Dünya gündeminin ağırlık merkezi giderek Asya-Pasifik hattına kayıyor. Bu kayma, barışçıl gelişmelerden çok sancılı, gerilimli ve askeri yığınakların gölgesinde gerçekleşiyor. Geride bıraktığımız hafta, Japonya’daki seçimlerden Bangladeş’teki sandık sonuçlarına, Tayvan’daki ticari manevralardan Güney Çin Denizi’ndeki çatışmalara kadar yaşanan her gelişme, ABD’nin Çin’i kuşatma stratejisinin ve Çin’in gelişen direncinin geliştiğini gösteriyor.
"Militarizmin" Dönüşü
8 Şubat’ta Japonya, tarihinin belki de en kritik
seçimlerinden biri için sandık başındaydı. Uzun süredir ekonomik durgunluk ve
stagflasyon riskiyle boğuşan ülke, sadece ekonomiyi değil, savunma doktrinini
de oyladı. Sonuçlar, bölgedeki tansiyonu daha da yükseltecek bir tabloyu ortaya
koydu.[1]
Muhafazakâr Sanae Takaichi’nin Liberal Demokrat Parti (LDP)
içindeki yükselişi ve seçim zaferi, Japonya’nın "pasifist anayasa"
gömleğini yırtıp atma isteğinin bir ilanı oldu. Takaichi, “Çin tehdidini”
merkeze koyan, savunma harcamalarını rekor düzeyde artırmayı vadeden ve nükleer
silah tartışmalarını gündeme getiren bir figür. Onun zaferi, Japonya’nın ABD
güdümünde yeniden "silahlı bir güç" olma yolunda attığı en somut
adım.[2]
Bu seçim, Japon halkının ekonomik kaygılarla güvenlik
korkuları arasına sıkıştırıldığı bir süreçte gerçekleşti. "Çin
tehdidi" ve "Kuzey Kore füzeleri" söylemleri, ekonomik çöküşün
üzerini örten bir şal gibi kullanıldı. Sonuçta kazanan halkın refahı değil,
silah sanayisi ve Pentagon’un Asya stratejisi oldu. Böylece Japonya’nın sadece
bir ticaret devi değil, aynı zamanda Pasifik’teki ABD donanmasının "uçak
gemisi" olma rolü de pekişti.
Tayvan ve Filipinler
Japonya’daki bu şahinleşme, güneydeki gelişmelerle bağlantılı.
ABD ile Tayvan arasında bu hafta imzalanan yeni ticaret anlaşması, sadece
ekonomik bir metin değil, Pekin’in "Tek Çin" politikasına karşı Washington’un
attığı cüretkâr bir adım da. Bu anlaşmayla ABD Tayvan’ı küresel tedarik
zincirine daha sıkı bağlayarak, Çin’in olası müdahalesini ekonomik olarak daha
maliyetli bir hale getirmeyi amaçlıyor.[3]
Eş zamanlı olarak Filipinler ile Çin arasındaki diplomatik
krizin büyümesi[4] ve Güney
Çin Denizi’ndeki gerilim, cepheyi genişletiyor. ABD’nin Doğu Pasifik’te
"uyuşturucu taşıdığı iddiasıyla" bir tekneyi vurması[5],
bölgenin her an sıcak çatışmaya dönüşebilecek bir barut fıçısının üzerinde
oturduğunun kanıtı. ABD’nin tekneyi vurması, basit bir asayiş operasyonunda çok
bölgedeki askeri varlığını ve angajman kurallarını “esnetme testi”.
Bangladeş
2024’teki halk ayaklanması ve Şeyh Hasina’nın devrilmesinin
ardından Bangladeş, bu hafta sandık başına gitti. Beklendiği gibi, Bangladeş
Milliyetçi Partisi (BNP) zaferini ilan etti. Ancak Cemaat-i İslami kanadından
gelen "usulsüzlük" suçlamaları, suların durulmayacağını gösteriyor.[6]
Bangladeş seçimlerinin sonuçları, sadece iç politikayla
sınırlı değil. ABD’nin, Çin’in "Tek Kuşak Tek Yol" projesindeki en
önemli duraklardan biri olan Bangladeş’te nüfuzunu artırma çabası sır değil.
Hasina dönemi, Çin ile yakınlaşmanın zirvesiydi. Şimdi ise BNP iktidarıyla
birlikte, Dakka’nın rotasının yeniden Batı’ya dümen kırıp kırmayacağı merak konusu.
ABD’nin seçim öncesi "demokrasi ve insan hakları" vurgusuyla yaptığı
baskıların meyvesini verip vermediğini önümüzdeki günlerde göreceğiz.[7]
Görünen o ki, Bangladeş’te yaşanan bir "devrim"den
ziyade, egemen sınıflar arası bir nöbet değişimi. Sokaktaki halkın öfkesi,
sandıkta sistem içi partiler arasında pay edildi. İktidarın adı değişse de,
Bangladeş halkının yoksulluğu ve emperyalist projelere bağımlılığı sürecek gibi
görünüyor.
Bu gelişmelerin ışığında ABD’nin Çin’i doğudan
(Japonya-Tayvan-Filipinler hattı) askeri ve ekonomik bir duvarla, güneyden
(Bangladeş-Hindistan hattı) de diplomatik ve siyasi hamlelerle kuşatmayı
sürdürdüğü görülüyor.
Çin ise buna karşı ekonomik kartlarını ve "stratejik
sabrını" kullanıyor. Ancak Japonya’da Takaichi gibi figürlerin yükselişi
ve Pasifik’te namluların ucunun görünmesi, bu sabrın sınırlarını zorluyor.
Bütün bunlarla birlikte, Pasifik'teki küresel güçlerin paylaşım mücadelesi giderek derinleşse de bölgenin geleceği, yalnızca küresel güçlerin stratejileriyle değil, Asya halklarının ve yerel aktörlerin bu gelişmeler karşısında takınacağı tavırla da şekillenecektir.
[1] https://harici.com.tr/japonyada-asiri-muhafazakar-takaichinin-zaferi-ne-anlama-geliyor/
[2] https://harici.com.tr/japonya-8-subatta-sandiga-gidiyor-ekonomi-savunma-ve-goc-tartismalari/
[3] https://www.ft.com/content/c7e1c546-1adf-479f-84f2-99ac0940d7b8
[4] https://harici.com.tr/cin-ve-filipinler-arasindaki-diplomatik-kriz-buyuyor/
[5] https://thehill.com/policy/defense/5730673-narco-terrorists-killed-pacific/
[6] https://www.ndtv.com/world-news/bangladesh-elections-2026-tarique-rahman-bnp-what-went-wrong-for-hardline-jamaat-e-islami-in-bangladesh-elections-10997550
[7] https://www.reuters.com/sustainability/society-equity/us-moves-counter-china-bangladesh-plans-pitch-defence-alternatives-2026-02-11/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder