20 Ocak 2026 Salı

(Çeviri) Türk Devrimi – Karl Kautsky

Çevirenin Notu: Karl Kautsky’nin 1908 Devrimi’ni değerlendirdiği bu yazı, 1917’de yayımlanan “Serbien und Belgien in der Geschichte” (Tarihte Sırbistan ve Belçika) adlı kitabının 10. bölümünde yer almaktadır.

Türkiye'deki ayaklanma, şüphesiz ki Japonya'nın 1904 ve 1905 yıllarında Rusya'ya karşı kazandığı zaferlerle ve ardından gelen Rus Devrimi ile bağlantılıdır. Japonya, Türkiye'nin gerilemesinden beri yenilmez olarak kabul edilen Avrupalıların Orta Doğu'daki, Müslüman dünyasındaki, Hindistan'daki ve Çin'deki prestijini yok etti. Rus Devrimi ise, Orta Doğu’da doğal devlet biçimi olarak görünen mutlakiyetçiliğin prestijini yok etti.

Çin, Hindistan, İran ve Mısır'da olduğu gibi, bu durum Türkiye için de güçlü bir itici güç oldu. Ancak, 1908'de Türkiye'de tetiklediği devrim demokratik bir devrim değildi. Gerekli tüm ön koşullar eksikti. Modern sanayi, modern ulaşım ve eğitim sistemi olmadığından bu devrim, halk kitlelerine devlet politikalarına ilgi duymalarını ve anlamalarını sağlayacak tüm faktörlerden yoksundu. Devrim küçük bir üst sınıfın ayrıcalığı olarak kaldı ve yalnızca bu sınıf tarafından gerçekleştirildi. Başlangıçta, ekonomik ve siyasi gelişmenin bu aşamasındaki tüm siyasi ayaklanmalar gibi (antik Bizans İmparatorluğu ve Roma İmparatorluğu'ndaki ayaklanmalar gibi, Türkiye'deki önceki ayaklanmalar gibi) sadece bir saray ve asker devrimiydi. Ancak, seleflerinden tamamen farklı bir Avrupa ortamında gerçekleşti.

Türkiye'nin yöneticileri devletlerinin modernleşmesine ne kadar direnmiş olsalar da, dış politika, diplomasi ve ordu araçlarını en azından diğer güçlerinkine bir nebze de olsa eşdeğer hale getirmek için çaba sarf etmek zorundaydılar. Bu amaçla, subaylar ve üst düzey bürokratlar yurtdışına eğitim almaları için gönderildiler. Çoğu zaman, Batı medeniyetinin yalnızca yüzeysel yönlerini -ve pek de umut verici olmayan yönlerini- öğrenip ülkelerine geri döndüler. Ancak edindikleri bu bilgiler, devlete Avrupa tarzında reformlar yapmayı ve gençleştirmeyi amaçlayan subaylar ve bürokratlar arasında bir hareketin ortaya çıkmasına yetti: Yeni Osmanlılar veya Jön Türkler. 1908 devrimi onlardan kaynaklandı ve bu nedenle devrim sadece iktidardaki kişilerin değişmesinden ibaret kalmadı. Devrim Türkiye'yi modern yapılara sahip, en önemlisi de seçilmiş bir parlamentoya sahip bir devlete dönüştürdü.

Elbette, bu biçimlerin içeriği hâlâ eksikti. Türkiye'de demokratik bir devrim için gerekli ön koşullar henüz mevcut olmadığı gibi, parlamenter bir rejim için de mevcut değildi. Çoğu seçim bölgesinde hükümet seçim sonuçlarını istediği gibi manipüle edebiliyordu ve parlamentoda yer alabilen az sayıdaki muhalif, halk arasında destek bulamıyordu. Parlamentarizm, kitlelerin devlet politikasına güçlü bir şekilde katılabildiği yerlerde ne kadar önemliyse, kitlelerin böyle bir katılıma ne muktedir ne de istekli olduğu yerlerde de o kadar anlamsızdır.

Bununla birlikte Türk devrimi, modern sanayi kapitalizmi, modern ulaşım sistemi, modern eğitim sistemi, yasal ve yasadışı soygunculara karşı kişilerin mal ve can güvenliğinin sağlanması ve bu kadar yoksul bir devletin verimsiz harcamalarının sınırlandırılması yönünde etkili olursa, devleti gençleştirmenin ve canlandırmanın bir aracı haline gelebilir.

Reformcuların elbette bu niyeti vardı. Ancak kısmen kendi kendilerine koydukları, kısmen de koşulların dayattığı ilk görevleri; orduyu güçlendirmek ve masraflarını artırmak, o zamana kadar sadece Müslümanlara uygulanan askerlik hizmetini Hristiyanlara da genişletmek ve Makedonya'yı feodal sömürüyü ortadan kaldırarak değil, en acımasız askeri güç kullanımıyla yatıştırmaktı, ki bu güç kısa süre sonra Arnavutlara karşı da uygulandı. Buna ek olarak artan dış çatışmalar, silahlanmanın giderek artması ve nihayetinde 1911'de İtalyanların Trablusgarp'ı işgaliyle başlayan bir dizi savaş yaşandı. O zamandan beri Türkiye neredeyse sürekli bir savaş halinde oldu. Bunlar, ülkenin ekonomik kalkınmasını sağlayabilmek için pek de elverişli koşullar değildi. 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

(Çeviri) Balkan Savaşı - Amadeo Bordiga

Çevirenin Notu: İtalyan Marksist Amadeo Bordiga’nın bu yazısı ilk olarak Sosyalist Gençlik Federasyonu'nun sol kanadının yayını olan “L...