5 Eylül 2026 Cumartesi

Tımar'dan Düyûn-ı Umûmiyye'ye Osmanlı Maliyesi

Devletleri var eden ve sürekli olmasını sağlayan en önemli etkenlerden biri maliyesidir. Osmanlı Devleti’ni ayakta tutmakla birlikte büyük bir güç olmasını sağlayan şey ekonomisi olmuştur.

Klasik dönemde Osmanlı ekonomisinin bel kemiğini tımar sistemi oluşturmaktaydı. Tımar sistemi, devlet mülkiyeti (rakabe) altındaki toprakların aynı zamanda devlet memuru olan ve maaşlarını doğrudan tımarların gelirlerinden tahsil eden sipahilerin gözetiminde, kullanım (intifa) hakkına sahip köylüler tarafından işletilmesidir. Topraklar devlet mülkiyetine ait olduğu için sipahi gibi köylü de toprağı satamaz, bağışlayamaz ve vakfedemezdi.

Osmanlı'nın yapılan fetihler sonucunda büyümesi, devlet işlerini gören memur sayısının ve ordunun büyümesine ve giderlerinin artmasına yol açmıştır. Osmanlı ekonomisinin en önemli gider kalemi, ki giderin kimi zaman yüzde 70'ini oluşturan, mevacib harcamalarıydı (merkezî ordu ve devlet görevlilerine üç ayda bir yapılan maaş harcamaları). İkinci önemli gider kaleminin teslimât (sarayın ve ordunun harcamaları) olması da ordunun ve devlet görevlilerinin Osmanlı ekonomisinin en büyük yükleri olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla artan giderleri finanse etmek için değişikliklere gidilmiştir.

Bu değişikliklerden biri olarak tımar sistemi içinde bulunan birçok vergi kaynağı mukâtaa haline getirilmiş, böylece bütçeye nakdî gelir getirilmesi hedeflenmiştir. Mukâtaaların işletilme yöntemlerinden biri olan iltizam sistemi II. Mehmed (1451-1481) zamanında sistemleştirilmiştir. Bununla birlikte tımar toprakları da iltizamla işletilmeye başlanmıştır. İlk başlarda sınırlı süreyle verilen iltizamlar, sonrasında ömür boyu verilerek "mâlikâne" halini almıştır. 1858 Arazi Kanunnamesi'yle ziraî topraklardaki fiili özel mülkiyet hukukî meşruiyet kazanmış ve tımar sistemi hukuken de bertaraf edilmişti. Bu kanunname ile mîrî topraklar resmen el değiştirmiş ve yaklaşık yüzde 70'i özel mülkiyete geçmiştir.

Mâlikâne ile birlikte yerel iktidarların ekonomik gücü büyümüş, bununla birlikte yerel silahlı güçler oluşturmaya başlamıştır. Bu durum yerel iktidarların merkezi iktidardan giderek özerkleşmesine yol açmış ve sonucunda Osmanlı devletinin güç kaybetmesine neden olmuştur.

Bütçe açığını gidermek için yapılan bir diğer hamle "Esham" sisteminin kurulmasıydı. 1775 yılında uygulamaya konulan bu sistem bir iç borçlanma sistemiydi. Bu sisteme göre bazı mukataalara ait yıllık nakdî gelirler, faiz denilen belirli bölümlerinin sehimler (parçalar) halinde dilimlenerek özel şahıslara "muaccele" adı verilen bir peşin meblağ karşılığında kaydıhayat şartı ile satılmaktaydı. Kadın veya erkek, müslüman veya gayrimüslim, askerî veya reâyâ her Osmanlı tebaası sehim satın alabilmekteydi. Esham ile birlikte özellikle gayrimüslimlerden oluşan tüccar sınıfının ekonomik ve siyasi gücü artmıştır.

Öte yandan önceden hane üzerinden alınan ve bütçe gelirleri içindeki payı yüzde 23-48 arasında olan cizye, 1691 Cizye reformu ile birlikte yetişkin erkek bireyden alınmaya başlamıştır. Bu durum Hıristiyan tebaa içinde huzursuzlukların artmasına yol açmıştır. Artan harcamaları finanse etmek için konulan Avârız vergisi ise 17. yüzyılın sonlarından itibaren olağan vergiler haline gelmiştir. Bütçe gelirinin yüzde 10 ila 20'sini oluşturan Avârız vergisini 3-10 hâne arasında değişen Avârız hânesi ödemektedir. Avârız vergisinin köylünün sırtına yüklenmesi tepkilere neden olmuş; bu tepki kendini kente göç ederek veya isyan çıkartarak göstermiş ve Osmanlı'nın köylülerin gözündeki meşruiyetini kaybetmesinin yolunu açmıştır.

Avarız vergisi, malikane sistemi, cizye reformu, esham gibi önlemler Osmanlı ekonomisinin açıklarını kapatamamış, bunun sonucunda 1854 Kırım Savaşı'nda ilk dış borçlanma gerçekleşmiştir. Bu ilk borcun ardından 1879 yılına kadar geçen "hızlı borçlanma" döneminde Osmanlı Devleti 17 kez borç almıştır. Borçlar ödenemez duruma gelmiş ve 1875 yılında moratoryum ilan edilmiştir. Moratoryumun ardından da 1881 Muharrem Kararnamesi ile Düyûn-ı Umûmiyye'nin kurulması, Osmanlı'yı Avrupalı güçlere tamamen bağlamıştır.

Sonuç olarak mali gücün giderek toplumun belirli bir kesiminde toplanması, toplumsal sınıflar arasındaki uçurumu artırmış ve toplumdaki birliği zayıflatmıştır. Bu zayıflama Osmanlı Devleti'nin giderek güçten düşmesine, ardından dış borçlarla dışarıya bağlanarak "Hasta Adam" olmasına ve sonunda da ölümüne yol açmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tımar'dan Düyûn-ı Umûmiyye'ye Osmanlı Maliyesi

Devletleri var eden ve sürekli olmasını sağlayan en önemli etkenlerden biri maliyesidir. Osmanlı Devleti’ni ayakta tutmakla birlikte büyük b...