Kapitalizmin yapısal krizinin derinleştiği ve küresel hegemonya mücadelesinin yeni aşamalara ulaştığı bu dönemde Çin'in son bir ayda attığı adımlar, büyük güç çekişmesinin nasıl işlediğini somut bir biçimde gözler önüne seriyor. Pyongyang'a yedi yıllık aradan sonra gerçekleştirilen ziyaretten Japonya ve ABD'ye yönelik nadir toprak elementleri kısıtlamalarına, NATO'nun Ankara zirvesindeki "stratejik rakip" damgasına verilen anında yanıttan Suudi Arabistan ile sürdürülen diplomatik trafiğe ve Shanghai'de kurulan yapay zekâ zirvesine dek uzanan bu hamle dizisi, Çin’in sistemin krizlerinden yararlanarak kendi güç alanını genişletmeye çalıştığının birer göstergesi olarak karşımızda duruyor.[1]
Piyon Değil Özne
8-9
Haziran'da Şi Cinping, 7 yıllık bir aradan sonra Pyongyang'a indi.[2] Çin
liderinin 2026'nın ilk yurt dışı ziyaretini Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne
(KDHC) yapması tesadüf değil. Kim Jong Un'un son yıllarda Moskova ile kurduğu
askeri-ekonomik ilişkiler (Ukrayna'ya asker ve mühimmat sevkiyatı, Rus silah
teknolojisine erişim, enerji anlaşmaları) Pekin'in "geleneksel
müttefiki" üzerindeki belirleyiciliğini önemli bir oranda sarsmıştı. Bu
nedenle Şi'nin Pyongyang'da Kim Jong Un ile görüşmesi, bu gelişmeye karşı Çin'in
bir hamlesi.
Ne var ki bu
ziyaret, Pekin'in Pyongyang üzerindeki otoritesini sorunsuzca yeniden tesis
ettiği anlamına gelmiyor. KDHC liderliği, Şi'nin varışından bir gün önce
balistik ve seyir füzesi üretim kapasitesini artıran bir fabrikanın kapılarını
Batı medyasına açarak nükleer kuvvetlerini "geometrik bir hızla"
büyütme planlarını resmen açıkladı.[3] Bu açıklamayla
Pyongyang, Moskova ile kurduğu stratejik ilişkiden vazgeçmemekle birlikte Pekin'in
hâmiliğini kabul etse de “tek güçlü müttefik” politikasına razı olmadığını
belirtiyor. Şi "hegemonyayla birlikte mücadele edelim" derken, Kim
hem Çin hem de Rusya ile ilişkilerini geliştirerek “piyon” değil özne olarak
kalmanın hesabını sürdürüyor.
Nadir Toprak Elementleri
Haziran
2026'nın en kritik gelişmelerinden biri, Çin'in nadir toprak elementlerinin
ihracatına yönelik kısıtlamalarını yeni bir aşamaya taşımasıydı. Ocak 2026'da
Japonya'ya yönelik çift kullanımlı ihracatı fiilen kesen Pekin, Haziran'da
gözünü ABD'ye çevirdi ve MP Materials ile USA Rare Earth dahil 10 Amerikan
kuruluşunu ihracat kontrol listesine ekledi.[4] Çin,
küresel nadir toprak elementlerini işleme kapasitesinin yüzde doksan kadarını
elinde bulunduruyor ve elektrikli araçlardan füze sistemlerine, rüzgâr
türbinlerinden radar donanımına uzanan kritik teknolojilerin hammaddesi bu elementlere
bağlı.
Japonya
cephesindeki tablo giderek ağırlaşıyor. Temmuz başındaki haberlere göre Omron
ve Citizen Watch gibi Japon sanayi devleri tedarik risklerini resmen
raporlamaya başlarken mühendislik sektörü alarm veriyor.[5]
Üstelik Mayıs-Haziran 2026'da Çin'in Dalian limanında gözaltına alınan iki
Japon vatandaşının nadir toprak elementleri kaçakçılığıyla suçlanması, Pekin'in
kısıtlamaları yalnızca kâğıt üstünde değil, sahada da hayata geçirdiğini gösteriyor.[6] ABD Japonya'ya
nadir toprak elementleri satışlarının yeniden başlatması için Pekin'e başvursa
da bu talebi geri çevrildi. Ve bu da Çin’in nadir toprak elementlerini
politikalarında bir koz olarak kullandığını ve kullanacağını açıkça gösteriyor.
NATO'nun Ankara Bildirgesi
Çin'in Batı
ile çekişmesi yalnızca ekonomik cephede sürmüyor, güvenlik cephesinde de devam
ediyor. 7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanan NATO Zirvesi’nde ABD-Avrupa gerilimi ile
Çin meselesi odak noktası oldu.[7] Zirve
bildirgesi, Çin'i "Avro-Atlantik güvenliğine yönelik uzun vadeli stratejik
rakip" olarak nitelendirirken Pekin'in Rusya'ya verdiği ekonomik desteği
hedef aldı.
Pekin'in buna
yanıtı sert ve hızlı bir şekilde geldi. NATO'yu "Soğuk Savaş
zihniyeti" taşımakla suçlayan Çin Dışişleri Bakanlığı, ittifaka
"Çin'e ilişkin algısını düzeltmesini" tavsiye etti.[8]
Öte yandan
NATO zirvesindeki önemli meselelerden birisi belirginleşen ABD-Avrupa
arasındaki çatlaktı. Trump'ın zirve boyunca müttefikleri rahatsız eden
açıklamaları, olası bir sonraki zirvenin yapılıp yapılmayacağına ilişkin soru
işaretleri, ittifakın iç uyumunun ne denli kırılgan olduğunu gözler önüne
sermişti.[9]
Bu çatlak,
Pekin'in iyi bildiği ve iyi değerlendirdiği bir fırsat olarak ortaya çıkıyor.
Çin de bu fırsatı değerlendirmek adına Avrupa'daki diplomatik çabalarını
yoğunlaştırıyor. Ve NATO'nun içindeki bu çatlak büyüdükçe Pekin'in Avrupa
ülkeleriyle ikili ilişkilerini derinleştirme ve genişleme fırsatı da oluşuyor.
Orta Doğu ve Rusya
Pekin, Batı
ittifakının iç çatlaklarından faydalanma hesabıyla yetinmiyor, aynı zamanda Orta
Doğu ve Rusya ekseninde de önemli hamleler yapıyor.
30 Haziran-1
Temmuz'da Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Pekin'i
ziyaret etti ve Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüştü.[10]
Ziyaret, İran savaşının sürdüğü ve Körfez enerji güvenliğinin tartışma konusu
olmaya devam ettiği bir eşiğe denk geldi. Riyad, bir yanda ABD ile güvenlik
ilişkisini, öte yanda Çin ile ticaret bağlarını yönetmeye devam ederken Pekin
de Körfez ülkesiyle ilişkisini derinleştiriyor.
Pekin'in bu
ilişkideki kazanımı salt ekonomik olmaktan öte İran savaşının uzun vadeli
sonuçlarına göre şekillenecek Orta Doğu denklemi üzerinde söz sahibi olma
kaygısından da besleniyor. Haziran ortasında Çin Dışişleri Bakanlığı, ABD-İran
arasında imzalanan mutabakata destek verirken Şi Cinping'in dört maddelik Orta
Doğu barış önerisine atıfla kalıcı barışın mimarı olarak konumlanma isteğini de
pekiştirdi.[11] Çin, İran savaşında
Tahran'a açıktan silah desteği vermekten kaçınırken, çift kullanımlı teknoloji
transferinden istihbarat paylaşımına uzanan daha örtük kanallardan desteğini
sürdürüyor.[12] Bu tutum hem İran'la
ilişkiyi korumayı hem de savaş sonrası dönemin "arabulucusu" olma
pozisyonunu birlikte gözetme hesabından kaynaklanıyor.
Çin'in Orta
Doğu'daki bu çok cepheli konumlanması, Rusya ile ilişkisindeki dinamiklerden
bağımsız okunamaz.
Çin-Rusya
ilişkisi “stratejik ortaklık” söylemi bağlamında sürüyor. Fakat bu söylem, iki
ülke arasındaki gerçek çıkar çatışmalarının üstünü örtüyor. Rusya'nın Ukrayna
savaşında harcanan ekonomik kapasitesi, Moskova'yı Pekin'e daha bağımlı kılıyor
ve bu asimetri Pekin'e kâr, Moskova'ya maliyet biçiminde işliyor. Öte yandan
Orta Asya'da Çin'in artan ekonomik nüfuzu, Rusya'nın "arka
bahçesinde" gerçek bir rekabet zemini oluşturuyor. "Stratejik
ortaklık" söylemi, iki küresel güç arasındaki ilişkileri şimdilik belirli
bir dengede tutmaya yarıyor. Ancak bu dengeyi "kalıcı ittifak" gibi
okumak yanıltıcı olabilir.
Yapay Zekânın Jeopolitiği
Temmuz
2026'nın en somut gelişmesi ise Yapay Zeka ile ilgili. Şi Cinping, 2018'den bu
yana ilk kez bizzat katıldığı Dünya Yapay Zeka Konferansı'nda dört temel ilke
çerçevesinde Çin'in teknoloji politikasını dünyaya ilan etti.[13]
İnovasyon merkezli kalkınma, güvenlik odaklı yönetişim, kapsayıcılık ve küresel
işbirliği. Bu dört ilkenin her biri, ABD'nin yapay zekâ alanında Çin'e
uyguladığı kısıtlamalara dolaylı bir yanıt niteliği taşıyor.
Şi'nin
"yapay zekânın tek bir ülkenin egemenliğinde olmaması gerektiği"
söylemi bir değerler beyanı gibi sunulmakla birlikte son derece somut bir
siyasi hesap içeriyor. ABD, Çin'i en ileri yarı iletken teknolojilerinden
koparmak için Hollanda, Japonya ve Güney Kore gibi kilit ülkelerin şirketlerine
baskı uyguluyor ve NVIDIA'nın en gelişmiş çip serisi Çin'e satılmıyor. Buna
karşılık Pekin, teknoloji erişimini "küresel kamu malı" söylemiyle
çerçeveleyerek Küresel Güney'e şu mesajı veriyor: "Sizi de dışarıda bırakan
ABD politikalarına karşı biz kapsayıcı bir alternatif sunuyoruz."
Konferansta açıklanan "Yapay Zeka İşbirliği ve Kalkınma Eylem Planı"
ile gelişmekte olan ülkelere 5.000 kişilik eğitim kontenjanı, ASEAN, Afrika
Birliği ve BRICS ülkelerine kurulacak YZ uygulama merkezleri ise bu stratejinin
somut araçları.[14]
Pekin'in
"açık kaynak, açık işbirliği" söylemi, özellikle Küresel Güney'deki
ülkeler için (tarihsel olarak Batı'nın teknoloji tekellerinden dışlanmış
olanlar) önemli bir çekicilik taşıyor. Fakat Çin'in Yapay Zeka altyapısı, veri
akışları ve standart belirleme süreçleri üzerindeki kontrol kapasitesi,
"herkes için teknoloji" anlatısının gerçekte ne ölçüde kapsayıcı
olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor.
Kurtuluşun Rotası
Son gelişmelere
bakıldığında Çin’in askeri, diplomatik ve teknolojik alanları birbirine
bağlayan çok katmanlı bir dış politikayı sürdürdüğü görülüyor. KDHC’de Rusya'nın
genişleyen nüfuzuna panzehir arıyor, nadir toprak elementleri kısıtlamaları ile
hem Japonya'yı hem ABD'yi hem de G7'yi baskı altında tutmaya devam ediyor, İran
savaşının yarattığı belirsizliği "arabulucu" konumuyla
değerlendirmeye çalışıyor, NATO'nun iç çatlağını diplomatik manevra alanına
çeviriyor, Yapay Zeka zirvesiyle teknoloji politikasını küresel bir anlatıyla
çerçeveliyor.
Bu tabloyla
Çin, kendi sermaye birikimi modelini, kendi devlet çıkarlarını ve kendi büyük
güç hırslarını küresel bir "alternatif düzen" söylemiyle sunmaktadır.
Bu söylem, emperyalist Batı hegemonyasına karşı kimi somut manevra alanları
açmakla birlikte, ezilen ve sömürülen halkların kurtuluşunun rotasını çizmiyor.
Kurtuluşun rotası, bu denklemin dışına adım atabilecek, hem ABD hegemonyasına hem de onun rakiplerinin sundukları "alternatiflere" karşı bağımsız bir hat inşa edebilecek, örgütlü toplumsal güçlerin varlığından geçmektedir. O güçlerin bugün ne kadar zayıf, ne kadar dağınık olduğunu görmek, umudu terk etmek için değil, daha acil bir görev olduğunu hatırlamak için gereklidir.
[1] https://www.euronews.com/next/2026/07/17/xi-calls-for-global-ai-cooperation-as-us-restrictions-squeeze-chinas-tech-access
[2] https://www.npr.org/2026/06/05/g-s1-126481/xi-jinping-will-travel-to-north-korea-next-week-in-first-visit-since-2019
[3] https://www.cnn.com/2026/06/07/asia/china-xi-jinping-north-korea-kim-jong-un-intl-hnk
[4] https://www.morganlewis.com/pubs/2026/07/recent-china-export-control-actions-signal-active-enforcement-for-rare-earths-and-strategic-minerals
[5] https://www.spokesman.com/stories/2026/jul/06/corporate-japans-rare-earth-warnings-get-louder-as/
[6] https://www.upi.com/Top_News/World-News/2026/06/24/japan-rare-earths-export-controls-supply-chains/4251782345946/
[7] https://www.congress.gov/crs-product/R49018
[8]
https://turkish.cgtn.com/2026/07/09/ARTI1783589510738240
[9] https://www.atlanticcouncil.org/dispatches/eleven-takeaways-from-the-nato-summit-in-ankara/
[10] https://www.fmprc.gov.cn/eng/xw/fyrbt/202606/t20260629_11954304.html
[11] https://www.fmprc.gov.cn/mfa_eng/xw/fyrbt/202606/t20260618_11948720.html
[12] https://youtu.be/KElUkniu2NA?si=CO_VcpRq_n1rJJer
[13] https://www.scmp.com/tech/article/3360404/xi-jinping-attend-world-ai-conference-first-time-china-elevates-tech-push
[14]
https://www.cgtnturk.com/yapay-zeka-alaninda-isbirligi-ve-kalkinma-eylem-plani-yayimlandi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder