Ankara, 7-8 Temmuz'da 36. NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin kapıları, aralarında Trump, Macron, Merz ve Starmer'ın da bulunduğu 32 üye ülkenin lideri için açılırken[1], kentin geri kalanı adeta bir kuşatma altına alındı. Ankara Valiliği 28 Haziran'dan 10 Temmuz'a kadar tam 13 gün boyunca toplantı, gösteri, basın açıklaması, açlık grevi, oturma eylemi, stant açma, bildiri dağıtma ve pankart asmayı dahi yasakladı[2]. Zirve öncesinde çok sayıda evde eşzamanlı baskın düzenlendi, “örgüt bağlantısı” gerekçesiyle 200'ü aşkın kişi gözaltına alındı[3], muhalif gazetecilerin akreditasyon başvuruları reddedildi[4].
Bir “savunma” ve “güvenlik”
ittifakının, ev sahibi ülkenin başkentini bir açık hava hapishanesine çevirerek
topladığı bu zirve, aslında NATO'nun 77 yıllık tarihinin özünü de gözler önüne
seriyor: Halklara karşı inşa edilen bir güvenlik, sermayeye ve emperyalizme
hizmet eden bir “barış”.
Kuruluşun Gizli Yüzü: Gladio
NATO, 1949'da Sovyetler Birliği'ne
karşı “kolektif savunma” adı altında kuruldu. Ancak ittifakın gerçek kuruluş
mantığı, resmi belgelerden çok daha karanlık bir tarihte saklı: Operation
Gladio. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'nın hemen ardından CIA ve MI6
işbirliğiyle, NATO şemsiyesi altında Batı Avrupa'nın neredeyse tamamında
“stay-behind” adı verilen gizli paramiliter örgütler kuruldu. Resmi gerekçe,
olası bir Sovyet işgaline karşı direnişi hazırlamaktı. Fiiliyatta ise bu gizli
ordular, komünist partilerin demokratik yollarla iktidara yaklaşmasını
engellemek için “gerilim stratejisi” denen bir yönteme başvurdu: Solu suçlamak
üzere tasarlanmış bombalamalar, suikastlar, darbeler.
İtalya'da 1969 Piazza Fontana ve
1972 Peteano bombalamaları, aşırı sağcı militanlarla gizli servislerin ortak
işiydi ve önce anarşistlere, sonra solculara mal edilmeye çalışıldı[5]. 1990'da
İtalya Başbakanı Giulio Andreotti'nin Gladio'nun varlığını Senato'ya itiraf
etmesiyle skandal patlak verdi, ardından Belçika, Fransa, Almanya, İsviçre,
Yunanistan ve Türkiye dahil onlarca ülkede benzer örgütlerin var olduğu ortaya
çıktı. Avrupa Parlamentosu aynı yıl aldığı bir kararla NATO'yu ve ABD'yi,
Avrupa siyasetini bu gizli ordularla manipüle etmekle açıkça kınadı[6].
Yani NATO, tarihinin ilk kırk
yılında “komünizme karşı savunma” adı altında, üye ülkelerin kendi
yurttaşlarına karşı gizli bir terör altyapısı işletti.
Türkiye'de Kontrgerilla: Devletin İçindeki Devlet
Türkiye bu tarihin dışında kalmadı,
hatta en kanlı örneklerinden birine sahne oldu. 1952'de NATO'ya katılan
Türkiye'de, ABD'nin önerisiyle Genelkurmay bünyesinde gizlice Seferberlik
Tetkik Kurulu kuruldu[7]. Kurul
1965'te Özel Harp Dairesi (ÖHD) adını aldı, sivil uzantısı ise kamuoyunda
“Kontrgerilla” olarak bilinir oldu. Giderlerinin 1974'e kadar doğrudan ABD
tarafından karşılandığı bu yapı, önce Kıbrıs'ta TMT'yi örgütledi, ardından
1960'lardan itibaren yükselen işçi ve öğrenci hareketlerini bastırmanın aracına
dönüştü[8].
ÖHD'nin eski komutanlarından emekli
Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu'nun bizzat kendi ağzından itiraf ettiği üzere,
azınlıklara yönelik 6-7 Eylül 1955 saldırıları da bir “özel harp” işiydi[9]. 1 Mayıs
1977'de Taksim'de düzenlenen katliam, 12 Mart 1971 muhtırası ve 12 Eylül 1980
darbesi, hepsi aynı gizli yapının gölgesinde gerçekleşti. Darbeler öncesinde gerçekleştirilen
“faili meçhul” cinayetlerin izi hep aynı kapıya çıktı[10]. 12
Eylül'ün ardından binlerce devrimci genç işkenceden geçirildi, idam edildi ya
da “kayboldu”. 1996'daki Susurluk kazası ise bu “derin devlet” yapısının polis,
MİT ve mafya ile iç içe geçmiş halini bir kez daha gözler önüne serdi[11].
Avrupa'daki diğer NATO üyeleri
Gladio yapılarını 1990'larda resmen tasfiye ederken, Türkiye bu hesaplaşmayı
hiçbir zaman tam olarak yaşamadı. Özel Harp Dairesi 1992'de adını Özel
Kuvvetler Komutanlığı'na çevirerek varlığını sürdürdü[12].
Yani “terörle mücadele” söylemiyle
bu hafta Ankara'da toplanacak ittifakın, Türkiye'de terörün bizzat kendisiyle
çok özel bir akrabalığı var.
Soğuk Savaş Sonrası: Doğrudan Müdahale Çağı
Sovyetler Birliği dağılıp “komünizm
tehdidi” ortadan kalkınca NATO kendini yeniden tanımlamak zorunda kaldı. Gizli
ordular yerini artık açık askeri müdahalelere bıraktı. 1999'da Yugoslavya'ya
yönelik 78 günlük bombardıman, BM Güvenlik Konseyi'nden herhangi bir
yetkilendirme alınmadan gerçekleştirildi. 2001'de başlayan Afganistan işgali
yirmi yıl sürdü ve 2021'deki kaotik çekilişle ülkeyi, savaş öncesinde
iktidardan devirdiği rejime geri teslim etti. 2011'de Libya'da BM'nin verdiği
“uçuşa yasak bölge” yetkisi fiilen rejim değişikliğine dönüştürüldü ve ülke
bugün hâlâ bitmeyen bir kaosun içinde.
Bu süreçte NATO’nun söylemi de
değişti. Artık “kolektif savunma” değil, “insani müdahale” ve “terörle
mücadele” konuşuluyordu. Ama sonuç aynı kaldı. NATO, üye olmayan ülkelerdeki
halklara karşı, kendi ilan ettiği “uluslararası hukuk”un dahi dışına çıkarak
güç kullanmaya devam etti.
Soykırıma Ortaklık: Gazze
NATO'nun terörle kurduğu bu
tarihsel akrabalık, bugün çok daha ağır bir suça ortaklıkla devam ediyor. Soykırımcı
ve işgalci İsrail'in Gazze'ye yönelik 22 ay süren saldırısı, 10 Ekim 2025'te
yürürlüğe giren ateşkese kadar 70 bini aşkın Filistinlinin ölümüne, 171 bin
kişinin yaralanmasına yol açtı[13].
Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika'nın açtığı dava üzerine Ocak 2024'te
İsrail'e yönelik “makul soykırım riski” tespit etti ve Soykırım Sözleşmesi'ne
taraf tüm devletlere soykırımı önleme yükümlülüğünü hatırlattı[14].
Uluslararası Ceza Mahkemesi ise Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Gallant
hakkında savaş suçu gerekçesiyle tutuklama emri çıkardı. Uluslararası Af Örgütü
de yayımladığı raporda İsrail'in soykırım işlediğine dair yeterli kanıt
bulunduğu sonucuna vardı[15].
Bütün bu hukuki tespitlere rağmen,
NATO'nun en büyük üyeleri soykırımcı ve işgalci İsrail'i silahlandırmayı
sürdürdü. Bir araştırmaya göre, UAD'nin soykırım riski uyarısının ardından
geçen sürede 51 ülke İsrail'e askeri sevkiyat yapmayı sürdürdü ve bunu
gerçekleştiren ülkelerin tamamı Soykırım Sözleşmesi'ne taraf olan devletler.
Sadece ABD, Hindistan, Romanya, Tayvan ve Çek Cumhuriyeti'nden yapılan
sevkiyatların değeri iki yılda 735 milyon doları buldu[16]. Fransa
Cumhurbaşkanı Macron'un Ekim 2024'te silah sevkiyatının durdurulması çağrısına
rağmen, aynı dönemde Fransa'dan İsrail'e 25 ayrı askeri sevkiyat girdiği ortaya
çıktı. Benzer bir tablo İspanya, İtalya ve Birleşik Krallık için de geçerli[17].
Uluslararası hukukçular, UAD kararına rağmen sevkiyatı sürdüren devletlerin
“soykırıma iştirak” suçu işlediğini belirtiyorlar[18].
Yani bugün Ankara'da toplanacak
liderlerin büyük bölümü, uluslararası mahkemelerde soykırımla yargılanan bir
devleti fiilen silahlandırmaya devam eden hükümetlerin başında bulunuyor.
NATO'nun “terörle mücadele” söylemiyle topladığı bu zirve, tam da bu nedenle
kendi içinde derin bir çelişki taşıyor: İttifak bir yandan “terör” tanımını
kendi çıkarına göre esnetip genişletirken, öte yandan mahkemelerin soykırım
olarak tescillediği bir katliamın failini savunma sanayii ile beslemeye devam
ediyor.
NATO Gerçeği
Zirvenin resmi gündemi ise savunma
harcamalarının artırılması, Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesi ve “terörle
mücadele” başlıkları etrafında şekilleniyor[19]. Ama
gündemde yer almayan asıl soru şu: Kendi tarihinde gizli ordular kurup
halklarına karşı terör estiren, bugün de soykırımla yargılanan bir devleti
silahlandırmaya devam eden bir ittifak, hangi “terörle mücadele”den söz ediyor?
NATO'nun öyküsü, Gladio'nun gizli
silah depolarından Gazze'nin enkaz yığınlarına uzanan tek bir hat üzerinde
okunabilir: Sermayenin ve emperyalizmin çıkarları söz konusu olduğunda,
“savunma” ittifakının başvuracağı araçların hiçbir sınırı olmadı; ne kendi
yurttaşlarına karşı gizli terör, ne de halklara karşı soykırıma ortaklık.
Ankara'da bu hafta bir araya gelecek liderler, bu mirası devralarak “terörle
mücadele” ve “güvenlik” kisvesi altında aynı hikâyeyi yazmaya devam edecek.
Halkların bu hikâyeye karşı tek gerçek güvencesi ise dün olduğu gibi bugün de
kendi bağımsız ve örgütlü mücadeleleri olacak.
[1] https://onedio.com/haber/2026-nato-zirvesi-ne-zaman-nato-zirvesi-ne-kimler-katilacak-ankara-da-hangi-yollar-kapanacak-1367997
[4] https://www.birgun.net/haber/nato-zirvesi-oncesi-gazetecilere-akreditasyon-engeli-muhalif-medya-disarida-birakildi-720326
[8] https://www.turkishnews.com/2025/06/02/natonun-gizli-ordulari-gladio-operasyonu-ve-turkiyede-derin-devletin-olusumu/
[13] https://www.haksozhaber.net/51-ulke-gazze-savasi-sirasinda-soykirimci-israili-nasil-silahlandirdi-255051h.htm
[14] https://www.haksozhaber.net/51-ulke-gazze-savasi-sirasinda-soykirimci-israili-nasil-silahlandirdi-255051h.htm
[15] https://tr.euronews.com/2024/12/05/af-orgutu-israilin-gazzede-soykirim-yaptigina-dair-yeterli-kanit-var
[16] https://www.haksozhaber.net/51-ulke-gazze-savasi-sirasinda-soykirimci-israili-nasil-silahlandirdi-255051h.htm
[17] https://www.hurriyet.com.tr/dunya/soykirim-uyarisina-ragmen-gazzeyi-yikan-silahlarda-cok-ulkenin-izi-var-43182651
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder