18 Temmuz 2026 Cumartesi

Hegemonya Krizinde Pekin'in Hesapları

Kapitalizmin yapısal krizinin derinleştiği ve küresel hegemonya mücadelesinin yeni aşamalara ulaştığı bu dönemde Çin'in son bir ayda attığı adımlar, büyük güç çekişmesinin nasıl işlediğini somut bir biçimde gözler önüne seriyor. Pyongyang'a yedi yıllık aradan sonra gerçekleştirilen ziyaretten Japonya ve ABD'ye yönelik nadir toprak elementleri kısıtlamalarına, NATO'nun Ankara zirvesindeki "stratejik rakip" damgasına verilen anında yanıttan Suudi Arabistan ile sürdürülen diplomatik trafiğe ve Shanghai'de kurulan yapay zekâ zirvesine dek uzanan bu hamle dizisi, Çin’in sistemin krizlerinden yararlanarak kendi güç alanını genişletmeye çalıştığının birer göstergesi olarak karşımızda duruyor.[1]

Piyon Değil Özne

8-9 Haziran'da Şi Cinping, 7 yıllık bir aradan sonra Pyongyang'a indi.[2] Çin liderinin 2026'nın ilk yurt dışı ziyaretini Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne (KDHC) yapması tesadüf değil. Kim Jong Un'un son yıllarda Moskova ile kurduğu askeri-ekonomik ilişkiler (Ukrayna'ya asker ve mühimmat sevkiyatı, Rus silah teknolojisine erişim, enerji anlaşmaları) Pekin'in "geleneksel müttefiki" üzerindeki belirleyiciliğini önemli bir oranda sarsmıştı. Bu nedenle Şi'nin Pyongyang'da Kim Jong Un ile görüşmesi, bu gelişmeye karşı Çin'in bir hamlesi.

Ne var ki bu ziyaret, Pekin'in Pyongyang üzerindeki otoritesini sorunsuzca yeniden tesis ettiği anlamına gelmiyor. KDHC liderliği, Şi'nin varışından bir gün önce balistik ve seyir füzesi üretim kapasitesini artıran bir fabrikanın kapılarını Batı medyasına açarak nükleer kuvvetlerini "geometrik bir hızla" büyütme planlarını resmen açıkladı.[3] Bu açıklamayla Pyongyang, Moskova ile kurduğu stratejik ilişkiden vazgeçmemekle birlikte Pekin'in hâmiliğini kabul etse de “tek güçlü müttefik” politikasına razı olmadığını belirtiyor. Şi "hegemonyayla birlikte mücadele edelim" derken, Kim hem Çin hem de Rusya ile ilişkilerini geliştirerek “piyon” değil özne olarak kalmanın hesabını sürdürüyor.

Nadir Toprak Elementleri

Haziran 2026'nın en kritik gelişmelerinden biri, Çin'in nadir toprak elementlerinin ihracatına yönelik kısıtlamalarını yeni bir aşamaya taşımasıydı. Ocak 2026'da Japonya'ya yönelik çift kullanımlı ihracatı fiilen kesen Pekin, Haziran'da gözünü ABD'ye çevirdi ve MP Materials ile USA Rare Earth dahil 10 Amerikan kuruluşunu ihracat kontrol listesine ekledi.[4] Çin, küresel nadir toprak elementlerini işleme kapasitesinin yüzde doksan kadarını elinde bulunduruyor ve elektrikli araçlardan füze sistemlerine, rüzgâr türbinlerinden radar donanımına uzanan kritik teknolojilerin hammaddesi bu elementlere bağlı.

Japonya cephesindeki tablo giderek ağırlaşıyor. Temmuz başındaki haberlere göre Omron ve Citizen Watch gibi Japon sanayi devleri tedarik risklerini resmen raporlamaya başlarken mühendislik sektörü alarm veriyor.[5] Üstelik Mayıs-Haziran 2026'da Çin'in Dalian limanında gözaltına alınan iki Japon vatandaşının nadir toprak elementleri kaçakçılığıyla suçlanması, Pekin'in kısıtlamaları yalnızca kâğıt üstünde değil, sahada da hayata geçirdiğini gösteriyor.[6] ABD Japonya'ya nadir toprak elementleri satışlarının yeniden başlatması için Pekin'e başvursa da bu talebi geri çevrildi. Ve bu da Çin’in nadir toprak elementlerini politikalarında bir koz olarak kullandığını ve kullanacağını açıkça gösteriyor.

NATO'nun Ankara Bildirgesi

Çin'in Batı ile çekişmesi yalnızca ekonomik cephede sürmüyor, güvenlik cephesinde de devam ediyor. 7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanan NATO Zirvesi’nde ABD-Avrupa gerilimi ile Çin meselesi odak noktası oldu.[7] Zirve bildirgesi, Çin'i "Avro-Atlantik güvenliğine yönelik uzun vadeli stratejik rakip" olarak nitelendirirken Pekin'in Rusya'ya verdiği ekonomik desteği hedef aldı.

Pekin'in buna yanıtı sert ve hızlı bir şekilde geldi. NATO'yu "Soğuk Savaş zihniyeti" taşımakla suçlayan Çin Dışişleri Bakanlığı, ittifaka "Çin'e ilişkin algısını düzeltmesini" tavsiye etti.[8]

Öte yandan NATO zirvesindeki önemli meselelerden birisi belirginleşen ABD-Avrupa arasındaki çatlaktı. Trump'ın zirve boyunca müttefikleri rahatsız eden açıklamaları, olası bir sonraki zirvenin yapılıp yapılmayacağına ilişkin soru işaretleri, ittifakın iç uyumunun ne denli kırılgan olduğunu gözler önüne sermişti.[9]

Bu çatlak, Pekin'in iyi bildiği ve iyi değerlendirdiği bir fırsat olarak ortaya çıkıyor. Çin de bu fırsatı değerlendirmek adına Avrupa'daki diplomatik çabalarını yoğunlaştırıyor. Ve NATO'nun içindeki bu çatlak büyüdükçe Pekin'in Avrupa ülkeleriyle ikili ilişkilerini derinleştirme ve genişleme fırsatı da oluşuyor.

Orta Doğu ve Rusya

Pekin, Batı ittifakının iç çatlaklarından faydalanma hesabıyla yetinmiyor, aynı zamanda Orta Doğu ve Rusya ekseninde de önemli hamleler yapıyor.

30 Haziran-1 Temmuz'da Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Pekin'i ziyaret etti ve Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüştü.[10] Ziyaret, İran savaşının sürdüğü ve Körfez enerji güvenliğinin tartışma konusu olmaya devam ettiği bir eşiğe denk geldi. Riyad, bir yanda ABD ile güvenlik ilişkisini, öte yanda Çin ile ticaret bağlarını yönetmeye devam ederken Pekin de Körfez ülkesiyle ilişkisini derinleştiriyor.

Pekin'in bu ilişkideki kazanımı salt ekonomik olmaktan öte İran savaşının uzun vadeli sonuçlarına göre şekillenecek Orta Doğu denklemi üzerinde söz sahibi olma kaygısından da besleniyor. Haziran ortasında Çin Dışişleri Bakanlığı, ABD-İran arasında imzalanan mutabakata destek verirken Şi Cinping'in dört maddelik Orta Doğu barış önerisine atıfla kalıcı barışın mimarı olarak konumlanma isteğini de pekiştirdi.[11] Çin, İran savaşında Tahran'a açıktan silah desteği vermekten kaçınırken, çift kullanımlı teknoloji transferinden istihbarat paylaşımına uzanan daha örtük kanallardan desteğini sürdürüyor.[12] Bu tutum hem İran'la ilişkiyi korumayı hem de savaş sonrası dönemin "arabulucusu" olma pozisyonunu birlikte gözetme hesabından kaynaklanıyor.

Çin'in Orta Doğu'daki bu çok cepheli konumlanması, Rusya ile ilişkisindeki dinamiklerden bağımsız okunamaz.

Çin-Rusya ilişkisi “stratejik ortaklık” söylemi bağlamında sürüyor. Fakat bu söylem, iki ülke arasındaki gerçek çıkar çatışmalarının üstünü örtüyor. Rusya'nın Ukrayna savaşında harcanan ekonomik kapasitesi, Moskova'yı Pekin'e daha bağımlı kılıyor ve bu asimetri Pekin'e kâr, Moskova'ya maliyet biçiminde işliyor. Öte yandan Orta Asya'da Çin'in artan ekonomik nüfuzu, Rusya'nın "arka bahçesinde" gerçek bir rekabet zemini oluşturuyor. "Stratejik ortaklık" söylemi, iki küresel güç arasındaki ilişkileri şimdilik belirli bir dengede tutmaya yarıyor. Ancak bu dengeyi "kalıcı ittifak" gibi okumak yanıltıcı olabilir.

Yapay Zekânın Jeopolitiği

Temmuz 2026'nın en somut gelişmesi ise Yapay Zeka ile ilgili. Şi Cinping, 2018'den bu yana ilk kez bizzat katıldığı Dünya Yapay Zeka Konferansı'nda dört temel ilke çerçevesinde Çin'in teknoloji politikasını dünyaya ilan etti.[13] İnovasyon merkezli kalkınma, güvenlik odaklı yönetişim, kapsayıcılık ve küresel işbirliği. Bu dört ilkenin her biri, ABD'nin yapay zekâ alanında Çin'e uyguladığı kısıtlamalara dolaylı bir yanıt niteliği taşıyor.

Şi'nin "yapay zekânın tek bir ülkenin egemenliğinde olmaması gerektiği" söylemi bir değerler beyanı gibi sunulmakla birlikte son derece somut bir siyasi hesap içeriyor. ABD, Çin'i en ileri yarı iletken teknolojilerinden koparmak için Hollanda, Japonya ve Güney Kore gibi kilit ülkelerin şirketlerine baskı uyguluyor ve NVIDIA'nın en gelişmiş çip serisi Çin'e satılmıyor. Buna karşılık Pekin, teknoloji erişimini "küresel kamu malı" söylemiyle çerçeveleyerek Küresel Güney'e şu mesajı veriyor: "Sizi de dışarıda bırakan ABD politikalarına karşı biz kapsayıcı bir alternatif sunuyoruz." Konferansta açıklanan "Yapay Zeka İşbirliği ve Kalkınma Eylem Planı" ile gelişmekte olan ülkelere 5.000 kişilik eğitim kontenjanı, ASEAN, Afrika Birliği ve BRICS ülkelerine kurulacak YZ uygulama merkezleri ise bu stratejinin somut araçları.[14]

Pekin'in "açık kaynak, açık işbirliği" söylemi, özellikle Küresel Güney'deki ülkeler için (tarihsel olarak Batı'nın teknoloji tekellerinden dışlanmış olanlar) önemli bir çekicilik taşıyor. Fakat Çin'in Yapay Zeka altyapısı, veri akışları ve standart belirleme süreçleri üzerindeki kontrol kapasitesi, "herkes için teknoloji" anlatısının gerçekte ne ölçüde kapsayıcı olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor.

Kurtuluşun Rotası

Son gelişmelere bakıldığında Çin’in askeri, diplomatik ve teknolojik alanları birbirine bağlayan çok katmanlı bir dış politikayı sürdürdüğü görülüyor. KDHC’de Rusya'nın genişleyen nüfuzuna panzehir arıyor, nadir toprak elementleri kısıtlamaları ile hem Japonya'yı hem ABD'yi hem de G7'yi baskı altında tutmaya devam ediyor, İran savaşının yarattığı belirsizliği "arabulucu" konumuyla değerlendirmeye çalışıyor, NATO'nun iç çatlağını diplomatik manevra alanına çeviriyor, Yapay Zeka zirvesiyle teknoloji politikasını küresel bir anlatıyla çerçeveliyor.

Bu tabloyla Çin, kendi sermaye birikimi modelini, kendi devlet çıkarlarını ve kendi büyük güç hırslarını küresel bir "alternatif düzen" söylemiyle sunmaktadır. Bu söylem, emperyalist Batı hegemonyasına karşı kimi somut manevra alanları açmakla birlikte, ezilen ve sömürülen halkların kurtuluşunun rotasını çizmiyor.

Kurtuluşun rotası, bu denklemin dışına adım atabilecek, hem ABD hegemonyasına hem de onun rakiplerinin sundukları "alternatiflere" karşı bağımsız bir hat inşa edebilecek, örgütlü toplumsal güçlerin varlığından geçmektedir. O güçlerin bugün ne kadar zayıf, ne kadar dağınık olduğunu görmek, umudu terk etmek için değil, daha acil bir görev olduğunu hatırlamak için gereklidir.


[1] https://www.euronews.com/next/2026/07/17/xi-calls-for-global-ai-cooperation-as-us-restrictions-squeeze-chinas-tech-access

[2] https://www.npr.org/2026/06/05/g-s1-126481/xi-jinping-will-travel-to-north-korea-next-week-in-first-visit-since-2019

[3] https://www.cnn.com/2026/06/07/asia/china-xi-jinping-north-korea-kim-jong-un-intl-hnk

[4] https://www.morganlewis.com/pubs/2026/07/recent-china-export-control-actions-signal-active-enforcement-for-rare-earths-and-strategic-minerals

[5] https://www.spokesman.com/stories/2026/jul/06/corporate-japans-rare-earth-warnings-get-louder-as/

[6] https://www.upi.com/Top_News/World-News/2026/06/24/japan-rare-earths-export-controls-supply-chains/4251782345946/

[7] https://www.congress.gov/crs-product/R49018

[8] https://turkish.cgtn.com/2026/07/09/ARTI1783589510738240

[9] https://www.atlanticcouncil.org/dispatches/eleven-takeaways-from-the-nato-summit-in-ankara/

[10] https://www.fmprc.gov.cn/eng/xw/fyrbt/202606/t20260629_11954304.html

[11] https://www.fmprc.gov.cn/mfa_eng/xw/fyrbt/202606/t20260618_11948720.html

[12] https://youtu.be/KElUkniu2NA?si=CO_VcpRq_n1rJJer

[13] https://www.scmp.com/tech/article/3360404/xi-jinping-attend-world-ai-conference-first-time-china-elevates-tech-push

[14] https://www.cgtnturk.com/yapay-zeka-alaninda-isbirligi-ve-kalkinma-eylem-plani-yayimlandi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hegemonya Krizinde Pekin'in Hesapları

Kapitalizmin yapısal krizinin derinleştiği ve küresel hegemonya mücadelesinin yeni aşamalara ulaştığı bu dönemde Çin'in son bir ayda att...