Epstein Koalisyonu’nun (ABD ve İsrail) 28 Şubat'ta başlattığı savaşın üçüncü haftasına girilirken sahadaki tablo, hava harekâtının tek başına belirleyici sonuç üretemediğini açıkça ortaya koyuyor. Hürmüz Boğazı kapalı, petrol fiyatları hızla yükseliyor, bölgedeki ABD üsleri füze ve İHA saldırılarına maruz kalıyor. Bu koşullarda Pentagon'ın kara harekâtı seçeneklerini masaya yatırdığı ve Hark Adası'nın işgal planının gündeme geliyor. Peki bu gerçekçi bir hamle mi, yoksa diplomasiyi ikame etmeye çalışan siyasi bir yıldırma taktiği mi?
Hürmüz'den Hark'a
ABD'li uzmanlar, İran'ın deniz gücünün bir bölümünün ve hava
kuvvetlerinin büyük bölümünün tahrip edilmesine karşın asıl tehdit unsurlarına,
yani sürat tekneleri, mobil füze bataryaları ve İHA'lara, henüz
dokunulamadığını vurguluyorlar.[1] Keza İran'ın
su altı füzeleri, torpidoları ve denizaltıları ile Hürmüz’ü geçmeye çalışan
gemileri vurması da bunu gösteriyor. Bu saldırılar altında Basra Körfezi’nin
içerisinde olan Hark adasına çıkarma yapılabilmesi oldukça zor. Çıkarma başarılı
olduğu takdirde ise ABD birliklerinin olası yoğun saldırılar altında barınabilmesi
pek mümkün değil.
Orta Doğu'daki tabloya bakıldığında ise durum ABD için daha da kötüleşiyor.
İran'ın bölgesel gücü, hava saldırılarıyla ciddi biçimde aşınmış olsa da hâlâ ayakta.
Lübnan'daki Hizbullah bağlantılı güçlerin kuzeyden İsrail'e roket yağdırması,
Irak'taki direniş gruplarının bölgedeki ABD üslerine İHA saldırılarına devam
etmesi, Devrim Muhafızları’nın bölgedeki her ABD askerinin izini sürmesi kara savaşının
İran’la sınırlı kalmayacağını ortaya koyuyor.
İçerideki Çatlaklar
Kara harekâtına karşı olanların sesleri ABD içerisinde yükseliyor. Trump
tarafından Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Başkanlığı’na atanan Joe Kent’in görevden
ayrılırken kaleme aldığı istifa mektubunda İsrail lobisini ve Amerikan
medyasını "dezenformasyon kampanyasıyla Trump'ı savaşa manipüle
etmekle" suçlaması ve "İran'dan gelen acil bir tehdit yok"[2] demesi
büyük etki yaratmış durumda. Sağcı yorumcu Tucker Carlson’un İsrail karşıtı
yorumları gerekçesiyle Adalet Bakanlığı'nın "yabancı ajan"
soruşturması başlatmakla tehdit ettiğini duyurması[3] da
çatlakları artırıyor. Cumhuriyetçi cephedeki çatlaklar büyüdükçe Trump
"askeri çabaları azaltmayı değerlendirdiğini" söylemek durumunda kalıyor.
Öte yandan ABD’nin somut askeri gücünde de sorunlar artıyor. Gerald R.
Ford uçak gemisi yangın ve personel açığıyla boğuşurken mühimmat stokları eriyor,
Ukrayna'ya gönderilmesi gereken hava savunma füzeleri de İran cephesine
kaydırılıyor.
NATO, İsrail ve Küresel Güç Mücadelesi
Uluslararası düzlemdeki gelişmeler de kara harekâtının gerçekleşme
olasılığını düşürüyor.
Fransa, Macron'un uçak gemisi Charles de Gaulle'ü Akdeniz'e göndermesine
karşın Hürmüz'e gemi gönderme talebini reddetti. İspanya üslerini ABD'ye
kullandırtmıyor. Avustralya ve Japonya bölgeye gemi göndermeyeceklerini
açıkladı. NATO Lahey Zirvesi'nde Rusya-Ukrayna ve silahlanma baskısının yanında
Orta Doğu krizi de gündemdeydi; ancak üyeler ikiye bölünmüş durumda. Trump,
müttefiklerden ısrarla Hürmüz'e savaş gemisi göndermelerini isterken NATO'yu da
"yardım etmezseniz çok kötü bir gelecekle karşılaşırsınız" diye açıkça
tehdit ediyor.
Bu tabloda tek kararlı ses Netanyahu'dan yükseliyor: "Havadan devrim
yapamazsınız. Kara unsuru şart." Netanyahu'nun bu baskısı, İsrail'in
İran'ı toprak bütünlüğünden koparma hedefini çıplak biçimde ortaya koyuyor.
Çin ve Rusya ise Orta Doğu krizinin ardından Arktik ticaret
güzergahlarını güçlendirme planlarını konuşurken Asya ülkeleri Rus petrolünü
kapmak için adeta yarışıyor. Katar'daki LNG tesislerinin vurulmasıyla Avrupa'da
gaz fiyatları yüzde 35 fırladı. Küresel enerji düzeni dönüşüyor; kazanan
şimdilik Çin ve Rusya.
Sonuç olarak Hark adası planı gerçek bir harekât niyetinden çok, müzakere
masasında İran'ı köşeye sıkıştırmak için kullanılacak bir koz gibi duruyor. Fakat
bu hesabın çarşıya uyması pek mümkün değil. İran kara çatışmasına hazır
olduğunu ilan ederken NATO bölünmüş durumda, askerî harekât için mühimmat kıt
ve ABD içindeki muhalefet büyüyor.
Bütün bunlarla birlikte köşeye sıkışmış ve Orta Doğu halklarının canını hiçe sayan Epstein Koalisyonu’nun yapacağı caniliğin de maalesef sınırı yok.
[1]
https://harici.com.tr/amerikali-emekli-albay-davis-zaman-abdden-ziyade-iranin-lehine-isliyor/
[2]
https://x.com/cradleturkiye/status/2033909061213642977
[3] https://www.indyturk.com/node/774311/d%C3%BCnya/tucker-carlson-mesajlar%C4%B1m%C4%B1-okuyorlar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder