Çevirenin Notu: Milorad Popoviç’in 1904 yılında yazdığı bu yazı, Alman Sosyal Demokratlarının haftalık dergisi “Die neue Zeit”in 1904’deki 31. sayısında yayımlanmıştır.
Türk sorunu, özellikle Makedonya ve Eski Sırbistan sorunu,
Balkan ülkelerindeki Sosyal Demokratların her zaman ilgisini çekmiştir.
Sonunda, Uluslararası Sosyalist Büro’dan bile bu konuda görüş bildirmesi
istenmiştir. Öte yandan, her bahar Makedonya'nın tamamında ve eski Sırbistan'da
tekrarlanan olaylar, tüm Avrupa'nın sosyalist dünyasının dikkatini üzerine
çekmiştir. Ancak, farklı ülkelerdeki yoldaşlarımızın Türk sorununa verdikleri
yanıtlar birbirinden çok farklıdır. Latin kökenli sosyalistler, Fransızlar ve
İtalyanlar, çoğunlukla Osmanlı feodalizmi tarafından ezilen halklar lehine
Avrupa güçlerinin güçlü bir şekilde müdahale etmesini savunmuşlardır. Alman
sosyalistler ise çoğunlukla kayıtsız kaldılar ve Avusturyalı yoldaşlar daha da
ileri giderek Osmanlı İmparatorluğu'ndaki her türlü devrimci veya kendini öyle
adlandıran hareketleri kınadılar.
Sosyalist Avrupa bu konuda bölünmüşken, Bulgar ve Sırp
sosyalistleri, Müslüman olmayan eyaletleri Türkiye'den koparmak için güçlü ve hızlı
bir müdahalenin gerekli olduğuna inanıyorlardı ve hâlâ da inanıyorlar.
Sosyalist partinin Sırbistan'dakinden çok daha eski olduğu Bulgaristan'da,
yoldaşlar her zaman doğrudan veya dolaylı olarak Makedonya'da bir ayaklanma
için propaganda yapmışlardır. Dahası, genellikle Sofya'daki yönetici
komitelerin üyeleriydiler ve Makedon halkının kitlesel ayaklanması için aktif
olarak kampanya yürütmüşlerdir.[1]
Bunun amacı, Türkiye'de sosyalist propaganda yapmak değildi;
tek amaç, eyaletlerin siyasi kurtuluşuydu: Makedonya ve Eski Sırbistan'ın
özerkliği.[2]
Bu, sosyalistlerin burjuva unsurlarla birlikte örgütledikleri ortak bir
eylemdi. Ancak son zamanlarda, anlaşmazlıklar sonucu Bulgar sosyalistlerinin
bir kısmı bu ortak eyleme karşı çıktı. Ancak Sırbistan'daki yoldaşlar bu konuda
henüz kesin bir görüşe varmış değiller. Bunun nedeni, Sırbistan'da sosyalizmin
Bulgaristan'daki kadar önem kazanmamış olmasıdır. Parti ancak geçen yıl bir
örgütlendi ve işçi hareketi bir miktar önem kazandı. Pratik faaliyetlerinin
gelişmesiyle birlikte, parti Türkiye'deki hareketle ilgilenme ihtiyacını da
giderek daha fazla hissetmeye başladı. 24 Ağustos 1903'te Belgrad'da düzenlenen
büyük bir sosyalist toplantı, Makedonya sorununu ele aldı ve Türkiye'de
feodalizmin ortadan kaldırılması ve Makedonya'nın özerkliğini amaçlayan bir
devrime destek verdiğini açıklayan bir karar aldı. Ayrıca toplantı,
"ilerici ve özgürlükçü düşünen tüm insanlara" Makedon hareketini
maddi olarak ya da ayaklanmaya bizzat katılarak desteklemeleri çağrısında da
bulundu.
Makedonya meselesindeki ortak çıkarlar, Bulgaristan ve
Sırbistan sosyalistlerini birbirine daha da yakınlaştırdı. Birliktelik ve ortak
hareket etme düşüncesi sosyalist basında sık sık gündeme geldi. Sonunda bir
adım daha ileri gidildi. Şubat 1904'te Sofya'da Bulgaristan ve Sırbistan'ın
sosyalist öğrencileri arasında dostane bir toplantı düzenlendi. Bu toplantı iki
yönlüydü, çünkü Bulgaristan'da iki sosyalist fraksiyon, Sırbistan'da ise
birbiriyle çatışmaya hazır iki sosyalist eğilim vardı. Her iki ülkenin Marksist
öğrencileri ve "geniş görüşlü" sosyalizmi benimseyen öğrencileri ayrı
ayrı toplantılar düzenlediler ve ayrı ayrı kararlar aldılar. Marksist
öğrenciler sınıf mücadelesini savunarak, Makedonya işçi sınıfının sadece siyasi
özgürlükleri kazanmak için değil, aynı zamanda mevcut toplumu sosyalist bir
topluma dönüştürmek için de örgütlenmesi gerektiğini ilan ettiler. Marksist
öğrencilere göre Sırp ve Bulgar burjuva ajitatörlerle bağlantı kurmak
imkansızdı, çünkü her iki tarafta da şovenizm söz konusuydu. Somut sonuçlara
ulaşmak için Türkiye'de sosyalist devrimci ajitasyon yürütmek üzere Balkan
ülkeleri için bir sosyalist örgüt kurulmasının gerekli olduğunu açıkladılar.
Öte yandan, her iki ülkenin "geniş görüşlü"
sosyalist öğrencileri, Makedonya'nın özerkliğini desteklediklerini ilan ettiler
ve her iki ülkenin gençliğini, siyasi görüşleri ne olursa olsun, bu özerkliğin
kazanılması için çalışmaya çağırdılar. Ayrıca, bu sosyalistler aynı kararda,
Sırbistan ve Bulgaristan arasında, bu ülkeleri Avusturya ve Rusya'nın
etkisinden koruyacak bir siyasi ve gümrük birliğinin kurulmasını talep ettiler.[3]
Görüldüğü gibi, Bulgaristan ve Sırbistan'daki sosyalistler
arasında iki eğilim vardır; biri burjuvazi ile işbirliği yapmayı istememekte,
diğeri ise Makedonya'nın kurtuluşu için Sırp ve Bulgar hükümetleriyle işbirliği
yapmanın bedelini ödemeye hazır. Her iki eğilim de aynı hedefe yönelmektedir:
Makedonya'nın özerkliği için çalışmak.
Burada, Bulgaristan ve Sırbistan sosyalistlerinin tutumu ile
Avrupa sosyalistlerinin, özellikle de Almanya ve Avusturya sosyalistlerinin
tutumu arasında bariz bir çelişki var.
Bu çelişki nereden kaynaklanıyor? İşte soru bu. Şimdi bunu
açıklamaya çalışacağım.
Şu anda Avrupa Türkiyesi’nin iç kesimlerindeki mevcut sistem,
halk kitlelerinin ekonomik olarak gelişmesini imkansız kılmaktadır. Öte yandan,
yaygın yoksulluk, daha sağlıklı insanları göç etmeye itmektedir. Halkın
ataerkil yapısı göz önüne alındığında, göç sadece geçicidir. Babalar ve oğullar
ilkbaharda göç ediyorlar, sonbaharda veya birkaç yıl sonra geri dönüyorlar.
Göç, çoğunlukla komşu ülkelere yöneliktir: Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan,
Avusturya-Macaristan. Her bahar, bu ülkeler güçlü kolları ve omuzları olan,
ancak endüstriyel işlerde çok az deneyimi olan bir sürü insanla dolup taşar. Bu
insanlar çoğunlukla duvarcılar, kırsaldaki gündelikçiler, kentlerdeki hamallar
veya oduncular. İşçi dayanışması duygusundan yoksundurlar; ne örgütlenmeyi ne
de grevleri bilirler. Sırbistan ve Bulgaristan'daki işçi ücretleri Almanya'daki
ücretlerin yarısından az olmasına rağmen, bu Makedonlar Sırp veya Bulgar
işçilerden çok daha düşük ücretlerle çalışmayı kabul ederler. Sırbistan ve
Bulgaristan'da bu Makedonların sayısı genellikle çok yüksek olduğundan (50.000
ila 100.000!), yerel işçiler için ne kadar büyük bir rekabet oluşturduklarını
tahmin etmek zor değil. Sonuç olarak, bu ülkelerdeki sendikaların örgütlenmesi,
özellikle de henüz çok yeni oldukları için, zarar görmektedir. Bu durum, her
iki ülkenin sosyalistlerini, bu talihsiz Makedonların akınını durdurmak için
çareler aramaya itti. Türkiye'deki durum ve dolayısıyla Makedonya'nın özerkliği
konusuna gösterilen büyük ilgi buradan kaynaklanıyor. Buna, daha önce de söylediğim
gibi, Balkan ülkelerindeki sosyalist hareketin zayıflıklarından biri olan başka
bir durum da ekleniyor: Entelektüellerin önemli ve bazen tehlikeli etkisi.
Genel olarak Avrupa kültürü gibi, Avrupa sosyalizmi de bu yeni ülkelere oldukça
kusurlu bir şekilde aktarılmıştır. Kapitalist sanayinin ve bunun sosyal
sonuçlarının yokluğu, sosyalizmin yayılmasını engelliyor ve modern işçi
hareketinin tüm boyutlarını ve sonuçlarını anlamayı zorlaştırıyor. Bu ülkelerde
sosyalist partilerdeki entelektüellerin sayısının Batı'dakinden nispeten daha
fazla olması dikkat çekici bir durumdur. Bir yandan modern endüstrinin yokluğu,
diğer yandan profesör, öğretmen, avukat vb. sayısındaki olağanüstü bir artış
söz konusudur. Bu durum, Bulgaristan ve Sırbistan'daki akademisyenlerin
Türkiye'deki duruma büyük ilgi duymalarına ve Türk boyunduruğundan kurtulmuş
Makedonya'da gelecekteki görevlere hevesli olmalarına önemli ölçüde katkıda
bulunmaktadır. Sırbistan ve Bulgaristan'daki sosyalist akademisyenler de
bilinçsizce bu etkinin altındadırlar.
Bu, Sırbistan
ve Bulgaristan'daki sosyalistlerin bir kısmının öne sürdüğü ekonomik nedenleri
de açıklıyor. Her iki ülke de bir yandan genişlemeye, diğer yandan korunmaya
ihtiyaç duyuyor. Balkan devletlerinin birliği, bu ikili ihtiyaca en iyi şekilde
cevap verecektir. Bu devletler, ittifak halinde Makedonya'nın özerklik talebini
daha başarılı bir şekilde savunabilir ve Rusya ile Avusturya'nın siyasi ve
ekonomik etkisine karşı koyabilirler. Bu, "geniş görüşlü" sosyalist
öğrenciler tarafından kabul edilen kararda da açıkça belirtilmiştir. Böyle bir
ittifaka katılan özerk bir Makedonya, Sırbistan ve Bulgaristan'ın maddi ve entelektüel
ürünleri için bir çıkış kanalı sağlayacaktır.
Yanılmıyorsam,
Balkan Birliği fikri sosyalist kökenlidir. Otuz yıl önce, eski bir başrahip,
özgün ve cesur bir sosyalist olan Vassa Pelagiç tarafından ilk kez ciddi bir
şekilde dile getirildi. Daha sonra bu fikir, Makedonya doğumlu başka bir
sosyalist olan Paul Argyriades tarafından yeniden gündeme getirildi. Argyriades
şu anda hayatta değil, ancak o dönemde Paris’te yayımlanan sosyalist dergi
"Die soziale Frage"nin editörüydü. Argyriades, 1894 yılında Paris'te
bu birliğin destekçilerinin bir konferansını düzenleme girişiminde bulundu. O
zaman bu girişim başarısız oldu. Şimdi ise bir birlik fikri, her iki ülkenin
sosyalistlerinin büyük çoğunluğunun desteğini alıyor. Hayal ettikleri özerk
Makedonya, elbette gümrük ve siyasi birliğini sağlamış bu birliğe dahil
olacaktır.
Son olarak,
Bulgaristan ve Sırbistan'daki sosyalistlerin tutumunu anlamak için ırk ve dil
ortaklığını da dikkate almak gerekir. Balkan Yarımadası'nda yaşayan Slavlar,
birbirlerinden Alman lehçeleri kadar farklı olmayan lehçeler konuştukları için,
temelde tek bir halk olarak kabul edilebilirler. Bu nedenlerden dolayı, Belçika
ve Bulgaristan'ın entelektüel sosyalistleri arasında ulusal kurtuluş ve Balkan
Birliği düşüncesi, işçi sınıfının kurtuluş mücadelesi düşüncesiyle iç içe
geçmiştir. Ve buradan, pratik faaliyete genellikle çok üzücü tutarsızlıklar yansımıştır.
Makedonya'nın
özerkliği için zamanın henüz gelmediğine inanıyoruz. Bunun nedenlerini açıklamak
bu makalenin amacı değildir. Bu satırların yazarı bu nedenlerin bazılarını
burada daha önce[4]
belirtmeye çalıştı. Buradaki amaç, farklı ülkelerin sosyalistlerinin tutumları
arasındaki farkları vurgulamak ve bunların doğrudan nedenlerini göstermektir.
Bize göre Avusturyalı
yoldaşlarımız, Bulgaristan ve Sırbistan'daki yoldaşlarımızdan daha gerçekçi
davranmışlardır. Militarizme karşı verdikleri mücadele, Makedonya sorunundaki tutumlarını
belirleyici bir şekilde etkilemiştir.
Avusturya-Macaristan,
iç çöküşünü maskelemek için uluslararası çözümlere başvurmak zorunda kalıyor.
Yalnızca yurtdışındaki diplomatik ve askeri zaferler, bu monarşinin düşen
itibarını biraz olsun artırabilir. İki iktidarın mücadelesi ve Avusturya
içindeki ulusal mücadeleler, bu imparatorluğun varlığını tehdit ediyor.
Başlangıcından beri, monarşinin iki yarısını ve Avusturya'daki çeşitli kraliyet
topraklarını birbirine bağlayan bağı güçlendirmeye ve artırmaya çalışması gayet
doğaldır. Bu ülkelerden en güçlülerinden biri, işgal edilmiş, gerçekte ilhak
edilmiş Bosna-Hersek eyaletidir. Bu eyaletler ne Cisleithanya'ya ne de
Transleithanya'ya[5]
aittir, Avusturya-Macaristan'a aittir. İmparatorluğun askeri ve ekonomik
gücünün önemli bir kısmını aldığı zengin bir kaynaktır. Aynı zamanda
Avusturya-Macaristan burjuvazisinin ürünleri için bir satış kanalı ve
imparatorluğun bankacılarının sermayeleri için sadık müşterileri oluştururlar.
Monarşinin Macaristan'ın ayrılıkçı eğilimlerine karşı mücadelesinde, bu
eyaletlere dengeyi sağlamak ve barışı tesis etmek görevi düşmektedir. Macarlar
ayrılmak için ne kadar çaba gösterirlerse, onlara Bosna-Hersek'te o kadar fazla
avantaj sunulmaktadır. Viyanalılar bunu fark etmiş ve bundan şikâyet etmişlerdir,
ancak devletin çıkarlarının daha güçlü gerekçeleri başka türlü karar vermiştir.
Bu imparatorluğun çıkarlarının, itibarını ve gücünü daha da artıracak yeni
toprak kazanımlarını gerektirdiği açıktır. Novi Pazar, Eski Sırbistan,
Arnavutluk ve Selanik, imparatorluğun varoluş mücadelenin onu sürüklediği
yerlerdir. Yeni eyaletlerin fethi, imparatorluğun birliği için yeni bir bağ
anlamına geliyor. Bu ihtiyacın, monarşiyi aynı şekilde sürekli silahlanmaya da
ittiğini söylemeye gerek yok.
Bu koşullar
altında Makedon hareketini nasıl yorumlamalıyız? Bu hareket, eyaletin
özerkliğini sağlamak için güçsüzdür. Sadece diğer güçlerin bu meseleye
karışmasına fırsat verebilir. Avusturya-Macaristan bu role tam olarak uymuyor
mu? Öte yandan, Eski Sırbistan ve Arnavutluk'taki Arnavut ayaklanmalarını
desteklediği de kesindir. Bunun nedeni açıktır. Makedonya'daki ayaklanmalar,
eyaletin kurtuluşuna yol açacak kadar güçlü olmasa da, büyük komşunun
"geçici" işgaline yol açabilir!
Avusturya'daki
yoldaşların Makedonya hareketine karşı olumsuz tutumu bu şekilde yeterince
açıklanmıştır. Şimdi kendimize şu soruyu soruyoruz: Bulgaristan ve
Sırbistan'daki sosyalistler için de aynı nedenler geçerli değil mi? Aslında,
onlar için de durum Avusturyalı sosyalistler için olduğu gibidir. Çünkü
Türkiye'deki sürekli ayaklanmalar, Balkan ülkelerinde militarizmi ve mutlakiyetçiliği
kesin olarak desteklemektedir. Sırbistan ve Bulgaristan'da her şey militarizme
feda ediliyor ve en temel siyasi ve sosyal reformlar unutuluyorsa, bunun nedeni
Türkiye'de her gün yenilenen ayaklanmalardır. Öte yandan, bu ayaklanmalar,
özellikle Rusya ve Avusturya'nın bu küçük ülkelerin iç işlerine müdahalesinin
de nedenidir. Balkan devletleri için karakteristik bir durum, siyasi partilerin
Rusya veya Avusturya-Macaristan'a olan sempati veya antipatilerine göre
gruplaşmalarıdır. İç meseleler dış meselelerin gerisinde kalmak zorundadır;
ulusal yaşam, uluslararası politikanın akımları tarafından domine edilmektedir;
kamu yararı ve dolayısıyla işçi sınıfının özgürleşmesi için mücadele
imkansızdır.
Bize göre Sırbistan ve Bulgaristan'daki Sosyal Demokratlar, halkın dikkatini dış mücadelelerden iç mücadelelere yönlendirirse, bu ülkelerin işçi sınıfına büyük bir hizmette bulunmuş olurlar.
[1]
1900 yılında Bulgar sosyalistler, resmi olarak değil, kendi iradeleriyle
ülkenin her yerinde Makedon hareketine müdahale ettiler. Toplantılardan ve
komitelerden spekülatörleri ve burjuva yurtseverleri uzaklaştırdılar; kısa süre
sonra toplanan kongrede Boris Sarasoff, Makedon Yüksek Komitesi başkanlığından
uzaklaştırıldı ve şu karar kabul edildi: Makedonya hareketi, Makedonya'da ezilen
tüm ulusların (yani Makedonya'da yaşayan Bulgarlar, Sırplar, Yunanlar vb.) iç
meselesidir ve sadece devrimci yöntemlerle yürütülebilir. Prenslikte
(Bulgaristan) bulunan tüm komitelerin görevi, Türkiye'de bulunan devrimci
komitelere maddi ve manevi destek sağlamaktır" (Janko Sakasoff, Die
makedonische Frage, "Neue Zeit", XXI, 2, s. 8).
[2] Burada sadece sosyalistlerden bahsediyoruz; sadece
onlar bu eyaletlerin özerkliğini gerçekten istiyorlar. Buna karşılık, burjuva
ajitatörler "özerkliği" sadece Avrupa kamuoyunu daha kolayca kazanmak
için bir maske olarak kullanıyorlar. Sarasoff, Mihailovski, Bontschefs ve diğer
liderlerin Rusya'nın hizmetinde oldukları ve Sofya sarayıyla bağlantıları
olduğu kanıtlanmıştır.
[3]
Burada öğrencilerin kararlarını alıntılarken geçerli bir nedenim var. Balkan
ülkelerindeki sosyalist hareketin hem bir özelliği hem de bir zayıflığı, her
zaman akademisyenler tarafından kurulmuş olması ve bu akademisyenlerin hareket
üzerinde her zaman çok büyük bir etkiye sahip olmasıdır.
[4]
"Neue Zeit", XX, 2, s. 821.
[5] Cisleithanya,
Viyana'nın güneydoğusunda (Budapeşte yolunda) Avusturya Arşidükalığı ile Macar
Krallığı arasında tarihi bir sınır oluşturan Tuna'nın bir kolu olan Leitha
Nehri'nin adından türemiştir. Bölgenin büyük bir kısmı Leitha'nın batısında
(veya Viyanalı bir bakış açısından "bu" tarafında) yer alıyordu. Cisleithanya'nın
başkenti, Avusturya İmparatoru'nun ikametgahı olan Viyana idi. Günümüz Avusturya’sını
(Burgenland hariç), Çek Cumhuriyeti ve Slovenya topraklarının çoğunu (Prekmurje
hariç), güney Polonya'yı, İtalya'nın bazı bölgelerini (Trieste, Gorizia,
Tarvisio, Trentino ve Güney Tirol), Hırvatistan'ı (İstriya, Dalmaçya),
Karadağ'ı (Kotor Körfezi), Romanya'yı (Güney Bukovina) ve Ukrayna'yı (Kuzey
Bukovina ve Galiçya) kapsıyordu.
Transleithanya, Avusturya-Macaristan imparatorluğun
Leitha Nehri'nin "ötesinde" (trans) kalan kısımlarını ifade ediyordu;
çünkü bölgenin büyük bir kısmı bu nehrin doğusunda – veya Avusturya bakış
açısından "ötesinde" – yer alıyordu. Bu bölge, günümüz
Slovakya'sındaki Karpat Dağları'nın yayından Adriyatik Denizi'nin Hırvatistan
kıyılarına kadar uzanıyordu. Transleithanya'nın başkenti Budapeşte idi. (ç.n.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder