Devletleri var eden ve sürekli olmasını sağlayan en önemli etkenlerden biri maliyesidir. Osmanlı Devleti’ni ayakta tutmakla birlikte büyük bir güç olmasını sağlayan şey ekonomisi olmuştur.
Klasik dönemde Osmanlı ekonomisinin bel kemiğini tımar
sistemi oluşturmaktaydı. Tımar sistemi, devlet mülkiyeti (rakabe) altındaki
toprakların aynı zamanda devlet memuru olan ve maaşlarını doğrudan tımarların
gelirlerinden tahsil eden sipahilerin gözetiminde, kullanım (intifa) hakkına
sahip köylüler tarafından işletilmesidir. Topraklar devlet mülkiyetine ait
olduğu için sipahi gibi köylü de toprağı satamaz, bağışlayamaz ve vakfedemezdi.
Osmanlı'nın yapılan fetihler sonucunda büyümesi,
devlet işlerini gören memur sayısının ve ordunun büyümesine ve giderlerinin
artmasına yol açmıştır. Osmanlı ekonomisinin en önemli gider kalemi, ki giderin
kimi zaman yüzde 70'ini oluşturan, mevacib harcamalarıydı (merkezî ordu ve
devlet görevlilerine üç ayda bir yapılan maaş harcamaları). İkinci önemli gider
kaleminin teslimât (sarayın ve ordunun harcamaları) olması da ordunun ve devlet
görevlilerinin Osmanlı ekonomisinin en büyük yükleri olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla artan giderleri finanse etmek için değişikliklere gidilmiştir.
Bu değişikliklerden biri olarak tımar sistemi içinde
bulunan birçok vergi kaynağı mukâtaa haline getirilmiş, böylece bütçeye nakdî
gelir getirilmesi hedeflenmiştir. Mukâtaaların işletilme yöntemlerinden biri
olan iltizam sistemi II. Mehmed (1451-1481) zamanında sistemleştirilmiştir.
Bununla birlikte tımar toprakları da iltizamla işletilmeye başlanmıştır. İlk
başlarda sınırlı süreyle verilen iltizamlar, sonrasında ömür boyu verilerek
"mâlikâne" halini almıştır. 1858 Arazi Kanunnamesi'yle ziraî topraklardaki
fiili özel mülkiyet hukukî meşruiyet kazanmış ve tımar sistemi hukuken de
bertaraf edilmişti. Bu kanunname ile mîrî topraklar resmen el değiştirmiş ve
yaklaşık yüzde 70'i özel mülkiyete geçmiştir.
Mâlikâne ile birlikte yerel iktidarların ekonomik gücü
büyümüş, bununla birlikte yerel silahlı güçler oluşturmaya başlamıştır. Bu
durum yerel iktidarların merkezi iktidardan giderek özerkleşmesine yol açmış ve
sonucunda Osmanlı devletinin güç kaybetmesine neden olmuştur.
Bütçe açığını gidermek için yapılan bir diğer hamle
"Esham" sisteminin kurulmasıydı. 1775 yılında uygulamaya konulan bu
sistem bir iç borçlanma sistemiydi. Bu sisteme göre bazı mukataalara ait yıllık
nakdî gelirler, faiz denilen belirli bölümlerinin sehimler (parçalar) halinde
dilimlenerek özel şahıslara "muaccele" adı verilen bir peşin meblağ
karşılığında kaydıhayat şartı ile satılmaktaydı. Kadın veya erkek, müslüman
veya gayrimüslim, askerî veya reâyâ her Osmanlı tebaası sehim satın
alabilmekteydi. Esham ile birlikte özellikle gayrimüslimlerden oluşan tüccar
sınıfının ekonomik ve siyasi gücü artmıştır.
Öte yandan önceden hane üzerinden alınan ve bütçe
gelirleri içindeki payı yüzde 23-48 arasında olan cizye, 1691 Cizye reformu ile
birlikte yetişkin erkek bireyden alınmaya başlamıştır. Bu durum Hıristiyan
tebaa içinde huzursuzlukların artmasına yol açmıştır. Artan harcamaları finanse
etmek için konulan Avârız vergisi ise 17. yüzyılın sonlarından itibaren olağan
vergiler haline gelmiştir. Bütçe gelirinin yüzde 10 ila 20'sini oluşturan
Avârız vergisini 3-10 hâne arasında değişen Avârız hânesi ödemektedir. Avârız
vergisinin köylünün sırtına yüklenmesi tepkilere neden olmuş; bu tepki kendini
kente göç ederek veya isyan çıkartarak göstermiş ve Osmanlı'nın köylülerin
gözündeki meşruiyetini kaybetmesinin yolunu açmıştır.
Avarız vergisi, malikane sistemi, cizye reformu, esham
gibi önlemler Osmanlı ekonomisinin açıklarını kapatamamış, bunun sonucunda 1854
Kırım Savaşı'nda ilk dış borçlanma gerçekleşmiştir. Bu ilk borcun ardından 1879
yılına kadar geçen "hızlı borçlanma" döneminde Osmanlı Devleti 17 kez
borç almıştır. Borçlar ödenemez duruma gelmiş ve 1875 yılında moratoryum ilan
edilmiştir. Moratoryumun ardından da 1881 Muharrem Kararnamesi ile Düyûn-ı
Umûmiyye'nin kurulması, Osmanlı'yı Avrupalı güçlere tamamen bağlamıştır.
Sonuç olarak mali gücün giderek toplumun belirli bir
kesiminde toplanması, toplumsal sınıflar arasındaki uçurumu artırmış ve
toplumdaki birliği zayıflatmıştır. Bu zayıflama Osmanlı Devleti'nin giderek
güçten düşmesine, ardından dış borçlarla dışarıya bağlanarak "Hasta
Adam" olmasına ve sonunda da ölümüne yol açmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder