Çevirenin Notu: Bu çeviri 14 (27) Ekim 1908’de yazılan ve Proletari gazetesinin 1 (14) Ekim 1908 tarihli sayısında yayımlanan “Balkanlar, kapitalist Avrupa ve çarlık” yazısından alıntıları içermektedir. Yazının tamamına İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Lev Troçki-Balkan Savaşları kitabının 17-35. sayfalarından ulaşabilirsiniz.
Çevirinin yapıldığı alıntılara şu linkten
ulaşabilirsiniz:
https://www.marxists.org/archive/trotsky/britain/v1/ch02a.htm
Berlin hükümeti dişlerini sıkarak kenara çekildi ve
beklemeyi tercih etti. Jön Türklerle yakınlaşma arayışına ne kadar zorlanırsa,
onların tutumları o kadar sertleşecektir. Ancak kapitalist Almanya’nın,
anayasal Türkiye’nin zaferini şimdiye kadar ikiyüzlü bir şekilde kutladığı
kadar, çöküşünü de aynı samimiyetle karşılamaya hazır olduğu şüphesizdir. Öte
yandan, Türkiye Almanya’nın Balkanlar’daki konumunu ne kadar zayıflatırsa,
İngiltere de yeni düzene olan dostluğunu o kadar gürültülü bir şekilde gösterdi.
Bu iki güçlü Avrupa devleti arasındaki bitmek bilmeyen mücadelede, Jön Türkler
doğal olarak Thames Nehri’nde destek ve “dostlar” aradılar. Ancak İngiliz-Türk
ilişkilerindeki hassas nokta Mısır’dır. Elbette İngiltere’nin Mısır’ı gönüllü
olarak boşaltması söz konusu olamaz: Süveyş Kanalı’nı kontrol etmek,
İngiltere’nin çıkarları açısından çok büyük önem taşıyor. Askeri zorluklar
yaşanması durumunda İngiltere Türkiye’yi destekler mi? Yoksa Türkiye’yi
sırtından bıçaklayıp Mısır’ı kendi malı ilan eder mi? Koşullara bağlı olarak
her iki ihtimal de aynı derecede olasıdır. Ancak her iki durumda da İngiliz
hükümetinin eylemlerini yönlendiren şey, liberal Türkiye’ye duyulan duygusal
bir sevgi değil, soğuk ve acımasız bir emperyalist hesaplamadır.
***
Rus diplomasisi, donanmasının yarım asırdan fazla bir
süredir engellendiği Karadeniz'den Akdeniz'e serbestçe çıkmasını istemektedir.
Toplarla güçlendirilmiş iki deniz geçidi olan İstanbul Boğazı ve Çanakkale,
Avrupa’nın mandası olması gereğiyle boğazların bekçisi olan Türklerin
elindedir. Ancak Rus savaş gemileri Karadeniz'den çıkamıyorsa, yabancı gemiler
de Karadeniz'e giremez. Çarlık diplomasisi, yasağın sadece kendi gemileri için
kaldırılmasını istiyor. İngiltere buna pek razı olamaz. Boğazların
silahsızlandırılması, ancak filosunu Marmara Denizi'ne veya Karadeniz'e
gönderme imkânı verilirse kabul edilebilir. Ancak o zaman, önemsiz deniz
kuvvetlerine sahip olan Rusya kazançlı çıkamayacak, aksine kaybedecektir. Ve
Türkiye her iki durumda da kaybeder. Donanması güçsüzdür ve İstanbul’un efendisi,
savaş gemilerini sadece limanlarına koyabilen bir devlet olur. Novoe Vremya[1],
Çarlık hükümetine bu hakkı tanımayan İngiltere’ye sert bir dille eleştiriyor;
bu hak, Karadeniz Filosu’nun zayıflığı göz önüne alındığında “tamamen teorik
nitelik” taşıyor, ancak Şah’ın hükümetini Rusya’ya kapıları açmaya ikna ediyor
ve karşılığında Türkiye’nin boğazlar üzerindeki hakimiyetini yabancı
müdahalelerden koruyacağına söz veriyor. Berlin Antlaşması adına Türkiye ile
Avusturya arasındaki özel anlaşmaya itiraz eden Rusya, kendisi de Türkiye ile
özel bir anlaşma yoluyla Avrupa'nın mandası olma durumundan kurtulmak istiyor.
Eğer amacına ulaşmayı başarsaydı, bu sadece Türkiye'nin barışçıl gelişimi için
değil, tüm Avrupa'nın barışı için de bir tehlike oluşturacaktı.
Izvolski[2]
Avrupa’da diplomatik entrikaların düğümlerini birbirine bağlarken, Albay
Lyakhov[3]
onun işini paylaşarak kılıcıyla bazı diplomatik düğümleri kesmek üzere Asya’ya
doğru yola koyuluyor. Balkan olaylarının[4]
gürültüsünün ve sadık basının vatansever çığlıklarının ardında, Çarlık,
devrimci İran'ın kalbine karşı Kazak çizmelerinin ikinci bir saldırısını
hazırlıyor.[5] Ve bu,
sadece Avrupa'nın sessiz suç ortaklığıyla değil, aynı zamanda “liberal”
Britanya'nın aktif işbirliğiyle de gerçekleştiriliyor.
İran’ın en önemli şehri Tebriz’in Şah’ın ordularına karşı
kazandığı zafer, St. Petersburg ve Londra diplomasisinin planlarını tamamen
altüst etme tehdidinde bulundu. Devrimin nihai zaferinin İran’ın ekonomik ve
siyasi yeniden doğuşunu beraberinde getireceği gerçeğinin yanı sıra, uzayan iç
savaş, Rus ve İngiliz sermayesinin çıkarlarına da doğrudan zarar verdi...
İran’ın hükmü verilmişti.[6]
İzvolski ile Grey[7]
arasındaki son görüşmeler hakkında rapor veren Dışişleri Bakanlığı, Orta Asya
sorunlarının çözümünde “uyumlu işbirliği”nin garantisi olarak her iki hükümetin
de tam bir dayanışma içinde olduğunu gösterişli bir şekilde vurguladı. Ve 11
Ekim gibi erken bir tarihte, ciddi bir topçu ve süvari gücüyle desteklenen altı
Rus piyade taburu, devrimci Tebriz’i işgal etmek için İran sınırını geçti.
Şehirle telgraf bağlantıları uzun süredir kesilmiş durumda, böylece Avrupa'nın
insancıl halkları, Çarlık rejiminin küstah ayaktakımının Tahran'ın dumanı tüten
yıkıntıları arasında iki “Hıristiyan” ulusun “uyumlu işbirliğini” nasıl
gerçekleştirdiğini adım adım takip etmek zorunluluğundan kurtulmuş oluyor...
[1] 1868'den
1917'ye kadar yayımlanan aşırı gerici St. Petersburg gazetesi. 1905'ten sonra
Kara Yüzler olarak bilinen aşırı sağcı grupları açıkça destekledi.
[2] 1905'ten
1909'a kadar Rusya Dışişleri Bakanı. (ç.n.)
[3] Albay
Lyakhov (1869-1919), İran'da Rus subaylardan oluşan bir Kazak Tugayının
komutanıydı. Haziran 1908'de karşı devrimci bir darbeyi desteklemek amacıyla
İran parlamentosunu bombaladı. (ç.n.)
[4] Bosna-Hersek,
Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan tarafından ilhak edildi.
Avusturya-Macaristan'ın Balkanlar'daki bu güç pekiştirme hamlesine Çarlık
Rusyası karşı çıktı. (ç.n.)
[5] 1905-1908
İran Devrimi, Şah'ın feodal rejiminden demokratik reformlar kazanmak için
köylülük ve işçilerin desteğiyle küçük burjuva demokratlar tarafından
yönetildi. Ana merkezi Tebriz'de olmak üzere yerel devrimci konseyler
(encümenler) kuruldu. Eylül 1906'da Şah Muhammed Ali, kısıtlı bir oy hakkıyla
Meclis'i toplamak zorunda kaldı. Daha küçük reformlar, grevlerin ve toprak
gaspının artışını durdurmaya yetmedi ve Haziran 1908'de, İngiliz ve Rus
emperyalizminin desteğiyle Şah, Meclis'i ve genel encümeni dağıtan bir darbe
düzenledi. Bunun üzerine Tebriz ayaklandı ve encümen iktidarı ele geçirdi,
ancak Ekim 1908'de Çarlık güçleri tarafından devrildi. (ç.n.)
[6] "Antlaşma"
olarak adlandırılan belge, Ağustos 1907'de imzalanan İngiliz-Rus
Antlaşması'ydı. Bu antlaşma, iki imparatorluk gücünün Orta Asya, Tibet,
Afganistan ve İran'daki çıkarlarını tanımlıyordu; buna göre kuzey bölgesi (Tahran
ve Tebriz dahil) ve doğu bölgesi sırasıyla Rusya ve İngiltere'ye "etki
alanları" olarak tahsis edilmişti. (ç.n.)
[7] İngiliz
liberal siyasetçi, 1905-1916 yılları arasında Dışişleri Bakanı. (ç.n.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder