Laclau ve Mouffe, işçi sınıfı dışında başka kimliklerin de tabi konumda olduklarını ortaya koyduklarında, tabi olma durumunun salt üretim ilişkilerinden dolayı değil, aynı zamanda bir baskı sonucunda da olabileceğini belirtmiş olmaktadırlar. Buradan da kimliklerin eşdeğer olarak eklenebilmesi sonucunda oluşacak çoğulculukla bu "tabi olma" durumuna karşı bir konumsallık sağlanmalıdır.
Öte yandan bu çoğulculuk, nesnel çıkarlar yerine, politik düzlemde farklı yerler işgal eden kimliklere, öznelere dayanmış olmaktadır. Çünkü kimlikler üretim sürecinde emek-gücünü kapitaliste satan işçi sınıfı gibi nesnel bir duruma değil, söylemsel olarak var olan politik düzleme dayanır. Böylece kimlikler, bu politik düzlemde istikrarsız bir biçimde konumlanırlar.
Bu istikrarsız biçimde konumlanan öznelerin birbirine eklemlenerek çoğulculuğunun sağlandığı net, sınırları belirlenmiş bir alandan bahsedilemez. Öte yandan farklı biçimlerde farklı konumsallıkta yer alan öznelerin ortak değerleri kapsayacak bu alanı belirlemeye yönelik izleyecekleri siyaset ise bir zıtlıktan veya düşmanlıktan çok çekişmeci bir tarz izleyecektir. Çünkü bu özneler arasında, kapitalist ile işçi arasındaki gibi nesnel çıkarlara dayanan antagonist bir çelişki bulunmamaktadır. Dolayısıyla ortak değerlerin paylaşıldığı ortak sembolik alan muarızlar arasındaki çekişmeyle belirlenecektir.
Liberal demokraside devletin baskı alanı, sivil toplumun da özgürlük alanı olarak sunulması ise bir belirleyiciliği, sınırlılığı kapsamaktadır. İki alanın da birbirinden net olarak ayrıştırılmış olmaları bunun göstergesidir. Öte yandan Mouffe parlamentoyu "hakikate ulaşılan yer olarak değil, tartışma ve ikna yoluyla makul bir çözüm üzerinde anlaşmaya varmanın mümkün olduğu yer olarak görülmesi" gerektiğini belirtir. Ayrıca Mouffe "bu anlaşmanın asla kesin olamayacağının ve her zaman meydan okunmaya açık olması gerektiğini" söylemektedir. Bu bağlamda Mouffe devletin baskı alanından çok öznelerin dinamik bir şekilde tartışarak anlaşmaya vardıkları yer olma özelliğini öne çıkarmaktadır. Böylece devletin baskıcı tarafı engellenerek, liberal demokraside de var olan özneleri tekleştirici etkisi ortadan kaldırılarak çoğulculuğun var olması sağlanacaktır. Öte yandan sivil toplum da kimliklerinin öznel konumsallıklarını özgürce var edebilecekleri bir alan olacaktır.
Sonuç olarak Laclau ve Mouffe liberal demokrasinin önermesini reddetmeyip, daha da derinleştirme yoluna gitmişlerdir. Bu derinleştirme sonucunda devlet ile sivil toplum ayrıksılığı kısmen silikleşmiş olmakla birlikte alansal niteliklerinin belirlenmişlikleri de kesin olmaktan uzaklaştırılmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder