4 Temmuz 2026 Cumartesi

Terör'den Soykırım'a NATO'nun Öyküsü

Ankara, 7-8 Temmuz'da 36. NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin kapıları, aralarında Trump, Macron, Merz ve Starmer'ın da bulunduğu 32 üye ülkenin lideri için açılırken[1], kentin geri kalanı adeta bir kuşatma altına alındı. Ankara Valiliği 28 Haziran'dan 10 Temmuz'a kadar tam 13 gün boyunca toplantı, gösteri, basın açıklaması, açlık grevi, oturma eylemi, stant açma, bildiri dağıtma ve pankart asmayı dahi yasakladı[2]. Zirve öncesinde çok sayıda evde eşzamanlı baskın düzenlendi, “örgüt bağlantısı” gerekçesiyle 200'ü aşkın kişi gözaltına alındı[3], muhalif gazetecilerin akreditasyon başvuruları reddedildi[4].

Bir “savunma” ve “güvenlik” ittifakının, ev sahibi ülkenin başkentini bir açık hava hapishanesine çevirerek topladığı bu zirve, aslında NATO'nun 77 yıllık tarihinin özünü de gözler önüne seriyor: Halklara karşı inşa edilen bir güvenlik, sermayeye ve emperyalizme hizmet eden bir “barış”.

Kuruluşun Gizli Yüzü: Gladio

NATO, 1949'da Sovyetler Birliği'ne karşı “kolektif savunma” adı altında kuruldu. Ancak ittifakın gerçek kuruluş mantığı, resmi belgelerden çok daha karanlık bir tarihte saklı: Operation Gladio. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'nın hemen ardından CIA ve MI6 işbirliğiyle, NATO şemsiyesi altında Batı Avrupa'nın neredeyse tamamında “stay-behind” adı verilen gizli paramiliter örgütler kuruldu. Resmi gerekçe, olası bir Sovyet işgaline karşı direnişi hazırlamaktı. Fiiliyatta ise bu gizli ordular, komünist partilerin demokratik yollarla iktidara yaklaşmasını engellemek için “gerilim stratejisi” denen bir yönteme başvurdu: Solu suçlamak üzere tasarlanmış bombalamalar, suikastlar, darbeler.

İtalya'da 1969 Piazza Fontana ve 1972 Peteano bombalamaları, aşırı sağcı militanlarla gizli servislerin ortak işiydi ve önce anarşistlere, sonra solculara mal edilmeye çalışıldı[5]. 1990'da İtalya Başbakanı Giulio Andreotti'nin Gladio'nun varlığını Senato'ya itiraf etmesiyle skandal patlak verdi, ardından Belçika, Fransa, Almanya, İsviçre, Yunanistan ve Türkiye dahil onlarca ülkede benzer örgütlerin var olduğu ortaya çıktı. Avrupa Parlamentosu aynı yıl aldığı bir kararla NATO'yu ve ABD'yi, Avrupa siyasetini bu gizli ordularla manipüle etmekle açıkça kınadı[6].

Yani NATO, tarihinin ilk kırk yılında “komünizme karşı savunma” adı altında, üye ülkelerin kendi yurttaşlarına karşı gizli bir terör altyapısı işletti.

Türkiye'de Kontrgerilla: Devletin İçindeki Devlet

Türkiye bu tarihin dışında kalmadı, hatta en kanlı örneklerinden birine sahne oldu. 1952'de NATO'ya katılan Türkiye'de, ABD'nin önerisiyle Genelkurmay bünyesinde gizlice Seferberlik Tetkik Kurulu kuruldu[7]. Kurul 1965'te Özel Harp Dairesi (ÖHD) adını aldı, sivil uzantısı ise kamuoyunda “Kontrgerilla” olarak bilinir oldu. Giderlerinin 1974'e kadar doğrudan ABD tarafından karşılandığı bu yapı, önce Kıbrıs'ta TMT'yi örgütledi, ardından 1960'lardan itibaren yükselen işçi ve öğrenci hareketlerini bastırmanın aracına dönüştü[8].

ÖHD'nin eski komutanlarından emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu'nun bizzat kendi ağzından itiraf ettiği üzere, azınlıklara yönelik 6-7 Eylül 1955 saldırıları da bir “özel harp” işiydi[9]. 1 Mayıs 1977'de Taksim'de düzenlenen katliam, 12 Mart 1971 muhtırası ve 12 Eylül 1980 darbesi, hepsi aynı gizli yapının gölgesinde gerçekleşti. Darbeler öncesinde gerçekleştirilen “faili meçhul” cinayetlerin izi hep aynı kapıya çıktı[10]. 12 Eylül'ün ardından binlerce devrimci genç işkenceden geçirildi, idam edildi ya da “kayboldu”. 1996'daki Susurluk kazası ise bu “derin devlet” yapısının polis, MİT ve mafya ile iç içe geçmiş halini bir kez daha gözler önüne serdi[11].

Avrupa'daki diğer NATO üyeleri Gladio yapılarını 1990'larda resmen tasfiye ederken, Türkiye bu hesaplaşmayı hiçbir zaman tam olarak yaşamadı. Özel Harp Dairesi 1992'de adını Özel Kuvvetler Komutanlığı'na çevirerek varlığını sürdürdü[12].

Yani “terörle mücadele” söylemiyle bu hafta Ankara'da toplanacak ittifakın, Türkiye'de terörün bizzat kendisiyle çok özel bir akrabalığı var.

Soğuk Savaş Sonrası: Doğrudan Müdahale Çağı

Sovyetler Birliği dağılıp “komünizm tehdidi” ortadan kalkınca NATO kendini yeniden tanımlamak zorunda kaldı. Gizli ordular yerini artık açık askeri müdahalelere bıraktı. 1999'da Yugoslavya'ya yönelik 78 günlük bombardıman, BM Güvenlik Konseyi'nden herhangi bir yetkilendirme alınmadan gerçekleştirildi. 2001'de başlayan Afganistan işgali yirmi yıl sürdü ve 2021'deki kaotik çekilişle ülkeyi, savaş öncesinde iktidardan devirdiği rejime geri teslim etti. 2011'de Libya'da BM'nin verdiği “uçuşa yasak bölge” yetkisi fiilen rejim değişikliğine dönüştürüldü ve ülke bugün hâlâ bitmeyen bir kaosun içinde.

Bu süreçte NATO’nun söylemi de değişti. Artık “kolektif savunma” değil, “insani müdahale” ve “terörle mücadele” konuşuluyordu. Ama sonuç aynı kaldı. NATO, üye olmayan ülkelerdeki halklara karşı, kendi ilan ettiği “uluslararası hukuk”un dahi dışına çıkarak güç kullanmaya devam etti.

Soykırıma Ortaklık: Gazze

NATO'nun terörle kurduğu bu tarihsel akrabalık, bugün çok daha ağır bir suça ortaklıkla devam ediyor. Soykırımcı ve işgalci İsrail'in Gazze'ye yönelik 22 ay süren saldırısı, 10 Ekim 2025'te yürürlüğe giren ateşkese kadar 70 bini aşkın Filistinlinin ölümüne, 171 bin kişinin yaralanmasına yol açtı[13]. Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika'nın açtığı dava üzerine Ocak 2024'te İsrail'e yönelik “makul soykırım riski” tespit etti ve Soykırım Sözleşmesi'ne taraf tüm devletlere soykırımı önleme yükümlülüğünü hatırlattı[14]. Uluslararası Ceza Mahkemesi ise Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Gallant hakkında savaş suçu gerekçesiyle tutuklama emri çıkardı. Uluslararası Af Örgütü de yayımladığı raporda İsrail'in soykırım işlediğine dair yeterli kanıt bulunduğu sonucuna vardı[15].

Bütün bu hukuki tespitlere rağmen, NATO'nun en büyük üyeleri soykırımcı ve işgalci İsrail'i silahlandırmayı sürdürdü. Bir araştırmaya göre, UAD'nin soykırım riski uyarısının ardından geçen sürede 51 ülke İsrail'e askeri sevkiyat yapmayı sürdürdü ve bunu gerçekleştiren ülkelerin tamamı Soykırım Sözleşmesi'ne taraf olan devletler. Sadece ABD, Hindistan, Romanya, Tayvan ve Çek Cumhuriyeti'nden yapılan sevkiyatların değeri iki yılda 735 milyon doları buldu[16]. Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Ekim 2024'te silah sevkiyatının durdurulması çağrısına rağmen, aynı dönemde Fransa'dan İsrail'e 25 ayrı askeri sevkiyat girdiği ortaya çıktı. Benzer bir tablo İspanya, İtalya ve Birleşik Krallık için de geçerli[17]. Uluslararası hukukçular, UAD kararına rağmen sevkiyatı sürdüren devletlerin “soykırıma iştirak” suçu işlediğini belirtiyorlar[18].

Yani bugün Ankara'da toplanacak liderlerin büyük bölümü, uluslararası mahkemelerde soykırımla yargılanan bir devleti fiilen silahlandırmaya devam eden hükümetlerin başında bulunuyor. NATO'nun “terörle mücadele” söylemiyle topladığı bu zirve, tam da bu nedenle kendi içinde derin bir çelişki taşıyor: İttifak bir yandan “terör” tanımını kendi çıkarına göre esnetip genişletirken, öte yandan mahkemelerin soykırım olarak tescillediği bir katliamın failini savunma sanayii ile beslemeye devam ediyor.

NATO Gerçeği

Zirvenin resmi gündemi ise savunma harcamalarının artırılması, Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesi ve “terörle mücadele” başlıkları etrafında şekilleniyor[19]. Ama gündemde yer almayan asıl soru şu: Kendi tarihinde gizli ordular kurup halklarına karşı terör estiren, bugün de soykırımla yargılanan bir devleti silahlandırmaya devam eden bir ittifak, hangi “terörle mücadele”den söz ediyor?

NATO'nun öyküsü, Gladio'nun gizli silah depolarından Gazze'nin enkaz yığınlarına uzanan tek bir hat üzerinde okunabilir: Sermayenin ve emperyalizmin çıkarları söz konusu olduğunda, “savunma” ittifakının başvuracağı araçların hiçbir sınırı olmadı; ne kendi yurttaşlarına karşı gizli terör, ne de halklara karşı soykırıma ortaklık. Ankara'da bu hafta bir araya gelecek liderler, bu mirası devralarak “terörle mücadele” ve “güvenlik” kisvesi altında aynı hikâyeyi yazmaya devam edecek. Halkların bu hikâyeye karşı tek gerçek güvencesi ise dün olduğu gibi bugün de kendi bağımsız ve örgütlü mücadeleleri olacak.



[4] https://www.birgun.net/haber/nato-zirvesi-oncesi-gazetecilere-akreditasyon-engeli-muhalif-medya-disarida-birakildi-720326

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Terör'den Soykırım'a NATO'nun Öyküsü

Ankara, 7-8 Temmuz'da 36. NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin kapıları, aralarında...