2025 yılının biterken ortaya saçtığı sorunlar ve “fırsatlar”, henüz bir haftasını bile doldurmayan yeni yılı belirleyecek gelişmelere yol açtı. İran’da süregelen gösteriler ve Maduro’nun ABD tarafından kaçırılması en başta Trump yönetiminin sorunları ve “fırsatları” nasıl gördüğünü ve ne şekilde değerlendireceğini açıkça ortaya koyuyor.
ABD Kural ve Hukuk Tanımayacak
3 Ocak 2026 günü gerçekleşen operasyonla Venezuela Devlet
Başkanı Maduro’nun kaçırılması, ABD’nin çıkarları doğrultusunda artık hiçbir
kuralı ve hukuku tanımayacağının ve buna göre hareket edeceğinin ilanı oldu.
Nitekim Maduro’nun kaçırılmasının ardından düzenlenen basın toplantısında
Trump’ın sözleri de bunu kanıtladı.
Özellikle Trump’ın “Venezuela’yı güvenli bir geçiş süreci
olana kadar biz yöneteceğiz” demesi ve “yapmak istemiyoruz ama” deyip ikinci
saldırı tehdidinde bulunması, ABD’nin arka bahçe olarak gördüğü “Latin Amerika”
başta olmak üzere bütün dünya halklarını “boyun eğdirmeye” niyetli olduğunu
gözler önüne seriyor. Trump’ın hızını alamayarak aynı basın açıklamasında
Kolombiya ve Küba’yı da tehdit etmesi ise sıranın kimlerde olduğu sorusunun
cevabına işaret ediyor.
İran, Rusya ve Çin
Trump’ın tehditleri sadece “arka
bahçesi” ile sınırlı değil. İran’da haklı ekonomik ve siyasi saiklerle
meydanlara çıkan göstericilere “sahip çıkan” Trump, molla yönetimine müdahale tehdidinde
bulundu. Bu hareketiyle Trump’ın bir yandan İran halkının haklı demokrasi ve
hak mücadelesini gasp etmeyi diğer yandan da füzelerle yok edemediği molla
rejimini işgalle devirmeyi istediği görülüyor.
Fakat İran Cumhurbaşkanı’nın
“halkı anlamalıyız” çıkışı ve rejimin protestoculara saldırmaması sadece
Trump’ı dizginlemekle kalmadı, ABD ve İsrail’in hazırda beklediği saldırı
fırsatını da “şimdilik” engelledi. Trump’ın kibri ve hızını alamaması göz önüne
getirildiğinde bu engellemenin uzun sürmeyeceği ortada.
Öte yandan Trump’ın İran’a
müdahale tehdidi ve Maduro’yu kaçırması, hegemonyasına karşı tehdit gördüğü
Rusya ve Çin’e yönelik bir hamle niteliğini de taşıyor.
Çin lideri Şi Cinping'in özel
elçisinin de yer aldığı heyetin ziyaretinin hemen ardından Maduro'nun
kaçırılmış olması ve Putin’in konutuna yapılan dron saldırıları ana hedeflerin
Pekin ve Moskova olduğunu gösteriyor.
Rusya ve Çin’in Venezuela’ya uzak mesafede bulunmalarının yanı
sıra ABD müdahalesini engelleyecek askeri güçlerinin “henüz” olmaması, Trump’a
cesaret veriyor. Fakat Çin ve Rusya’nın hem siyasi hem de askeri olarak destek
verdiği İran’a yönelik bir saldırıda bu kadar “çaresiz” olmayacakları öngörülebilir.
Dolayısıyla Venezuela ve olası Kolombiya, Küba saldırılarından sonra ya da daha
öncesinde İran’a yapılacak bir saldırı, bu sefer küresel güçlerin birbirleriyle
hesaplaştığı bir dönüm noktası olabilir.
Bütün bunlarla birlikte ABD’nin hiçbir kural ve hukuk
tanımadan Venezuela’yı ve bütün kaynaklarını gasp etmeye çalışması,
kapitalistlerin ve emperyalistlerin dünya halklarının canlarını hiçe sayarak, kârlarını
ve servetlerini artırmak için savaş ateşini bütün dünyada harlamayı amaçladıklarını
kör göze parmak sokarcasına gösteriyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder