Çevirmenin Notu: Franziska Meier’in 26 Kasım 2020 tarihinde kaleme aldığı bu yazıya şu linkten ulaşabilirsiniz:
https://www.nzz.ch/feuilleton/cesare-pavese-und-seine-sympathien-fuer-den-faschismus-ld.1588734
Yazarın Notu: 1942 ve 1943 yıllarına ait bu notlar ilk kez kitap olarak yayımlandı. Bu notlar, İtalyan yazarın siyasi duruşu hakkında ciddi bir tartışma başlattı. Uzun süre gizli tutulan bu not defterinde Cesare Pavese, faşizme sempati duyduğunu ifade etmişti.
Tarih, hayattayken ölümünden sonra
el yazmalarının imha edilmesini vasiyet eden pek çok yazara tanık olmuştur.
Çoğu zaman, torunları bu vasiyete uymadığında gelecek nesiller bundan memnun
olur. İtalyan şair Cesare Pavese’nin ise böyle bir vasiyeti yoktu. Muhtemelen,
birinin hayatı boyunca biriktirdiği tüm yazdıklarını gözden geçirip kamuoyuna
sunmak için bu kadar zahmete girebileceğini düşünmemişti.
Ancak 1950 yılının
Ağustos ayı sonunda intihar etmesinden
sadece iki yıl sonra, yakın dostları Italo Calvino, Natalia Ginzburg ve Massimo
Milo, onun kapsamlı not defterlerini yayımladılar. Pavese, 1935’te Kalabriya’nın
Brancaleone kasabasına sürgüne gönderilmesinden sonra “Mestiere di vivere”
başlığı altında – ne yazık ki Almanca çevirisi “Handwerk des Lebens” tükenmiş
durumda – günlük tutmuştu. Bu günlüklerde, geniş kapsamlı edebi ve etnografik
okumaları sırasında ve yazarken aklından geçen izlenimlerini ve düşüncelerini
kayda geçirmişti. O dönemde bu notlar derlemesi, Pavese’nin anti-faşist olarak
bilinen itibarını tam anlamıyla doğruluyor gibi görünüyordu.
Her halükârda, kimse bu notlara bir
eleştiride bulunmamıştı. Okumalarının uluslararası niteliği ve Amerikan
edebiyatına karşı açık tutumu, gerici faşist ideolojinin cazibesine kapılmamış uyanık
bir zihni yansıtıyordu. Pavese’nin arkaik geleneklere, özellikle de kurban
ritüellerine duyduğu hayranlık, el değmemiş
vahşi bir doğaya duyduğu özlem –
örneğin, dökülen kanın döngüsel olarak yenilenen bir dünyada doğal yerini
bulduğu bir doğa – neredeyse hiç kimseyi rahatsız etmedi.
Ancak 1962’de, genç üniversite
mezunu ve daha sonra Torino gazetesi “La Stampa”nın editörü olacak Lorenzo
Mondo’nun eline 1942/43 yıllarına ait ince bir defter geçer geçmez alarm
zilleri çalmaya başladı. O dönemde Mondo, bu defteri yalnızca Pavese’nin
arkadaşı ve Einaudi yayınevinde editör olan Italo Calvino’ya emanet etmişti. İkisi de bu küçük boyutlu otuz
sayfalık defterin şimdilik gizli kalması gerektiği konusunda hemfikirdi.
Calvino bu defteri güvenli bir yer de sakladı ve o zamandan beri izine
rastlanmadı.
Calvino’nun ölümünden ancak beş yıl
sonra, 1990’da Lorenzo Mondo, araştırma amacıyla fotoğraflarını çektiği son
derece sorunlu siyasi sayfaları, birkaç yorumla birlikte “La Stampa”da yayımlamanın
zamanının geldiğine karar verdi. Bugün hatırladığına göre, öfkeli tepkiler
bekliyordu, ancak bu kadar büyük bir öfke ve dehşet dalgası beklemiyordu. Hatta
bazıları günlüğün gerçekliğinden bile şüphe etti.
Pavese, yazdıklarının skandal
niteliğinin farkında olmalıydı ki, bunları ayrı bir deftere yazmıştı. 1942 ve
1943 yıllarında bu deftere kafa karışıklığı içindeki düşüncelerini aktardı;
bunların arasında, 1943 sonbaharında Hitler’in yardımıyla kurulan Repubblica di
Salò’da faşizmin yeniden canlanmasına duyduğu sempati de vardı. Faşizmin ve
savaşın disiplin edici bir etki yaratacağını umuyordu ve Torino’daki antifaşist
arkadaşlarının hem sonuçsuz hem de anlamsız tartışmalarına yönelik daha önce
sözlü olarak dile getirdiği eleştirisini yineledi.
Sağduyulu Tepkiler
Bu ilk yayının üzerinden otuz yıl
geçtikten sonra, Torino’daki küçük Aragno Yayınevi, Pavese’nin notlarını
yeniden yayımlıyor. Notlar, editör Francesca Belviso tarafından titizlikle
araştırılmış ve dengeli bir tarihsel bağlamlandırma da dahil olmak üzere,
çağdaş tepkiler ve açıklayıcı metinlerden oluşan bir seçkiyle birlikte
sunuluyor. Céline’in anti-semitik broşürü “Bagatelles pour un massacre”ın
yeniden basımı, entelektüellerin protestoları üzerine 2018’de Fransa’da durdurulurken,
İtalya’da Pavese’nin durumunda herhangi bir direniş görülmüyor. Bununla
birlikte notları da antisemitizmden arındırılmış durumda.
Kitap gazetelerde yine büyük yankı
uyandırsa da, 1990’da notların yarattığı büyük dalgalara kıyasla, bugünkü
tartışma sönük kalmış gibi görünüyor. Yine de faşist yanlısı sempati beyanları,
Pavese’nin büyük romanı “La casa in collina”daki (Tepedeki Ev) bir karakter
için yapılmış basit eskizler olarak önemsizleştiriliyor ya da disiplin ve
savaşa duyduğu coşku, İtalyanlar için bir eğitim programına dair bir sapma olarak
geçiştiriliyor. Bazıları notları yazarın derinden parçalanmış ruh haline,
diğerleri ise bir nevi ergenlikten hiç çıkmamış “ebedi çocuk” karakterine
bağlıyor. Yine diğerleri ise Pavese’nin meşhur çelişkili ruhunu ya da siyasete
karşı temelden duyduğu ilgisizliğini hesaba katıyor.
Akıcı el yazısının yeniden üretilen
tıpkıbasımları belli bir aceleyi ele veriyor, ancak neredeyse hiç düzeltme ya
da sonradan yapılan silme izi yok. Pavese, notlarını daha sonra tekrar okumuş
olmalı, zira ara sıra yazma tarihini sonradan eklemiş ki bu da 1943’te gerçekten
de önemsiz bir ayrıntı değildi. Zira bir siyasi ifadenin, Mussolini’nin 25
Temmuz 1943’teki devrilmesinden önce mi sonra mı, ya da daha da önemlisi,
Müttefikler ile yapılan ateşkes anlaşmasının kamuoyuna duyurulduğu 8 Eylül
1943’ten önce mi sonra mı yazıldığını bilmek, o ifadenin okunuşunu tamamen
değiştirir.
Ulusal Bir Coşku
Görünüşe göre, Mussolini’nin
devrilmesinden ateşkes anlaşmasına kadar geçen altı hafta, Pavese’yi içsel
olarak derinden sarsmış olmalı. O dönemde pek çok İtalyan, ülkenin artık Dünya
Savaşı’ndan çekilip barış içinde yaşamaya devam edeceğine inanıyordu. Pavese o
dönemde sadece kararsız bir şekilde tartışan antifaşistlere değil, daha da
önemlisi İtalyan kralı tarafından atanan hükümet başkanı General Badoglio’ya
öfkeleniyordu. Badoglio, 1940’tan beri kral ve Mussolini adına Wehrmacht’ın
yanında Müttefikler’e karşı savaşan Doğu Cephesi’ndeki İtalyan askerlerinin
refahı için hiçbir önlem almadan Müttefikler’in tarafına geçti.
Pavese’nin devletin çöküşünün
yaşandığı bu dramatik aylarda tuttuğu notlardan, bir anda hissetmiş olması
gereken tuhaf bir tür ulusal sorumluluk duygusunu ortaya koyuyor. Muhtemelen astımı
nedeniyle askerlik hizmetinden muaf tutulduğunda bu kadar hayal kırıklığına
uğramıştı. Ve bu yüzden, pek çok kişi vatan için savaşırken ve ölürken, evde
oturup hikâyeler yazma düşüncesi onu rahatsız etmiş olmalı. Bunların arasında,
faşizme ve Alman işgaline karşı direnişte hayatını ortaya koyan bazı
arkadaşları da vardı, özellikle de Leone Ginzburg.
Pavese ayrı bir defter tutmuş olsa
da, Francesca Belviso bu notların, genel olarak hayranlık uyandıran “Mestiere
di vivere” günlüğü ile arasındaki yakın bağlantıyı vurguluyor. Her ikisi de
fikirlerin ve üslup alıştırmalarının bir laboratuvarıdır. Her ikisinde de
Pavese’nin savaş sırasında Alman kültürüne gösterdiği ilgi kendini gösteriyor.
1940’ta Almanca bilgisini tazelemiş ve arkadaşı, Alman dili uzmanı ve direniş
savaşçısı Giaime Pintor’un sadece George Çevresi’ni değil, aynı zamanda Thomas
Mann, Georg Simmel ve Karl Kerényi’yi de dahil ettiği “gizli Almanya” grubuyla
ilişki kurmuştu.
Önyargısız Yakınlık
Thomas Mann Almanya’da Nazi
hareketinden hızla uzaklaşırken, Pavese ise düşünsel olarak bu akıma karışmış
olmaktan rahatsızlık duymamış görünüyor. Savaş sırasında, Elisabeth
Förster-Nietzsche’nin 1901 yılında “Der Wille zur Macht” (Güç İstenci)
başlığıyla yayımladığı, taraflı bir derlemede yer alan Nietzsche’nin son yazılarından
da çekinmeden ilham aldı. Kitabı çevirdi, Nietzsche’nin “Amor Fati” (Kaderi
Sevmek) ilkesini benimsedi ve disiplin gerekliliği ya da halkların ancak
güç yoluyla dünya tarihinde iz bırakabileceği fikri gibi pek çok Nietzscheci
düşünce parçalarını o dönemin siyasi-askeri durumuna açıkça uyguladı.
Pavese’nin farklı defterlere ayrı ayrı not ettiği bu notları, yorumunda editör
tutarlı bir bütün halinde bir araya getiriyor.
Sorun şu ki, siyasi açıdan son
derece tartışmalı bu ifadeler, tüm günlüğün ve nihayetinde roman eserlerinin
üzerine karanlık bir gölge düşürüyor. Oysa İtalya’da, sanatçıların, yazarların
ve entelektüellerin düşünce ve yazılarında faşist fikirlerin ne ölçüde yer
aldığı sorusu henüz kimsenin aklına gelmemiş gibi görünüyor. Notların editörü
de eleştirmenler de Pavese’nin jestlerinde, dilinde ve tartışmasız hümanizminde
görülebilen kusursuz bir estetik direniş fikrine sarılıyorlar.
Belki de günümüzde yaygınlaşan
“cancel culture” karşısında bundan memnun bile olmalıyız. Aksi takdirde, bu
muhteşem ve duyarlı şair Pavese’nin de silinip gitme tehlikesiyle karşı karşıya
kalmaz mıydık? Onun defteri, ideolojik olarak radikalleşmiş zamanlarda yaşamanın,
düşünmenin ve yazmanın ne anlama geldiğine dair bize bugün bir hatırlatıcı
olabilir. Bu bakış açısıyla, intiharından kısa bir süre önce yazdığı ünlü
dizeler bile tarihsel olarak daha kesin bir anlam kazanabilir: “İnsanlara şiir
verdim ve birçoklarının acısını paylaştım.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder