Çevirenin Notu: Bu yazı Nicolas Krassó’nun editörlüğünü yaptığı ve New Critics Press tarafından 1972 yılında yayımlanan Trotsky: The Great Debate Renewed başlıklı kitapta yer almıştır.
Ernest Mandel, makaleme verdiği yanıtta, "tek
ülkede sosyalizm" tartışmasının gerçek meselelerini çarpıtmaya devam
ediyor ve benim argümanımı yanlış aktarıyor. Bunu, Troçki'nin
"haklılığını" kanıtlamaya katkıda bulunan unsurları görme konusunda
derin bir "ihtiyaç" hissetmesinden kaynaklanan, üzücü bir bulanık
görüş örneği olarak görüyorum.
Kuşkusuz bu yüzden, benim "okuyucularımı, 1926’daki
tartışmanın SSCB'de üretici güçlerin geliştirilmesinin ve sanayileşmenin mümkün
olup olmadığına odaklandığını ikna etmeye çalıştığımı, oysa tam da ("Rus
sosyalizminin iç güçlerine şüpheyle yaklaştığı" iddia edilen) Troçki’nin hızlandırılmış
sanayileşmenin büyük savunucusu olduğunu” yazıyor. Aslında, makalemin ilk
sayfasında şöyle yazmıştım: "Troçki, sosyalizmi inşa etme işine başlamanın
gerekliliğini hiçbir zaman tartışmadı ve bu amaçla ekonomik büyüme oranının
artırılmasına yönelik önerilerde bulundu." (New Left Review, 50, s.
113-114.) Ardından, bu iddialı öneriler ile Troçki'nin yıllar boyunca, Batı'da
devrimin zaferi olmadan "Rusya'da gerçek bir sosyalist ekonominin
yükselişi"nin mümkün olmadığı, aksi takdirde ülkenin kapitalizme geri
döneceği yönündeki argümanları arasındaki çözülmemiş çelişkiye işaret ettim. Bu
bakış açısı, Rusya'nın iç güçleriyle sosyalizmi gerçekleştirme olasılığını,
bunu nasıl tanımlarsak tanımlayalım, dışlamakla kalmayıp bir işçi devleti
olarak hayatta kalmasını bile dışladı. Tarih bu görüşü çürütmüştür. Mandel bu
önemli noktada sessiz kalmayı tercih ediyor.
Daha önce de belirttiğim gibi, tartışma biraz muğlak
terimlerle yürütüldü. Bu nedenle, katılımcıların sosyalizm anlayışları ne tekdüze
ne de net idi. Dahası, Lenin (veya Troçki, Stalin veya diğer Rus devrimci
liderler) tarafından farklı zamanlarda ve farklı bağlamlarda kullanılan,
birbiriyle çelişiyor gibi görünen çok çeşitli sosyalizm tanımları üretmek
mümkündür. Önemli olan, hepsinde ortak olan anlayışın özüdür - Lenin'in Devlet
ve Devrim'de "kelimenin genel kabul gören anlamı" olarak
adlandırdığı şey[1],
yani üretim araçlarının özel mülkiyetine karşıt olarak kolektif mülkiyet.
Troçki'nin 1906 tarihli tanımı –“büyük ölçekli kooperatif üretim"-
Lenin'in 1923 tarihli benzer görüşüyle olduğu kadar bu geleneksel görüşle de
tam olarak örtüşmektedir: "Üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında,
proletaryanın burjuvaziye karşı sınıf zaferiyle, medeni kooperatifçilerin
oluşturduğu bir sistem sosyalizmdir."
Mandel, tek ülkede sosyalizmi inşa etmenin ne anlama
geldiğine dair bu "saçma" tanımın, Stalin'in sonradan uydurduğu
ve 1936'ya kadar "cesaret edemediği" bir şey olduğunu iddia ediyor!
Bu nefes kesici iddiayı çürütmek için neyi alıntılamak gerektiğine karar
verirken, insan gerçek bir seçim zorluğu ile karşı karşıya kalıyor. Örneğin,
Stalin 1924 yılının Nisan ayında, tek ülkede sosyalizmin zaferi olasılığından
olumsuz bir şekilde bahsederken, bunu "sosyalist üretimin
örgütlenmesi" ile eşanlamlı olarak sunmuştu.[2]
Troçki bu formülasyonu onaylamıştı.[3]
Ocak 1925'te, artık tek ülkede sosyalizmin uygulanabilirliğini savunan Stalin,
"meselenin özü"nün "genel olarak sosyalizmin zaferi, yani toprak
sahiplerini ve kapitalistleri kovmak, iktidarı ele geçirmek, emperyalizmin
saldırılarını püskürtmek ve sosyalist bir ekonomi inşa etmeye başlamak"
olduğunu açıkladı.[4]
Üstelik bu, sadece bireysel liderlerin konuyu nasıl
anladıkları meselesi değil, partinin büyük çoğunluğunun anlayış meselesiydi. O
yılın ilerleyen aylarında, bu konunun ilk kez tartışıldığı On Dördüncü Parti
Kongresi (Troçki, 1926'ya kadar tartışmaya katılmamayı ve sessiz kalmayı tercih
etmişti), konuyu tam da makalemde belirttiğim şekilde ele aldı. Ana kararında
şöyle deniyordu:
Ekonomik inşa alanında
parti kongresi, ülkemizin, proletarya diktatörlüğünün ülkesinin, "tam bir
sosyalist toplum inşa etmek için gerekli olan her şeye" [Lenin] sahip
olduğu gerçeğinden hareket etmektedir… Ekonominin içinde, onu oluşturan tüm
unsurların çeşitliliğinin (köylülerin doğal ekonomisi, küçük meta üretimi, piyasa
kapitalizmi, devlet kapitalizmi ve sosyalizm) yanı sıra, sosyalist
sanayinin, devlet ve kooperatif ticaretinin, kamulaştırılmış kredinin ve
proleter devletin diğer önemli alanlarının payı belirgin bir şekilde
artmaktadır. Bu şekilde, proletaryanın ekonomik saldırısı ve SSCB
ekonomisinin sosyalizme doğru ilerleyişi devam etmektedir.[5]
Son olarak, Mandel'in alıntıladığı pasajdan kısa bir
süre önce, On Beşinci Parti Kongresi'ne sunduğu raporda Stalin şöyle demişti:
"Ülkemizde sosyalizmin zaferi olasılığı, Rus Devrimi'nin iç güçleri
aracılığıyla sosyalist unsurların kapitalist unsurlar üzerinde zafer kazanma
olasılığından başka bir şey değildir."[6]
Kayıtların da gösterdiği gibi -ve okuyucunun bunu açık bir zihinle kendisinin inceleyeceğini
umuyorum- Troçki'nin defalarca olasılığını tartıştığı şey tam da böyle bir
zaferdi, ki bunu makalemde yeterince gösterdiğimi iddia ediyorum.
Rus komünistlerinin sosyalizmi metaların, paranın ve
devletin varlığıyla bağdaşmaz gördükleri iddiasını haklı çıkarmak için Mandel,
Lenin'in Devlet ve Devrim (Collected Works [New York, tarihsiz])
adlı eserinde sosyalizm ve komünizm arasındaki ayrımlara dair klasik tanımını
reddetmek için özellikle beceriksiz bir girişimde bulunuyor. 1925'te tek ülkede
sosyalizm teorisine karşı çıkan Grigori Zinovyev bile, benim
"küstahça" alıntı yaptığım pasajlarda yer alan ifadeleri
"Leninizm'in verdiği en kesin tanım" olarak nitelendirmiştir.[7]
Lenin'in "devletin tamamen ortadan kalkması için tam komünizm
gereklidir" ifadesi, onun devletsiz bir toplumu, Mandel'in savunduğu gibi,
komünizmin alt aşaması olan sosyalist aşamaya değil, Marx'ın komünizmin
üst aşaması olarak adlandırdığı aşamaya ait gördüğünü çok açık bir şekilde
göstermektedir. Bu, 1936'da Troçki'nin The Revolution Betrayed adlı
kitabında yazdığı şu satırlarda bile kabul edilmiştir: "Komünist bir
toplumda devlet ve para ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla bunların kademeli
olarak ortadan kalkması sosyalizm altında başlamalıdır."[8]
Mandel, sürecin başlangıcını sonuyla karıştırıyor! Ancak, iç işlevleri
açısından (dış savunma rolüne karşıt olarak) Sovyet devletinin, etkili bir halk
denetimine tabi olmayan bürokratik bir aygıt tarafından uygulanan aşırı
derecede şişirilmiş yetkilerle ters yönde ilerlemesi ciddi bir zayıflıktır.
1919 Parti Programı, "tamamen gelişmiş bir
komünist üretim ve meta dağıtım sisteminin örgütlenmesinden önce paranın
ortadan kaldırılması imkansızdır" şeklinde oldukça kesin bir ifadeye yer
vermiştir.[9]
Savaş Komünizmi döneminden kalma bazı ütopik fikirleri bir kenara bırakırsak,
öngörülen ve fiilen gerçekleşen şey, paranın faaliyet alanlarının daraltılması
olmuştur. Böylece, 1930 yılında, kamulaştırılmış bankalarda muhasebe kayıtları
için kullanılan bir hesap birimi dışında, devlet işletmeleri ve kuruluşları
arasındaki işlemlerde paranın kullanılması sona ermiştir.[10]
Aynı şekilde, paranın varlığını gerektiren, ancak sermaye malları sektörünün
genel olarak dışlandığı meta üretiminin faaliyet alanı, tüm ekonomiyi domine
eden sosyalist devlet tarafından sıkı bir şekilde düzenlenmiş ve
kısıtlanmıştır. Lenin, meta üretiminin sürekli olarak ilkel sermaye birikiminin
tehlikesini yeniden ürettiğinden bahsederken, devrimden sonraki ilk yıllarda
milyonlarca sermaye sahibi köylüyü, bağımsız üreticiyi ve tüccarı kastediyordu.
Mandel'in çok iyi bildiği gibi, bu grupların ortadan kalkması durumu tamamen
değiştirdi. Bu, Troçki'nin sık sık ve yanlış bir şekilde öngördüğü Rusya'da piyasa
kapitalizminin yeniden canlanması için son olası temeli ortadan kaldırdı ve
Mandel'in bugün bu korkuyu yeniden gündeme getirmesi oldukça inanılmaz.
Sovyetler Birliği, 1930'ların ortalarında Lenin'in
sınıfsız toplum anlayışının özünü gerçekleştirmişti: Toprağın ve sermayenin
mülkiyetinden elde edilen tüm gelirler, bir sınıfın diğerini sömürmesi tamamen
ortadan kaldırılmıştı. Her ne kadar sınıfların tamamen ortadan kalktığı bir
toplum olmasa da, geriye kalan iki sınıf arasında, sanayi ve toprağın ulusal
mülkiyetine dayanan ulusal plan çerçevesinde, farklı tür ve düzeylerdeki
sosyalist işletmelerde çalışan işçiler ve kolektif çiftlik köylüleri arasında sınıf
çatışmaları için gerekli bir zemin kalmamıştı.[11]
Bu, hiçbir şekilde, resmi Sovyet propagandasının
iddia ettiği gibi, komünizme geçiş sürecinde tam anlamıyla gelişmiş, uyumlu bir
sosyalist toplumun inşa edildiği anlamına gelmez. Tarımdan bahsetmeye gerek
bile yok, tüketim malları endüstrisi, konut ve ulaşım düzeyleri uzun bir süre
böyle bir şeyden söz edilemeyecek kadar düşük olmakla kalmıyor, aynı zamanda ilk
makalemde bahsettiğim ve her şeyden önce Sovyet toplumunu trajik bir şekilde
çirkinleştiren anti-demokratik, anti-sosyalist siyasi üst yapı da bir sorun
teşkil ediyor. Burada, 1953 ile 1962 yılları arasındaki düzensiz ve istikrarsız
sıçramalardan sonra, inisiyatif şimdilik partinin ve devletin iktidar
pozisyonlarından şiddetli bir karşı saldırı yürüten "sertlik yanlısı"
unsurlara geçmiştir. Stalin dönemindeki duruma tam anlamıyla bir dönüş
olmamasına rağmen, Stalinist güçlerin, eğilimlerin ve uygulamaların (siyasi ve
kültürel baskı ve Çekoslovakya'nın işgaliyle vurgulanan) endişe verici bir
şekilde güçlendiğine tanık oluyoruz ve buna karşı da embriyonik bir
anti-Stalinist komünist muhalefet şekilleniyor. 1930'ların ortalarından
itibaren Sovyetler Birliği'nin ekonomik temellerini sosyalist olarak nitelemek,
Troçki'nin Stalin'in çok daha korkunç tasfiyelerini ortaya çıkararak Rusya'nın
her şeye rağmen bir "işçi devleti" olduğunu ısrarla savunması kadar,
bürokratik ve baskıcı özelliklerini onaylamak anlamına gelmez.
Başlamak zorunda kaldığı son derece düşük bir seviyeye
ve demokrasinin getirdiği ciddi sınırlamalara rağmen SSCB, Lenin'in sosyalist
üretim olarak adlandırdığı şeyin avantajlarını[12],
birkaç on yıl boyunca sürdürülen olağanüstü bir endüstriyel gelişme hızıyla dünyaya
göstermeyi başardı. Bu sosyalist ekonomik temelin daha da gelişmesi, uzun
vadede ülkenin siyasi üst yapısı üzerinde belirleyici bir etkiye sahip
olacaktır; ancak bu etki, şüphesiz, çoğumuzun Yirminci Kongre'nin ardından
öngördüğümüzden daha uzun, daha karmaşık ve zaman zaman fırtınalı bir şekilde gerçekleşecektir.
1936'nın Rusya'sını, ya da daha da ötesi bugünün Rusya'sını, gelişmemiş
karma ekonomisiyle niteliksel olarak farklı olan 1919'un Rusya'sıyla bir araya
getirmek, her ikisini de kapitalizm ve sosyalizm arasında geçiş rejimleri
olarak sınıflandırmak, bana tuhaf, kafa karıştırıcı ve Marksist olmayan bir
yaklaşım gibi geliyor. Bu, Sovyet gelişiminin ana eğilimlerini anlamak için
yanlış bir çerçeve sunuyor, çünkü bence Troçki'nin öngörülerinin eleştirel bir
incelemesi bunu çok açık bir şekilde gösteriyor.
[1]
V. I. Lenin, Collected Works, XXl/2 (New York, tarihsiz), s. 223.
[2]
Joseph Stalin, The Theory and Practice of Leninism (Londra, 1925), s.
45. Vurgu bana ait.
[3]
Leon Trotsky, The Third International After Lenin (New York, 1957), s.
36.
[4]
J. Stalin, Works, VII (Moskova, 1954), s. 16.
[5]
Die kommunistische Partei der Sowjetunion in Resolutionen und Beschlussen
der Parteitage, Konferenzen und Plenen des Z. K., VI (Berlin, 1957), s.
6-7. İtalik yazılar orijinal metinden.
[6]
J. Stalin, a.g.e., VIII, s. 274, 277.
[7]
Staline contre Trotsky (Paris, 1965), s. 192.
[8]
L. Trotsky, The Revolution Betrayed (New York, 1957), s. 65. Vurgu bana
aittir.
[9]
Nikolai Bukharin ve Evgeny Preobrajenski, The ABC of Communism (Londra,
1924), s. 408. Vurgu bana aittir.
[10]
Bkz. örneğin, C. Bettelheim, La Planification Sovietique (Paris, 1945),
s. 56.
[11]
Bu, aralarında sınıf farklılıklarının, hatta önemli farklılıkların olmadığı
veya çıkarlarının farklılaşamayacağı anlamına gelmez. Ancak bu farklılıklar,
gerçek ya da görünür olsun, Mandel'in Marxist Economic Theory, Cilt 2
(Londra, 1968), s. 565'te iddia ettiği gibi, "tarihsel olarak
antagonistik" sınıf çıkarları olarak değil, birçok açıdan işçi sınıfı
içindeki çıkar farklılıkları olarak görülmelidir.
[12]
Buna karşılık, Mandel, Sovyet ekonomisi hakkında yazarken, "kapitalist
olmayan bir üretim biçimi ile hâlâ temelde burjuva bir dağıtım biçiminin
çelişkili birleşiminden" söz etmeyi tercih eder (a.g.e., s. 565, 572.
Vurgu bana ait.) Yine de, bu birleşimi tanımlarken, farkında olmadan Lenin'in Devlet
ve Devrim'de sosyalist (komünist değil) toplumun ünlü tanımının özünü
yeniden üretmektedir: Üretim araçları konusunda proleter devletin burjuva
hakları ortadan kaldırması ve dağıtım alanında bu hakları muhafaza etmesi (ve
devlet tarafından "korunması"). (Lenin, a.g.e., s. 224.) Mandel'in
iddia ettiği gibi, Ekim 1919'da Economics and Politics in the Era of the
Dictatorship of the Proletariat adlı eserini yazdığı sırada sosyalizm
anlayışını değiştirmiş olmaktan uzak olan Lenin'in, Aralık 1919'da 1917'dekiyle
aynı sosyalizm ve komünizm ayrımını yaptığını görüyoruz. O zaman da
"Sosyalizm, doğrudan kapitalizmden ortaya çıkan, yeni toplumun ilk
biçimidir" diye tekrarlamıştı. Bu, "kapitalistlerin yardımı olmadan
işin yapılması", ancak "en sıkı muhasebe, kontrol ve denetim"
ile "işgücü standartlarının ve işgücü karşılığı ücretin" belirlenmesi
anlamına geliyordu. O dönemde Rusya'da var olan ekonomik sistem, "büyük
ölçekli üretimde sosyalizmin temellerinin atıldığı bir süreçti" (Lenin, Selected
Works, VIII, s. 239, 241).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder