31 Ocak 2026 Cumartesi

Çin Ordusuna “Neşter”

Pekin’den gelen son haberler, Çin Komünist Partisi (ÇKP) içindeki güç mücadelesinin ve devlet aygıtının yeniden yapılandırılmasının yeni bir evreye girdiğini gösteriyor. Merkez Askerî Komisyonu’nun (CMC) birinci sıradaki başkan yardımcısı General Cjan Yusya ve Müşterek Kurmay Dairesi Başkanı Lyu Çjenli hakkında başlatılan soruşturmalar, basit birer yolsuzluk dosyası olmanın çok ötesinde anlamlar taşıyor.

“İki Çizgi”

Cjan Yusya, sıradan bir asker değil; Şi Cinping’in "güçlü ordu" vizyonunun en önemli uygulayıcılarından biriydi ve CMC Başkan Yardımcılığı gibi bir Savunma Bakanı'ndan çok daha kritik, icracı bir makamı işgal ediyordu. Onun tasfiyesiyle birlikte, genelde yedi üyeden oluşan Merkez Askeri Komisyonu'nda sadece Şi Cinping ve General Cang Şangmin kaldı. Diğer üyeler, ardı ardına gelen "yolsuzlukla mücadele" dalgalarıyla tasfiye edildiler.

İddialara göre Cjan, nükleer programla ilgili teknik bilgileri sızdırarak bir ulusal güvenlik açığına neden olmakla suçlanıyor. Ancak meselenin Çin Halk Kurtuluş Ordusu (PLA) içindeki "merkezileşme" eğilimiyle ilgili olduğunu düşünenler de bulunuyor. Onlara göre PLA içinde uzun süredir varlığını koruyan yarı özerk klikler, bölgesel sadakat ağları ve devasa ekonomik çıkar alanları ile partinin merkezi otoritesini tehdit eder hale geldiler.

Şi Cinping’in son dönemde izlediği politikalar da göz önüne alındığında, bu tasfiyelerin komuta bütünlüğünü sağlama ve siyasal sadakati mutlak kılma girişimi olduğu görülüyor. Tasfiye edilenlerin "temkinli" ve savunmacı doktrinleri içselleştirmiş "eski kadrolar” olması ve yerlerine daha genç, günümüzün teknolojik hibrit harbini yönetebilecek ve siyaseten sadık ve radikal isimlerin monte edilmesi ile “merkezin” hakimiyeti artırılıyor.

Bu gelişmeler, Çin içerisinde "iki çizgi mücadelesinin" var olduğunu ortaya koyuyor. Bir tarafta Çin’in finans-kapital düzeni içinde "dünya fabrikası" olarak kalmasını ve bu uğurda ABD ile (Tayvan meselesi dahil) uzlaşmacı bir ton tutturulmasını isteyenler, diğer tarafta ise Şi’nin 2020’de formüle ettiği, iç pazarı ve alım gücünü geliştirmeyi önceleyen, daha atak ve egemenlikçi bir hattı savunanlar.

Ve bu tasfiyeler, ikinci grubun, yani ulusal egemenlik ve stratejik otonomi yanlılarının, ordu ve bürokrasi üzerindeki kontrollerini konsolide ettiklerini gösteriyor. Bu sürecin sonunda Çin ordusunun, daha az "pazarlıkçı" ama çok daha merkezi, kararlı ve risk almaya yatkın bir aktöre dönüşeceği öngörülebilir.

Tayvan’a Hazırlık mı?

Ordu içindeki bu yeniden yapılanma, gözleri Tayvan meselesine de çevirmiş durumda. Tasfiye edilen generallerin bir kısmının Tayvan konusunda "yüksek risk" almaya isteksiz olduğu biliniyordu. Dolayısıyla Şi’nin bu hamlesi, 2026 ve 2027 yıllarında bölgede beklenen sıcak gelişmeler öncesinde, ordudaki tereddütleri ortadan kaldırma hazırlığı olarak da okunabilir.

Ancak Pekin, sadece askeri sopayı değil, diplomasi havucunu da masada tutuyor. 10 yıl aradan sonra ÇKP ile Tayvan ana muhalefet partisi Kuomintang (KMT) arasındaki diyalog kanallarının yeniden açılması kritik bir gelişme. KMT’nin yeni lideri Cheng Li-wun’un "Şi ile görüşmek istiyorum" çıkışı, Tayvan meselesinin kan dökülmeden çözümü için Pekin’in elini güçlendiriyor. İktidardaki Demokratik İlerici Parti’nin (DPP) itirazlarına rağmen Pekin’in KMT ile kuracağı "sanayi ve ticaret işbirliği" köprüsü, adanın barışçıl entegrasyonu için oldukça stratejik bir hamle.

Batı’daki “Çatlaklar”

Tüm bu iç gelişmeler yaşanırken, dış dünyada da rüzgârın yönü Şi’nin “aktif” politikalarını destekleyecek şekilde değişiyor. Trump’ın "Önce Amerika" politikaları, ABD’nin geleneksel müttefiklerini Çin’e itiyor.

Kanada’nın ardından Finlandiya Cumhurbaşkanı ile İngiltere Başbakanı Starmer Pekin’le ilişkileri geliştirmeye yöneldi ve Almanya Şansölyesi Merz de Şubat ayında Çin’i ziyaret etmeyi planlıyor. Bu gelişmeler Avrupa’nın ABD’nin baskılarını ve Trump’ın “Britanya-Çin ilişkilerinin resetlenmesi çok tehlikeli” söylemini “umursamamaya” başladığını ortaya koyuyor. “Umursamamanın” altında Çin’in 20 trilyon dolarlık ekonomisi ve 45 trilyon dolar değerindeki hisse ve tahvil piyasalarının desteği ile Şi Cinping’in Avrupa’ya "rakip değil ortağız" mesajını vermesinin payı büyük.

Buna ek olarak Rusya’nın Çin’e altın ihracatındaki %800’lük artış ve Pekin’in dolarsızlaşma hamleleri de Avrasya bloğunun ekonomik altyapısının güçlendiğini kanıtlıyor.

Özetle Pekin’deki tasfiyelerin yaklaşan fırtınaya yönelik hazırlığın bir parçası olduğu görülüyor. Daha merkezi, teknolojik olarak daha yetkin ve siyasi olarak Şi’ye sadık bir ordunun inşa edilmesi, Trump yönetimi "kontrollü rekabet" arzulasa da, Çin’in kendi takvimini ve kurallarını dayatacağı, risk almaktan çekinmeyeceği yeni bir döneme girildiğine işaret ediyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

(Çeviri) Balkan Savaşı - Amadeo Bordiga

Çevirenin Notu: İtalyan Marksist Amadeo Bordiga’nın bu yazısı ilk olarak Sosyalist Gençlik Federasyonu'nun sol kanadının yayını olan “L...