ABD ile İran arasındaki müzakereler, uzun zamandır yaşanan tehditler, teklifler ve retlerin ardından bir anlaşmayla sonuçlanma aşamasına geldi. İki taraf da anlaşmaya dair farklı anlatılar ifade etseler de sürecin bir döngü halini almasında ortaklaştıkları görülüyor. Anlaşmanın yakın olduğunun açıklanması, ardından yeni tehditlerin ortaya çıkması, sonrasında yeni tekliflerin gelmesi, ardından bu tekliflerin reddedilmesi, sonra “büyük ölçüde uzlaşıldı” haberlerin yayılması ve ardından yeniden tehditlerde bulunulması... Bu döngünün oluşmasının esas nedeni ise tarafların yeni bir savaş öncesinde güç ve meşruluk kazanmaya çabalamaları.
ABD Sıkıntıda
Güç ve meşruiyet
kazanma konusunda en büyük sıkıntıyı ABD çekiyor. Trump bir taraftan kendi
tabanına “İran'ı dize getirdik” mesajını verirken diğer taraftan müzakereyi
sürdürmek için gerektiğinde soykırım suçlusu Netenyahu’ya küfür edebiliyor.
Bununla birlikte ABD’nin
müzakereler boyunca pozisyonunu birçok defa değiştirmesinin altında içerideki
tartışmalar yatıyor. Meclis Başkanı Johnson, Dışişleri Bakanı Rubio ve Hazine
Bakanı Bessent gibi İran’a karşı izlenecek politikalar konusunda farklı
seslerin olması, ABD’nin elini zayıflatıyor.
İran ise nükleer
ve bölgesel güç kapasitesini korumakla birlikte saldırıya uğramanın getirdiği
meşruiyeti korumak adına müzakere masasından kalkmıyor. ABD içerisindeki
tartışmalar ve Trump’ın bitmek bilmeyen yalanları ise İran’ın masadaki
pozisyonunu da güçlendiriyor. Buna Hürmüz Boğazı’nın “ağırlığı” eklenince İran’ın
pozisyonu daha da güçleniyor.
Hürmüz'ün Ağırlığı
Müzakerelerde
Hürmüz Boğazı'nın “ağırlığını” büyülten şey piyasalara yaptığı etki. Savaş
öncesinde günde yaklaşık 100 tanker geçişinin yaşandığı boğazdan, haziran ayına
gelindiğinde İran petrolü taşıyan tek bir tanker dahi geçemez oldu.[1] Bu durum
küresel enerji arzını doğrudan etkilemekle birlikte dünya piyasalarını ve ülke
ekonomilerini zorlayan somut bir krize yol açtı.
Bu krizin farkında
olan İran, mayıs sonunda boğaza giriş yapacak gemilerin kendi donanmasından
izin alması gerektiğini açıklayarak “kozunu” ortaya koydu.[2] Soykırımcı
Epstein Koalisyonu’nun (ABD ve İsrail) bunu “ücretli geçiş” olarak
nitelendirerek reddetmesi durumu değiştirmedi.
ABD’nin ablukasına
ve saldırılarına rağmen İran’ın boğaz üzerindeki fiilî kontrolünün devam etmesi
Tahran’ın kozunu güçlü kılıyor. Bununla birlikte ABD’nin boğazdaki ablukası İran
ekonomisini sıkıştırmaya devam ediyor. Fakat bu ablukanın ABD yanlısı bölge
ülkelerinin de petrol ihraç edememesine neden olması ABD’nin elini bağlıyor ve
Tahran’ın dayanma gücünü artırıyor.
Trump’ın Zaferi
Elinin bağlı
olduğunun farkında olan Trump ise yalan söylemeye doyamıyor. 11 Haziran'da “planlanan
saldırıları” iptal ettiğini açıklayan Trump, “Bugün İran'la savaşı bitirdik ve
onlar da nükleer silah sahibi olmamayı kabul ettiler”[3] diyerek
zafer ilan etti. Fakat halihazırdaki gerçekler bu zaferin ömrünü kısalttı.
İran’ın nükleer
silah üretmeyeceğini dair yıllardır taahhütte bulunuyor olması ve bu taahhüdünü
“yenilenmesi” ve İran Dışişleri Bakanı Arakçi'nin “ABD zenginleştirmenin kalıcı
olarak askıya alınmasını dahi talep etmedi” demesi[4] Trump’ın
zafer ilanını boşa çıkarıyor.
Fakat Cumhuriyetçi
tabanın İran'a “boyun eğdirilmeden” varılan her anlaşmayı zayıflık olarak görerek
baskıda bulunması, Trump'ın zafer ilanını ve müzakere süresince kullandığı tehdit
dilinin nedenini açıklıyor.
İran'ın 14 Maddesi
Anlaşmanın
sağlandığına dair umutların artmasına neden olan şey ise İran'ın yarı resmi
haber ajansı Mehr'in sızdırdığı 14 maddelik taslak[5] oldu. ABD'nin
daha önce 9 maddelik teklif sunduğu, İran'ın bunu reddettiği ve Pakistan
aracılığıyla kendi 14 maddelik çerçevesini ilettiği biliniyor[6].
Bu taslağın öne
çıkan özelliği ise İran’ın anlaşmayı salt bir nükleer meselenin çözümü olarak
değil, ablukanın kaldırılması, savaş tazminatı, yaptırımların kaldırılması ve
Lübnan dahil tüm cephelerde ateşkes sağlanması gibi bütünlüklü bir pakete bağlaması.
Ek olarak taslak Hürmüz'ün açılmasını, nükleer kısıtlamaların ve yaptırımların
kademeli esnetilmesini de kapsıyor.[7]
Taslakta en dikkat
çekici noktalarından birisi de İran'ın füze programını ve direniş eksenine verdiği
desteği müzakere dışında tutuyor olması. ABD'nin başlangıçta bu konularda somut
tavizler talep ettiği göz önüne alındığında, bu dışarıda bırakmanın kabul
görmesi, Tahran'ın masada önemli bir mevzi kazandığını gösteriyor.
Nükleer Dosyanın Ertelenmesi
Müzakerelerin en
kritik kırılma noktalarından birisi de nükleer dosyanın ikinci aşamaya bırakılması.
Taraflar birinci
aşamada deniz ablukasının kaldırılması ve Hürmüz'ün açılması gibi daha yakın
hedeflerde mutabakat sağlamış olmalarını kazanç olarak görmekteler. Bu nedenle nükleer
zenginleştirme, uranyum stoklarının geleceği ve denetim mekanizmaları gibi
anlaşmaları “zor” olan konuları 60 günlük ikinci müzakere sürecine bırakmaktalar.[8] Elbette
bu erteleme bir çözüm olmaktan öte mevcut anlaşmazlığın ileri bir tarihe
taşınması anlamına geliyor. Fakat iki taraf arasındaki derin güvensizlik
müzakerelerin ikinci sürecinin olabileceği ihtimalini düşürüyor.
Nitekim taslak
metnin İran'ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney tarafından henüz resmen onaylamamış
olması da ihtimali düşüren etkenlerden biri.
Zorunluluklar
Müzakere sürecine bütünlüklü
bakıldığında her iki tarafın da anlaşmayı hem istediği hem de istemek “zorunda”
kaldığı görülüyor. Savaşın yarattığı ekonomik ve askeri maliyetler,
müzakerelerin sürdürülmesini mümkün kılan “ortak çıkarı” oluşturuyor. Ama
yapısal çelişkiler de tam anlamıyla çözülmüş değil.
Anlaşma imzalandığı
takdirde bölgedeki güç dengelerinin yeniden biçimleneceği uzun ve çetrefilli
bir sürecin başlama ihtimali yüksek. Böyle bir durumda İran, nükleer ve
bölgesel güç kapasitesini büyük ölçüde koruyarak masadan kalkmış olurken, ABD
de başlangıçta koyduğu hedeflerin önemli bir bölümünü ertelemiş ya da onlar vazgeçmiş
olacak. Bu da ABD gibi kendini dünyanın sahibi zanneden emperyalist bir güç
için kabul edilemez bir durum.
Dolayısıyla ABD ve
ortağı soykırımcı İsrail’in anlaşma sağlansa bile uygulama sürecinde
tıkanıklıklar yaratarak savaşı yeniden alevlendirme olasılıkları oldukça yüksek.
Bu da başta İran’da ve Lübnan'da abluka altında yaşayan halkın, Hürmüz'ün
kapanmasından etkilenen emekçilerin ve savaşın yakıp geçtiği coğrafyalardaki
her insanın yaşamının ABD ve İsrail yok edilmedikçe tehlikede olmaya devam
edeceğini açıkça ortaya koyuyor.
[1]
https://harici.com.tr/abd-ve-iran-hurmuz-bogazi-icin-anlasmaya-yakin/
[2]
https://harici.com.tr/abd-ve-iran-hurmuz-bogazi-icin-anlasmaya-yakin/
[3]
https://www.haberler.com/politika/trump-iran-la-savasi-bitirdik-nukleer-silah-olmayacak-19939860-haberi/
[4]
https://haber.sol.org.tr/haber/abd-ve-israilin-saldiri-tehdidi-surerken-irandan-aciklama-savasa-da-barisa-da-haziriz-406693
[5]
https://harici.com.tr/iran-abd-ile-taslak-anlasmanin-14-maddesini-acikladi/
[6]
https://haber.sol.org.tr/haber/abd-israil-saldirilarinda-65-gun-iran-teklifi-iletti-abd-inceleyecek-409085
[7]
https://harici.com.tr/axios-abd-ve-iran-nukleer-ve-ticari-sartlarda-anlasti/
[8]
https://www.bloomberght.com/erakci-islamabad-mutabakat-zapti-imzaya-cok-yakin-3779932
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder