13 Mart 2026 Cuma

Mücteba’nın Seçimi

28 Şubat 2026'da Epstein Koalisyonu’nun başlattığı hava saldırısında İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesinin ardından yeni lider merakla bekleniyordu. On gün süren yoğun müzakerelerin sonucunda 8 Mart'ta toplanan Uzmanlar Meclisi, Ali Hamaney'in ikinci oğlu Mücteba Hamaney'i ülkenin üçüncü dini lideri olarak seçti. Savaşın ortasında ve yas içindeyken yapılan seçim, sıradan bir halefiyet meselesinin ötesinde bir anlam taşıyor.

“Görünmez”

Mücteba Hamaney, 8 Eylül 1969'da Meşhed'de doğdu ve İran İslam Devrimi’nin öncü kadrolarıyla iç içe büyüdü. Lise eğitimini Tahran'daki -Cevad Zarif ve Ali Ekber Velayeti gibi isimlerin mezun olduğu- Alevi Okulu'nda tamamladı. İran-Irak Savaşı'nın son yıllarında cepheye gitti. O savaşta omuz omuza çarpıştığı pek çok isim, ilerleyen yıllarda İran'ın güvenlik ve istihbarat servislerinin kilit mevkilerini doldurdu. Devrim Muhafızları ile kurduğu köklü bağlar da bu dönemin ürünü.

1999'da dini eğitime devam etmek için Kum'a yerleşti ve yüksek dini eğitim seviyesini tamamlayarak içtihad derecesine ulaştı. 1997'den bu yana ise dini lider Hamaney’in yakın danışmanı ve ofisinin fiili yöneticisi olduğu biliniyor. WikiLeaks belgelerinde "cübbelerin ardındaki güç" olarak tanımlanmış; Washington da 2019'da onu yaptırım listesine almıştı.

Mücteba, onlarca yıl kasıtlı bir şekilde düşük bir profil sergiledi. Kamuya açık konuşma yapmadı, röportaj vermedi, cuma hutbesi okumadı. Pek az fotoğrafı ve videosu yayınlandı. Bu "görünmezliğin" güçsüzlükten öte bilinçli bir konumlanmanın ürünü olduğu görülüyor. Nitekim 2005 ve 2009’da Ahmedinejad'ın lehine seçim süreçlerine müdahil olduğu iddiaları ve 2009’daki Yeşil Hareket protestolarının şiddetle bastırılmasında Besic (paramiliter güçler) üzerindeki nüfuzunu kullandığına dair suçlamalar perde arkasındaki gücüne işaret ediyor.

Savaşa Devam

Trump, Mücteba'nın seçileceğine dair iddiaların yayılmaya başladığı günlerde bu ihtimalin "kabul edilemez" olduğunu, böyle birinin "çok uzun süre hayatta kalamayacağını" açıklamıştı. Seçim kararının bu tehdide rağmen ve "ezici çoğunlukla" alınması ise İran devlet aygıtının dış baskıya boyun eğmediğinin bir ilanı.

Mücteba'nın ilk mesajı da bu kararlılığın somut çerçevesini ortaya koydu. Devlet televizyonu aracılığıyla okunan açıklamasında yeni lider şu temel noktaları sıraladı: Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalacağı, ABD'nin bölgedeki tüm askeri üslerinin hedef alınmaya devam edileceği, düşmandan tazminat talep edileceği ve reddedilirse mallarına el konulacağı ya da imha edileceği, savaşın sürmesi halinde yeni cephelerin açılacağı.

Mücteba’nın mesajı Epstein Koalisyonu’nun hesabının tutmadığını da gösteriyor. ABD'nin rejimin üst kadrosunu tasfiye edip oluşacak liderlik boşluğunu iç çöküşe dönüştürerek "düşük maliyetli rejim değiştirme" hesabı, Devrim Muhafızları'nın Mücteba’ya bağlılık bildirisi ve devlet kurumlarının yeni lider etrafında konsolidasyonu ile çöktü. Bu çöküşle birlikte savaşı bir miras olarak devralan Mücteba, müzakereye değil direnişe odaklanan bir politikayı sürdürecektir. Bu da Hürmüz Boğazı'nın kapalı tutulmasının devam edeceği, küresel enerji arzındaki krizin ciddi boyutlara ulaşacağı ve bölgedeki emperyalist üsler ile emperyalizmin destekçilerinin ciddi saldırılara uğrayacağı anlamına geliyor.

İç Meseleler

1979 Devrimi, Şah hanedanına son verme iddiasıyla yola çıkmıştı. İslam Cumhuriyeti'nin kurucu ilkeleri liderliğin soya değil, dini yetkinliğe ve kanıtlanmış liderliğe dayanması gerektiğini öngörmekteydi. Mücteba'nın seçilmesiyle birlikte liderliğin aile içinde el değiştirmesi, "sistemin hanedanlaşması" eleştirilerine zemin hazırladı. Savaş hali bu eleştirileri geçici olarak bastırmış durumda, ama savaş bittiği takdirde eleştiriler bu yönde yoğunlaşarak tekrar gündeme gelebilir.

Diğer yandan Mücteba’nın İran yönetiminin en muhafazakâr figürlerinden biri olarak tanımlanması ve reformist kesimlere yönelik karşıtlığı, siyasi meşruiyeti konusunda sıkıntılar yaratacaktır. Devrim Muhafızları ile kurduğu organik bağlar da liderliğinin “rıza”dan çok “zor”a odaklanacağına işaret ediyor.

Öte yandan Mücteba'nın ilk açıklamasındaki birlik çağrısı ise “rıza”ya da odaklanacağını gösteriyor. Bu “rızanın” altında halkın günlük yaşamını felç etmeye ve böylece rejime karşı tepkilerini artırmaya yönelik emperyalist saldırıların payı büyük. Mücteba’nın birlik çağrısı, saldırılardan önce de yaşamsal taleplerle sokağa çıkan İran halkının tepkisini Epstein Koalisyonu’na yönelterek zaman kazanma anlamı da taşıyor. Kazandığı zamanda da yas ve “şehitlik” üzerinden “duygusal” zemin yaratmaya yönelmesi de bir ihtimal. Ama savaş uzadıkça ekonomik yıkım, siyasal ve dini baskılar tepkileri kendisine döndürebilir.

Sonuç olarak Mücteba’nın seçilmesi, İran'da rejim sürekliliğini pekiştirme, dış cepheye savaşa devam etme ve içeride muhafazakâr bloğu tahkim etme amacını taşıyor. Epstein Koalisyonu’nun açtığı savaş devam ettikçe de rejimin bu amaçlara ulaşma ihtimali giderek artacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Mücteba’nın Seçimi

28 Şubat 2026'da Epstein Koalisyonu’nun başlattığı hava saldırısında İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in hayatını kaybetmes...