Geçtiğimiz hafta Münih Güvenlik Konferansı'ndaki militarist çığlıkların dumanı henüz tüterken, Alman emperyalizminin siyasi temsilcisi Şansölye Merz’in 25 Şubat’ta Pekin’e yaptığı ziyaret, Batı kapitalizminin içinde bulunduğu yapısal krizi ve çaresizliği tüm çıplaklığıyla sahneye koydu. Ziyaretinden sadece birkaç gün önce Münih'te Çin Halk Cumhuriyeti'ni “diğerlerinin bağımlılıklarını sistematik olarak sömürmekle” ve “küresel bir güç iddiasında” olmakla suçlayan Merz, Pekin'e indiğinde aniden bir hafta önceki sert tutumunu yumuşatarak "samimi ve açık diyalog" havarisine dönüşüverdi.
Bu keskin dönüşün temelinde Alman sanayisinin yaşadığı çöküş
bulunuyor.
Alman Sanayisinin Çöküşü
Alman sanayisinin çöküşünün somut göstergeleri Çin ile olan ticari
ilişkilerde açıkça görülüyor.
Almanya’nın Çin ile ticaret açığı 2025 yılında 90 milyar
avroya ulaştı. Alman sanayisinde geçen yıl 124 bin istihdam kaybı yaşandı ve
bunun yaklaşık 50 bini, Alman burjuvazisinin iftihar kaynağı otomotiv
sektöründen geldi. Dahası Almanya, geleneksel nüfuz alanı ve sömürü bahçesi
olan Doğu ve Güneydoğu Avrupa'da bile Çin sermayesine yeniliyor. Erste Group'un
verilerine göre Çin bölgede pazar payını yüzde 10-30 oranında artırırken,
Almanya pazar payının yüzde 20'sini çoktan kaybetti. Örneğin, Polonya'nın
Çin'den ithal ettiği otomobillerin değeri sadece üç yılda 2 milyar dolardan 11
milyar dolara fırladı.[1]
Bu ekonomik enkaz tablosu karşısında, üst düzey iktisadi bir
heyetle Pekin'in kapısını çalan Merz'in uysallaşmasının diplomatik zarafetten
değil, sermayenin varoluşsal zorunluluğundan ötürü olduğu görülüyor. Çin, bu “uysallığı”
ödüllendirmek ve ticari gerilimi bir nebze yatıştırmak için "ilk
adım" olarak 120 adede kadar Airbus yolcu uçağı sipariş etmeyi kabul
ederek Alman burjuvazisinin ağzına bir parmak bal çaldı.
Alman sermayesi ekonomideki bu tarihsel gerilemeye üretici güçlerini
geliştirmek yerine elde kalan parayı silaha yatırarak cevap veriyor. Almanya’yı
2025'teki askeri harcamalarda dünyada Rusya'dan sonra 4. sıraya yükselten Merz,
devasa 500 milyar avroluk savunma bütçesinin Rheinmetall gibi büyük silah
tekellerine akması için askeri alımları da sıkılaştırıyor.[2]
Silahlanmaya ayrılan devasa bütçenin yanı sıra Washington’un baskısıyla ucuz Rus
enerjisi yerine ABD’den alınan pahalıya enerji Alman sanayisinin çöküşünün kısa
vadede bitmeyeceğini ortaya koyuyor. Ve bu durum da Merz’i Çin’e götüren nedenlerden
biri.
Çin’in Hesabı
Almanya’nın bu yaklaşımına karşılık Pekin’in yanıtı oldukça “kapsayıcı”.
ABD'nin Avrupa üzerindeki baskısının önümüzdeki dönemde de
artacağını öngören Çin, “tatlı sözlerle” Almanya üzerinden Avrupa’ya kucağını
açıyor.
Merz’in ziyaret öncesi sözlerini “umursamayan” Çin Devlet
Başkanı Şi Cinping’in "Avrupa'nın özerkliğini ve gücünü artırma
çabalarını" desteklediğini belirtmekle birlikte Almanya ve Çin'in
"dünya barışı ve kalkınması için omuz omuza" ilerleyebileceğini söylemesi
ve Ukrayna konusunda da “tüm tarafların katılımı ve diyalog yoluyla çözüm”
önerisinde bulunması, Pekin’in “ürkütmeden” kıtaya nüfuz etme hesabında
olduğuna işaret ediyor.
Sonuç olarak bakıldığında sert söylemlerine rağmen Merz’in Pekin’e yaptığı sefer, Alman sermayesi öncülüğündeki Avrupa sermayesinin ABD’ye karşı özerkliğini güçlendirme ve diğer alternatiflerle ilişkilerini geliştirme çabasını sürdüreceği görülüyor. Çin’in sergilediği “kapsayıcı” yaklaşım da göz önüne alındığında “garp cephesindeki ayrılıkların derinleşebileceği” ihtimali ufukta beliriyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder