Soykırımcı Epstein Koalisyonu'nun (ABD ve İsrail) 28 Şubat'ta İran'a karşı başlattığı savaş, üçüncü ayını tamamlarken küresel güç dengelerini derinden sarstı. Bu hafta Pekin'in önce Trump, ardından da Putin’i ağırlaması, dengelerin nereye evrildiğini çarpıcı biçimde gözler önüne serdi. Her iki ziyaret de farklı öncelikler, farklı beklentiler ve farklı hesaplar taşısa da Çin'in ağırlığının artık inkâr edilemez bir gerçek olduğunu ortaya koydu. Pekin hem rakibiyle masaya oturdu hem de stratejik ortağıyla ittifakını pekiştirdi ve bütün bunları İran cephesindeki yangının giderek daha karmaşık bir hal aldığı bir hafta içerisinde gerçekleştirdi.
Trump Pekin'de
13-15 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleşen Trump'ın
Pekin ziyareti, 2017'den bu yana bir ABD başkanının Çin'e yaptığı ilk resmi
ziyaret oldu.[1] Sekiz
buçuk yıllık aranın ardından yeniden Tiananmen Meydanı'nda devlet töreniyle
karşılanan Trump, yanında Boeing, Citigroup ve Qualcomm gibi dev Amerikan
şirketlerinin CEO'larını getirdi. Bu tercihle Washington, büyük güç rekabetini
bir kenara bırakıp ticari uzlaşmayı önceliklendirmeye hazır olduğunu gösterdi.
Çin’in lideri Şi Cinping ise 14 Mayıs'taki görüşmeye
başlarken dünyanın "yüzyılda görülmeyen değişimler" içinde olduğuna
dikkat çekti ve "Çin ve ABD, Tukidides Tuzağı'ndan büyük güç ilişkilerinde
yeni bir paradigma yaratabilir mi?"[2]
sorusunu sordu. Yükselen bir gücün mevcut küresel hegemonyayı tehdit etmeye
başladığında savaş riskinin dramatik biçimde artması anlamına gelen “Tukidides
Tuzağı” kavramını kullanan Şi’nin de amacının tehditten öte rekabetin belirli
sınırlar içinde tutulduğu istikrar ilişkisi olduğu görüldü.
Görüşmelerin en kritik noktası beklendiği gibi Tayvan
meselesiydi. Şi, ABD-Çin ilişkilerinin Tayvan meselesi "iyi yönetilirse
büyük bir istikrara kavuşacağını" ama aksi halde "çatışma ve hatta
savaş riskiyle" karşılaşılabileceğini açıkça vurguladı.[3]
Bu uyarının arka planını Aralık 2025'te ABD'nin Tayvan'a açıkladığı 10 milyar
dolarlık silah satışı kararı oluşturuyordu, ki söz konusu teslimatlar henüz
gerçekleşmedi.
Fakat asıl çarpıcı olan Trump'ın pozisyonuydu. ABD'nin
yerleşik "Tek Çin Politikası"ndan sapan Trump, Tayvan için savaşa
girmeye sıcak bakmadığını açıkça ifade etti. Tayvan'ın coğrafi olarak çok uzak olmakla
birlikte ABD'nin çip endüstrisini çaldığını ileri süren Trump, Tayvan'a verilen
güvenlik güvencelerinin içini fiilen boşalttı. Çin tarafı ise yapay zeka,
enerji ve özellikle nadir toprak elementleri üzerindeki hakimiyetini ABD'ye
karşı açık bir stratejik koz olarak masaya getirdi. Böylece ortaya çıkan denklemde
Trump, Tayvan'a yapılacak silah teslimatlarını ötelemek karşılığında Çin'den
tarım ürünleri ve enerji alanında yeni satın alma anlaşmaları aldı.
Trump'ın Çin'den beklentisi yalnızca ticaret alanında
değildi. Washington, Pekin'in İran ekonomisinin can damarı olduğunu bilerek
Çin'i İran üzerinde baskı kurmaya davet etti. Ancak eski CIA Direktörü ve
Savunma Bakanı Leon Panetta'nın da ortaya koyduğu gibi, İran Hürmüz Boğazı
kartıyla adeta "ABD'nin başına silah dayamış" durumdayken Çin bu
teklifi reddetti.[4] İstikrarı
bozan taraf olarak ABD ve İsrail'i gören Çin, bölgede ABD tarafında konum
almayacağını zımni biçimde ortaya koydu.
Tüm bu gerilimlere rağmen zirve, belirli bir çerçeveyle
kapandı. İki lider, Trump iktidarının kalan üç yılında ABD-Çin ilişkilerini
çatışmasız sürdürmeyi kararlaştırdı.[5]
Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi'nin tanımıyla bu yeni çerçeve, "işbirliğinin
temel dayanak olduğu, rekabetin uygun sınırlar içinde yürütüldüğü, cepheleşme
ve çatışma yerine barışa odaklanan bir istikrar ilişkisini" ifade
ediyordu. Beyaz Saray açıklamasında ise İran konusunda da "belirli
alanlarda ilerleme kaydedildiği" belirtildi. Washington’a göre Pekin en
azından Tahran'ın nükleer silaha sahip olmaması ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden
açılması gerektiği konusunda kendileriyle aynı fikirdeydi.
Ancak Trump heyetinin Çin'de sergilediği diplomatik
saygısızlık da dikkat çekiciydi. Heyetin üyeleri Çinli yetkililerin sunduğu
hediyeleri çöpe attılar. Bu küçük “jest”, iki ülke arasındaki derin
güvensizliğin sembolik bir yansımasıydı. Ve aynı zamanda ABD emperyalizminin hegemonyasının
çöküşü bağlamında bu ziyaret, Washington’nun artan kırılganlıklarını yönetme
çabasından başka bir şey değildi.
Putin Pekin'de
Trump'ın ziyaretinin üzerinden yalnızca altı gün geçmişti ki
20 Mayıs'ta Putin, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda Şi Cinping ile kapsamlı
görüşmelere oturdu. Ancak bu kez atmosfer bambaşkaydı. Trump'la yapılan zirvede
görülen temkinli uzlaşı havası yerini açık bir stratejik dayanışmaya
bırakmıştı. Trump heyetinin hediyeleri çöpe attığı kentte Putin, büyük bir
itibar ve saygıyla ağırlandı.
Bu “yakınlık” tarihsel açıdan oldukça önemli. “Soğuk Savaş”
döneminde Nixon ve Kissinger yönetimi, Çin ile Sovyetler Birliği arasındaki
derin krizleri fırsata çevirerek "Pingpong diplomasisi" eşliğinde
Çin'i Sovyetlerden koparmayı başarmıştı. Bugün ise ABD stratejisi tam tersi bir
etki yaratıyor. Washington’un Çin'i birincil düşman olarak konumlandırma ve
Ukrayna Savaşı'nın ardından Rusya'ya uygulanan ağır yaptırımlarla Moskova'ya bütün
Batı’nın kapılarını kapama politikası, iki büyük gücü birbirine karşı karşıya
getirmek yerine kucaklaştırdı.[6]
ABD, kendi eliyle Kissinger’in “başarısını” tersine çevirdi.
Bu kucaklaşmanın rakamsal boyutu da son derece büyük.
Putin'in ziyaretiyle eş zamanlı olarak Harbin'de düzenlenen Çin-Rusya İki
Taraflı Ticaret ve Yatırım Fuarı'nda ortaya çıkan tablo, yaptırım politikasının
fiilen işlevsizleştiğini gözler önüne serdi. Batılı şirketlerin Rusya
pazarından çekilmesiyle Çinli üreticiler bu boşluğu doldurmakta gecikmedi. İki
ülke arasında son 25 yılda otuz kattan fazla artış kaydeden ticaret hacmi, 2025
yılı itibarıyla 240 milyar dolara ulaştı.[7]
Daha da çarpıcı olan finansal tabloda ise iki ülke arasındaki ticari ödemelerin
yüzde 99’u artık dolar ya da euro yerine ruble ve yuan ile gerçekleşiyor.
Bu finansal dönüşüm yalnızca ikili ticaretle sınırlı değil.
Rusya, yuan cinsinden yeni devlet tahvilleri ihraç etme kararı alırken,
Batı'nın SWIFT yaptırımlarına yanıt olarak geliştirilen Çin'in Sınır Ötesi
Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS) rekor işlem hacmine ulaştı. İran savaşı
sürecinde petrol ticaretinde yuan kullanımının katlanarak artması da bu tabloya
eklendiğinde, dolar hegemonyasındaki kalıcı bir çatlağın belirginleştiği ortaya
çıkıyor.
Öte yandan İki ülkenin ilişkisindeki asimetriye de dikkat
etmek gerekiyor. Rusya'nın toplam ticaretinin yüzde 40’ı Çin ile yapılırken,
Çin'in ticaretinde Rusya'nın payı yalnızca yüzde 4,5 civarında. Üstelik Çin'in
ABD ile olan ticaret hacmi Rusya ile olanın iki katı. Bu nedenle Pekin,
Washington ile köprüleri tamamen yakmamaya özen gösteriyor. Bununla birlikte
enerji cephesinde bu ilişki Çin açısından giderek daha kritik bir önem kazanıyor.
Çin petrol ithalatının büyük kısmını ABD kontrolü altındaki deniz rotalarından
(Malakka ve Hürmüz boğazları) gerçekleştiriyor. Rusya'dan karayolu ve boru
hattı üzerinden gelecek enerji, olası bir deniz ablukasına karşı Pekin için
stratejik bir güvence oluşturuyor. "Sibirya'nın Gücü 2" boru hattı
projesi bu çerçevede değerlendirildiğinde salt ekonomik değil, jeopolitik bir
anlam taşıyor. Ayrıca görüşmelerde yirmi civarında stratejik anlaşma imzalandı
ve enerji, ticaret, sanayi, yüksek teknoloji ve küresel düzenin geleceği ele
alındı.[8]
Diğer yandan Çin ile Rusya arasındaki ilişkinin geleneksel
bir askeri ittifakı barındırmadığı da bir gerçek. Çin ve Rusya, ortak savunma
taahhüdüne girmemekle birlikte birbirlerinin çatışmalarına doğrudan taraf
olmuyorlar. Ancak her iki lider de uluslararası sistemdeki tek taraflılığa, ABD
hegemonyasına ve dayatmalarına karşı çıkarak çok kutuplu bir dünya düzeni
savunusunda birleşiyor. Bu da Çin ile Rusya’nın klasik anlamda bir ittifak
değil, "eş güdümlü stratejik ortaklık" ya da başka bir deyişle
ittifaksızlık temelinde örülen stratejik bir dayanışma içinde olduğunu
gösteriyor.
İran Ateşi
Bu iki zirve gerçekleşirken İran cephesindeki tablo da yeni
ve karmaşık bir görünüm kazandı. Özellikle Beyaz Saray içinde İran politikası
konusunda derin bir kırılma yaşanıyor. Savunma ve Dışişleri Bakanları İran'a
karşı askeri baskı yapılmasında ısrar ederken, Başkan Yardımcısı Vance ve
müzakere ekibi ön anlaşma yoluyla diplomasiye bir şans verilmesini savunuyor.
Gergin bir Beyaz Saray toplantısının ardından Trump, 19 Mayıs için planlanan
saldırıyı erteledi. Bu ertelemenin perde arkasında yalnızca iç baskılar değil,
Katar, Suudi Arabistan ve BAE'nin olası bir savaşta İran'ın enerji tesislerine
saldırmasından duydukları büyük korku da yer alıyor.[9]
Bunlarla birlikte Trump ile Netanyahu arasında ciddi bir
kriz patlak verdi. Netanyahu savaşın hemen yeniden başlaması için baskı
uygularken, Trump müzakerelere 30 gün daha süre vermek istiyor. İkili
arasındaki bir telefon görüşmesinin son derece gergin geçtiği de aktarılıyor.[10]
Amerikan basınında art arda çıkan haberler ise savaşın ABD
cephesindeki bedelini gözler önüne seriyor. Mühimmat stokları ciddi ölçüde
eridi, askeri yıpranma arttı, kamuoyu desteği yüzde 37 gibi çok düşük bir seviyeye
geriledi.[11] Öte
yandan İran'ın askeri kapasitesi beklenenden çok daha hızlı toparlanıyor. Altı
haftalık ateşkes sürecinde İHA üretimini yeniden başlatan İran, vurulan füze
sahalarını ve fırlatma rampalarını yıllar içinde değil muhtemelen birkaç ay
içinde eski haline getirebilecek durumda.[12]
Müzakere cephesinde ise taraflar birbirine zıt
pozisyonlardan ayrılmıyor. İran, nükleer dosyanın masaya yatırılabilmesi için
beş ön koşul öne sürüyor: Tüm cephelerde savaşın bitmesi, yaptırımların tamamen
kalkması, dondurulmuş varlıkların tamamının iadesi, savaş tazminatının ödenmesi
ve İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin resmen tanınması. ABD'nin
teklifiyse tam tersi: Tazminat yok, İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunun büyük
bölümünün teslimi, yalnızca tek nükleer tesisin açık kalması, dondurulmuş
varlıkların yalnızca yüzde 25’inin serbest bırakılması ve ateşkesin
müzakerelere bağlanması.[13]
Pakistan'ın arabuluculuğunda yürütülen on dört maddelik revize teklif
üzerindeki trafik sürse de iki tarafın da pozisyonlarından geri adım atmadığı
görülüyor. Uranyum konusunda Putin'in bir ara formül olarak ileri sürdüğü,
İran'ın uranyumunu Rusya'da depolayabileceği önerisi ise henüz somut bir zemin
bulabilmiş değil.
İran bu süreçte yalnızca savunma konumunda değil, yeni
stratejik kozlar da üretiyor. Hürmüz Boğazı'ndaki operasyonel alanını 500
kilometrelik devasa bir "hilal" şeklinde genişlettiğini açıklayan
Tahran, boğaz geçişlerini kontrol etmek için de somut adımlar atıyor. Yalnızca
kendisiyle işbirliği yapan gemilerin ücret karşılığında geçiş yapabileceği,
"Güvenli Hürmüz" adıyla kripto para ödemelere dayanan dijital bir
sigorta platformu kurmaya hazırlanan İran, bu projeden yıllık on milyar dolar
gelir elde etmeyi hedefliyor.[14]
Buna karşılık ABD'nin açıkladığı, donanma refakatine dayanan kırk milyar
dolarlık alternatif sigorta planı, gemilere yönelik fiziki tehditler
engellenemediği için çöküntüye uğramış ve prim oranları muazzam seviyelere
sıçramış durumda.
İran'ın elindeki bir diğer koz ise çok daha az konuşulan ama
potansiyel olarak son derece yıkıcı bir alan: Kara sularından geçen ve Google
ile Meta gibi teknoloji devlerinin altyapısını oluşturan denizaltı internet
kabloları. İran, bu hatlar üzerinden lisans ücreti talep etmeyi planlarken,
olası bir savaşta söz konusu kabloların hedef alınması durumunda küresel çapta
dijital bir felaketin yaşanabileceği uyarısı yapılıyor.
Körfez'de Bölünme
Savaşın bölgesel durumuna bakıldığında Körfez ülkelerinin
birbirinden keskin biçimde ayrışan politikalar izlediği görülüyor. Suudi
Arabistan, başlangıçta İran'a karşı savaşı destekleyip saldırılara katılsa da,
İran'ın Körfez'deki enerji tesislerini vurma tehdidi ve Yemen'den gelebilecek
saldırı riskinin büyüklüğünü hesapladıktan sonra geri adım attı. Hava sahasını
ve topraklarındaki üsleri kullandırmayı reddeden Suudi Arabistan, Washington'ın
bölgedeki en eski müttefiklerinden birinin artık "hayır" diyebildiğini
gözler önüne serdi. 2019 Aramco saldırısından bu yana ABD koruma kalkanına olan
güvenini yitiren Riyad, alternatif arayışa girerek Pakistan ile ortak bir
savunma anlaşması imzaladı ve Pakistan bölgeye asker, savaş uçağı ve hava
savunma sistemleri konuşlandırdı.
Birleşik Arap Emirlikleri ise çok daha farklı bir rota
izliyor. İsrail Başbakanı Netanyahu'nun savaşın ortasında gizlice BAE'nin
Elayin kentine giderek Şeyh Muhammed bin Zayed ile görüştüğü ortaya çıktı.[15]
İran sınırına yalnızca iki yüz elli kilometre uzaklıktaki bu kentte
gerçekleştiği belirtilen ziyareti BAE yönetimi yalanlasa da Mossad ve Şin Bet
başkanlarının BAE'ye defalarca gizli ziyaretler yaptığı, İsrail'in BAE'ye Demir
Kubbe bataryaları ve radar sistemleri konuşlandırdığı gün yüzüne çıktı. Ayrıca
iddialara göre ABD, BAE'den Hürmüz Boğazı'ndaki İran'a ait petrol rafinerisi
bulunan Lavan Adası'nı ele geçirmesini talep etti.[16]
İsrail, bu ilişkileri ifşa ederek Körfez ülkelerini İran'a karşı savaşa daha
fazla çekmeyi hedefliyor.
Savaşın bir diğer cephesi Lübnan’da ise İsrail’in
saldırıları sürüyor. Nisan'da duyurulan ateşkese rağmen İsrail, Lübnan'ın
güneyinde sağlık çalışanlarını ve sivilleri de kapsayan ağır hava saldırılarında
bulunuyor. Karadaki tablo ise İsrail ordusu için beklentilerin çok dışına
çıktı. Hizbullah, "birleşik ateş tuzağı" adını verdiği çok katmanlı
bir strateji uyguluyor. Hizbullah güçleri bir hedefi vurduktan sonra hemen
bölgeye gelen kurtarma ve destek ekiplerini de vurarak İsrail'in lojistik
altyapısını felç ediyor. Bu yöntemle İsrail'in Demir Kubbe bataryalarından biri
de vuruldu. İsrail güçlerinin sınırın sekiz ila on kilometre içinde fiilen
sıkıştığı ve geri çekilmeyi siyasi olarak kendi içlerinde bir yenilgi
saydıkları için çıkmaza girdikleri belirtiliyor. Hizbullah Genel Sekreteri Naim
Kasım, İsrail saldırıları durup işgal sona ermeden doğrudan müzakereye
girmeyeceklerini ve silah bırakmayı tartışmayacaklarını ilan etti.[17]
Savaşın görünmeyen boyutlarından biri de Irak'ta kendini
gösterdi. İsrail'in Irak'ın batı çölünde İran'a yönelik operasyonları
desteklemek için iki gizli askeri üs kurduğu ortaya çıktı. Bu üsler tesadüfen
alanı gören bir çobanın askeri komutanlığa haber vermesiyle ifşa oldu. Söz
konusu çobanın bunun ardından helikopterden açılan ateşle öldürüldüğü
aktarılıyor. İsrail uçaklarının İran'ı vururken Irak hava savunma sistemleri ve
radarlarının kasten kapatıldığı bilgisi, Irak'ın kâğıt üzerindeki egemenliğinin
fiiliyattaki içeriğini gözler önüne seriyor. Bu gelişme Irak kamuoyunda ve
siyasetinde ABD'ye ve hükümete karşı büyük bir öfkenin kaynağı haline gelmiş
durumda.
Yeni Düzen
Trump ve Putin’in aynı hafta Pekin'e gitmesi, küresel güç
dengelerinin önemli biçimde dönüştüğünün bir ilanı oldu. Washington’un
yıllardır uygulamaya çalıştığı Çin'i çevreleme stratejisine rağmen bugün ABD
başkanı Tiananmen’de devlet töreniyle karşılanıyor. Rusya ise Batı'nın
kapattığı tüm kapıların ardından stratejik ortağıyla yirmi anlaşma imzalıyor.
Nixon'ın Çin'i Sovyetlerden kopardığı strateji ise tam tersine işliyor. ABD,
Ukrayna Savaşı üzerinden Rusya'yı ve ticaret savaşıyla Çin'i aynı anda karşısına
alarak bu iki gücü kendi eliyle birleştiriyor. 240 milyar dolarlık ticaret
hacmi ve ödemelerin yüzde 99’unun yerel para birimleriyle yapılması, Batı'nın
yaptırım silahının köreldiğini ve dolarsızlaşmanın artık bir slogan değil somut
bir gerçek olduğunu belgeliyor.
İran cephesinde ise tablo çok daha sancılı. Mühimmat stoku
eriyen, kamuoyu desteği yüzde 37’ye gerileyen, Körfez'deki eski müttefiklerinin
"hayır" diyebildiği bir ABD, askeri kapasitesini hızla yeniden kuran,
Hürmüz'ü dijital sigortayla geçim kapısına dönüştürmeye hazırlanan ve denizaltı
kablo kozunu masaya süren bir İran ile karşı karşıya. Trump ile Netanyahu
arasındaki kriz derinleştikçe, Beyaz Saray içindeki bölünme büyüdükçe,
"direniş ekonomisi" ayakta kaldıkça bu çıkmazın kısa sürede
çözüleceğine inanmak giderek güçleşiyor.
Sonuç olarak Pekin'in bu hafta ağırladığı iki konuk, yeni dünya düzeninin iki ayrı yüzünü temsil ediyordu. Biri pazarlık gücünü yitirmiş ama savaşı tırmandırma tehdidinden vazgeçemeyen bir hegemon, diğeri ise ekonomik ve jeopolitik kazanımlarını derinleştiren bir stratejik ortak. Her ikisinin de aynı şehirde, arka arkaya karşılanmış olması ise bu yeni düzenin sessiz mimarının kim olduğuna dair en keskin cevabı halihazırda sunuyor.
[1] https://www.euronews.com/2026/05/14/trump-and-xi-start-high-stakes-bilateral-talks-in-beijing
[2] https://www.kanal6haber.com/abd-baskani-donald-trumpin-cin-ziyareti-nasil-gecti-iste-tum-bilinmesi-gerekenler
[3] https://www.euronews.com/2026/05/14/trump-and-xi-start-high-stakes-bilateral-talks-in-beijing
[4] https://ydh.com.tr/d/40099/trump-in-iran-savasi-stratejisi-sorgulaniyor
[5] https://www.kanal6haber.com/abd-baskani-donald-trumpin-cin-ziyareti-nasil-gecti-iste-tum-bilinmesi-gerekenler
[6] https://harici.com.tr/rusya-ve-cin-liderleri-pekinde-stratejik-ortakligi-gorustu/
[7] https://harici.com.tr/rusya-ve-cin-arasindaki-ticaret-hacmi-240-milyar-dolara-ulasti/
[8] https://harici.com.tr/rusya-ve-cin-liderleri-pekinde-stratejik-ortakligi-gorustu/
[9] https://ydh.com.tr/d/40099/trump-in-iran-savasi-stratejisi-sorgulaniyor
[10] https://www.i24news.tv/en/news/israel/diplomacy-defense/artc-netanyahu-s-hair-was-on-fire-after-tense-call-with-trump-as-us-sidelines-iran-strike-in-favor-of-deal-report
[11] https://ydh.com.tr/d/40085/trump-bu-savas-tan-pacasini-kurtarmaya-calisiyor
[12] https://harici.com.tr/cnn-iran-askeri-kapasitesini-beklenenden-daha-hizli-toparliyor/
[13] https://ydh.com.tr/d/40094/pakistan-arabuluculugunda-iran-abd-hattinda-kritik-diplomasi-trafigi
[14] https://ydh.com.tr/d/40087/iran-ve-umman-hurmuz-bogazi-gecis-ucretini-gorusuyor
[15] https://harici.com.tr/hamaney-iran-uranyumunun-yurt-disina-cikarilmasini-yasakladi/
[16] https://www.jpost.com/middle-east/article-896438
[17] https://www.ilkha.com/dunya/hizbullah-lideri-kasim-teslim-olmayacagiz-ve-savas-alanini-terk-etmeyecegiz-532462
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder