreci, 1914'ten sonra Lenin,
Gramsci ve Rosa Luxemburg dahil olmak üzere birçok devrimci Marksist tarafından
üstlenildi. Bugün bu hataların ana kaynağını teorik ekonomizm olarak
nitelendirebiliriz. Ekonomizm, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki
çelişkiyi sınıf çelişkisinin (sınıf mücadelesi) önüne koyar ve tarihin itici
gücü olarak sınıf mücadelesinden ziyade üretici güçleri belirler. Kapitalist
krizleri ekonomik, siyasi ve ideolojik düzeylerdeki sınıf çelişkileri açısından
değil, kapitalizmin üretici güçleri geliştirememesi açısından tanımlar.
Böylece,
1914'te devrimciler savaşa karşı aldıkları tutumla yargılanırken, uzun
vadede asıl sınav, Marksist hareketin bu krizine yol açan teorik-siyasi
öncüllerden (ekonomizm) kopup kopmadıkları olacaktı.
Troçki, en başından beri dünya savaşına emperyalist bir
savaş olarak karşı çıktı ve Sosyal Demokrat partilerin savaş yanlısı
tutumlarını eleştirdi. Ancak, belirleyici bir ölçüt olarak, Troçki'nin İkinci
Enternasyonal'in Marksizminin temeli olan ekonomizmden asla kopmadığı tartışmasız
bir gerçektir. Savaşla ilgili ilk yazılı açıklaması (1914) bunu açıkça ortaya
koymaktadır. "Mevcut savaşın temelinde," diye yazıyordu,
"kapitalizm tarafından geliştirilen üretici güçlerin, sömürüldükleri
ulus-devlet biçimine karşı ayaklanması yatmaktadır."[10]
Bunun sadece gençlik coşkusunun bir örneği olduğunu
düşünmemek için, 1936'da yazdığı The Revolution Betrayed adlı
kitabından başka bir alıntıya dikkat çekmek gerekir: "Marksizm,
ilerlemenin temel kaynağı olarak tekniğin gelişiminden yola çıkar ve komünist
programı üretici güçlerin dinamiği üzerine inşa eder."[11]
Troçki, üretici güçler kavramına verdiği önemi başka hiçbir kavrama vermiyordu.
Bu, sınıf mücadelesi kavramını tamamen terk ettiği anlamına gelmez, ancak onu
ikinci plana ittiği anlamına gelir: sınıf mücadelesi, üretici güçlerin
gelişimini engelleyen üretim ilişkilerini yıkmak için devreye girer.
1930'larda yazdığı bir yazıda Troçki, İkinci
Enternasyonal'in kapitalist "çöküş" teorisinin kendi versiyonunu
yinelerken bu ilişkiyi açıkça ortaya koyar:
Marx, kapitalizmin gelişiminin kaçınılmaz olarak
sonuçlanacağı ekonomik çöküşten -ve bu çöküş gözlerimizin önünde gerçekleşiyor-
üretim araçlarının toplumsallaştırılması dışında başka bir çıkış yolu
olamayacağını öngörmüştü. Üretici güçlerin yeni bir örgütleyiciye ve yeni bir
efendiye ihtiyacı vardı ve varoluş bilinci belirlediği için, Marx işçi
sınıfının... durumu anlayacağından ve... zorunlu pratik sonuçlara varacağından
şüphe duymuyordu.[12]
Troçki'nin "Çağa Dair Anlayışı"
Troçki'nin teorik problematikleri ışığında
inceleyebileceğimiz çeşitli siyasi sorunlar vardır. Burada, günümüz için özellikle
önem taşıyan iki konuya değinmeye karar verdik: kapitalist krizin doğası ve
Troçki'nin SSCB'deki sosyalist inşanın sorunlarına ilişkin değerlendirmesi.
Theoretical
Review, No. 15'te tartıştığımız gibi, Üçüncü Enternasyonal
Marksizminin ekonomizmi, özellikle "kapitalizmin genel krizi"
kavramında kendini göstermiştir. Troçki'nin de benzer bir kavramı vardı:
"çağa dair anlayış", ve bu kavram onun devrimci süreci anlama
biçimini derinden etkiledi. Nitekim Troçki için devrimin mümkünlüğü bile,
bu "anlayışın" doğruluğunun bir yansımasından ibaretti. Devrim
sürecindeki nesnel faktörleri yalnızca ekonomik faktörlere indirgemek ve siyasi
ve ideolojik faktörleri önemsizleştirmek, ekonomizmin temel özelliklerinden
biridir. İkinci Enternasyonal Marksizminde baskın olan bu ekonomizme karşı
Lenin, siyasi mücadelenin göreceli özerkliğini defalarca vurguladı ve siyasi
pratiğin ekonomik faktörler tarafından mutlak olarak belirlenmediğini ve sınıf
mücadelesinin üretici güçlerin hizmetçisi rolüne indirgenemeyeceğini ısrarla
savundu. Ancak 1930'lar boyunca bu anlayış, "ortodoks" Marksizmin kuramsal
olarak İkinci Enternasyonal'in ekonomist sorunlarına geri dönmesi sürecinde
kayboldu.
İkinci Enternasyonal'in bakış açısı gibi, Troçki'nin
"çağa dair anlayışı” da kapitalizmin artık toplumun üretici güçlerini daha
fazla geliştiremeyeceği öncülünden yola çıkıyordu. Troçki için bu, 1914'ten
itibaren dünya kapitalizminin dalgalı da olsa istikrarlı bir ekonomik gerilemeye,
savaşa ve devrimlere mahkum olduğu anlamına geliyordu. Troçki bu öncülden şu
denklemleri çıkardı:
(1) Üretici güçlerin daha fazla gelişmesi, devrimin
imkansızlığı anlamına gelir.
(2) Üretici güçlerin gelişiminin engellenmesi, devrim için
gerekli temel koşuldur.
Troçki'nin Komünist Enternasyonal'in Üçüncü Kongresi'nde yaptığı
konuşmadan kendi sözleriyle:
Üretici güçlerin daha fazla gelişmesi burjuva toplumu
çerçevesinde düşünülebilir olsaydı, devrim genel olarak imkansız olurdu. Ancak
burjuva toplumu çerçevesinde üretici güçlerin daha fazla gelişmesi düşünülemez
olduğundan, devrimin temel öncülü sağlanmıştır.[13]
Troçki, "çağa dair anlayışın" her türlü devrimci
perspektif ve strateji için vazgeçilemez olduğunu ve kapitalizmin bir şekilde
sürdürülebilir bir büyüme dönemine girebileceği şeklindeki alternatif
görüşlerin reformizme büyük bir taviz olduğunu her zaman vurgulamıştır. Çünkü
kapitalizm gerileme dönemindeyse ve devrim gündemdeyse, önemli reform
mücadeleleri sadece yararsız olmakla kalmayacak, aynı zamanda kitleleri devrim
için gerekli hazırlıklardan uzaklaştıracaktır.
Lenin'in, sınıf güçlerinin dengesine dayalı olarak her
konjonktürel durumun somut bir analizine duyduğu ısrar, reform ve devrim
arasındaki ilişkiye dair anlayışı ve kapitalizm için "kesinlikle umutsuz
bir durum diye bir şeyin olmadığı" yönündeki gözlemi[14],
Troçki'nin problematik anlayışında yer almıyordu.
Troçki bunların yerine, üretici güçlerin ulus devletin
onlara dayattığı zincirlerden kurtulma çabalarının tetiklediği, önceden
tasarlanmış, tarih dışı, sürekli bir devrimci durum inşa etti. Üretici güçler
kaçınılmaz olarak krizi tetikleyeceği gibi, proletaryayı da kendi adına harekete
geçmeye zorlamalıdır. "İnsanlığın tarihsel krizi, devrimci liderliğin
krizine indirgenir."[15]
Başka bir deyişle, Troçkist liderliğin yokluğu, devrimci süreci
engelleyen başlıca faktördü.
Sürekli devrim stratejisi, sürekli devrimci bir bakış
açısıyla mükemmel bir şekilde örtüşür, çünkü aynı derecede tarih dışı ve
zamansızdır, tüm somut toplumsal oluşumların ve ülkelerin üstündedir.
Troçki'nin problematik yaklaşımı, nihai olarak deterministik ve kaderci olup,
Marksizm-Leninizm'den çok mekanik materyalizmi ve ekonomik determinizmi temsil
eder.
Troçki'nin "çağa dair anlayışı", 1930'ların
muazzam sınıf mücadelelerine ilişkin analizi ve siyasi müdahalesi üzerinde
derin etkiler yarattı. Gözlemlerinin zaman zaman keskin ve içgörülü olduğu inkar
edilemez olsa da, genel olarak, bu dönemin dünya ölçeğinde temel bir kapitalist
yeniden yapılanma dönemi olduğunu kavrayamadı. 1930'lar boyunca Troçki,
sermayenin kendisini bunalımdan kurtarma yeteneğini hafife aldı, hatta inkar
etti; böylece Keynesyen devlet müdahalesi ve Yeni Düzen'in temsil ettiği
yeniden yapılanma sürecinin önemini yanlış anladı.
"Mevcut kriz, henüz tam anlamıyla sona ermiş olmaktan
uzak olmakla birlikte, ‘Yeni Düzen’ politikalarının ekonomik çıkmazdan yeni bir
çıkış yolu sunmadığını çoktan göstermiştir"[16]
diye yazan Troçki, İkinci Dünya
Savaşı'nı izleyen uzun kapitalist genişleme dalgasını algılayamamıştı. Aslında,
savaşın patlak vermesi, kapitalizmin yakın zamanda çökeceğine dair en kaderci
öngörülerinden bazılarını kaleme almasına neden oldu. Londra Daily Herald
muhabirinin kendisine gönderdiği sorulara yanıt olarak Troçki şunları yazdı:
"Yeni dünya savaşının, dünya devrimini ve kapitalist sistemin çöküşünü kaçınılmaz
olarak tetikleyeceğinden şüphe duymuyorum."[17]
(vurgu bana ait, P.C.)
Savaş sonrası dönemde kapitalizmin canlılığıyla kanıtlandığı
üzere, bu öngörünün gerçekleşmemesinin ve "çağa dair anlayışı"nın
bariz yanlışlığının, ölümünden sonra Uluslararası Troçkizm'de bir krize yol
açması şaşırtıcı mıdır?
Troçkizmin Krizi
Bu makalenin başında, 1956'da patlak veren "Marksizm
krizi"nden ve bu krizin Stalin grubunun politikaları tarafından hem
tetiklendiğinden hem de engellendiğinden bahsetmiştik. Ancak hareketimizdeki
pek çok kişi, Troçki'nin kendi teorik ekonomizminden kaynaklanan Troçkizm
krizinin de 1950'lerde patlak verdiğinin farkında değil.
Ortodoks Troçkizm, İkinci Dünya Savaşı boyunca, Troçki'nin
savaş sonrası kapitalist çöküşün dünya devrimi ve kitle tabanlı komünist ve
sosyal demokrat partilerin çöküşüyle birlikte gerçekleşeceği yönündeki
öngörüsüne bağlı kaldı. Bununla birlikte, savaş sonrası dönemde ekonomik bir
patlama yaşandı ve dünya komünist ve sosyal demokrat hareketleri, anti-faşist
direniş mücadelelerine ve savaş sonrası yeniden yapılanmaya katılımlarının bir
sonucu olarak güçlendiler. Troçkist "teori" ile pratik arasındaki
uçurum giderek daha belirgin hale geldi.
Troçki, uzun vadeli kapitalist genişleme fikrinin kabul
edilmesinin reformizme teslim olmak olduğunu her zaman ısrarla savunmuştu, bu
nedenle Troçkistler bir ikilem içindeydiler: ya onun vizyonuna sadık kalıp
gerçekliği görmezden geleceklerdi ya da gerçekliği kabul edip devrimci
"çağın anlayışını" terk edeceklerdi. Birçok Troçkist için ikinci
seçenek giderek daha çekici hale geldi. Geoff Hodgson'ın sözleriyle:
Troçki'nin kendi kavramları tarafından şekillendirilen
Troçkistler, savaş sonrası refahın varlığının devrimci stratejiyi çürüttüğünü
ve reformizmi doğruladığını düşünmeye başladılar. Hayal kırıklıkları,
kendi devrimci politikalarına duydukları giderek artan ve içlerini kemiren
şüphelerle bağlantılıydı. Reformların olanaklarını abartmaya ve entelektüel
olarak reformizme teslim olmaya başladılar.[18]
Bu reformist eğilim, Dördüncü Enternasyonal'in sekreteri
Michael Pablo (Raptis) tarafından yönetiliyordu. 1954'teki Dördüncü Dünya
Kongresi'nde Dördüncü Enternasyonal, "reformist" ve
"ortodoks" Troçkistler arasında bölündü. Otuz beş yıl ve sayısız
bölünmeden sonra, Sosyalist İşçi Partisi ile Spartakist Lig'in politikalarının
karşılaştırılmasıyla da açıkça görüldüğü gibi, bu ikilem hâlâ devam ediyor.
Ancak daha da önemlisi, Troçkizmin krizi, bir dizi Troçkist
veya Troçkist etkisindeki entelektüeli kendi teorik miraslarını yeniden
düşünmeye zorladı. Bu süreçte, bu militanların bir kısmı ekonomizmle mücadeleye
ve Marksist teorinin yeniden canlanmasına katkıda bulundu. Perry Anderson,
tarihsel materyalizm üzerine yaptığı çalışmada, "üretici güçler
teorisi"nden açıkça kopmuştur. Ernest Mandel, Marksist ekonomi üzerine
yazdığı yazılarında, özellikle Late Capitalism ve The Second Slump adlı
eserlerinde, kapitalizmin uzun süreli genişleme dönemleri
yaşayamayacağına dair Troçki'nin görüşünden kopmuştur. Mandel, günümüz dünya
kapitalizmi üzerine yaptığı analizlerinde Rus iktisatçı Nikolai Kondratieff'in
çalışmalarından yararlanmaktadır; oysa Troçki Kondratieff'in uzun dalgalar
teorisine şiddetle karşı çıkmıştır.
Bugün Troçkist hareketin militanları, kendi hareketimizde
karşılaştığımız sorunlara benzer sorunlarla karşı karşıyadırlar: Troçkist biçimiyle
teorik ekonomizm, dogmatizm ve revizyonizmle kopuşu somut olarak nasıl
genişletip derinleştirebiliriz ve böylece devrimci Marksizmin yeniden doğuşuna
olumlu bir katkı sağlayabiliriz? Bu tür bir çalışmanın yapılması gereken
alanlardan biri, çağdaş Sovyetler Birliği'nin doğası meselesidir.
Troçki ve Sovyet Sosyalizminin Eleştirisi
Troçki'nin Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne yönelik
eleştirisi, kapitalist kriz anlayışı gibi, onun teorik sorunlarının organik bir
ifadesiydi. Troçki'nin "tek ülkede sosyalizm" teorisine karşı koyduğu
sürekli devrim teorisinin, sosyalist inşanın tek bir ülkede değil, ancak dünya
ölçeğinde başarıyla gerçekleştirilebileceğini savunduğu genel olarak
bilinmektedir. Daha az bilinen ise, Troçki'nin bu sonuca varmasına neden olan
Rus toplumundaki iç faktörlere ilişkin tartışmasıdır.
Troçki, "Marksizm... komünist programı üretici güçlerin
dinamikleri üzerine inşa eder"[19]
diye ısrar ettiğinde, Stalin grubunun çizgisi ve pratiğine yönelik eleştirisini
de aynı temele dayandırmaktan çekinmiyordu. Üretici güçlerin tıkanması, onun
kapitalist kriz anlayışının merkezinde yer alıyorsa, Rusya'daki üretici
güçlerin azgelişmişliği de "ihanete uğrayan devrim" eleştirisinin
temelini oluşturuyordu.
Troçki için gerçek bir sosyalist toplum, kapitalizm altında
elde edilebilecek olandan daha yüksek bir üretim gücü, teknoloji
("teknik") ve emek verimliliğinin gelişimi ile karakterize edilen bir
toplumdu. Troçki, doğru bir siyasi çizgi ve kitlelerle organik bağlar yerine,
bu ekonomik temelin gücünü hem sosyalist gelişimin hem de güçlü bir sosyalist
devletin temeli olarak tanımladı. Troçki'nin SSCB hakkındaki başlıca eseri olan
The Revolution Betrayed (1936) adlı kitabından alınan bu
alıntıda, siyasi pratiğin ekonomik alana indirgenmesi, sınıf mücadelesinin
ortadan kaldırılması ve mekanik determinizm bir araya getirilmiştir:
Rejimlerin gücü ve istikrarı, uzun vadede işgücünün
göreceli üretkenliği tarafından belirlenir. Kapitalizmden daha üstün bir
tekniğe sahip olan bir sosyalist ekonomi, sosyalist gelişimi açısından, tabiri
caizse, otomatik olarak garanti altına alınmış olur...[20]
Bir an için konudan sapmak gerekirse, üretici güçler belirli
bir gelişme düzeyine ulaştığında sosyalizmin otomatik olarak gelişeceği fikri
tanıdık gelmelidir. Bu fikir, Stalin grubu, Kruşçev ve diğerlerinin
"sosyalizmin maddi temelini atmak" hakkındaki formülasyonlarından
veya Çin'in şu anki "Dört Modernleşme" kampanyasına eşlik eden
ideolojik formülasyonlardan neredeyse ayırt edilemez. Bunların hepsi teorik
ekonomizmin ideolojik ifadeleridir.
Troçki'nin Stalin grubunun çizgisine ve pratiğine yönelik
eleştirisi, bu ekonomist bakış açısından kaynaklanıyordu. Onun gözünde, Stalin
grubunun Sovyet partisi ve devletinde kazandığı zafer, Rus ekonomisinin geri
kalmışlığının en mükemmel siyasi ifadesiydi: varlık bilinci belirler ve
ekonomik kıtlık, Stalinist bürokrasinin hakim olduğu çarpık bir işçi devletine
yol açar. Troçki'nin kendi sözleriyle:
Bürokratik yönetimin temeli, toplumun tüketim malları
açısından yoksulluğu ve bunun sonucunda herkesin herkesle mücadele etmesidir.
Bir mağazada yeterince mal varsa, alıcılar istedikleri zaman gelebilirler. Mal
az olduğunda, alıcılar kuyruğa girmek zorunda kalırlar. Kuyruklar çok uzun
olduğunda, düzeni sağlamak için bir polis memuru görevlendirilmesi gerekir.
Sovyet bürokrasisinin iktidarının başlangıç noktası budur.[21]
Bu alıntı önemlidir, çünkü Troçki burada sadece siyasi
boyutu ekonominin basit bir yansımasına indirgemekle kalmaz, ekonomiyi de
dolaşım alanına indirger. Yazılarında, üretim tarzının bütünselliği ve bu
bütünsellik içinde üretici güçlerden daha öncelikli olan üretim ilişkileri anlayışı
neredeyse hiç yer almaz. Kapitalizmden komünizme geçişte siyasetin ve siyasi
çizginin belirleyici rolünün tanınması da aynı şekilde yoktur. Kısacası,
Troçki'nin, kapitalist çöküş kavramında olduğu gibi, onun teorik çerçevesi
Sovyet toplumsal oluşumunun analizine yeniden canlanmış bir Marksizm-Leninizm
getirme görevini yerine getirme için tamamen yetersizdir.
Troçkizm ve Stalinci Sapma
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki anti-revizyonist
komünistler, Stalin'i ve onun tarihsel katkılarını savunurken gösterdikleri
aynı coşku ve gayretle, Troçkizme karşı olduklarını her zaman açıkça
belirtmişlerdir. Anti-revizyonist, anti-"sol" oportünist eğilimin
önder güçleri de şimdi bize, Troçkizme muhalefetin, Stalin döneminin "esas
olarak doğru" çizgisini savunmanın aynı geleneksel bağlamında,
hareketimizi tanımlayan "tarihsel bir sınır" olduğunu söylüyorlar.
Eğer bu geleneksel çerçeveye hapsolursak, aynı tepki
kalıplarına da hapsoluruz. Uygun siyasi soruların bir listesi hazırlanabilir;
bir tarafta "ortodoks" Marksizmin doğru çizgileri ve pratikleri,
diğer tarafta Troçkizmin "karşı-devrimci özü"nün kanıtları
gruplandırılabilir. Bu arada, "ortodoks" Troçkistler de benzer bir
liste hazırlayarak, bunun yerine "Stalinist ihanetlerin karşı-devrimci
doğasını" ortaya koyabilirler.
Marksizm-Leninizm'in bütünlüğünü basit bir siyasi sınır
çizgileri listesine indirgemek çok kolaydır. Bu, örgütlerin hareketimizin
teorisi ve tarihini zahmetli bir şekilde incelemek zorunda kalmadan kendilerini
tanımlamalarına olanak tanır. Bu, kadrolarını olayları kendi başlarına düşünmek
yerine, sadece çizgiyi savunmak için "eğitmelerine" olanak tanır.
Sonuçta bu siyasi çizgi saplantısı, teorinin rolünü ortadan kaldırarak
("devrimci teori olmadan devrimci hareket olamaz") Marksist siyasetin
devrimci karakterini tehdit eder.
Siyaset teoriyle doğru ilişkisine kavuştuğunda, işler daha
net hale gelebilir. Stalinist Marksizm ve Troçkizmin bir dizi konuda birbirine
zıt duruş sergilemesi, nihai olarak, daha temel bir şeyi paylaştıkları gerçeği
kadar belirleyici değildir. Stalin'in sözleriyle, bunlar "zıt kutuplar
değil, ikizlerdir", birbirini dışlayan iki pozisyon değil, aynı temanın
iki varyasyonudur: teorik ekonomizm.
Taktiksel farklılıkları ne olursa olsun, Sovyetler
Birliği'nin geleceği üzerine yürütülen siyasi mücadelede Stalin ve Troçki,
NEP'te ifade edildiği gibi işçi-köylü ittifakına dayalı Leninist geçiş dönemi anlayışını
reddettiler (ancak Stalin'in muhalefeti 1929'a kadar belirginleşmedi). Troçki,
sürekli devrim teorisiyle, Rus koşulları altında geçiş döneminin özgüllüğünü
kavramsallaştıramadı. Stalin'in tek taraflı, ağır sanayileşme ve zorla
kolektifleştirme politikası, köylülükten "haraç" alınmasına ve
kitlelerin yaşam standartlarının düşürülmesine dayanıyordu.[22]
Bu nedenle, Rus devrim sürecindeki belirleyici dönüm
noktası, 1920'lerin ortalarında Troçki liderliğindeki güçlerin yenilgisi değil,
1928-29'da Buharin grubunun yenilgisiydi. Leninist programa sadık kalan tek
grup onlardı. Onların yenilgisi, devrimin Leninist aşamasını sona erdirdi ve etkilerini
bugün Afganistan, Polonya ve Çin'de çok net bir şekilde görebileceğimiz
"Marksizmin krizi"ni başlattı.
Eğer bir liste yapılacaksa, bu liste Stalin ve Troçki
arasındaki siyasi farklılıkların yanı sıra ortak noktalarını da içermelidir. Bu
liste, Troçki'nin "Marksizm... komünist programı üretici güçlerin
dinamikleri üzerine inşa eder" şeklindeki çizgisini, Stalin'in Dialectical
and Historical Materialism adlı eserindeki "proletarya partisi
programını hazırlarken... öncelikle üretimin gelişme yasalarından hareket
etmelidir" ifadesinin yanına yerleştirilmelidir.[23]
Aynı liste, Troçki'nin "ilerlemenin temel kaynağı olarak tekniğin gelişmesi"
yönündeki ifadesini, Stalin'in "Teknik her şeyi belirler" sloganının
yanına yerleştirecektir.
Bizim için bunlar basit ifade tesadüfleri değildir. Aksine,
ortak bir teorik sorunun açık işaretleridir. Komünist hareketin geçmiş
tarihini, kimin haklı kimin haksız olduğunu belirlemek için incelemiyoruz.
Böyle bir çabanın temel amacı, bugünkü çalışmalarımız için doğru dersleri
çıkarmaktır. Bunu, Stalin’in veya Troçki'nin mirasını savunmayı ve korumayı
tarihsel görevleri olarak düşünenlere bırakıyoruz. Tarih, geleneğe bu körü
körüne itaatin devrimci Marksizm-Leninizm'in yeniden doğuşuna henüz önemli bir
katkı sağlamadığını göstermiştir.
Günümüzde Marksizm-Leninizmi ilerletme mücadelesi, Stalin'i
savunarak Troçkizmi eleştirmek gibi verimsiz bir çerçevenin sınırları dışında
başlamalıdır. Aslında, bu çerçeveden ve onun ikiz düşmanlarının ortak teorik
sorunlarından koparak ilerlemelidir. Bu nedenle, hareketimizin geleceği için
Louis Althusser, Charles Bettelheim ve onların takipçilerinin çalışmalarının
benzersiz ve yeri doldurulamaz önemini her zaman vurgulamışızdır.
Onlar, her şeyden önce, "Marksizmin krizini"
açıkça kabul etmiş ve bunun nedenlerini ve tezahürlerini derinlemesine
incelemişlerdir. Aynı zamanda, bu sorunlarla uğraşırken Troçkizm veya Sosyal
Demokrasi'ye düşme tehlikesinden kaçınmışlardır. Tüm çelişkilerine rağmen,
çalışmaları, sadece Troçkizm ve Sosyal Demokrasi ile değil, aynı zamanda
"ortodoks" Marksizm ve onun modern uzantılarının boş dogmatizmi ve
revizyonizmi ile de net bir ayrım çizgisi içinde Marksist-Leninist teori ve
siyasetin daha da gelişmesine katkıda bulunmaktadır.
"Ortodoks" geleneğin klişeleri değil, ekonomizm,
reformizm ve iradeciliğe yönelik titiz bir eleştiri, Sosyal Demokrasi ve
Troçkizmle aralarındaki sınırları belirlemektedir. Aynı zamanda, ne bu görüşler
ne de Euro-Komünizm veya "Marksist Hümanizm" gibi moda fikirler,
"ortodoks" Marksizm ile aralarındaki sınırı belirlemektedir.
Althusser ve Bettelheim'ın önerdiği şey, Marksizm-Leninizmi
anlama biçimimizde bir devrimden başka bir şey değildir. Onlar için
Marksist-Leninist teori, klasiklerden daha fazlasıdır; Marx ve Lenin'in
kendileri tarafından temelleri atılmış bir bilimdir. Onların deyimiyle, bizim
görevimiz teorik ve siyasi köklerimize dönmek, Stalin döneminin verimsiz
dogmatizmi tarafından uzun süredir bastırılmış ve terk edilmiş
Marksizm-Leninizmin devrimci unsurlarını geri kazanmaktır. Bu devrimci
unsurlarla ve Antonio Gramsci ve Mao Zedong gibi diğerlerinin sonraki
katkılarıyla donanmış olarak, bilimi işler hale getirmeye başlayabilir,
geçmişin zincirlerinden kurtulmuş yeni bir tür komünizmin siyasi
çizgisini ve pratiğini üretebilir ve şekillendirebiliriz.
Althusser ve Bettelheim'ın, Troçkizm, Sosyal Demokrasi ve
Stalinist Marksizm ile bu ayrım çizgilerinin kesiştiği noktada aldıkları
pozisyon, son derece önemlidir. Bu pozisyon, sağlam bir Leninist temelden
hareketle, kendi geleneğimiz olan Üçüncü Enternasyonal'in Marksizminin
çelişkilerini açık ve dürüst bir şekilde sorgulamamızı sağlar. Çünkü bu
gelenek, mevcut krizimizin kaynağıysa, aynı zamanda hareketimizin yeniden
doğuşu için gerekli unsurları da içermektedir. Böyle bir yaklaşım olmadan,
titiz bir teorik uygulama, açık bir eleştirel ruh ve kendi tarihsel
geleneğimizi inceleme isteği olmadan, hataların gerçek anlamda düzeltilmesi ve
Marksizm-Leninizm’in gerçek anlamda ilerlemesi mümkün değildir.
Kısa bir süre önce, grev yapan bir Polonyalı işçi şöyle demiştir: "Yıllar boyunca herkes 'Ne kadar kömür çıkarılıyor?', 'Ne kadar çelik üretiliyor? ' diye sordu, ama kimse bunun işçinin hayatı için ne anlama geldiğine bakmadı."[24] Sınıf mücadelesi, her şeyden çok, herhangi bir teorik makaleden çok, komünist hareket içinde ekonomizmin hegemonyasına son verilmesinin, devrimci Marksizm-Leninizm’in yeniden doğuşu için hayati bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir.
[1] Joseph Stalin, Mastering
Bolshevism (New Century Pub., 1945), s. 12.
[2] Louis Althusser, "The Crisis of Marxism," Theoretical Review, No. 7.
[3] Paul Costello,
"Leninist Politics and the Struggle Against Economism."
[4] Michael Sayers ve
Albert E. Kahn, The Great Conspiracy (Boni & Gaer, 1947).
[5] Carl Davidson, Left
in Form, Right in Essence (The Guardian, 1973).
[6] New Left Review,
No. 44 (1967) ve No. 48 (1968).
[7] Kostas Mavrakis, On
Trotskyism (RKP, 1976).
[8] Geoff Hodgson, Trotsky
and Fatalistic Marxism (Spokesman, 1975).
[9] Althusser,
"Lysenko: Unfinished History," Marxism Today (Şubat 1977), s.
54.
[10] The Age of
Permanent Revolution: A Trotsky Anthology (Dell, 1964), s. 71.
[11] Leon Troçki, The
Revolution Betrayed (Pathfinder, 1972), s. 45.
[12] The Age of
Permanent Revolution, s. 224.
[13] Leon Trotsky, The
First Five Years of the Communist International, 2 cilt (Monad, 1972), Cilt
2, s. 4.
[14] Lenin, Selected
Works, Cilt 3, s. 399.
[15] Troçki, The
Transitional Program for Socialist Revolution (Pathfinder, 1973), s. 73.
[16] a.g.e., s. 72-73.
[17] Hodgson, s. 34'te
alıntılanmıştır.
[18] a.g.e., s. 42-43.
[19] The
Revolution Betrayed, s. 45.
[20] a.g.e., s. 47-48.
[21] Aynı eser, s. 112.
[22] Bkz. Charles
Bettelhiem, Class Struggles in the USSR. The Second Period: 1923-1930 (MR,
1978).
[23] Stalin, Problems
of Leninism (FLPH, 1940), s. 608.
[24] Arizona Daily Star
(John
Darnton'un New York Times'ta yayımlanan haberinden alıntı), 27
Ağustos 1980.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder