Çevirenin Notu: Bu yazı Daily People gazetesinin 29 Nisan 1909 tarihli 303. sayısında yayımlandı. 1877’de kurulan Amerika Sosyalist İşçi Partisi’nin yayın organı olan gazete, 1891-2011 yılları arasında yayın hayatını sürdürmüştür.
Yazar Daniel De Leon ise 1852-1914 yılları arasında
yaşamış bir gazeteci, politikacı, Marksist
teorisyen ve sendika örgütleyicisidir. Devrimci endüstriyel
sendikacılık
fikrinin öncüsü olarak kabul edilir ve 1890'dan ölümüne kadar Amerika Sosyalist İşçi Partisi'nin önde gelen figürüydü. De
Leon, Dünya Endüstriyel İşçileri Sendikası'nın kurucularından
biriydi ve fikirleri Avustralya, Birleşik Krallık, Kanada gibi İngilizce konuşulan dünyadaki sosyalist işçi
partilerinin kurulmasına katkıda bulundu.
Yazıya şu linkten ulaşabilirsiniz: https://www.marxists.org/archive/deleon/pdf/1909/apr29_1909.pdf
Burada, Amerika'da, Kongre'de çoğunluğu elinde bulunduran
parti bir karar aldığında, kararın reddedilmesini önlemek için yeniden görüşme
önergesiyle bir "düğüm atılır" ve hemen ardından bu önergenin masaya
yatırılması önergesi verilir. Masaya yatırma önergesi, bu tür önergelerde alışılageldiği
gibi hızla kabul edildiğinde, konu kapanır. Modern Türkiye'de, sultanın tahttan
indirilmesi durumlarında aynı amaca ulaşmak için mecliste yapılan uygulamanın,
Şeyhülislam'ın bu yönde bir fetva vermesi ve bunun mecliste önergeyle
onaylanmasıyla düğümün aynı şekilde atılması ve konunun kapanması şeklinde
olduğu görülmektedir. Bu uygulama, sultan üzerinde etkili bir şekilde yürürlüğe
kondu.
Abdulhamid’in görevden alınması ve Anayasa’nın kesin bir
şekilde yeniden yürürlüğe konmasıyla, 13 Nisan'daki[1]
saray isyanından bu yana meydana gelen heyecan verici olaylara kuşbakışı bir
bakış, tek bir önemli gerçeği ve dersi ortaya koymaktadır; bu gerçek ve ders,
kargaşanın tüm tozu dumanına rağmen açıkça söylenmelidir: REFERANDUM İÇİN
YASAMA KARARI GEREKMEZ: REFERANDUM ZATEN GERÇEKLEŞMİŞTİR: İSTEYEN HER ÜLKE
REFERANDUM YAPABİLİR. Türkiye bunu istedi ve referandumu hızlı ve hassas bir
şekilde uyguladı.
Para ve din adamları tarafından kışkırtılan İstanbul’daki yaklaşık
7.000 Müslüman asker, subaylarından koparak çavuşların önderliğinde meclisi
kuşattı, Jön Türk hükümetinin istifasını talep etti, eline geçirdiklerini
katletti ve Anayasa'nın yerini aldığı iğrenç rejimi fiilen geri getirdi. Bu
olaylar meydana getiren askerlerin söylemleri şüphesiz ki Yıldız Köşkü'nden esinlenmişti
ve meclisin sadece kuklalardan oluştuğu, asıl hükümdarın İttihat ve Terakki
Komitesi olduğu ve bu örgütün sadece bir otokrasiyi devirip yerine daha
kötüsünü koyduğu yönündeydi. New York'taki iki Türk gazetesinin editörleri de bu
görüşleri dile getirmiş ve görüşleri kapitalist basının sütunlarında defalarca yankı
bulup tekrarlanmıştı. "Kuklalara" durumun ne olduğu tam olarak
anlatıldıktan tam iki hafta sonra, yine o "kukla" meclisin emriyle yapılan
101 top atışıyla Abdülhamid'in sonunu ve yeni bir dönemin başlangıcını ilan
etti; İstanbul ve neredeyse tüm Türkiye artık tam kontrol altındaydı.
Ne olmuştu? Bir mucize mi? Mucizelerin çağı çoktan geride
kaldı. Olan şey -eğer düzgün işliyorsa, otomatik olarak işleyen bir şey olan- referandumun
sesini duyurmasıydı.
Meclisin üyeleri, "doğmayan" ama "büyüyen"
Topsy’ler[2]
gibi değillerdir. Onlar, ne istediklerini açıkça bilen ve bu nedenle bunu elde
etmek için örgütlenmiş seçmenlerin iradesinden doğarlar. Eğer üyeler,
ebeveynlerinin meşru çocuklarıysa, meclisteki eylemleriyle mecliste yer
almayanların iradesini yansıtmaktan başka bir şey yapmazlar ve bunlar her zaman
hazır ve örgütlü durumdadırlar. Böyle bir örgütlenmenin desteğine sahip üyelerle
oynamak, testereyle oynamak gibidir - Türkiye'deki Abdülhamid'in yaptığı budur ve
bizim kendi Abdülhamid'lerimiz de eninde sonunda bunu anlayacaktır.
"Her Şey Referandum Hakkında", Türkiye'de son iki
haftada yaşananların toplu başlığı olmalıdır.
[1]
31 Mart Vakası-ç.n.
[2]
Harriet Beecher Stowe'un "Tom Amca'nın Kulübesi" (Uncle Tom's Cabin)
romanındaki Topsy karakterine "Seni kim yarattı?" diye sorulduğunda,
"Hiç kimse, sanırım ben sadece büyüdüm" cevabını verir. Yazar meclisin
üyelerinin bürokrasi gibi planlanmadan, denetlenmeden veya kendi kendine hızla
büyüyen bir kesim olmadığını söylemek istemektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder