22 Nisan 2020 Çarşamba

(Çeviri) Lenin ve Pravda, 1912–1914 – Ralph Carter Elwood

1962’de Bilimler Akademisi’nde toplanan Sovyet tarihçileri, Pravda’nın kuruluşunun 50. yıldönümünde, ünlü Bolşevik günlük gazetenin V. I. Lenin’in liderliğiyle ilişkisine dair Sovyet araştırmalarındaki belirli eksikliklere dikkat çekmeyi istediler. Lenin’in makalelerle yaptığı yazınsal katkılar üzerine önemli miktarda yazı yazılmış olsa da, savaştan önceki kritik iki yıl boyunca yaptığı siyasi liderlik sorununa yeterince önem verilmediğine değinilmiştir.[1] Bu gözlem;  Stalin, Molotov ve Pravda’nın yayın kurulundaki diğer “uzlaşmacı unsurların”, Lenin’in Bolşevik fraksiyonunu Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne egemen kılmak için Prag Konferansı’na yönelik çalışmalarını tamamlama çabalarını engellediğini tahmin eden birkaç ayrıntılı çalışmanın yayınlanacağını müjdeledi. [2] Bununla birlikte bu çalışmalar, Lenin’in, kendi makalelerinin ve onun Pravda’yı kontrol etme çabalarının editörler arasında yarattığı düşmanlıktan duyduğu, hoşnutsuzluğun derecesini en aza indirgemekteydi. Dahası hiçbir Sovyet tarihçisi ve onların Batılı muadillerinin çok azı, Lenin’in Pravda’nın kurulmasında etkili olduğu ve onun aracılığıyla Rusya’nın savaş öncesindeki endüstriyel toplumunun karakteristiği olarak büyüyen huzursuzluğu canlandırdığı ve yönlendirdiği gibi temel varsayımları sorguladı. Sovyet tarihçilerinin “Pravda efsanesini” sorgulama konusundaki suskunlukları anlaşılabilir. Ancak Batılı akademisyenlerin, Lenin’in yayınlanan yazışmalarında ve Bolşevik lider ile ünlü gazetesi arasındaki ilişkilerin pürüzsüz ve ahenkli bir şekilde olduğunu gösteren Merkez Komitesinin kararlarında bulunan bu materyal zenginliğini niçin görmezden geldiklerini açıklamak oldukça zordur. [3]

Lenin’in Pravda’yla ilgili yaşadığı güçlüklerin temel nedeni, onun yaratımı olan gazeteyle aslında çok az şey yapabilmesi ve bu yüzden de gazeteyle yapacağı ilk operasyon için çok az kontrole sahip olmasıydı. Menşevikler ilk olarak 1910 sonlarında bir yasal günlük işçi gazetesi kurma fikrini ortaya koyduklarında, Lenin ilgisizdi ve işbirliği etme taraftarı değildi. Lenin yasal bir gazetenin, Rusya işçilerine kalıcı siyasi değişimin yasal, evrimsel araçlarla elde edilebileceği izlenimini vereceğini söyledi. Üstelik bu tür bir girişimin, çarlık basın yasalarının gazetelere getirdiği sınırlamalar nedeniyle hem pahalı hem de pratik olmayacağını düşünmekteydi.[4] Söylenmeyen fakat Lenin’in esas olarak kararını belirleyen şey ise o zamanlarda partinin örgütsel mekanizmasını kontrol etmemesiydi, ki bu da yüksek ihtimalle Rusya içinde günlük bir gazetenin oluşturulması gibi büyük bir teşebbüse hakim olamayacağını göstermekteydi.

Bir işçi gazetesi fikri, St. Petersburg’daki sendikacılar ve parti üyeleri arasında daha sıcak bir tepki uyandırdı. Sosyal Demokratların Duma hizbinin haftalık yarı-Bolşevik yayını Zvezda, konuyu araştırmak ve fizibilitesine ilişkin kapsamlı yazışmalar yapmak için Nisan 1911’de bir komisyon kurdu. Bu tartışmada sağlanan görüş birliği, başkentteki dağınık proletaryayı birleştirmek ve diğer alternatiflerin yokluğunda Gazeta kopeika ve Sovremennoe slovo gibi ucuz ve okunabilir ancak sosyal demokrat olmayan gazeteler satın alan işçi okuyucuları geri kazanmak için günlük işçi gazetesinin gerçekten gerekli olduğu idi. Ancak birçok işçi, “işçiler için” yazılar yazılmasına karşı küçümseyen bir tavır sergileyen ve kendi tüketimleri için yazan entelijansiya üyeleri tarafından 1905-1907 döneminde çıkarılan yasal günlük gazetelerdeki başarısız girişimlerden farklı olarak, makalelerin işçilerin kendileri tarafından yazılması gerektiğini vurguladı. İkinci türden makalelerde editörlerin, işçilerin ilgilerini çekmeyeceği ya da anlamayacaklarını düşündükleri çekişmeli ya da teorik sorunlardan kaçındığı not edilmelidir. Aynı zamanda yasal bir gazetenin destekçileri, yurt dışından düzensiz olarak ve az sayıda St. Petersburg’a gelen yasadışı göçmen gazetelerinin aşırı ilgi gösterdiği hizip politikalarından da kaçınmak istemekteydiler. Zvezda’nın editörlerine göre ihtiyaç duyulan şey işçilerin kendileri tarafından yönetilen, makul derecede basit bir dille yazılan, hizip kavgalarından yoksun olan, ama yine de büyüyen Rus proletaryasının karşılaştığı tüm önemli sorunlara Sosyal Demokratik bir yaklaşım getiren ucuz bir günlük gazeteydi.[5]

Bu düşünce, 1911 yazında Longjumeau okulunda ve Ocak 1912’deki Prag Konferansı’nda bulunan St. Petersburg işçileri tarafından Lenin’e iletildi.[6] İkinci toplantıda bazı delegeler mevcut yasadışı basını eleştirdiler ve kendi adlarına Maksim Gorki’den “Rusya’da bir kopeklik fiyata sahip sosyal demokrat günlük gazetenin kurulması için” maddi ve örgütsel yardım isteyen bir mektup yazdılar.[7] Konferans bu konuda resmi bir karar vermemiş olmasına rağmen, ilkesel olarak onaylandı ve Lenin’in yeterlice desteğini aldı.[8] Bolşevik lider, en az dört nedenden ötürü eski pozisyonunu tersine çevirdi. Birincisi, konferansın bir sonucu olarak Lenin, partinin resmi mekanizmasının yeni formu olarak ifade edilen Bolşevik ağırlıklı bir Merkez Komiteyi ve onun Rus Bürosunu kontrol etmekteydi. İkincisi Lenin, yeraltının üretkenlik eksikliği ile hükümetin yasal sendikalar, açık basın ve yayınlar üzerindeki kısıtlamalarının aynı anda kaldırılmasının vb. bir sonucu olarak sözümona ortaya çıkan yasal fırsatlardan hareket etmeye yönelik genel vurgusunu değiştirme sürecindeydi.  Dahası bu yasal fırsatların en önemlisi Devlet Duması idi; ve büyük ölçüde Üçüncü Duma’yı görmezden gelen Bolşevikler, önlerindeki Dördüncü Duma seçimlerine yönelik ajitasyon potansiyelinden faydalanmaya kararlıydı. “Herkes farkında ki”, diyordu Lenin daha sonra Pravda’da, “[işçilerin günlük] gazetesi olmadan, seçimlere katılım hemen hemen sahtekârca olacaktır. Seçim kampanyasının ana silahı olan bir gazete, kitlelere yönelik Marksist ajitasyon için en önemli araçtır.”[9] Son olarak Lenin muhtemelen kontrolü altındaki popüler bir gazetenin, Bolşevik olmayan tüm unsurları RSDİP’den kovma yönelik Prag Konferansı’ndaki çalışmalarını tamamlamaya yardımcı olacağını düşünüyordu. [10]

Konferansın hemen ardından, Lenin ve yeni Merkez Komite’nin diğer iki üyesi S. S. Spandarian ve R. V. Malinovskii Leipzig’e giderek Üçüncü Duma’nın sosyal demokrat grubunun temsilcileri N. G. Poletaev ve V. E. Shurkanov ile 19 Ocak (1 Şubat) 1912’de bir araya geldi. Dahası Poletaev Zvezda’nın yayıncısıydı ve günlük gazetenin önde gelen savunucularındandı. Polise göre[11] tartışılan ana sorun, tam olarak Bolşevik bir günlük gazetenin yayınlanması ve daha özel olarak da böyle bir girişim için gerekli mali desteğin elde edilmesiydi. Teklif bir kez daha ilkesel olarak onaylandı ve Merkez Komite 1,000 ruble destek sözü verdi ve geri kalanı için Zvezda’ya zengin kişilere yönelmesini önerdi.

Bu ılımlı ve cesaret verici tartışmadan sonra, Poletaev gazetenin editöryal rehberliği, finansmanı ve isimlendirilmesi ile ilgili gerekli hazırlıkları yapmak için St. Petersburg’a döndü. İlk sorun Zvezda’nın önde gelen altı veya yedi yazarının Şubat ayı başlarındaki bir toplantıda, belki de George Plekhanov’un Menşevik taraftarlarından bazılarının işbirliğiyle, çıkacak gazeteyi kendilerinin yönetmesi kararı aldıklarında çözüldü.[12] Toplantıda ayrıca yeni gazeteyi başlatmak için 10,000 ila 12,000 rubleye ihtiyaç duyulduğu da belirlendi. Pravda efsanesinin bir parçası da bu paranın sadece Rus işçilerden toplandığına dairdi. Gerçekte ise Zvezda’nın Şubat ayında başlattığı para toplama kampanyasının sadece 3,858 rublesi (toplam miktarın yüzde 30’u) işçilerden toplanmıştı. [13] Merkez Komitesi ilk 1000 rublenin yanı sıra, Mart ve Nisan ayı başlarında iki taksitte ek 3000 ruble katkıda bulundu.

Kalan para için Zvezda zengin sempatizanlara döndü. Gorki Prag delegelerinin isteğine yanıt olarak 2000 ruble katkıda bulundu, ancak “sosyalist işçileri engellemeye ve onları liberal işçilere dönüştürmeye araç olacak bir yayını okumak isteyen” ve bu nedenle mali destekleri karşılığında kabul edilemez şartlar sunacaklarını düşündüğü burjuva tanıdıklarından daha fazla para bulmak konusunda kötümserdi.[14] Ancak Poletaev başka bir zengin bağışçı buldu. 20 Mart 1912’de Merkez Komitesine “bir kısım fabrikanın sahibinin varisi”nin bu girişim için 3.000 ruble vaat ettiğini yazdı.[15] Bu ismi verilmeyen “mirasçı”nın V. A. Tikhomirnov olup olmadığına dair spekülasyonlar ilginçtir. Başarılı bir Kazanlı tüccarının oğlu olan Tikhomirnov, yaklaşık 300.000 ruble miras almıştı. Tikhomirnov 1906’da Sosyal Demokrat Parti’ye katıldı, üç yıl sonra tutuklandı ve 1912’de St. Petersburg’a dönmeden önce Lenin’i gördüğü yurtdışına 1911’de gitti. Bir ilk dönem Sovyet kaynağına göre, bir Bolşevik günlük gazetesinin kurulması için “maddi destek” verdi, ancak bu mirasın büyüklüğü ve alıcısı belirsiz bırakıldı.[16] Bu nedenle, “Pravda”nın[17] iddia ettiği ve Sovyet tarihçilerinin öne sürdüğü gibi, gazete  “sadece işçilerin kendi araçlarıyla yaratılmamış” olmasına rağmen, bazı Batılı biyograficilerin sürekli vurguladığı ve diğer sağcı aktüel gazetelerin suçladığı üzere Groza gibi Okhrana tarafından finanse edildiğine dair bir kanıt yoktur.[18]

Öngörülen 12 bin ruble toplandıktan sonra 10 Nisan 1912’de, Poletaev Pravda adında bir günlük gazete yayınlamak için izin aldı. Bu isim onun ilk tercihi değildi. Aslında niyeti Zvezda’yı bir günlük gazeteye dönüştürmekti. Gerçekten de Zvezda yayınlanma sıklığını 21 Ocak’ta haftada ikiye ve 8 Mart’ta haftada üçe çıkarmıştı. Aynı zamanda tirajı da 7000’den yaklaşık 30.000’e çıkmıştı. Ancak bu tasarının iki sorunu vardı. Zvezda, eski tarz bir entelijensiya gazetesiydi: Makaleleri uzun, soyut ve editörlerin özellikle çekmek istediği yeni kitleler için ne anlaşılabilir ne de hoş idi. İkinci ve daha önemlisi Zvezda, Ocak ayında sansüre takılmıştı. Senato tarafından nisan ayında onaylanan bir mahkeme kararı sonucu olarak da gazetenin kapatılması ve isminin kullanılmasının sona ermesi gerekiyordu. Bu göçmen liderleri ikilem içinde bıraktı. Lenin bir süreliğine yeni gazetenin “İzvestiia” olarak adlandırılacağını düşündü ve G. E. Zinoviev editörlerin Bolşeviklerin yurtdışı dergisi Rabochaia Gazeta‘nın ismine el koyabileceklerini duyduğunda üzgündü.[19] Seçilen herhangi bir adın Basın Komisyonu tarafından onaylanması gerektiği için, diğer geleneksel parti gazetelerinin (Sotsial-Demokrat, Proletarii) isimleri gereksiz provokasyonlar yaratmamak için dikkate alınmadı. Diğer isimlerden de ya kullanımda ya da ileriye dönük yayınlar için ayrılmış oldukları için vazgeçilmişti. Poletaev onaylanmış isimlerin bir listesini incelerken, Kutsal Synod’un resmi imtiyazına sahip olduğu Pravda isimli “dinsel-ahlakçı” bir gazeteyi yayınlama seçeneğini düşündü. Bu seçeneğin kullanılmasına partinin izin vermesinden sonra, Poletaev meseleye resmi bir şekilde yaklaştı ve başlığın farklı bir yönelime sahip bir günlük gazete yayınlamak için kullanım iznini aldı.[20] Poletaev, elbette, Leon Troçki’nin son dört yıldır Viyana’da aynı adı taşıyan bir gazete yayınladığının da farkındaydı. Gerçekte Troçki’nin işçilerin diliyle yazdığı ve partinin birliğini tavsiye eden Pravda, oldukça açık bir şekilde Rus işçilerine ulaşan göçmen gazetelerinden en popüler olanıydı ve bu duruma yönelik kasıtlı bir niyet yoksa aynı isimle bir gazete yayınlanabilirdi.[21]

* * *

St.Petersburg Pravdası’nın ilk sayısı 22 Nisan 1912’de çıktı. Dört sayfası vardı ve ücreti iki kopek idi.[22] Birinci ve ikinci sayfalarda çoğunlukla ekonomik konularla ilgili olan beş kısa makale ve ayrıca işçilere ait iki şiir vardı. Geriye kalan iki sayfa, daha sonra çok popüler olan, daha çok işçilerin kendileriyle ilgili olan özel başlıkların-‘Günlük Olaylar’, ‘İşçi Hareketi’, ‘Devam eden Grevler’, ‘Duma İşleri’ vb.- olduğu bölümlerdi. Gazete yöneticilerinin listesi ise editör M. E. Egorov ve yayıncı Poletaev’den oluşmaktaydı. Egorov (onu takip eden diğer önemsiz 42 kişinin), tek işlevi partiyi büyük bir para cezasından kurtarmak için hapse girmek olan editör koltuğunda (sitz-redakteur) “oturmaktan” ve halkın bilmediği değerli editörlerin kaybedilmemesinden sorumluydu.[23] Gazetenin yasal sahibi ve mali kontrolörü olan yayıncı, gazetecilikte yetkin olmasa da bireysel olarak gazeteden sorumluydu. Parti genellikle yayıncılarını, milletvekili dokunulmazlığı avantajına sahip olan Sosyal Demokrat Duma hizbi üyeleri arasından seçti. Ayrıca Pravda’nın ilk sayısının yöneticileri arasında Gorki[24], Rosa Luxemburg, Plehanov[25], Lenin (takma adı “Il’in” ile), Zinovyev ve L. B. Kamenev gibi yazarları da bulunmaktaydı. Yurtdışındaki Merkez Komitesiyle olan gizli yazışmalarla ilgilenen, yayın politikasını ve yayınlanacak makaleleri belirleyen asıl editörlerden oluşan yayın kurulunun Sosyal Demokrat sekreteri (ilk olarak F. F. Raskolnikov ve onun Mayıs 1912’de tutuklanmasından sonra V. M. Molotov), belirli nedenlerden dolayı gazetenin yöneticileri listesinde yer almıyorlardı.[26]

Pravda başlangıçta oldukça başarılıydı. Nisan ve Mayıs aylarında her sayısının 40.000 ila 60.000 kopyası satıldı ve editörler perakende satışlardan birkaç yüz ruble kâr ve ufak miktarda bira, sigara ve kitap reklamı elde etmeyi başardılar.[27] Gazetenin ortaya çıkışı 4 Nisan 1912’de Lena altın madencilerinin vurulmasının ardından keskin bir şekilde yükselen işçilerin huzursuzluğuyla çakışmıştı. Takip eden ay boyunca çeyrek milyondan fazla işçi greve gitti. Pravda bu huzursuzluğu aydınlatmaya, yansıtmaya ve yoğunlaştırmaya hizmet etti. Yurtdışında bile gazete olumlu bir kabullenişle karşılaştı. Martov, 16 Mayıs’ta Aksel’rod’a yeni “Bolşevik günlük gazete Pravda çok ılımlı bir tavır aldı ve birlik cümleciklerine bile değindi” diye yazıyordu.[28]

Pravda’nın ortaya çıkışı hakkında garip bir şekilde sessizce duran tek kişi Lenin’di. İlk sayı ne Lenin’in tebriklerini ne de onun kaleminden çıkmış bir makaleyi içeriyordu. Nitekim Bolşevik liderin hiçbir makalesi on üçüncü sayıya kadar (8 Mayıs 1912) yayınlanmamıştı ve kurduğu ve yönettiği iddia edilen gazetenin yayınlanmasından 12 hafta sonra yani 12 Temmuz’a kadar tekrar sessiz kalıyordu. Bu sessizlik özellikle şaşırtıcıdır, çünkü yayın kurulu yayınlanabilir malzemelerin eksikliğine dikkat çekip[29] 16 Haziran’da Lenin’den katkı talep etti ve Lenin, uygun bir politik perspektiften yeni girişimlere yardım etme isteği geldiğinde üretken ve genellikle cömert bir yazardı. Lenin’in bu dönemde başka yerlerde yayınladığı makalelerde, 1 Temmuz 1912’de Nevskaia Zvezda’da (Zvezda’nın haftalık halefi) yazdığı zamana kadar, Pravda’nın varlığından bahsetmemişti: “Sadece Petersburg’da iyi organize edilmiş hoşgörülü bir işçi sınıfı gazetesi var, fakat bu gazete … sosyal demokratların görüşlerini zayıf bir şekilde yansıtabiliyor”.[30] Lenin özel yazışmalarında da çok hevesli değildi, 11/24 Temmuz tarihine kadar Pravda‘daki görevine gazetenin sözünü etmeden devam etti.

Lenin’in katılımının eksikliği için sık sık öne sürülen sebeplerden biri de, Pravda’nın işleyiş merkezinin yakınında olmasını engelleyen ve oldukça zamanını alan bir görevde yer almasıydı. Krupskaya şöyle aktarmaktaydı: “Pravda’nın ilk sayısı çıktığında Krakov’a geçmeye hazırlanıyorduk”.[31] Ancak Lenin’in kendi yazışmalarından yola çıktığımızda bu hareket ne Pravda’nın ortaya çıkışından önce planlandı ne de 22 Nisan’dan sonra aceleci bir şekilde gerçekleştirildi. 25 Mart / 7 Nisan’da annesine şöyle yazdı: “Yaz boyunca Paris yakınlarındaki Fonteney’e gitmeyi istiyoruz ve bir yıl orada kalmayı düşünüyoruz.” [32] 14/27 Mayıs’ta ve yine 20 Mayıs / 2 Haziran’da yaz için hala kesin bir planlarının olmadığını annesine bildirmekteydi. Ulyanovlar, Krupskaya’nın V. A. Karpinskii’yi Galiçya’daki yaşam koşulları hakkında sorular sorduğu 21 Mayıs / 3 Haziran tarihine kadar Rus sınırına yaklaşmaya yönelik hiç bir ilgi göstermediler.[33] Bir ay sonra – yani Pravda’nın yayınlanmasından iki ay sonra – Lenin sonunda Galiçya’da ikamet etmeye başladı. Lenin’in bir makale yazdığı süre zarfında Krakov’a taşınan Zinovyev’in Pravda’da en az 31 makale yayınlamayı başardığı da not edilmelidir.[34]

Lenin’in beklenmedik sessizliğinin gerçek nedenleri ise Pravda’nın kökenindeki bağımsızlığında ve gazetenin editörleri ile Lenin arasındaki gergin ilişkilerde bulunmaktadır. Poletaev ile Leipzig’teki görüşmesinden kısa bir süre sonra Lenin, (bir Longjumeau mezunu ve sonra Merkez Komitesi üyesi seçilen) G.K. Ordzhonikidze’yi günlük gazetenin hazırlıklarını denetlemesi için St. Petersburg’a gönderdi. Raporları neredeyse hiç ümit verici değildi. 10/23 Şubat’ta Krupskaya’ya, Merkez Komitenin Pravda’nın editöryal kurulunun üç üyesinden sadece birisini seçmesine izin verileceğini ve Poletaev’in daha fazla para gönderilmediği sürece “rakiplerimizden yana dönme tehdidinde” bulunduğunu yazdı.[35] Bundan kısa süre sonra Ordzhonikidze St. Petersburg’u terk etmek zorunda kaldı ve gazete yayınlanmadan önce tutuklandı. Lenin yaya kalmıştı. Mart ortalarında Poletaev’e şöyle yazdı, “Günlük gazetenin [yayınlanacağı] zamanı, biçimini vb. tam olarak yazınız.”[36] 9/22 Nisan’da tekrar yazdı: “Günlük gazeteyle ilgili derhal haber verin. Onun biçimi ne olacak? Ne kadar uzunlukta makaleler gönderilebilir?”[37]

Çaresizlik içinde Merkez Komitenin Rusya Bürosu’ndaki mahfuzlarına döndü: “İvanoviç’ten hiçbir şey yok. Ne yapıyor? Nerede? Neler oluyor? Petersburg’daki yasallıkta kesinlikle birisinin olması gerekiyor… Gazetenin ne denetimine, ne yönlendirmesine ne de bilgisine sahibiz.”[38] ‘İvanoviç’, elbette, hala sürgündeyken Prag Konferansı’ndan kısa bir süre sonra Merkez Komitesine ko-opte edilen J. V. Stalin’in takma adlarından biriydi. Lenin Şubat ayında Ordzhonikidze tarafından ziyaret edilmişti ve görünüşe göre ziyaretçisine St. Petersburg’da Merkez Komitenin adamı olarak yer alması için talimatlar vermişti.[39] Stalin 29 Şubat’ta Solvychegodsk’tan kaçtı, fakat açıklanmayan nedenlerden dolayı 10 Nisan’a kadar başkentte görünmedi. O zamana kadar Pravda’nın yayınlanması için hazırlık çalışmaları tamamlandı.[40] Stalin sonraki 12 gün boyunca Zvezda için sekiz makale yazdı ve neredeyse tek başına gazetenin üç sayısını yayına hazırladı, böylece daha önemli iş olan yeni günlük gazeteyi yayınlayacak editörlerin düzen kurmaları için ellerini serbest bırakmıştı. Pravda’nın yayınlandığı 22 Nisan’da Stalin tutuklandı.

Lenin sadece “kendi” gazetesinin fiili hazırlığı hakkında bilgilendirilmemiş ve dahil olamamış değil, aynı zamanda örgütçüleriyle ilişkilerinin gevşemesini de deneyimlemiştir. 1912 baharında Zvezda’nın editörleri, Pravda’nın finansmanı ile ilgili ültimatomların yanı sıra, gazetelerine yönelik Lenin’in makalelerinin birçoğunu düzenleme konusunda kendi takdir yetkilerini de kullandılar. Mart ayı ortasında Lenin, yayınlamaları için gönderdiği seçim ilkelerini dair makalesini değiştirmekten “sakınmalarını ve uslu durmalarını” editörlere yazdı.[41] Poletaev’in kendini oldukça hor gören yanıtı[42] Lenin’i memnun etmedi ve 9/22 Nisan’da Bolşevik lider, Poletaev’in Zvezda’daki Prag Konferansı’na yönelik saldırılarına karşı kendisinin savunma yapmasına izin verilmemesi durumunda tüm ilişkileri koparmakla tehdit etti.[43]

Son darbe, muhtemelen, Lenin’in Pravda’nın ilk sayısını gördüğü zaman geldi. Martov’un dile getirdiği uzlaşmacı ton[44], Stalin’in ‘Hedeflerimiz’ başlıklı baş makalesinde açıkça belirgindi:

“Bu hedefleri yerine getirirken, Sosyal Demokrat işçiler arasında var olan farklılıkları hiçbir şekilde gözardı etmek niyetinde değiliz… ”Görüşlerin tamamen özdeşleşmesi” sadece mezarlıkta var olabilir. Ancak bu, anlaşmazlık noktalarının anlaşma noktalarından daha önemli olacağı anlamına gelmez … Pravda, her şeyden önce, proleter sınıf mücadelesinde birlik, her ne pahasına olursa olsun birlik çağrısında bulunacak … Hareket içindeki barış ve işbirliği – Pravda’nın günlük çalışmalarında rehberlik edeceği şey budur.”

Bu politika, eğer uygulanırsa, Prag Konferansı’nda alınan kararların tersine çevrilmesi anlamına gelecekti. Pravda’nın yayın kurulu Sosyal Demokrat’ın tanımını daha da daraltmak yerine, partiyi Lenin’in isteklerine karşı yeniden bir araya getirmeye çalışıyorlardı.

* * *

1912 yazında Lenin, Galiçya’ya yerleştikten ve Duma seçimleri hızla yaklaştıktan sonra, nihayet Pravda’ya yazmak için aktif bir ilgi göstermeye başladı. Bununla birlikte, 1912 yılının son altı ayında gazeteyle olan ilişkileri az ancak samimi bir şekildeydi. Bir dizi küçük öfkelendirici olay gelişti. Örneğin Lenin, editörlerin “sürekli politik yazar” olduğu için hakkı olan aylık 100 ruble ücretini geç yolladıklarından şikayet etmekteydi.[45] Pravda’nın, sabah teslim edilen burjuva gazetelerinin aksine öğleden sonra kendisine gelmesine sinirlenmekteydi. “Sevkiyat departmanı açıkça baştan savarcasına çalışıyor” diyerek yayın kurulunu azarladı.[46] Lenin ayrıca, yayın kurulunun makaleleri yazarken ihtiyaç duyduğu kitapları göndermede isteksiz davrandığını ve St. Petersburg ofisindeki bir kişinin kendisinin istediği materyalleri ortadan kaldırdığını ileri sürerek şikayetçi oldu. “Kitapsız çalışmanın imkansız olduğunu tekrarlıyoruz” diyerek yayın kuruluna hatırlattı.[47] Bu problem, “Lehçe’de yalnızca beş kelime bilmesi” ve böylece Krakov kütüphanelerinin zengin kaynaklarını kullanamaması gerçeğiyle birleşti.[48]

Pravda ile birlikte daha ciddi sorunlar da gelişti. Kısa bir süre sonra St. Petersburg’daki editörlerin, Lenin’in hizipçi muhaliflerine atıfta bulunurken alışıldığı üzere kullandığı yıpratıcı terimleri silerek makalelerini değiştirdikleri anlaşıldı. Lenin, 19 Temmuz / 1 Ağustos 1912’de şöyle şikayet bulunuyordu: “Neden Pravda hem makalelerimdeki hem de diğer yoldaşlarımın makalelerindeki tasfiyecilere yönelik imaların üzerini sürekli ve sistematik olarak çizmektedir?”[49] Editörlerin “Tasfiyeci” gibi aşağılayıcı terimlerden kaçınma ve ortalama Pravda okuyucusunun[50] az ilgi duyacağını düşündükleri “acı verici” hizip sorunlarını göz ardı etme olarak belirttikleri politikaları, Lenin’in “tasfiyeciler olarak adlandırdıklarına” gönderme yapmasına izin verildiği Ağustos ayında biraz değişti.[51] Editörlerden biri olan M.S. Ol’minskii, 27 Ağustos’ta Lenin’i şöyle bilgilendirdi: ‘Gördüğünüz gibi gazete tasfiyecilere ilişkin sessizliğini bozdu … [Ancak] güçlü ve keskinlik bir dil çok ileri gidiyor: Kamuoyuna gerçekleri açıklarken [Menşeviklere yönelik] kullandığımız ton alaycı ya da pişmanlık hisseden şeklinde olmalıdır”. Lenin’i, “Makalenizin biçimi polemik şeklinde olmamalı” diye uyardı.[52] Bu açıklamalar ve küçük tavizler Bolşevik lideri belli ki memnun etmedi. Krupskaya’nın hatırladığı gibi, “Vladimir Ilyiç, Pravda’nın ilk başta makalelerinde tasfiyecilerle olan polemiklerinin üstünü çizmede ısrarcı olmayı sürdürmesine oldukça sinirlenmişti. Pravda’yı bu konuda protesto eden kızgın mektuplar yazmıştı.”[53]

“Bu olanlardan daha da kötü şeyler oldu” diye devam ediyordu Krupskaya “Bazen – ama sık sık değil – Ilyiç’in makaleleri kayboldu. Diğer zamanlarda sadece elde tutuldular ve biraz ertelemeden sonra yayınlandılar. Ilyiç endişe ediyordu; Pravda‘ya kızgın mektuplar yazdı, ama bu sorunu çözmek için fazla yardımcı olmadı.”[54] Sovyet araştırmacılar, Pravda‘nın Lenin’in 284’den fazla makalesini bastığını vurgulamaktan hoşlandılar. Bahsetmedikleri, ve Krupskaya’nın da sessizce onayladığı üzere, editörlerin makalelerinin birçoğunu reddettiğiydi. Lenin’in yayın kuruluyla olan yazışmalarının ve onun daha sonra basılmış olan el yazmalarının derin bir okuması, St. Petersburg’daki editörlerin yayınlamayı seçmediği 47 makaleyi Lenin’in Mart 1912-Temmuz 1914 tarihleri arasında yazdığını gösteriyor. Lenin editörlere yazdığı mektupta birçok hevesli yazarın sahip olduğu duygularını dile getirdi: “İtalya Kongresi hakkındaki makalemi neden öldürdünüz? Genel olarak, reddedilen makaleler hakkında [yazarlara] bilgi vermek zarar vermez. Bu hiçbir şekilde aşırı bir talep değildir. “Çöp sepeti için” yazmak, yani makalelerin atılması çok hoş bir şey değildir. Yayınlanmamış makaleler iade edilmelidir. Herhangi bir yazar, burjuva gazetelerinden bile, bunu talep edecektir.[55] Ol’minskii, Pravda’nın sayısız prestijli göçmenin makalelerini gerçekten reddettiğini kabul etti. Bazılarının yasal yayınlar için yazmaya alışık olmadıklarını ve bu yüzden sansürden asla geçmeyeceği açık olan yazıların olduğunu belirtmiştir.[56] Diğer makalelerin içeriğinin çok fazla hizipsel- Lenin’in birçok makalesi muhtemelen bu kategoriye giriyor- olduğu addedildi ve Pravda’nın okuyucuları için dili yeterince “popüler” değildi.[57] Yine bazıları da “öldürüldü” çünkü dilleri oldukça entelektüeldi. Bu sebeple 15 makale gönderen bir göçmen yazar 13’ünden red mektubu aldı ve bir diğerine de “Fransızca, Almanca ve İspanyolca deyimlerin” proleter bir gazete için uygunsuz olduğu söylendi.[58]

Uzlaştırıcı editörleri ve şüpheci sansürcüleri memnun etmek zorunda kalmanın bir sonucu, Lenin’in çok sayıda tehlikesiz ama son derece sıkıcı konular üzerine yazmasıydı. Batı Avrupa’daki margarin tüketimine ilişkin Lenin’in hesaplamalarından ya da ‘Almanya’daki İşçi Korolarının Geliştirilmesi’nden (editörler tarafından reddedildi) ya da Alplerde ortaya konulan endüstrileşmenin sonucu olarak hancı bir ulustan proleter bir ulusa dönüşümün İsviçre’ye yansımalarının bahsedildiği yazılardan ortalama bir işçinin aydınlanmasını veya ajite olmasını tasavvur etmek oldukça güçtür. Daha sonra, 11 yaşındaki bir Hintli kıza tecavüz eden bir İngiliz albayın, İngiliz yargıç tarafından beraat ettirilmesi üzerine yazarak bulvar gazeteciliğini bile denedi.[59]

Pravda’nın varlık nedeni, en azından Lenin’in kafasında, Duma seçim kampanyasıydı. Bu nedenle Lenin, editörlerin bu kampanyanın ajitasyon potansiyelinden yeterince faydalanmada başarısız olmalarına ve Prag Konferansı tarafından onaylanan seçim ittifaklarının tam tersini benimsemelerine oldukça sinirlenmişti. Ekim ayı başlarında editörlere şöyle yazdı: “Pravda ve Nevskii zvezda‘nın sürekli politika yazarları olma sıfatıyla aşağıda imzası bulunanlar, bu kritik zamanda gazetelerden sorumlu olan yoldaşlarının yönetimine karşı protestoda bulunma görevini göz önünde bulundurmalıdırlar.” “Pravda” diyordu Lenin “şimdi, tam da seçim zamanında, kendisini uykulu, yaşlı bir hizmetçi gibi yönetiyor. Pravda nasıl dövüşeceğini bilmiyor. Kadetlerin [Anayasal Demokratlar] veya Tasfiyecilerin ne peşinden gidiyor ne de onlara saldırıyor… Pravda “ciddi”, etkili ve tamamen kavgacı değil! Bu gerçekten Marksizm mi?”[60]

Bütün bu küçük rahatsızlıklar ve daha büyük şikâyetler Lenin’i, Pravda’nın editörlerinin biraz kendi bağımsız oluşumlarının avantajını kullanmaya ve Merkez Komite’ye karşı kendilerinin özerk bir konumunu yaratmak için Lenin’in coğrafi izolasyonundan yararlanmaya çalıştıkları düşüncesine götürdü. Bu düşünce kurulun görünürdeki saygısızlığı nedeniyle tekrardan ortaya konuldu. Bir noktada Lenin şikâyetçi oldu: “Yayın kurulundan aptal ve küstah bir mektup aldım [ki] cevap vermeyeceğim.”[61] Başka bir durumdan, Pravda‘nın 22 yaşındaki sekreteri Molotov’un St. Petersburg’daki editörlerin Rus işçilerinin ne okumak istediklerini Galiçya’daki Merkez Komitesinden daha iyi bildiğini ve Lenin’in kaleminden Kadet’e saldıran birçok makalenin ‘monoton okuma’ için yapılmış olduğunu söylemesi,  dolayı Lenin’in mutlu olduğu söylenemezdi.[62] Sovyet tarihçileri, Üçüncü Duma’nın Haziran’da sona ermesinin ardından Poletaev ve I. P. Pokrovskii’nin Pravda‘ya aktif katılımdan çekilmelerinin ve N. N. Baturin’in Kasım ayında tutuklanmasının gazeteyi, çoğunluğu diğer Sosyal Demokrat gruplara karşı uzlaştırıcı olmayı ve kendi fraksiyonlarının merkezi kurumlarından özerkliğini arzulayan, “otonomistlerin” – Ol’minskii, S. S. Danilov, S. M. Zaks-Gladnev, S. M. Nakhimson, N. N. Lebedev – eline bıraktığını iddia ettiler.[63]

Lenin’e göre bu yaklaşımın yanlışlığı, gazetenin düşen tirajı ve gelirinde belirgin bir şekilde görünüyordu. Pravda‘nın 1912 baharında 60.000 olan tirajı yaz aylarında 20.000’e düştü. Gazete kâr elde etmek yerine her ay 1.500 ruble zarar ediyordu. 1912’nin ikinci çeyreğinde 396 işçi grubundan gelen para yardımı, üçüncü çeyrekte sadece 81 gruptan ve dördüncü çeyrekte ise 35 gruptan geldi.[64] Sonuç olarak Pravda, yıl sonuna kadar zor bir finansal durum içerisindeydi. Lenin’in Aralık ayında Gorki’ye şöyle yazıyordu: “Gazetenin başı dertte: Yaz aylarında dolaşımdaki düşüşten beri yükseliş çok yavaş ve hesapta açık bulunuyor.” “Pravda’yı genişletmek ve güçlendirmek için nakit bulamazsak, yok olacak.”[65]

Lenin 1912’nin ikinci yarısında bu sorunları çözmek için bir dizi yolu denedi, ancak bunların hiçbiri yeterli olmadı. Editörleri kendi bakış açısını kabul etmeye zorlamak için, Krupskaya’nın hatırladığı üzere, birçok “kızgın mektuplar” yazdı. 11/24 Temmuz’da onları şöyle bilgilendiriyordu:

“Uzun mektubunuzu aldım ve gördüm ki daha çok mektubunuzu mutlaka almalıyız… Monotonluktan şikâyet ediyorsun. Fakat polemikleri taşımıyorsanız, … her şeyi “pozitif tasfiyecilik”e indirirseniz bu her zaman geçerli olacaktır. Üstelik tüm yazarlarınızı kaybedeceksiniz, eğer yazılarını yayınlamaz, hatta [mektuplarını] yanıtlamaz ve makalelerini geri göndermezseniz (örneğin benimkini) … “Acı verici sorunlar”dan kaçınarak, Pravda ve Zvezda kendilerini kuru, monoton, ilgisiz, muhalif organlar yaparlar. Sosyalist bir organ polemik yürütmek zorundadır.”[66]

Kısa bir süre sonra Pravda‘ya şöyle yazdı: “Bu konuda sessiz kalırsanız, her şeyi bozacak ve solcu işçilerin protestolarını kışkırtacaksınız. Tasfiyecilerin reddedilmesi gerekir… “Soldaki” her şeyi bozmak ve sinirlendirmek istemiyorsanız, “Tasfiyecilere Cevap” makalesini yayınlayın.[67] “Cevap” tipik bir şekilde yayınlanmadı. Lenin, yeterli başarı eksikliği ile birlikte editörlerle arasındaki iki taraflı farklılıkları tartışmak için onların Galiçya’ya gelmelerini de önerdi.[68]

Bu çabalar başarısız olduğunda, St. Petersburg’daki özel temsilcilerinin sağlam bürolarını editör değişikliklerini sağlamak için kullanmaya çalıştı. Krakov’da kısa bir süre kaldıktan sonra Inessa Armand, yerel parti örgütü aracılığıyla editörlerle görüşmek üzere Rus başkentine gönderildi. Sovyet tarihçileri Ağustos ayında gerçekleşen bu görüşmelerden sonra bir miktar iyileşme görüldüğünü iddia ettiler, fakat belirli bir şeye işaret edemediler. Armand’ın 14 Eylül’de tutuklanmasından kısa bir süre sonra Stalin, A. E. Badaev’e göre, Pravda‘yı çalıştırmak, seçim kampanyasının son aşamasını örgütlemek ve Duma’nın Bolşevik hizbini kurmak için komisyon ile birlikte St.Petersburg’a geri döndü.[69] Sonbahar ve kış başında Stalin,  Pravda için beş makale yazdı ve gazete taktikleri konusunda Lenin ile görüşmek üzere Galiçya’ya üç gezi yaptı. Görüleceği üzere bu çabaların etkisi de çok azdı. Son olarak Lenin’in, yayın kurulunun karakteri ve politikaları hakkında bir iç haber kaynağı olarak, “unutulmuş devrimci şarkı sözleri”nin yazarı, Demian Bedny’yi kurula sokmayı denediği not edilebilir.[70] Bedny Pravda‘nın orijinal yazarlar listesinde yer aldı ve 1912’de sayısız konuda “yararlı propaganda manzumeleri” yayınladı. Yılın ilerleyen dönemlerinde, daha çok garip davranışları ya da bazı politik gevezeliklerinden dolayı editörlerle arası açıldı. Bununla birlikte Lenin onun yönetim kurulunda varolma amacını desteklemeyi sürdürdü ve aynı zamanda yeni mahfuzundan faydalı bilgiler istedi. Bedny’nin mektuplarından yola çıkarak, onun bir şairden çok iyi bir casus olup olmadığı ise şüphelidir.[71]

Müzakere edilerek saptanmış bir uzlaşmanın çaresizliğiyle Lenin, Ekim ayında yayın kurulunda değişiklikler yapmaya çalıştı. Merkez Komitesinin Galiçya’daki bir toplantısından sonra, bundan böyle -biri editörlük meseleleri ve diğeri de iş ilişkileri için-  iki “troykanın” Merkez Komitesine karşı sorumlu olacağı kararlaştırdı.[72] Çünkü “geçmiş deneyimlerden yerel güçlerin gerekli liderliği sağlayamadıkları” düşünülmüştü.[73] Merkez Komitesi’nin St. Petersburg’da yasadışı ikamet eden üyesi Stalin, bu kararı uygulamakla görevlendirildi. Krupskaya Stalin’e şöyle yazdı: “V’ye [Pravda] gönderilen her şey sizin tarafınızdan görülmeli ve onayınız olmadan hiçbir şey yapılmamalıdır.”[74] 1 Kasım’da Molotov sonuçlardan Lenin’i bilgilendirdi: “Muhtemelen bildiğiniz gibi yayın kurulunun içinde istediğiniz yönde bazı değişiklikler yapıldı. Genel olarak hiçbir radikal değişiklik gerçekleşmedi -yayın kurulunun yenilenmesi ve biraz da editoryal işlevlerin daha doğru bir dağılımı oldu.”[75] Bu, Aralık boyunca gerçekleşen etkinlikleri göstermek için yeterli değildi.

İlk darbe, Pravda’nın oldukça pasif yayıncısının zimmetine para geçirdiği şüphesinin ortaya çıkmasıyla gerçekleşti. Gevşek bir mali muhasebe olayından daha fazlası olmayan bu olayı Malinovskii Lenin’e “cezai bir suçun kokusunu aldığı” bilgisini vererek şüphe tohumlarını ekerken[76], Stalin de 1890’ların Panama Kanalı skandalıyla karşılaştırmaktaydı. Stalin, ortaya çıkan maddi sıkıntıların sonucunda yayın kurulunun Lenin’in ücretinin ödenmesini askıya almaya zorladığını söyledi. Bolşevik lider bunun kendisini ve Merkez Komitesi’ni Krakov’u terk etmeye zorlayacağını söyleyerek öfkeyle cevap verdi.[77] “Tanrı aşkına” diye yazıyordu Stalin’e “”Krass”dan [Poletaev] “W”yi [Pravda] almak için en enerjik adımları atın ve resmi olarak [Duma milletvekili M. K.] Muranov’un ismine devralın; özellikle fonları ve abonelik parasını devralın. Bunlar olmadan kaybederiz.”[78]

Aralık ayında bir kriz bir başkasına yol açtı. Pravda, 11 Aralık’ta katkıda bulunanlar listesine, üç buçuk yıl önce Bolşevik saflarından kovulmuş olan ve Lenin’in felsefi ve hizipsel olarak “bête noire” (sevilmeyen kişi) olan A. A. Bogdanov’un adını ekledi. Kısa bir süre sonra Bogdanov’un bazı makaleleri Pravda‘da yayınlanmaya başladı. Bunu gazetede görüp “afallayarak” öğrenen Lenin, Bogdanov’un makalelerinde “aynı eski Machizm-idealizminin, Pravda‘nın aptal editörlerinin anlayamayacağı bir şekilde, gizlenmiş olduğunu” Gorki’ye yazdı.[79] Sorunlar 15 Aralık’ta Dördüncü Duma’nın 13 Sosyal Demokrat üyesinden 11’inin Menşevik Luch ile Bolşevik Pravda‘yı birleştirmeye karar vermesiyle doruğa ulaştı. Bu anlaşma sağlanırken Menşevik ve Bolşevik milletvekilleri (Malinovskii ve Muranov hariç), birbirlerinin gazetelerine katkıda bulunmayı kabul ettiler ve 18 Aralık’ta Pravda beklendiği gibi yedi Menşevik milletvekilini katkıda bulunanlar listesine ekledi. Lenin’e göre, bu Pravda‘nın ilk sayısından itibaren aldığı uzlaşmacı tutumun sonucuydu. Bu durum Prag Konferansı’ndaki çalışmalarının altını kazmakla tehdit ediyordu ve bir yıl önce kazanılan örgütsel avantajların kaybına yol açabilirdi. Bu yüzden, Duma milletvekillerini ve birkaç mevcut parti çalışanını Merkezi Komite ile kesin bir görüşme yapmak için Krakov’a çağırdı.

* * *

Gerçekte Krakov veya “Şubat” Toplantısının, illegal çalışma nedenlerinden dolayı, Pravda krizi olarak ele alınması 1956’lara kadar Sovyet tarihçileri tarafından göz ardı edildi. Bunun belgelerin eksikliğinden mi[80] yoksa samimi bir şekilde tartışmanın Pravda efsanesine ters düşecek olmasından mı, yoksa önceki sonbaharda Stalin’in gazete üzerindeki yönetiminin toplantıda dolaylı olarak eleştirilmesinden mi kaynaklandığını söylemek zor. Her halükarda, Merkez Komitesinin 1/14 Ocak 1913 tarihli kapalı toplantısında alınan kararla yayın kuruluna “sağlam bir parti ruhuna yeterince sahip olmadığı” ve “Petersburg Sosyal Demokrat işçilerinin parti hayatına zayıf bir şekilde tepki verdiği” şeklinde keskin bir şekilde saldırıldı. Editörlere “Tasfiyeciliğin yanlışlığını ve zararını açıklamaya daha fazla önem verme” talimatı verildi ve “yayın kurulunun yeniden örgütlenmesi için adımların atıldığı” not edildi.[81]

Bu sefer yeniden örgütlenme, Stalin’den ziyade, Yakov Sverdlov’a (Merkez Komitesine ko-opte edilmiş ve fiili olarak editör seçilmişti) emanet edildi. Belki de bir ortak gazete[82] projesinin Lenin’in kabul edeceğinden daha fazla yerel desteğe sahip olduğunun fark edilmesi, Krakov’dakilerin görüşlerini Pravda‘ya empoze etmezden önce Sverdlov’u Duma milletvekilleri ve editörlerin yanı sıra muhalifleriyle anlaşarak müttefikler aramak zorunda bıraktı. Lenin’in bakış açısına göre, ortaya çıkan gecikmenin sonucu olarak gazetenin eski editörleri hala daha fazla hata yapmaktaydılar. Bu durum Krakov’dan başka öfkeli mektuplar selini getirdi. Lenin, 12/25 Ocak 1913 tarihinde Bolşevik Duma milletvekillerine şunları yazdı: “Yayın kurulunun yeniden örgütlenmesi planı hakkında hiçbir haberin olmaması son derece rahatsız edici. Neler oluyor? … Yeniden örgütleme, ya da eski demirbaşların tamamının ortadan kaldırılması, kesinlikle şarttır.”[83] 27 Ocak / 9 Şubat’ta Sverdlov’a daha da güçlü ifadelerle problemi defalarca tekrarladı:

Mevcut durumun anahtarı tam olarak Den’ [Pravda] ve onun yönetimidir. Buradaki yönetimde reformu ve uygunluğu sağlamazsak, hem mali hem de politik olarak iflas etmiş oluruz … Den’ kötü olduğu için Petersburg’da da işler kötüye gidiyor … Kendi yayın kurulumuzu yerleştirmemiz ve şimdikini atmamız çok önemli… Bu insanlara editör diyebilir misiniz? Onlar erkek değil, sefil muhallebi çocuğu ve davanın sabotajcılarıdırlar … Hiçbir şey için iyi olmayan bu editörlerin sözde “özerklik”lerine son vermelisin. Her şeyden önce bunu yapmalısın. 1 No’lu [Duma yardımcısı Badaev] ile bir “mabette” kal. Oraya bir telefon hattı kur. Yayın kurulunu kendi ellerine al. Yardımcıları yanına çek. Kendi başına – sadece bunda görevli olan bazı kişilerle- buradaki işimizi aldıkça, onlarla tam olarak başa çıkabiliriz.[84]

Lenin, beş gün önce Duma milletvekili G. I. Petrovskii’nin odasında 12 Bolşevik’in yaptığı toplantıda yeniden örgütlenmenin en sonunda gerçekleştirildiğini bilmiyordu. Sverdlov’un veto yetkileriyle baş editör olması onaylandı; Badaev’in Poletaev’in yerini alarak yayıncı olması onaylandı; K. N. Samoilova Molotov’un yerine sekreter olarak atandı; – biri Petrovskii’nin yönetiminde editörlük meseleleriyle ve diğeri de Badaev yönetimindeki mali konularla ilgilenen- iki  tane üç kişilik kurul kurulmuş oldu. Daha önceki editörlerin çoğuna sessizce becerilerini kullanılabilecekleri ancak fikirlerinin göz ardı edildiği daha az önemli görevler verildi.[85] Lenin 6/19 Şubat’taki Sverdlov’un toplantısının sonuçlarını duyduğunda çok sevinçliydi: “Bugün Den‘deki reformun başladığını öğrendik. Binlerce selamlar, tebrikler ve başarmanız için en iyi dileklerimi sunarım. Sonunda reformu başlatmayı başardınız. Huysuz ve düşmanca hareket eden bir yayın kuruluyla çalıştığımız için ne kadar yorulduğumuzu hayal edemezsiniz.”[86] Ancak dört gün sonra Sverdlov tutuklandı ve bir hafta önce başkente geri dönen Stalin de 23 Şubat’ta, Malinovskii tarafından polise verilen bilgilere dayanılarak, Pravda için düzenlenen bir yardım konserinde yakalandı.

Stalin tutuklanmadan hemen önce, Pravda‘nın bir sonraki fiili editörünün çoğu zaman saklanmak zorunda kalan (örneğin kendisi veya Sverdlov) illegal bir militanın değil; St. Petersburg’un yasal olarak faaliyet yürüten ve gazetenin günlük işlerinden aktif rol alacak birisinin olması gerektiğini Merkez Komite’ye yazmıştı. Stalin, Ermeni Sosyal Demokratı ve Merkez Komite’nin aday üyesi olan S. G. Shaumian’ın bu görev için düşünülmesini önerdi.[87] Shaumian St. Petersburg’a geldi ama istediği bazı editoryal değişikliklerin yapılmadığını öğrendiğinde işi reddetti. Parti ayrıca, Şumnu gibi tutukluluktan yeni çıkmış deneyimli bir Bolşevik olan I. I. Skvortsov-Stepanov’a da başvurdu, fakat Skvortsov-Stepanov aynı anda Lenin ve Okhrana’nın gazabına uğrayacağı muhtemel bir pozisyonu kabul etmekten kaçınmak için birçok neden buldu.[88] Böylece, deneyimli ve güvenilir partinin politika yazarlarının tutuklanması ya da isteksiz olması nedeniyle, editoryal sorumluluk Dördüncü Duma Bolşevik milletvekillerine ve özellikle Petrovskii’ye kalmıştı. Krupskaya’nın hatırladığı gibi bunlar dürüst ve “güvenilir proleterler” idi,[89] ama eğitimsiz ve muhtemelen yorucu şartlar altında büyük bir günlük gazeteyi yayına hazırlayamazlardı. Lenin, Kamenev’e şunları itiraf etti: “Kadrolardan yoksun olduğumuza dair genel bir şikâyet var. Tasfiyeciler çok sayıda entelijansiyaya sahipken bizimkiler tutuklanıyor.”[90] Eylül ayında Gorki’ye de benzer itiraflarda bulunmaya devam etti: “Pravda‘dan memnun kalmadığınızı duydum. Yavanlığı yüzünden mi? Haklısın. Ancak bu eksikliğin bir an önce düzeltilmesi kolay değil. Kadromuz yok. Büyük güçlükle kurduktan bir yıl sonra, sadece orta halli bir yayın kurulu elde edebildik.”[91]

Elde ettiği kaynakları geliştirmek için Lenin, bu kez özellikle Duma milletvekillerinin politik ve gazetecilik becerilerini geliştirebilecek başka bir parti okulunu planlamaya başladı.[92] Pravda‘ya yaptığı kişisel katkılar da arttı: Daha öncekilerine nazaran daha uzun ve daha çok polemik içeren 50 makalesi, 1913 Mayıs ve Haziran ayları boyunca gazetede yer aldı. Lenin editörlerle Pazar günü ekini (100.000 yeni okuyucu çekeceğini umuyordu) yayınlamayı planlamanın yanı sıra gazetenin dolaşımını bir kez daha 32.000’e yükseltecek Pravda‘nın formatının teknik özelliklerini düzenli olarak tartıştı.[93] 1913 baharında ve yaz başında Bogdanov’un Lenin’e sert bir cevap verdiği ‘Gerçeğe uygun bir açıklama’ başlığındaki yazısının Pravda‘da yayınlanmasından dolayı Lenin’in istifayla tehdit ettiği pürüzlü süreçler nadiren oldu[94], fakat genellikle Lenin ılımlı bir ton aldı ve bu hataları öncekiler gibi bilerek uzlaşmacı veya özerk bir politika izlemeden ziyade deneyimsizliğin sonucu olarak değerlendirdiği gözüküyordu. Böylelikle, 3/16 Haziran’da editörlere “posta çalışanlarına yönelik yedi saatlik çalışma günü meselesiyle ilgili açık bir hata yaptınız. Hepimiz hata yaparız; bunda özellikle yanlış olan bir şey yok.”[95] O zaman Lenin’i daha fazla endişelendiren karısının hastalığıydı ve 10/23 Haziran’da Krupskaya’nın ameliyat olabilmesi için İsviçre’ye gittiler.

* * *

Lenin’in altı haftalık yokluğunda Pravda‘da, 27 Temmuz / 9 Ağustos’ta Zinovyev ve Malinovski ile toplantı yapmak için Lenin’in alelacele geri dönüşünü gerektiren yeni bir sorun oluştu. Malinovski, muhtemelen kendi yazdığı bir polis raporuna göre, Pravda‘nın yeni editörü Miron Çernomazov ile yapmış olduğu garip bir toplantıdan bahsetti. Çernomazov, birkaç yıl boyunca partinin Merkez Organının yayını Sotsial-demokrat‘ın yayınlanmasında Paris’te aktif rol almıştı. Çernomazov Mayıs ayında Pravda‘nın editörlüğünü üstlenmek için Rusya’ya geri döndü ve hemen tutuklandı. Tutukluktan serbest bırakıldıktan sonra Malinovski’ye şunları söyledi: “Tutuklandıktan beş gün sonra Okhrana’ya davet edildiğini, sorgulama sırasında soruşturma organı için gizli bir haberci olma görevini üstlenmesini tavsiye etmeye başladılar. Sorgucu Okhrana’nın “herşeyi biliyor” olsa da, Chernomazov’un yardımıyla “ilk elden” bilgi elde etmek istediklerini söyledi. Bu rolü üstlenmeye ikna etme çabasında … sorgucu, Okhrana’nın son parti gelişmeleri hakkındaki kapsamlı bilgisini göstermeye devam etti.” Toplantıda “tüm verilerin “altı”ya [Bolşevik Duma vekilleri] yakın birinin hükümetin soruşturma organına bağlı olduğu gerçeğini doğruladığı” sonucuna varılmıştır.[96] Büyük ihtimalle tutuklanmasının bir sonucu veya belki de 200 ruble aylık maaş almanın yönlendirmesi altında Çernomazov bir Okhrana ajanı oldu.[97] Bu şüphelere rağmen yeni görevine altı ay daha devam etti, bu sırada gazeteye ve Sosyal Demokrasiye oldukça büyük zarar verdi.

Hükümetin Pravda üzerindeki baskısı Çernomazov’un editörlüğüne denk geldi, ki Merkez Komitesinin düşüncesine göre Birleşik Soylular Konseyi tarafından yapılan baskı, onların fabrikalardaki huzursuzluğunun yeniden canlanmasının birincil sorumlusu olarak işçi basınını görmesiydi.[98] 5 Temmuz 1913’te Pravda, “açıkça belli olan parti karakterinden dolayı” kapatıldı.[99] Bir hafta sonra gazete yeni bir sorumlu editör ve yeni bir yayıncı (polis ajanı Şurkanov) ile birlikte, ancak Çernomazov tarafından yönetilen aynı yayın kurulu ile, Raboçaya Pravda olarak yeniden ortaya çıktı. Raboçaya Pravda sadece 17 sayı sürdü ve daha sonra o da Basın Komisyonunun emriyle kapatıldı. Son beş ay içinde Pravda‘nın üç versiyonu daha kapatıldı. Üstelik günlük gazeteye el koyma oranı da arttı ve böylece Temmuz’dan Eylül’e kadarki dönemde sansürün hoşuna gitmemesinden dolayı gazetenin yüzde 80’ine el konuldu. Gazetenin düzensiz çıkışının bir sonucu olarak, 1913 sonbaharında dolaşımı 18.000’e düştü ve yıl sonunda kasada 3.000 ruble açık çıktı.[100]

Lenin, bu olaylara Çernomazov’a yasallığı telkin ederek ve diğer parti ajitasyon yollarını düşünerek tepki verdi. “Bana öyle geliyor ki” diye Eylül ayında Çernomazov’a yazıyordu “bugünkü akıma uyup bilinçsizce akıntıya sürüklenerek ve gazetenin tonunu değiştirmeyerek devasa bir hata yapıyorsunuz. Her şey hem tonun hem de içeriğin değiştirilmesi gerektiğini gösteriyor … Yasallık için, sansürü geçebilmek için çabalamak gerekiyor. Bu başarılabilinir ve başarılmalıdır. Aksi halde üstlendiğiniz işleri hiçbir amaca ulaşamadan yok edersiniz.”[101] Ayrıca editörü, gazetenin kapatılmasını haklı gösterecek olan partinin Poronin’deki sonbahar konferansı ve diğer Pravdalar arasında bağlantı gibi konularda yazılar yayınladığı için eleştirdi.[102] Aynı zamanda Lenin “Neden bir günlük gazete yayınlıyorsunuz? Anlamıyorum. Haftalık bir gazeteye geçmenizi öneririm” diye editörlere soruyordu.[103] Bunu aklında tutarak Lenin, yurtdışında ve Rusya’da yeraltında yasadışı gazetelerin yayınlanmasının arttırılmasına dair planları yeniden hayata geçirdi.[104]

1913 kışında Çernomazov’un editörlüğü sorunu, onun diktatöryal yöntemlerine dair sorunlarla doruk noktasına ulaştı. Meslektaşları Çernomazov’un tartışma içeren makalelerin dolaşıma sokulmasını reddettiğini, kendi makalelerini “Editörden” başlığı altında yayınladığını, Lenin’in açılmamış yazışmalarını alma konusunda ısrar ettiğini ve diğer editörlere kabaca davrandığını Merkez Komite’yi bildirdiler.[105] 13/26 Kasım tarihlerinde A. A. Troyanovski Krakov’dan, bu şikâyetlerin haklı görünse de hemen harekete geçilmesinin “uygunsuz” olacağı cevabını verdi. Bu nedenle Troyanovski, Merkez Komitesinin Rusya Bürosu’nun konuyu sadece daha kapsamlı bir şekilde araştırması gerektiğini öne sürdü.[106] Aralık ayının ilk üç haftası boyunca Çernomazov şehir dışındaydı, belki de tatilde idi. Çernomazov’un yokluğunda, Merkez Komite’nin isteğiyle[107], M. A. Savelev yönetiminde gazeteye el koymanın önemi büyük ölçüde düştü. Pravda sorununu bir kez daha görüşmek üzere Krakov’da 27 Aralık 1913/9 Ocak 1914 tarihinde Merkez Komite özel bir toplantı yaptı. Konumu “ciddi biçimde sarsılan” “Pravda‘yı güçlendirme” işi, partiye karşı “en acil ve önemli görev” olarak görülüyordu. Duma hizbinin üyeleri, “Duma’daki işler geçici olarak zarar görse de Pravda‘nın güçlendirilmesine yönelik çabalarını yoğunlaştırmaları” talimatını aldılar. Gazetenin yasallığını gözden geçirmeleri, mali operasyonlarını iyileştirmeleri ve dolaşımını arttırmaları söylendi. Pravda’nın editörlerine çalışmalarının “kesinlikle kolektif” olmak zorunda olduğu; gazetenin edebiyatın seçkin örneklerini, şiir, hiciv ve tarih dahil olmak üzere daha çeşitli şeyleri içermesi gerektiği; ve yayın kurulunun herhangi bir üyesinin gerekli görmesi halinde, bölgesel olarak yazılmış makalelerin veya bir polemik içeren makalelerin onaylanması için yurtdışına gönderilmesi gerektiği söylendi.[108]

St. Petersburg’da Çernomazov’un etkisini sınırlamak için daha doğrudan adımlar atılıyordu. O sırada Pravda‘nın sekreteri olarak görev yapan Elena Rozmiroviç, 1914 yılının ortalarında Krakov’a eski sorunların hala devam ettiğini yazdı. “Pravda‘nın tam bir reformu gerekli” diyordu. “Ama planladığımız her şeyi yapmak imkansız. Her şeyden önce Malinovski’nin [Batı Avrupa’da Lenin’le birlikteydi] yokluğu çalışmalarımızı engelliyor … Malinovski geri döndüğünde kararlılıkla hareket edebilmemiz için gerekli insanları harekete geçirmeyi taahhüt ediyorum.”[109] Belirleyici faktör Malinovski’nin geri dönüşü değildi, ancak Şubat başlarında Olminski tarafından sunulan kanıtlar Çernomazov’un gerçekten Okhrana’ya bağlı olduğunu söylüyordu. Kanıtların ikna edici olmadığı kabul edildiği için, meslektaşları sadece onu yayın kurulundan alıp Pravda‘nın deposunu yönetme görevi verdiler. Ancak birkaç gün sonra, Bolşevik Duma hizbi onu tüm parti yayınlarından çıkarmak için oy kullandı.[110]

* * *

Çernomazov’un görevden alınmasından sonra işleri düzene sokmak için Lenin, üç numaralı adamı ve partinin en deneyimli yayıncılarından biri olan L. B. Kamenev’i, Pravda’nın yönetimini devralması için St. Petersburg’a gönderdi. Kamenev’in savaşa kadar süren yönetimi altında Pravda, 1912 baharından bu yana en büyük başarılarını ve Galiçya’daki gözetmeniyle en uyumlu ilişkilerini gerçekleştirdi. Lenin, 1914 Mart’ında Inessa Armand’a şöyle yazdı: “Pravda Kardeş’in [Kamenev] kontrolü altındayken ne kadar iyi görünüyor – Gerçek bir güzellik olacak! Sadece bakmak bile güzel. İlk defa, kültürlü ve bilgili bir yerel editörün liderliğini görebiliriz.”[111] Ve Kamenev’e “gazete için binlerce kez tebrik” gönderdi “böyle bin kat daha iyi oldu.”[112] Lenin, belirli bölgelerdeki madenciler ve işçiler için özel eklerin yanı sıra yeni editörünün ortaya koyduğu sigorta meseleleri ve tarımsal sorunlarla ilgili sunuşlardan özellikle memnun kaldı.  Kamenev’in kontrolü altında gazetenin mali durumu da gelişti. Kalıcı abonelerin sayısı ikiye katlandı ve günlük ortalama tiraj 40.000 kopyaya çıktı, Pravda‘nın ikinci yıl dönümünde ise 130.000’e ulaştı. Bu yıldönümü vesilesiyle gazetenin onuruna iki sayı yayınlandı ve sonunda 18.000 rubleden fazla gelir getiren özel bir fon sağlama hamlesi başlatıldı.[113]

Bir Sovyet tarihçisinin iddia ettiği gibi, 1914 baharında Pravda’nın edebi ve mali gelişmesi onu “ülkenin en popüler gazetesi” haline getirmedi.[114] Yine de gazete İmparatorluk Rusyası’ndaki 944 şehre dağıtılıyordu ve ulusal çapta bir okuyucu kitlesi edinmişti.[115] İşçilerin sorunları ve çıkarları ile dolu olan sütunları, kuşkusuz okuyucularına sınıf kimliği ve dayanışma duygusu kazandırdı. Ekonomik suistimaller ve başarılı grevlere dair açıklamaları, sosyal ve ekonomik huzursuzluğun yayılmasına yardımcı oldu. Altı Bolşevik Duma milletvekilinin uygunluğuna ve sendika ile sigorta sandığı seçimlerinde Bolşevik adayların en iyileri olduğuna sürekli değinerek, 1912’den önce göze çarpan şekilde eksik olan hizipsel kimliği yükseltti. Pravda tüm zorluklara rağmen, 1905’ten beri eksik olan siyasi koordinasyon ve liderlik ihtiyacını bir derece karşıladı.[116] İki buçuk yıllık bir çalışmanın sonucu olarak, Rusya’daki Sosyal Demokrat işçilerin çoğunluğu görünüşe göre o zamanlarda kendilerini Pravdacı olarak tanımlıyorlardı. Lenin’e göre Prag Konferansı’nın Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi ile Bolşevik fraksiyonunu eşitleme çabaları neredeyse sonunda tamamlanmıştı ve bunun 1914 Ağustos’unda Galiçya’da toplanması planlanan önümüzdeki Altıncı Parti Kongresi’nde resmileştirilmesi gerekiyordu. Muhalifleri bile savaş yaklaşırken Rusya’da Bolşevizmin kazanımlarını fark ettiler.[117]

* * *

Savaştan önce başlayan Lenin’in Pravda‘yla olan sorunlu ilişkilerinin son bölümü, 1917 Mart’ında bitti. Petrograd Sovyet İşçi Vekilleri’nin kurulmasından bir hafta sonra, Pravda bir kez daha savaş öncesi önde gelen birkaç yöneticisi Molotov, Olminski ve Eremeev tarafından yönetildi. N. N. Sukhanov bunu “çok şüpheli bazı politikacıların ve yazarların ahmak yayın organı” olarak adlandırdı ve “bağnaz makaleleri ve tutkulu itirazları açıkça tanımlanmış hedeflere sahip değildi. Hiçbir “hat”tı yoktu, sadece pogromist bir formu vardı.”[118] İlk on gün boyunca sahip olduğu tek “hat”, Lenin’in bağımsız olarak İsviçre’de belirlediğine olabildiğince yakın olmaktı. Pravda, Geçici Hükümetle işbirliğine, savaşı savunmanın herhangi bir biçimine ve Petrograd Sovyetinin Menşevik liderlerine olan her türlü inanca saldırdı.

Ancak 12 Mart’ta üç üst düzey Pravdacı Sibirya’dan döndü ve 15 Mart’ta gazetede bu ilan edildi: “Partinin Merkez Organı üyesi yoldaş I. Kamenev ve partinin Merkez Komite üyesi yoldaş K. Stalin sürgünden gelerek Pravda‘nın yayın kuruluna katıldılar, gazetenin genel yönetimi ise işçilerin milletvekili olarak Duma’ya yollanan Muranov yoldaş tarafından devralındı.” Petrograd’daki önde gelen Bolşevik A. Ş. Şliapnikov’un bu eylemi “editoryal darbe” olarak saldırmasının ve bir sonraki parti konferansından önce bu kurulu görevden almakla tehdit etmesinin bir faydası yoktu.[119]

Kamenev ve Stalin’in önderliğindeki Pravda’nın savaşa ve Geçici Hükümete karşı çizgisi ılımlıydı. Kamenev, reformu ve devrimci bir savunma savaşını sürdürmesi için hükümete “baskı” politikasını savundu.[120] Partinin Mart Konferansı’nda Stalin, Menşevizmin ana akımıyla birlikteliğin arzu edildiğini öne sürdü.[121] Lenin’in Pravda’ya gönderdiği yazılar bir kez daha ‘çöp sepetine’ teslim edilmişti. Nisan ayındaki geri dönüşü öncesinde yayımlanan tek makalesi olan birinci “Afar’dan Mektup”un yüzde 20’si, Sovyetin ılımlı liderleri ve onların takip ettikleri politikalar hakkındaki düşmanca sözlerini ortadan kaldırmak için kesildi.[122] Kamenev Lenin’in treni Finlandiya İstasyonuna yaklaşırken bindiği zaman, Bolşevik liderinin onu, “Pravda‘da yazılan bu şey nedir? Birçok numaranızı gördük ve gerçekten azarlanmalısınız!” diyerek selamlaması hiç de şaşırtıcı değildi.[123] Savaştan önce Pravda ile olan ilişkileri bağlamında, sözümona kurduğu ve yönettiği gazeteye verip veriştirmesi ilk kez olmuyordu.

 

Bu yazı Türkçeye El Yazmaları için Caner Malatya tarafından çevrildi.

 

[1] ‘V otdelenii istoricheskikh nauk AN SSSR i nauchnykh sovetakh’, Voprosy istorii, 1962, no. 2: 122–3.

[2] Örneğin bkz. S. A. Andronov, Boevoe oruzhie partii: Gazeta ‘Pravda’ v 1912–1917 godov (Leningrad, 1962); V. T. Loginov, Lenin i ‘Pravda’ v 1912–1914 godov (Moskova, 1962); ve aşağıda belirtilen çok sayıda dergi makalesi.

[3] V. I. Lenin, Polnoe sobranie sochinenii(PSS), 5th edn, 55 vols (Moskova, 1958–65), 48: 66–297; Pravda’nın editörlerine gönderilen 52 mektubu içerir, ki 1957’den önceki ‘toplu eserlerinde’ bunların yarısı yoktur. ‘Deiatel’nost’ TsK RSDRP po rukovodstvu gazetoi ‘Pravda’, 1912–1914 gg.’, Istoricheskii arkhiv, 1959, no. 4: 39–56; ‘Zasedaniia TsK RSDRP 15–17 aprelia 1914 goda’, Voprosy istorii KPSS, 1957, no. 4: 112–25; G. V. Petriakov, ‘Deiatel’nost’ V. I. Lenina po rukovodstvu ‘Pravdoi’ v 1912–1914 godakh’, Voprosy istorii, 1956, no. 11: 3–16. Daha önceki ciltlerde toplanan parti belgelerinden çıkarılan bu kararların birçoğu ilk olarak Kommunisticheskaia partiia sovetskogo soiuza v rezoliutsiiakh i resheniiakh s”ezdov, konferentsii i plenumov TsK (Moskova, 1970), vol. I: 1898–1917. sekizinci baskısında yayınlandı.

[4] Lenin, PSS, 48:33–4.

[5] Bu argümanlar Zvezda’nın editörlerinden biri olan N. N. Baturin tarafından şurada özetlenmiştir: Zvezda, no. 1 (6 Ocak 1912), 1. Ayrıca yazışmalar için bkz. Zvezda, no. 28 (5 Kasım 1911), 1–2; no. 33 (10 Aralık 1911), 2; no. 35 (22 Aralık 1911), 5; no. 36 (31 Aralık 1911), 3; no. 2 (15 Ocak 1912), 3; ve M. S. Ol’minskii tarafından yapılan yorumlar için bkz. Pravda, no. 101 (26 Ağustos 1912), 3.

[6] V. T. Loginov, ‘Lenin i “Pravda”,’ Bol’shevistskaia pechat’ i rabochii klass rossii v gody revoliutsionnogo pod”ema, 1910–1914 (Moskova, 1965), 49–50.

[7] ‘O podgotovke prazhskoi konferentsii RSDRP’, Istoricheskii arkhiv, 1958, no. 5: 20.

[8] A. K. Voronsky, The Waters of Life and Death (London, [1936]), 314; Lenin, PSS, 48: 81. Bununla birlikte, G.E. Zinovyev’e göre, konferanstaki bazı mülteci Bolşeviklerin hala plan hakkında ciddi çekinceleri vardı. Pravda, no. 98 (5 May 1922), 1.

[9] Lenin, PSS, 21: 453.

[10] Lenin, Menşeviklerle ortak ya da rakip bir yayın planlarına karşı koyma arzusuyla da motive olmuş olabilir. (Lenin, PSS, 48: 37–8). 1912’nin başlarında bu yöndeki Menşevik çabaları, para eksikliği, zamansız tutuklamalar ve rakip hizipleri Bolşeviklerin onlara karşı sessizce hamle yapmalarından dolayı işbirliği yapmamasının bir kombinasyonundan dolayı boşa çıktı. Sonuç olarak Menşevik Luch gazetesi 16 Eylül 1912’ye kadar ortaya çıkmadı. Bkz. N. G. Poletaev, Pravda, no. 100 (5 May 1925), 3; and Pis’ma P. B. Aksel’roda i Iu. O. Martova, 1901–1916 (Berlin, 1924), 223–6.

[11] M. A. Tsiavlovskii (ed.), Bol’sheviki: Dokumenty po istorii bol’shevizma s 1903 po 1916 god byvsh. Moskovskago okhrannago otdeleniia (Moskova, 1918), 102–3. Hem Malinovski hem de Şurkanov ajanları olduklarından, bu toplantı hakkında polis iyi bilgilendirilmiş olmalı.

[12] Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 1911–1914 gg., 3 vols (Moskova, 1921–24), 3: 232; G. Zinoviev, Histoire du parti communiste Russe (Paris, 1926), 156.

[13] Zvezda, no. 33 (22 April 1912), 4. Bu meblağ’ın 1.100 rublesi, muhtemelen ‘işçi’ olarak uygun bir şekilde sınıflandırılamayan bireylerden her birinin 100 rubleden fazla dört büyük bağışta bulunmasıyla oldu. Gerçekten de yayınlanan rakamlar, aşağıda belirtilen diğer yasadışı kaynaklardan elde edilen paraları gizlemek için bilerek şişirilmiş ve tahrif edilmiş olabilir. Poletaev, 20 Mart’ta Merkez Komite’ye yazdığı bir mektupta Zvezda’nın 1.600 ruble aldığını açıkça kabul etti ve işçi katkılarının sadece 600 ruble getirdiğini belirtti. Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 236.

[14] Maksim Gorki, Sobranie sochinenii, 30 vols (Moskova 1949–55), 29: 222–3. ‘Daty zhizni i deiatel’nosti A. M. Gor’kogo’, Krasnyi arkhiv, 1936, no. 5: 76.

[15] Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 236.

[16] Bkz. V. M. Molotov’un (Tikhomirov ile aynı zamanda Kazan örgütünde aktif idi) biyografisi içinde Deiateli SSSR i Oktiabr’skoi revoliutsii: Avtobiografi i i biografi i (Moskova, 1926), 2: 63. Ek bilgi şurada bulunabilir: Iu. Denike, ‘Kupecheskaia sem’ia Tikhomirnovykh’, Novyi zhurnal 68 (1962), 280–7; ve Bertram D. Wolfe, Three Who Made a Revolution: A Biographical History (Boston, 1948), 559.

[17] Pravda, no. 101 (26 Ağustos 1912), 3.

[18] Örneğin bkz. Stefan T. Possony, Lenin: The Compulsive Revolutionary (Chicago, 1964), 259. Polis raporları Okhrana’nın, önerilen yasal makalelerin potansiyel tehlikesinin farkında olduğunu ve kuruluşlarını finanse etmeden onları bir tomurcuk halindeyken kıstırmak için elinden gelen her şeyi yaptığını gösteriyor. (Raporlar için bkz. V. G. Kikoin, ‘“Zvezda” i “Pravda”’, Krasnaia letopis’, 1930, no. 2: 67–100; and F. Drabkina (ed.), ‘Tsarskoe pravitel’stvo i “Pravda”’, Istoricheskii zhurnal, 1937, nos. 3/4: 115–23.

[19] Lenin, PSS, 48: 58; Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 182.

[20] Istoriia ‘Pravdy’ v datakh i chislakh, 1912–1927 (Leningrad, 1927), 7; G. V. Petriakov, Kollektivnyi agitator, propagandist i organizator: Leninskaia ‘Pravda’ v 1912–1914 gg. (Moskova, 1967),14.

[21] Poletaev’in gazetesinin adını kasıtlı olarak kamulaştırdığını açıkça düşünen Troçki, editörleri ve Lenin’i ‘intihal’ ve ‘gasp etme’ ile suçladı ve onları gazetenin adını değiştirmeleri  ‘resmen’ çağrıda bulundu. (Pravda [Vienna], no. 25 [23 April/6 May 1912], 6; N. S. Çkheidze’ye gönderilen mektup için bkz. Lenin o Trotskom i o trotskizma [Moskova, 1925], 171–3). Lenin’in önerdiği cevap için bkz. Lenin, PSS, 48: 69.

[22] Pravda Pazartesi hariç her gün yayınlandı ve altı sayfa yayınlandığı Noel, Yılbaşı, ara sıra Pazar günleri ve  Marx’ın doğum günü ile Dünya Kadınlar Günü gibi ‘kırmızı mektup’ günleri dışında dört sayfalık bir formatta tutuldu.

[23] Sorumlu editör rolündekinin ilginç bir polis dosyası şurada görülebilir: ‘Zhandarmy o “Pravde”’, Proletarskaia revoliutsiia, 1923, no. 2: 460–1. Ayrıca bkz. Whitman Bassow, ‘The Pre-Revolutionary Pravda and Tsarist Censorship’, American Slavic and East European Review, 13, no. 1 (Şubat 1954): 47–65.

[24] ‘İlk proleter yazar’ olan Gorki’nin partinin ilk proleter gazetesine düzenli olarak katkıda bulunduğu Pravda efsanesinin bir parçasıdır. Aslında Gorki, hem Lenin hem de editörlerin sürekli olarak üstelemelerine rağmen, sadece dört hikaye (ve bunlardan ikisi diğer yayınlar için yazılmıştır) katkıda bulundu.

[25] Ancak Plehanov, isminin katkıda bulunanlarda listelenmesine izin vermediğini keskin bir şekilde protesto ederek gösterdi. G. V. Plehanov, Sochineniia, 24 vols (Moskova, 1923–7), 10: 562–3.

[26] Bu konudaki Sovyetlerin ağzı sıkılığı nedeniyle, 1912’deki Pravda’nın yayın kurulunun tam kompozisyonunu belirlemek zordur. Muhtemelen şu kişiler bulunuyordu: Poletaev, Baturin, Ol’minskii, S. M. Zaks-Gladnev, I. P. Pokrovskii, S. S. Danilov ve K. S. Eremeev

[27] Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 245.

[28] Pis’ma Aksel’roda i Martova, 231.

[29] Molotov’un mektupları için bkz. ‘Novyi pod”em rabochego dvizheniia, 1910–1914’, Krasnyi arkhiv, 1934, no. 1: 234.

[30] Lenin, PSS, 21: 375 (italikler eklenmiştir.).

[31] N. K. Krupskaya, Reminiscences of Lenin (Moskova, 1959), 233.

[32] Lenin, PSS, 55: 323.

[33] Atıf için bkz. Petriakov, Kollektivnyi agitator, 26.

[34] Bkz. M. S. Ol’minskii ve M. A. Savel’ev, eds, Pravda, 3 vols (Moskova, 1933), ki burada editörler yeniden basılmış makalelerin yazarlarının takma adlarını belirlemeye çalışmışlardır.

[35] Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 232.

[36] Lenin, PSS, 48: 52.

[37] A.g.e., 62.

[38] A.g.e., 53–4.

[39] Ordjonikidze’nin Merkez Komite’ye 24 Şubat’ta yazdığı mektup için bkz. Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’. 3: 233.

[40] Stalin aksini iddia etti. 1922 yılında, ‘1912 Nisan’ının ortalarında bir akşam Poletaev yoldaşın dairesinde, iki Duma milletvekili (Pokrovski ve Pletaev), iki yazar (Ol’minskii ve Baturin) ve ben (Merkez Komite üyesi)” diye yazıyordu Stalin “… Pravda altyapısı konusunda anlaştık ve ilk sayıyı hazırladık’. I. V. Stalin, Sochineniia, 13 vols (Moskova, 1947–53), 5: 130. Bu ifade, gazetenin “V. I. Lenin’in girişimi ile I. V. Stalin’in inisiyatifi üzerine kurulduğun” dair olan Pravda efsanesinin temeli haline geldi. (A.g.e.., 2: 389).

[41] Lenin, PSS, 48: 52.

[42] Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 235–9.

[43] Lenin, PSS, 48: 61.

[44] Martov, P. A. Garvi’ye “Pravda’nın ortaya koyduğu ton, hiç kuşkusuz, Lenin’in Rusya’daki “bilinci” olarak hizmet edecek neredeyse hiç kimsenin olmadığı gerçeğini” bildirdiğinde oldukça doğruydu. Zinovyev’in yakında Ordjonikidze ve Stalin’in yerine gönderileceği tahmininde bulundu. Pis’ma Aksel’roda i Martova, 235.

[45] Lenin, PSS, 48: 66, 116, 191 ve 207. St.Petersburg’daki aktif editörlere ödenen tutardan oldukça daha yüksek olan Lenin’in maaşı (mali raporlar için bkz. ‘Deiatel’nost’ TsK’, 44-5), ona ilk düzenli gelirini sağladı. Vicdanı onu rahatsız etmiş olmalı, çünkü Gorki’ye şöyle yazmıştı: “Bir işçinin gazetesine katkıda bulunanların düzenli ödeme almasında yanlış bir şey yok; tam tersine, bu hepimiz için iyi bir şey… Bir işçi gazetesi için çalışan herkesin biraz para kazanmaya başlamasında kötü olan nedir? Bu teklifle ilgili rahatsız edici olan nedir?” (PSS, 48: 100).

[46] Lenin, PSS, 48:164. Ayrıca bkz. s. 208 ve 213.

[47] A.g.e.., 68 (Vurgular Lenin’in).

[48] Annesine ve kız kardeşine yazdığı mektuğlar için bkz. a.g.e.., 55: 339, 347 ve 444.

[49] A.g.e.., 48: 78.

[50] Atıf Zinovyev’in 8/21 Temmuz 1912 çıkan gazetenin editörlerine yazdığı mektuptan bkz. in Iz epokhi ‘Zvezdy’ and ‘Pravdy’, 3: 188–9.

[51] Pravda, no. 80 (1 August 1912), 1. Bu yeterlilik, Lenin’in kendi editörlüğü altındaki dergilerde yayınlanan makalelerde yer almaz.

[52] Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 243.

[53] Krupskaya, Reminiscences of Lenin, 241.

[54] A.g.e.., 261.

[55] Lenin, PSS, 48: 74 (Vurgular Lenin’in). Bu makale aslında daha sonra ortaya çıktı bkz. Pravda, no. 66 (15 Temmuz 1912), 1.

[56] Iz epokhi ‘Zvezdy’ i Pravdy’, 1: 44.

[57] Bunlardan bazıları, daha fazla Pravda takipçisi isteyen Lenin’in hoşnutsuz oldukları, bazen Nevskaia zvezda’da yayınlandı. Bkz. Lenin, PSS, 48: 73.

[58] Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 1: 44. Bu makalelerin birçoğunun, ilk sekiz makalesini Pravda’nın editörü olarak reddederek Lenin’in öfkesini çeken, Kamenev tarafından yazılmış olması mümkündür. Bkz. Lenin, PSS, 48: 70 ve 87.

[59] A.g.e.., 21: 397–9 ve 466–8; 22: 275–6; 23: 89–90.

[60] A.g.e.., 48: 97–8, 95.

[61] A.g.e.., 152.

[62] Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 240. Belki de bu yazışmaların bir sonucu olarak Lenin, onun daha sonra ‘tedavi edilemez bir ahmak’ ve ‘yüceltilmiş bir dosyalama memuru’ olarak anacağı iddia edilen, Molotov’a dair oldukça olumsuz bir bakış açısı geliştirmiştir.

[63] Örneğin bkz. Loginov, ‘Lenin i “Pravda”’, 56.

[64] Pravda’nın dolaşımına ve gelirine ilişkin istatistikler için bkz. Lenin, PSS, 23: 97–8; 48: 133; Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 245.

[65] Lenin, PSS, 48: 137 ve 139 (Vurgular Lenin’in). Ayrıca Kamenev’e yazdığı mektuplar için bkz. 48: 121, 143 ve 145.

[66] A.g.e.., 70–1 (Vurgular Lenin’in).

[67] A.g.e.., 21: 395–6 (Vurgular Lenin’in)

[68] A.g.e.., 48: 72 ve 76; Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 244.

[69] A. Badayev, The Bolsheviks in the Tsarist Duma (Londra, n.d.), 25.

[70] Lenin, PSS, 48: 117.

[71] Bkz. Peter Reddaway, ‘Literature, the Arts and the Personality of Lenin’, Lenin: The Man, the Theorist, the Leader (Londra, 1967), 49–50.

[72] V. T. Loginov, ‘O rukovodstve TsK RSDRP bol’shevistskoi gazetoi ‘Pravda” v 1912– 1914 gg.’, Voprosy istorii KPSS, 1957, no. 1: 121.

[73] Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 201.

[74] A.g.e., 203.

[75] A.g.e., 245.

[76] Alıntı için bkz. Lenin, PSS, 48: 126 ve 129.

[77] Stalin’e 10/23 Aralık 1912’de gönderilen mektup için bkz. Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 201–2. Bu mektup Krupskaya’ya atfedilse ve Lenin’in toplu eserlerinde bulunmasa da, açıkça onundur.

[78] Lenin, PSS, 48: 127. Ayrıca 4/17 Aralık 1912’de Duma hizbine yazdığı mektup için bkz. (A.g.e., 129–30).

[79] A.g.e.., 101; ayrıca Krupskaya’nın Stalin’e 14/27 Aralık 1912’de yazdığı mektup için bkz. Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 203. İronik bir şekilde Bogdanov, isminin izni olmadan Pravda’ya katkıda bulunanlar listesinde olmasını protesto etti ve isminin kaldırılmasını istedi. Pravda, no. 24 (30 Ocak 1913), 2.

[80] Lenin’in I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde terk etmek zorunda kaldığı Galiçya’daki Merkez Komite faaliyetleri ile ilgili önemli materyaller ancak 1954’te Sovyetler Birliği’ne devredildi.

[81] Kommunisticheskaia partiia sovetskogo soiuza v rezoliutsiiakh i resheniiakh s”ezdov, konferentsii i plenumov TsK, 9th edn (Moskova, 1983), 1: 426.

[82] Bu kürtaj girişimiyle ilgili bilgileri bir araya getirmek zordur. Görünüşe göre bir adı (Rabochii golos), Poletaev yönetiminde bir koalisyonlu yayın kurulu ve birkaç bin rublelik hazinesi vardı. Bolşevik Duma milletvekillerinin Lenin’in arkasına geçmesiyle çöktü. Zinovyev’den gelen mektuplar için bkz. (‘Lenin i “Pravda”, 1912–1913 gg: Perepiska’, Krasnaia letopis, 1924, no. 1: 72–3) ve Stalin’den gelen mektuplar için bkz. (Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 246–7).

[83] Lenin, PSS, 48: 152.

[84] A.g.e.., 156–8 (Vurgular Lenin’in). Zinovyev ve Krupskaya’dan gelen mektuplar için bkz. Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 203–10.

[85] Polis raporu için bkz. ‘K 20-letiiu smerti I. M. Sverdlova’, Krasnyi arkhiv, 1939, no. 1: 80. Troçki (Stalin: An Appraisal of the Man and His Influence [New York, 1967], 146–51), Stalin’in de St.Petersburg’a geri dönmek yerine ulusal sorun üzerinde çalışmak için Viyana’ya gönderildiği için anlık utanç içinde olduğu sonucuna vardı. Her ne kadar Pravda’yı Merkez Komitesinin kuklası haline getirmede başarısız olduğu ve muhtemelen uzlaşmacı eğilime katkıda bulunduğu açıkça görülmesine rağmen (Örneğin bkz. Pravda’daki EO Jagiello hakkındaki makalesi, no. 182 [1 Aralık 1912]), Lenin’in bu dönemde kendisine gönderdiği beş mektuptan hiçbirinin memnuniyetsizlik içermediğine dikkat edilmelidir (Lenin, PSS, 48: 117–29; Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 201–2). Bunun Stalin’in karakteriyle tutarlı olması, bir yönden St.Petersburg’a diğer yandan Krakov’a uyum sağlayyıp böylece her iki tarafın kınamasından da kaçması nedeniyle olduğu iddia edilebilir..

[86] Lenin, PSS, 48: 163.

[87] Iz epokhi ‘Zvezdy’ i ‘Pravdy’, 3: 246. This letter was mistakenly attributed to Sverdlov.

[88] A. M. Volodarskaia, Lenin i partiia v gody nazrevaniia revoliutsionnogo krizisa, 1913–1914 (Moskova, 1960), 126–7; Petriakov, ‘Deiatel’nost’ V. I. Lenina po rukovodstvu “Pravdoi”’, 9. Skvortsov-Stepanov’un seçilmesi ilginçti, çünkü o zamanki Lenin onun politik ve gazetecilik yetenekleri hakkında çok olumsuz bir görüşe sahipti. Gorki’ye yazdığı mektuplar için bkz. Lenin, PSS, 48: 153–4.

[89] Krupskaya, Reminiscences of Lenin, 244.

[90] Lenin, PSS, 48: 172.

[91] A.g.e., 211 (Vurgular Lenin’in).

[92] Gorki, Plehanov ve Kamenev’e gönderilen mektuplar için bkz. a.g.e., 139, 198–9, 201–2. Lenin’in Poronin yakınlarındaki yazlık evinde buluşacak olan okul, parasızlık, okulun organizatörünün tutuklanması ve bazı milletvekillerinin Duma tatildeyken Rusya’dan ayrılmaya isteksiz olmalarından dolayı hiçbir zaman yapılamadı. Volodarskaia, Lenin i partiia, 144, 154–61.

[93] Lenin, PSS, 48: 182–3, 188–9;  ve Merkez Komite’den N. I. Podvoiskii’ye gönderilen mektup için bkz. ‘1912 – 1913 gg.’, Proletarskaia revoliutsiia, 1923, no. 2: 442–3.

[94] Pravda, no. 120 (26 Mayıs 1913), 2; Lenin, PSS, 23: 246–7.

[95] Lenin, PSS, 48: 189.

[96] Tsiavlovskii, Bol’sheviki, 131.

[97] A.g.e., xxii. Sovyet tarihçileri, yalnızca yayın kurulu sekreteri olduğunu iddia ederek Çernomazov’un Pravda’nın operasyonlarındaki rolünü en aza indirmeye çalıştılar. Diğer yandan bazı Batılı yazarlar ise gazetenin en başından itibaren ‘resmi editör’ olduğunu iddia ederek onun rolünü büyütmeye çalıştılar. Gerçekte Çernomazov’un Mayıs 1913’ten önce Pravda ile bir ilişkisi olmasa da, o tarihten sonra fiili olarak editörlüğünü yaptı.

[98] 15 Ağustos 1913’teki polis raporu için bkz. ‘Novyi pod”em’, 242.

[99] Mahkeme kararı için bkz. Kikoin, ‘“Zvezda’ i ‘Pravda”’, 106.

[100] A.g.e., 105; Loginov, ‘Lenin i “Pravda”’, 66; ‘Deiatel’nost’ TsK’, 53.

[101] Lenin, PSS, 48: 212 (Vurgular Lenin’in).

[102] A.g.e., 214 ve 260. Lenin’in yazışmasından yola çıkarak, Lenin bunların kasıtlı provokasyonlar olduğundan şüphelenmedi. Örneğin, 21 Ekim 1913’te Lenin ve Kamenev’in Çernomazov’a gönderdiği çok samimi ve övgü dolu mektup için bkz. ‘Lenin i “Pravda”’, 78–9.

[103] Lenin, PSS, 48: 207.

[104] A.g.e., 200. Tsiavlovskii, Bol’sheviki 132–3; KPSS v rez., 9. Baskı, 1: 443.

[105] K. N. Samoilova ve E. F. Rozmirovich’den gelen mektuplar için bkz. ‘Deiatel’nost’ TsK’, 45–8.

[106] ‘Iz perepiski TsK RSDRP s mestnymi partiinymi organizatsiiami, 1912–1914 gg.’, Istoricheskii arkhiv, 1960, no. 2: 30.

[107] ‘Deiatel’nost’ TsK’, 42. 108

[108] A.g.e.., 41–3.

[109] A.g.e., 46.

[110] Bkz.  Rozmiroviç’ten (5/18 Şubat 1914) ve Samoilova’dan (9/22 Şubat 1914) Merkez Komite’ye mektuplar, A.g.e.. 50–2. Lenin’in Çernomazov’un çıkarılmasına dair 1917’de yazdığı açıklaması, yukarıdaki özetten biraz daha farklıdır. Bkz. Lenin, PSS, 31: 79–82.

[111] A.g.e., 48: 272 (Vurgular Lenin’in).

[112] A.g.e., 279.

[113] A.g.e., 25: 420.

[114] I. A. Portiankin, ‘V. I. Lenin i bol’shevistskaia pechat’, 1895–1914 godov’, Voprosy istorii, 1961, no. 4: 20.

[115] B. N. Ponomarev, ed., Istoriia kommunisticheskoi partii sovetskogo soiuza, 3. Baskı (Moskova, 1969), 147.

[116] Haziran 1914’ün polis raporu için bkz. ‘Zhandarmy o “Pravde”’, 456

[117] Örneğin Potresov’un Aksel’rod’a 10 Nisan 1914’te yazdığı mektup için bkz. A. N. Potresov ve B. I. Nikolaevskii (eds), Sotsial-demokraticheskoe dvizhenie v Rossii: Materialy (Moskova, 1928), 1: 270; Martov’un Potresov’a 15 Eylül 1913’te yazdığı mektubun alıntılandığı bkz. Leopold Haimson, ‘The Problem of Social Stability in Urban Russia, 1905–1917’, Slavic Review 23, no. 4 (Aralık 1964): 632.

[118] N. N. Sukhanov, The Russian Revolution, 1917, 2 vols (New York, 1962), 1: 224.

[119] A. G. Shliapnikov, Semnadtsatyi god’ (Moskova, 1925), 2: 180; ‘Protokoly i rezoliutsii Biuro TsK RSDRP(b), mart 1917 g.’, Voprosy istorii KPSS, 1962, no. 3: 150.

[120] Pravda, no. 9 (15 Mart 1917), 2.

[121] ‘Protokoly vserossiiskogo (martovskogo) soveshchanie partiinykh rabotnikov’. Voprosy istorii KPSS, 1962. no. 6: 139.

[122] Lenin’in orijinal elyazmasının yayınlanmış Pravda sürümü ile metinsel olarak karşılaştırılması için bkz. A. V. Snegov, ‘Neskol’ko stranits iz istorii partii, mart-nachalo aprelia 1917g.’, Voprosy istorii KPSS, 1963, no. 2: 22–4.

[123] Alıntı için bkz. F. F. Raskolnikov, ‘Priezd tov. Lenina v Rossiiu’, Proletarskaia revoliutsiia, 1923, no. 1: 221.


17 Nisan 2020 Cuma

(Çeviri) Hindistan’ın Sıklıkla Gözden Kaçan Bir Bölgesi, Koronavirüsle Savaşta Dünyaya Yol Gösteriyor – Vijay Prashad, Subin Dennis

K.K. Shailaja, Hindistan’ın güneybatısında 35 milyonluk nüfusa sahip Kerala eyaletinde iktidarda olan Demokratik Sol Cephe hükümetinde sağlık bakanı. 25 Ocak 2020’de Çin’in Wuhan kentinde COVID-19’un patlak vermesi üzerine yapılacakları tartışmak için üst düzey bir toplantı yaptı. Onu özellikle endişelendiren şey, Çin’in Hubei eyaletinde öğrenimi gören çok sayıda Keralalı öğrenci olmasıydı. Shailaja, 2018’de Kerala’yı vuran Nipah virüsü sırasında departmanını hızlı ve verimli bir şekilde yönlendirdiği için geniş çapta övgü kazanmıştı. Shailaja virüs Wuhan’dan diğer bölgelere yayılmaya başlarsa kaybedilecek zamanın olmadığını fark etti; eyalet hükümeti enfekte olması muhtemel kişileri tanımlamak ve daha sonra test etmek, yayılmayı azaltma ve hastaları tedavi etmek için gerekli olan mekanizmaları kurmak zorunda kaldı. 26 Ocak 2020’de Shailaja’nın departmanı işi koordine etmek için bir kontrol odası kurdu.

Kerala’nın Sağlık Departmanı, Nipah virüs kampanyasının benzeri bir şekilde harekete geçti. Çalışmak için 18 komite kurdular ve eylemlerini değerlendirmek için günlük akşam toplantıları düzenlediler; çalışmanın en önemli özelliği ise bu akşam toplantılarından sonra Shailaja’nın sakin ve rasyonel bir şekilde neler olduğunu ve departmanının neler yaptığını açıkladığı günlük basın toplantılarıydı. Bu basın toplantıları – ve daha sonra eyaletin Başbakanı Pinarayi Vijayan’ın basın toplantıları – önce virüsün şiddeti konusunda eğitilmesi gereken ve daha sonra virüsün ölümcüllüğünü yenmek için kitlesel bir kampanyaya katılmaları gereken halka liderlik etti.

Wuhan’da bulunan ve koronavirüsü olan bir tıp öğrencisi evine döndü ve 30 Ocak’ta testi pozitif çıktı; daha sonra iki öğrenci daha virüsle Kerala’ya geri döndü. Kerala’nın Sağlık Departmanı tarafından kurulan sistem onları başka bir yere yerleştirdi; onlara da test yapıldı ve [öğrenciler] karantinaya alındılar. Bu öğrenciler virüsten kurtuldular ve sonrasında Kerala’da ikincil veya topluca yayılım olmadı. Hükümet kurduğu sistemi dağıtmadı, çünkü bu virüsün öldürücü olacağı hemen anlaşıldı ve virüsün üstesinden gelmek bu kadar kolay olmayacaktı.

Mart ayına kadar, büyük ölçüde Avrupa’dan Kerala’ya gelenler nedeniyle, koronavirüs pozitif vakaların sayısı arttı. Kerala halkı -çok sayıda insanı dünya çapında eğitim gördükleri ve çalıştıkları için- olağanüstü hareketlidir. Toplumun bu uluslararası karakteri eyalet hükümetini pandemilere karşı duyarlı hale getirmektedir.

Zincir Kır

“Zinciri Kır” Kerala’daki sol hükümetin sloganı idi. Düşünce basit: Koronavirüsü pozitif olan kişiler başkalarıyla temas ettiğinde, daha sonra onlar daha fazla insanla temas ettikten sonra virüs çok daha hızlı yayılır ve böylece salgın da yayılır. Virüsü taşıyanlar başkalarıyla temas etmezse, o zaman dağılma zinciri kırılır.

Fakat virüsü taşıyıp taşımadığınızı nasıl anlarsınız? Dünya Sağlık Örgütü bunu öğrenmenin tek yolunun -temel belirtileri gösteren herkese- halka test uygulamak ve daha sonra enfekte olanların kendilerini karantinaya aldıklarından emin olmak olduğunu belirtti. Çeşitli nedenlerden dolayı, ama kısacası genellikle halkın durumundan çok borsaların durumuyla daha fazla ilgilenen hükümetlerin işe yaramazlıkları nedeniyle,  bu testler yetersizdir. Hindistan hükümetinin sağlık harcamaları dikkate değer derecede kayıtsız idi: Sağlığa GSYİH’sının sadece yüzde 1,28’ini harcadı, bu da 1000 kişi başına sadece 0,7 hastane yatağı olduğunu, ülkede sadece 30.000 solunum cihazı olduğu ve 100.000 kişi başına sadece 20 sağlık çalışanı (DSÖ standardı olan 22’nin altında) düştüğü anlamına gelmektedir. Bu küresel bir salgın için hazırlıklı olunmadığını göstermektedir.

Komünist ve Sol partilerin bir koalisyonu tarafından yönetilen Kerala hükümeti, şimdiye kadar Hindistan’da açık ara koronavirüs için en fazla sayıda kişiyi test eden iktidardır. “Zinciri kırmak” için hükümet sıkı bir “temas takibi” yürütüyor ya da enfekte olmuş kişinin kimlerle temasa geçtiğini ve sonra o kişinin kimlerle temasa geçtiğini inceliyor, böylece muhtemelen enfekte olmuş insanların bütün zincirini bilgilendirilebiliyor ve tecrit edebiliyor. Enfekte kişilerin bulundukları yerleri gösteren yol haritaları basılıyor ve o sırada orada bulunan kişilerden tarama yapılmaları ve test edilebilmeleri için Sağlık Departmanına başvurmaları istenmektedir. Yol haritaları sosyal medya ve hükümetin telefon uygulaması GoK Direct aracılığıyla yaygın bir şekilde dağıtılmaktadır. Yerel hükümet yetkilileri ve ASHA sağlık çalışanları (yerel halk sağlığının temel direği olan kadınlar), enfekte olmuş kişileri bulma ve onların temas ettikleri kişilerin de tecrit olduğundan emin olma altyapı çalışmalarını yapıyorlar.

Fiziksel Mesafe, Sosyal Birlik

Virüsün yüzeylerde kaldığı ve hava yoluyla taşındığı anlaşılır hale gelir gelmez, eyalet hükümeti kaynaklarını el dezenfektanları ve maskeleri üretmek için seferber etti. Bir kamu sektörü şirketi el dezenfektanı üretmeye başladı. Gençlik hareketi – Hindistan Demokratik Gençlik Federasyonu – ve diğer kuruluşlar da el dezenfektanı üretmeye başlarken, kadın kooperatifi birimleri – Kudumbashree (4,5 milyon üyesi var) – maskeler üretmeye başladılar.

Yerel yöneticiler kendi acil durum komitelerini kurdular ve halka açık alanları temizlemek için gruplar oluşturdular. Hindistan Komünist Partisi(Marksist)’nin kitle örgütleri otobüsleri sterilize etti ve yolcuların ellerini ve yüzlerini yıkaması için otobüs istasyonlarına lavabolar kurdular. Kerala’daki en büyük sendika federasyonu -Hindistan Sendikalar Merkezi-, işçileri kamusal alanları dezenfekte etmeye ve karantinaların bir sonucu olarak sıkıntı çeken diğer işçilere yardım etmeye çağırdı. Bu kapsamlı temizlik kampanyaları toplum üzerinde pedagojik bir etkiye sahipti, çünkü gönüllüler “zinciri kırmak” için sosyal gereklilikler konusunda topluma talimat verebildiler.

Dünyada nüfusun en yoğun olduğu bölgelerden birinde karantina kolay bir mesele değildir. Hükümet, hastaları karantinaya almak için koronavirüs bakım merkezleri kurmak üzere boş binaları devraldı ve evde karantinaya alınması gereken ancak aşırı kalabalık evlerde bulunanların hükümet tarafından kurulan tesislere taşınmaları için düzenlemeler yaptı. Karantinadaki ve bu merkezlerdeki herkes Yerel Öz Yönetimler tarafından beslenecek, tedavi edilecek ve tedavinin faturası eyalet hükümeti tarafından ödenecek.

Fiziksel izolasyon ve karantina ile ilgili önemli bir sorun ruhsal sıkıntıdır. Hükümet, bu durumdan korkan veya gergin olanlar için şimdiye kadar yaklaşık 23.000 -ve daha da fazla- danışma oturumu gerçekleştiren 241 danışmanların bulunduğu çağrı merkezleri kurdu. Hindistan Komünist Partisi(Marksist)’nin politbüro üyesi,  eyalet Başbakanı Pinarayi Vijayan baş terapistlerden biri oldu. Vijayan’ın basın toplantıları serinkanlı ve sakinceydi. Toplantılarında Vijayan, insanların hükümet tesislerini nezaket ve haysiyetle kullanması gerektiğine değiniyordu. Pinarayi Vijayan, “Fiziksel uzaklık, sosyal birlik — şu anda sloganımız bu olmalı” demekteydi.

Yardım

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, koronavirüse karşı tuhaf bir tavır aldı. Kısmi sokağa çıkma yasağı çağrısında bulundu ve Hindistanlıları sanki virüsü korkutuyormuş gibi ellerini çırpmaya ve tavalara vurmaya çağırdı. Aslında onun sağcı partisinin takipçileri virüsün gürültüyle öldürülebileceğini iddia eden mesajları yaydılar. Kerala’nın başbakanı, Modi’nin sönük konuşmasıyla aynı gün, 270 milyon dolarlık bir yardım paketi açıkladı. Pakette, kadın kooperatifi Kudumbashree aracılığıyla ailelere verilen borçlar, kırsal istihdam garanti programı için daha yüksek tahsisler, yaşlılara iki aylık emekli maaşı ödemeleri, ücretsiz tahıl yiyecekleri ve sübvansiyonlu fiyatlarla yiyecek sağlamaları için aşevleri desteği yer alıyor. Su ve elektrik için kamu hizmetleri ödemelerinin yanı sıra borç ödemelerine ait faizler ertelenecek.

2008-09 mali krizi sonrasında alınan kötü kararların bir sonucu olarak dünyanın dört bir yanındaki halk sağlığı sistemleri tamamen tükenirken; 2006’dan 2011’e kadar iktidarda olan Solcu hükümet görev süresi boyunca, yenilenen eyaletin halk sağlığı sistemini nispeten daha da güçlendirmek için bolca para harcadı.

İhtiyat

Neoliberalizmin büyük zaferlerinden biri, demokrasiyi zayıf bir devlet ile sadece savaş ve parayla ilgilenen bir hükümet olarak ve otoriterizmi halkın iyiliğini düşünen güçlü kurumları olan devlet olarak tasvir etmesiydi. Bu, -daha büyük ölçüde- Çin’in veya -Hindistan Birliği’nde bir eyalet olarak- Kerala’nın virüs salgınıyla savaşabilirken tasavvurlarda nasıl başarısız olarak görüldüklerinin nedenidir. Hem Çin’de hem de Kerala’da, toplumun kurumları nispeten sağlam kalmaktadır; dahası, aktif sosyalist partilerle birlikte dünyanın bu bölgelerinin politik dünyası, virüsle mücadelede zamanlarını ve enerjilerini vermeleri için parti üyelerinin ve kitle örgütleri üyelerinin içindeki gönüllülük ruhunu çağırabildi.

COVID-19’a karşı mücadele sona ermedi. İhtiyatlı olmak gerekli. Aşıların test edilmesi ve onaylanması gerekiyor; Çin’de Kübalı doktorlar tarafından etkin bir şekilde kullanılanlar da dahil olmak üzere daha iyi tedavilerin araştırılması ve paylaşılması gerekmektedir. Ancak ihtiyatlı olunsa bile, Kerala gibi yerlerden alınan dersler dikkate alınmalıdır.

Bir salgında rasyonel bir insan, yaygın korkunun ve damgalanmanın kolektif eyleme panzehir olduğu kapitalist bir toplumdan ziyade insanların virüsü yenmek için bir araya geldiği sosyalizmin normlarına göre yönetilen bir toplumda yaşamayı tercih eder.

 

Vijay Prashad Hintli bir tarihçi, editör ve gazetecidir. LeftWord Books’ın baş editörü ve Tricontinental: Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün müdürüdür.

Subin Dennis, Tricontinental: Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nde ekonomist ve araştırmacıdır.

(Bu yazı MR Online sitesinden Türkçeye El Yazmaları için Caner Malatya tarafından çevrildi. Yazının orijinali için https://mronline.org/2020/03/24/an-often-overlooked-region-of-india-is-a-beacon-to-the-world-for-taking-on-the-coronavirus/)

15 Nisan 2020 Çarşamba

(Çeviri) Koronavirus Salgını Dünya Düzenini Sonsuza Kadar Değiştirecek – Henry Kissinger

Covid-19 salgınının gerçeküstü atmosferi, Bulge Muharebesi sırasında 84. Piyade Tümeni’ndeki bir genç adam olarak neler hissettiğimi aklıma getiriyor. Şimdi, 1944’ün sonlarında olduğu gibi, herhangi bir kişiyi hedef almayan ama rastgele vuran ve yıkıma uğratan yeni başlamış bir tehlikenin hissi var. Fakat o uzak zaman ile şimdiki arasında önemli bir fark var. Amerika’nın dayanıklılığı daha sonra nihai bir ulusal amaç ile güçlendirildi. Şimdi, bölünmüş bir ülkede, önemli ve küresel çapta benzeri görülmemiş engellerin üstesinden gelmek için etkili ve ileri görüşlü bir hükümet gerekmektedir. Toplumun güveninin sürdürülmesi, sosyal dayanışma, toplumların birbirleriyle olan ilişkileri ve uluslararası barış ve istikrar için çok önemlidir.

Uluslar, kurumlarının felaketi öngörebileceği, felaketin etkisini durdurabileceği ve istikrarı geri getirebileceği inancına dayanır ve gelişir. Covid-19 salgını sona erdiğinde, birçok ülkenin kurumu başarısız olarak algılanacaktır. Bu yargının nesnel olarak adil olup olmadığı önemsizdir. Gerçek şu ki, dünya koronavirüsten sonra asla aynı olmayacak. Şimdi geçmişle ilgili tartışma yapmak sadece yapılması gerekenin yapılmasını zorlaştırıyor.

Koronavirüs benzeri görülmemiş bir ölçek ve vahşetle vurdu. Yayılması üsteldir: ABD’deki vakalar her beş günde bir ikiye katlanmaktadır. Bu yazı yazılırken buna yönelik bir çare yoktu. Tıbbi malzemeler, vakaların genişleyen dalgalarıyla başa çıkmak için yetersizdir. Yoğun bakım üniteleri sınırlarına ulaşmış durumda -ve ötesi- boğulmuş durumdalar. Test yapma yayılmayı tersine çevirmek şöyle dursun, enfeksiyonun kapsamını belirlemede yetersizdir. Başarılı bir aşı 12 ila 18 ay uzakta olabilir.

ABD yönetimi acil bir felaketten kaçınmak için sağlam bir iş çıkardı. Nihai test ise virüsün yayılmasının, Amerikalıların kendilerini yönetme yeteneğine dair halkın güvenini koruyan, bir şekilde ve ölçekte durdurulup durdurulamayacağı ve sonrasında geri çevrilip çevrilemeyeceği hususunda olacaktır. Ne kadar geniş ve gerekli olursa olsun krize yönelik çaba, koronavirüs sonrası düzene geçiş için paralel bir girişim başlatma acil görevini ortadan kaldırmamalıdır.

Liderler krizle büyük ölçüde ulusal temelde ilgileniyorlar, ancak virüsün toplumu çözen etkileri sınırları tanımıyor. İnsan sağlığına yönelik saldırı -umarım- geçici olmakla birlikte, açığa çıkardığı siyasi ve ekonomik kargaşa nesiller boyu sürebilir. Hiçbir ülke, hatta ABD bile, tamamen ulusal bir çabayla virüsün üstesinden gelemez. Anın gerekliliklerinin ele alınması, eninde sonunda küresel bir işbirliğiyle oluşturulan vizyon ve programla birleştirilmelidir. Eğer ikisini birlikte yapamazsak, her birinin en kötüsü ile karşılaşacağız.

Marshall Planı ve Manhattan Projesi’nin geliştirilmesinden dersler alan ABD, üç alanda büyük çaba sarf etmek zorundadır. Birincisi, bulaşıcı hastalığa karşı küresel direnci sağlamalıdır. Çocuk felci aşısı ve çiçek hastalığının ortadan kaldırılması gibi tıp biliminin zaferleri veya yapay zekâ yoluyla tıbbi teşhisin istatistiksel- teknik mucizesinin ortaya çıkması bizi tehlikeli bir gönül rahatlığına sürükledi. Büyük popülasyonlara yönelik enfeksiyon kontrolü ve uygun aşılar için yeni teknikler ve teknolojiler geliştirmemiz gerekiyor. Şehirler, eyaletler ve bölgeler, bilimin cephelerinde araştırma,  işbirliğiyle yapılmış planlama ve stoklama yoluyla insanlarını salgından korumak için sürekli hazır olmak zorundadır.

İkincisi, dünya ekonomisindeki yaraları iyileştirmeye çalışmalı. Küresel liderler 2008 finans krizinden önemli dersler aldılar. Mevcut ekonomik kriz daha karmaşıktır: Koronavirüs tarafından serbest bırakılan daralma, hızı ve küresel ölçeğine göre, tarihte bilinen hiçbir şeye benzememektedir. Ve sosyal mesafe ile okulları ve işletmeleri kapatma gibi gerekli halk sağlığı önlemleri de ekonomik sancıya katkıda bulunmaktadır. Programlar ayrıca yaklaşmakta olan kaosun, dünyanın en savunmasız toplumları üzerindeki etkilerini iyileştirmeye çalışmalıdır.

Üçüncüsü, liberal dünya düzeninin ilkeleri korunmalı. Modern hükümetin kurucu efsanesi, bazen despotik bazen hayırsever ancak her zaman insanları dış düşmandan koruyacak kadar güçlü olan güçlü yöneticiler tarafından korunan surlu bir şehirdir. Aydınlanma düşünürleri, meşru devletin amacının insanların temel ihtiyaçlarını sağlamak olduğunu savunarak, bu kavramı yeniden şekillendirdiler: Güvenlik, düzen, ekonomik refah ve adalet. Bireyler bu şeyleri kendi başlarına sağlama alamazlar. Salgın, refahın küresel ticarete ve insanların hareketine bağlı olduğu bir çağda, surlu şehrin yeniden canlanmasıyla anakronizme (tarihin karışmasına) neden oldu.

Dünya demokrasilerinin Aydınlanma değerlerini savunması ve sürdürmesi gereklidir. Gücün meşruiyetle dengelenmesinden kaynaklanan küresel çapta bir geri çekilme, sosyal sözleşmenin hem yurtiçinde hem de yurtdışında dağılmasına neden olacaktır. Yine de bu bin yıllık meşruiyet ve güç sorunu, Covid-19 vebasının üstesinden gelme çabasıyla aynı anda çözülemez. Kısıtlama her iki tarafta da gereklidir – hem iç politikada hem de uluslararası diplomaside. Öncelikler belirlenmelidir.

Bulge Muharebesi’nden artan refaha ve gelişmiş insan onuruna sahip bir dünyaya geçtik. Şimdi çığır açan bir dönemi yaşıyoruz. Liderler için tarihi zorluk, geleceği inşa ederken krizi yönetmektir. Başarısızlık bütün dünyayı ateşe verebilir.

(Bu yazı Wall Street Journal sitesinden Türkçeye El Yazmaları için Caner Malatya tarafından çevrilmiştir. Yazının orijinali için https://www.wsj.com/articles/the-coronavirus-pandemic-will-forever-alter-the-world-order-11585953005 )

12 Nisan 2020 Pazar

Neoliberalizmin Vebası Korona Sosyalizme Götürür mü?

(El Yazmaları, 13 Nisan 2020)

Koronavirüs salgını bütün dehşetiyle dünyayı sarsmaya devam ediyor. Bu sarsma, insanlığın yeryüzündeki kısa tarihinin önemli kırılma anlarından biri olmayı şimdiden başarmış durumda. Bu kırılma ânı, insanlık tarihindeki önemli gelişmelerden birinin de kapısını açmakta.

Koronavirüs “Doğal”

Öncelikle koronavirüsün biyolojik bir “silah” olmaktan çok “doğal” bir virüs olduğunu söylemek önemli. SARS-CoV-2 olarak adlandırılan koronavirüs, karşılaştığımız yedinci koronavirüs, yani oldukça “sıradan” bir virüs.[1] Dolayısıyla bu virüs, Trump’ın ısrarla vurguladığı üzere Çin’e değil,[2] doğal yaşama ait bir virüs.

Bu virüsün insanlara geçmesinin esas nedeni de neoliberalizm. Kâr oranlarının düşmemesi uğruna var olan her şeyi metalaştırmayı meşru gören neoliberalizmin, özellikle doğaya yönelik uyguladığı talan politikası, hayvanların yaşam alanlarını yok etti. Özellikle et endüstrisinin itkisiyle bu yok ediş, yaban hayatın içine kadar girmiş durumda. Haliyle bu durum da virüslerin hayvanlardan insanlara geçişini oldukça kolaylaşmakta. Buna neoliberalizmin kârın olabildiğince yüksek ve artı-değerin hızlı bir şekilde realize olmasını isteyen düzenini eklediğimizde de virüsün neden insanlar arasında hızlıca yayıldığını görebiliriz.[3]

Neoliberalizmin belki de dünya üzerindeki en iyi uygulayıcısı olan Çin’in, virüsün ortaya çıktığı yer olması da tesadüf değil bu açıdan. Yeri gelmişken belirtelim ki sanılanın aksine vahşi hayvan tüketimi yoksulların bir zorunluluğu olmaktan çok burjuvazinin bir lüksü.[4]

Sağlık Sistemi Neden Çöküyor?

Neoliberalizmin “suçu” virüsün ortaya çıkışıyla sınırlı kalmıyor. Virüsün özellikle neoliberalizmin katı şekilde uygulandığı ülkelerde çok sayıda can almasının nedeni ise kemer sıkma politikaları. Bu politikalar nedeniyle halkın sağlığı yerine kâr gözetilerek yapılan/yapılamayan yatırımlar, sağlık sistemlerinin çökmesine neden oldu. Solunum cihazı takılacak insanların seçiliyor olması her şeyi ortaya koymakta.[5]

Sağlık sisteminin yetersiz olmasından daha kötü olan şey ise yaşadığımız yüzyılın başında gerçekleşen SARS (Ağır Akut Solunum Sendromu) salgını sonrasında yapılan araştırmaların yetersizliği. Bu yüzyıldaki 2. SARS salgını olan koronavirüs salgınının öngörülüyor olmasına rağmen, araştırmaların “Gelecekteki bir felaketi engellemek kâr getirmez” düsturuyla engellendiği görüyoruz.[6]

Kapitalizmin Derinleşen Krizi

Neoliberalizmin açtığı felaketlerin sınırı yok. Fakat daha da kötüsü yolda. Kapitalizm henüz 2008 krizinden çıkmayı başaramamışken krizi daha da derinleştirecek ikinci safhanın arifesinde (idi). Salgın öncesi ve sonrasında sermayenin önemli kuruluşlarından biri olan Uluslararası Finans Enstitüsü’nün yayınladığı raporda ortaya konan veriler mızrağın çuvala sığmadığını gösteriyor.

Bu verilere göre, koronavirüsten önce, örnekleme yapılan 75 ülkenin yüzde 75’inden fazlasındaki hane halkı borcunun toplamının bu ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’na (GSYH) oranı 2008 krizinden önceki oranlardan daha yüksek. Dahası 2007’den bu yana şirketlerin borcu 31 trilyon dolar, kamunun borçları 34 trilyon dolar artmış.[7]

Bu verilere koronavirüs salgınını da eklediğimizde IMF Başkanı Kristalina Georgieva’nın da söylediği üzere, 2008 krizinden daha kötü ve büyük bir krize yol açıldığından bahsedebiliriz. Kristalina Georgieva ayrıca şunu da eklemekte: “IMF tarihinde dünya ekonomisinin böyle durma noktasına geldiği daha önce görülmemiştir”.[8]

Sermayenin Hamleleri

Kriz derinleşirken sermayenin çeşitli hamleleri devreye soktuğunu görmekteyiz. İlk hamlenin sermayenin çıkarları doğrultusunda yapıldığı görülüyor. Bu minvalde Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde yeni bir finansal krizin engellenmesi için bankaların menkul kıymetleri ve devlet borç kağıtlarının alınacağı 750 milyar avroluk bir destek sunacaklarını açıkladı. Diğer ülkelerin açıkladığı ekonomik paketlerde de büyük oranda sermayenin çıkarları gözetilmekte.[9]

İkinci olarak, krizi fırsat görüp; işsizliğin büyümesiyle ücretlerde ve sosyal haklarda baskılar yapıp gerilemeler sağlanması, yaşlı nüfusun “yok edilmesiyle” sosyal güvenlik sisteminin kurtarılması hedefleri var.[10] Nitekim bunun için gerekli olan siyasal hamlelerin öncülüğünü Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu aldıkları önlemlerle yapıyorlar.[11]

Üçüncü olarak, küresel güçler kapitalizmin süregelen krizinin yol açtığı hegemonya krizinde mevzi kazanmaya çalışmaktalar. ABD ile Çin’in virüsün yayılmasından dolayı birbirini suçlaması, ABD’nin İngiltere hariç Avrupa’dan gelen uçuşları durdurması, İtalya’nın AB’ye yönelik suçlamaları, Çin’in ve Rusya’nın hegemonya savaşında öne çıkmak için başta İtalya olmak üzere çeşitli ülkelere sağlık ekipleri ve ekipmanları göndermesi, Suudi Arabistan’ın petrol fiyatlarını düşürerek Rusya ve İran’ı zor durumda bırakmak istemesi gibi hamleler küresel ve dolayısıyla bölgesel güçler arasındaki hegemonya savaşımının salgın sonrasında da devam edeceğini gösteriyor.[12] Bununla birlikte ABD emperyalizminin önemli teorisyenlerinden Kissinger bütün düzenin yıkılmaması için küresel güçlerin işbirliği yaparak yeni bir düzen kurmaya şimdiden başlamaları gerektiğini ileri sürüyor.[13]

Dördüncüsü: Neoliberalizmin çöküşüyle birlikte dünya çapında yükselmeye başlayan kapitalizm-karşıtı hareketlerin önünü kesmeyi amaçlayan hamleler yapılmakta. ABD, İngiltere başta olmak kimi ülkeler tüketimi canlandırmak için emekçilere “para dağıtırken”, serbest piyasa ekonomisinin kırmızı çizgilerini çiğnemekte hiçbir beis görmüyorlar.[14] Fakat bu neo-Keynesyen politikaların sürme imkanının olmadığını sermayenin ekonomistleri de açıkça belirtiyor.[15]

Faşizm Geliyor mu?

Bu çeşitli hamlelere rağmen sermayenin hiç de rahat olmadığını hatta düzenlerinin tehlikede olduğunun farkındalar. Bu nedenle sermayenin , sağlık krizini kullanarak yönetim ve üretim süreçlerini daha da otoriterleştirerek bu durumu “yeni normal” olarak adlandırmaya çalışacağı öngörülebilir.[16]

Nitekim Agamben’in de vurguladığı gibi alınan “ölçüsüz” tedbirlerin nedenleri bu istisna halini normal bir yönetim olarak kullanma isteğidir. İnsanlar uzun yıllardır süren kriz durumlarından dolayı hayatlarının insani ve duygusal boyutunu unutarak tamamen biyolojik bir boyuta indirgemişlerdir. İnsanlar güvenlik nedeniyle özgürlüklerini feda ederken, korku ve güvensizlik duygularıyla yaşamaktalar. Sistem bu korku iklimini kullanarak istisna halini normal hale getirmek istemektedir.[17]

Keza Berardi’nin psiko-deflasyon olarak adlandırdığı duruma göre de insanlar yaşamlarının  biyolojik işleve indirgenmesiyle edilgenleştirilmiş böylece tekno-finans otomatın karşısında zihin gerilimleri azalmıştır. Bu da insanların güvenlik nedeniyle otoriter uygulamalara çabucak uyum sağlamasına yol açmıştır.[18]

Fakat burada, Nancy’nin de vurguladığı üzere, Agamben’e bir itiraz yapılması gerekiyor. Son 30 yıldan bu yana kapitalizme karşı çıkışı “terörizm” olarak nitelendirip kriminalize eden ve “özel yasalar” çıkartan burjuva demokrasisi otoriter eğilimlerini zaten göstermekteydi. Dolayısıyla “istisna hali” neoliberalizmle birlikte istisna olmaktan çıkarak bir süreklilik kazanmıştır.[19]

Diğer yandan neoliberalizmin yaratığı olan performans ve başarıya odaklı özne ise hayatta kalabilmek ve feda edilebilir olmamak için hatalarla, hastalıkla yüzleşmek yerine bağışıklık kazanmak istiyor. Hayatta iken özgür bir yaşam süremeyen ve ölümlülüğünü de özgürce kabullenemeyen neoliberal öznenin[20], kendine bir hapishane inşa etmiş ve bencillik ile yabancılaşmanın derinliklerinde büyürken başta yaşlı ve Çinli düşmanlığı olmak üzere güvenliğini tehdit eden her unsurun yok edilmesi için her türlü otoriter uygulamaya cevaz vermesi büyük ihtimal.[21] Fakat bunun otomatikman gelişeceğine dair bir kaderci bir imana[22] karşılık dünya çapında filiz veren “karşı davranışlar”, başka bir ihtimalin daha yüksek bir olasılığı içerdiğine işaret etmekte.

Sosyalizm Gelecek mi?

Balkonlardan birlikte şarkı söyleyenler, sağlıklı çalışma koşulları ve ücretli izin hakkı için greve giden, iş bırakan işçiler, yaşlı komşularının gündelik ihtiyaçlarını karşılamak için seferber olan gençler, alkışlı eylemler, sokak hayvanlarını besleyenler, kurulan dayanışma ağları gibi “karşı davranışların” gösterdiği üzere insanlar zor koşullarda bile yeni dayanışma ve örgütlenme biçimlerini oluşturabiliyorlar. Böylece halkın, gücünü derleyip toparladığında, egemenlerin baskıcı uygulamalarına karşı gelebileceği görülüyor.

Fakat bunun da güzel günlerin kolayca gelebileceğini dair bir romantizme yol açacak noktada olmadığı ortada.

Nitekim önümüzde üç olasılığın olduğu görülüyor: Birincisi işçilerin, emekçilerin ve halkların işbirliği ve koordinasyon içinde yeni bir yol açarak müdahalede bulunması. İkincisi sermayenin yukarıda bahsettiğimiz üzere faşizme doğru ilerleyen bir şekilde otoriter bir yol izlemesi. Üçüncüsü ise çöküşün ve uzun süreli bir kaotik durumun yaşanması.[23]

Bu nedenle “faşizm geliyor” diyerek halkın direncini kırmaya[24] da yol açabilecek feveranlar ile “sosyalizm geliyor” romantizminin kısa sürede ve çabucak gerçekleşmesi pek de ihtimal değil.

Dolayısıyla içinde bulunulan “ân”a ve oluşan yeni olasılıklara odaklanmak oldukça önemli.

Zizek ve Chomsky’nin ısrarla vurguladığı üzere tarihsel bir kırılma anındayız. Ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, sorunun ta kendisi olan normalleşme de olmayacak.[25]

İçinde bulunduğumuz felaket ânı, kapitalizmin yapısal krizinin yol açtığı ekonomik, siyasal, ekolojik krizlerin uzun süredir neden oldukları bir sürecin sonucudur. Bundan dolayı ilkin, düzen için ideolojik ve siyasal eğilimlerin “reform” ve “yeniden yapılanma” gibi programlarına, “refah devleti” ve neo-keynesyenizm gibi hayallere uzak durmak ve reform istemlerinin düzenin zayıf anı olduğunun bilinciyle davranmak gerekiyor.[26]

İkinci olarak bu tip “felaketler” potansiyel direnişin açığa çıkacağı, sıçrama yapabileceği zeminleri de oluşturabilirler. Daha önce düşünülemez olanın düşünülebilir, yapılamaz olanın yapılabilir hale geldiği koşullar oluşur.[27]

Nitekim insanların eve kapanma sırasında biyolojik ihtiyaçlarımız için ne kadar az emek ve çabaya ihtiyacımız olduğunu, yaptığımız birçok tüketimin ne kadar da gereksiz olduğunu, dayanışmanın metalar üzerinden kurulan ilişkilerden daha doyurucu olduğunu hissettiklerini ve bunları tartıştıklarını görüyoruz. Bütün bunlar eve kapanma sonrasındaki davranış biçimlerini etkileyecektir. Bununla birlikte üretici güçlerin vardığı sonuçların, insanların temel varlık koşullarının sermaye düzeni olmadan da üretebileceği şekle uygun hale geldiği de görülmüş oldu.[28]

Bu noktada Zizek’in oldukça ajitatif olan “komünizm” söylemi ise önem taşıyor. Zizek’in işçilerin ve halkların hareketinin önemini vurgulayan ama piyasa kurallarını ihlal eden, sağlık hizmetlerini örgütleyebilen, uluslararası koordinasyon ve işbirliğini sağlayan ve yerel halkı seferber edebilen etkin bir devletin öncülüğünde komünizmi vurguladığı görülüyor.[29] Devlet kurumlarının yapısal olarak zayıfladığı bir durumda Zizek’in önerisi “ütopik” kalmakta. Üstelik kendisinin de belirttiği üzere kırılma anlarında çözümü sağlayacak olan sorunun ta kendisi olan “eski” değil, kuvveden fiile geçecek olan “yeni”dir. Bu yeniyi fiile geçirecek olan ise üstten gelecek direktifler değil, alttan yapılacak eylemliliklerdir.

Dolayısıyla “tarihsel ân”ın ortaya çıkardığı olasılık doğrultusunda yeni bir topluma gidecek yolları keşfetmek, çoğaltmak ve bu ufka bakarak yürümek gerekiyor. Toplumsal bağların mümkün olan tüm yollar ile yeniden oluşturulması, ihtiyacı olanlara yardım edilmesi, örgütlenmelerin geliştirilmesi, çözümlemelerin genişletilmesi, gelecek için planlar yapılması, insanların internet aracılığıyla bir şekilde bir araya getirilmesi ve karşılaştıkları sorunlar için onlara danışmak, tartışmak, birlikte karar vermek vb. bu yürüyüşün birer parçası olabilir.[30]

Evet, sosyalizm kendiliğinden gelmeyecek. Badiou’nun söylediği üzere yeni politik alanlara ilişkin tasarılar ve komünizmin görkemli yaratımıyla birlikte kendiliğindenliğe sıkı eleştiri yaparak[31] sosyalizmi hiç olmadığı kadar mümkün kılabiliriz.

Yarını bugünden kurmak için, bugünü başlangıç noktası kılalım.

Dipnotlar:

[1] Çağrı Mert Bakırcı, Önümüzdeki 1.5 Yıl İçinde Muhtemelen Koronavirüse Yakalanacaksınız! Bu Ne Anlama Geliyor? https://evrimagaci.org/onumuzdeki-15-yil-icinde-muhtemelen-koronaviruse-yakalanacaksiniz-bu-ne-anlama-geliyor-8307

[2] Vijay Prashad, Du Xiaojun, Weiyan Zhu, KoronaŞok’un Ortasında Çin’e Karşı Büyüyen Yabancı Düşmanlığı. https://elyazmalari.com/2020/04/06/koronasokun-ortasinda-cine-karsi-buyuyen-yabanci-dusmanligi-vijay-prashad-du-xiaojun-weiyan-zhu/

[3] Ferda Koç, Panzehir: Yeni bir uygarlık tasarımı. https://ilerihaber.org/icerik/panzehir-yeni-bir-uygarlik-tasarimi-110968.html

Foti Benlisoy, Korona Kapitalizmi ve Devrimci Kötümserlik.  https://baslangicdergi.org/korona-kapitalizmi-ve-devrimci-kotumserlik-foti-benlisoy/

Uluslararası Salgın Krizi: Sorumlu Kapitalizm – Union Communiste Libertaire.www.yeryuzupostasi.org/2020/03/28/uluslararasi-salgin-krizi-sorumlu-kapitalizm-union-communiste-libertaire/

[4] Uğur Aytaç, Korona virüsünün neoliberalizmle ne ilgisi var? https://www.gazeteduvar.com.tr/forum/2020/03/30/koronavirusun-neoliberalizmle-ne-ilgisi-var/

[5] Bunun en çarpıcı örneği Rusya. Rusya’daki durum hakkında daha detaylı bilgileri şu yazıda bulabilirsiniz: Anna Colin-Lebedev: “Rus halkının idarecilerine olan güveni salgın nedeniyle zayıfladı, Putin’in gücünün sarsılma ihtimali çok yüksek” https://medyascope.tv/2020/04/07/anna-colin-lebedev-rus-halkinin-idarecilerine-olan-guveni-salgin-nedeniyle-zayifladi-putinin-gucunun-sarsilma-ihtimali-cok-yuksek/

Noam Chomsky: Solunum cihazı eksikliği kapitalizmin zalimliğidir https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2020/04/08/chomsky-solunum-cihazi-eksikligi-kapitalizmin-zalimligidir/

[6] Alain Badiou, Salgın Durumu Üzerine. https://www.teorivepolitika.net/index.php/component/k2/item/696-salgin-durumu-uzerine

David Harvey, COVID-19 günlerinde anti-kapitalist siyaset. https://sendika63.org/2020/03/covid-19-gunlerinde-anti-kapitalist-siyaset-david-harvey-581083/

Noam Chomsky: Solunum cihazı eksikliği kapitalizmin zalimliğidir https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2020/04/08/chomsky-solunum-cihazi-eksikligi-kapitalizmin-zalimligidir/

[7] Hanehalkı borcu rekor seviyelere ulaştı. https://www.gazeteduvar.com.tr/ekonomi/2020/03/30/hanehalki-borcu-rekor-seviyelere-ulasti/

[8] IMF: Salgın benzeri görülmemiş bir ekonomik krize neden oldu https://www.gazeteduvar.com.tr/ekonomi/2020/04/03/imf-salgin-benzeri-gorulmemis-bir-ekonomik-krize-neden-oldu/

[9] Ali Rıza Güngen,Pandemiden borç krizine: Veni vidi perdidi. https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2020/03/29/pandemiden-borc-krizine-veni-vidi-perdidi/

Korkut Boratav, Koronavirüs ve ekonomiler. https://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/koronavirus-ve-ekonomiler-283666

[10] Haluk Yurtsever, Tehlikeler ve olanaklar iç içe: Dünya komünizmi çağırıyor. https://ilerihaber.org/icerik/tehlikeler-ve-olanaklar-ic-icedunya-komunizmi-cagiriyor-110913.html

[11] Orban virüsü fırsata çevirdi: Macaristan’ı sınırsız yetkiyle yönetecek. https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2020/03/30/orban-virusu-firsata-cevirdi-macaristani-sinirsiz-yetkiyle-yonetecek/

Zack Beauchamp, İhtiyacımız olan şey ne? Otoriterleşme mi yoksa daha fazla demokrasi ve devlet kapasitesi mi? https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2020/04/08/ihtiyacimiz-olan-sey-ne-otoriterlesme-mi-yoksa-daha-fazla-demokrasi-ve-devlet-kapasitesi-mi/

[12] Haluk Yurtsever, Tehlikeler ve olanaklar iç içe: Dünya komünizmi çağırıyor. https://ilerihaber.org/icerik/tehlikeler-ve-olanaklar-ic-icedunya-komunizmi-cagiriyor-110913.html

İlhan Uzgel, Bir jeopolitik aktör olarak virüs. https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2020/03/25/bir-jeopolitik-aktor-olarak-virus/

[13] Henry Kissinger, The Coronavirus Pandemic Will Forever Alter the World Order. https://www.wsj.com/articles/the-coronavirus-pandemic-will-forever-alter-the-world-order-11585953005

[14] David Harvey, COVID-19 günlerinde anti-kapitalist siyaset. https://sendika63.org/2020/03/covid-19-gunlerinde-anti-kapitalist-siyaset-david-harvey-581083/

Korkut Boratav, Koronavirüs ve ekonomiler. https://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/koronavirus-ve-ekonomiler-283666

[15] Ekonomist Robert Skidelsky: Keynes yaşasaydı Kovid-19 savaşıyla ilgili ne derdi? https://medyascope.tv/2020/03/26/ekonomist-robert-skidelsky-keynes-yasasaydi-kovid-19-savasiyla-ilgili-ne-derdi/

[16] Metin Çulhaoğlu, Sosyalizm, kapitalizmin ‘yeni normal’ine karşı mücadeleyle gündeme gelir.  https://ilerihaber.org/icerik/sosyalizm-kapitalizmin-yeni-normaline-karsi-mucadeleyle-gundeme-gelir-111087.html

[17] Giorgio Agamben, Covid-19: Gerekçesiz Bir Acil Durumun Yarattığı İstisna Hali. https://terrabayt.com/dusunce/covid-19-gerekcesiz-bir-acil-durumun-yarattigi-istisna-hali/

Giorgio Agamben: Hayatta kalmaktan başka ahlaki değeri olmayan bir toplum nedir? https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2020/03/19/agamben-hayatta-kalmaktan-baska-ahlaki-degeri-olmayan-bir-toplum-nedir/

[18] Franco Berardi, Psiko-Deflasyon Günlükleri. https://terrabayt.com/dusunce/psiko-deflasyon-gunlukleri/

[19] İtalya’dan Mesaj: Korona Virüsüne ve Devletin Oportünizmine Karşı. www.e-skop.com/skopbulten/italyadan-mesaj-korona-virusune-ve-devletin-oportunizmine-karsi/5689

Jean-Luc Nancy, Viral İstisna. https://terrabayt.com/dusunce/viral-istisna/

[20] Başak Coşkun, Koronavirüs ve Neoliberal Öznenin Ölümü. https://terrabayt.com/dusunce/koronavirus-ve-neoliberal-oznenin-olumu/

[21] Slavoj Zizek, COVID-19 günlerinde sağ kalma rehberi: Basit hazlarınızdan utanmayın, Valhalla Murders izleyin, her şey bir oyunmuş gibi düşünün. https://sendika63.org/2020/03/covid-19-gunlerinde-sag-kalma-rehberi-basit-hazlarinizdan-utanmayin-valhalla-murders-izleyin-her-sey-bir-oyunmus-gibi-dusunun-slavoj-zizek-581861/

[22] Foti Benlisoy, Virüs ve felaket komünizmi. https://www.birartibir.org/siyaset/634-virus-ve-felaket-komunizmi

[23] Ender Helvacıoğlu, Virüs liberalizmi ezdi geçti ama gerisi sınıfların bilek güreşi… https://ilerihaber.org/icerik/virus-liberalizmi-ezdi-gecti-ama-gerisi-siniflarin-bilek-guresi-110927.html

Yuval Noah Harari: “Koronavirüs salgını totaliter rejimleri güçlendirebilir”. https://medyascope.tv/2020/03/16/yuval-noah-harari-koronavirus-salgini-totaliter-rejimleri-guclendirebilir/

[24] Özgür Çoban, Avrupa panoraması: Virüsten faşizm çıkar mı? https://www.gazeteduvar.com.tr/forum/2020/03/29/avrupa-panoramasi-virusten-fasizm-cikar-mi/

[25] Bora Şahinkara, Salgın Günlükleri. https://elyazmalari.com/2020/04/04/salgin-gunlukleri/

Slavoj Zizek: “Devrimlerin sembolik bir kırılış ânı vardır, koronavirüs salgını nedeniyle böyle bir siyasal ândayız” https://medyascope.tv/2020/04/05/slavoj-zizek-devrimlerin-sembolik-bir-kirilis-ani-vardir-koronavirus-salgini-nedeniyle-boyle-bir-siyasal-andayiz/?fbclid=IwAR0RcBYS0wEg7gxlySSw4yKttUpfM84qqwaIo19f8yr4nDkptnpkH9dxN8E

Noam Chomsky: “Koronavirüsün iyi yanı, belki de insanları nasıl bir dünya istediğimiz konusunda düşünmeye itmesi olacak” https://medyascope.tv/2020/04/02/noam-chomsky-koronavirusun-iyi-yani-belki-de-insanlari-nasil-bir-dunya-istedigimiz-konusunda-dusunmeye-itmesi-olacak/

[26] Haluk Yurtsever, Tehlikeler ve olanaklar iç içe: Dünya komünizmi çağırıyor. https://ilerihaber.org/icerik/tehlikeler-ve-olanaklar-ic-icedunya-komunizmi-cagiriyor-110913.html

[27] Foti Benlisoy, Virüs ve felaket komünizmi. https://www.birartibir.org/siyaset/634-virus-ve-felaket-komunizmi

Franco Berardi, Psiko-Deflasyon Günlükleri. https://terrabayt.com/dusunce/psiko-deflasyon-gunlukleri/

[28] Ferda Koç, Panzehir: Yeni bir uygarlık tasarımı. https://ilerihaber.org/icerik/panzehir-yeni-bir-uygarlik-tasarimi-110968.html

[29] Slovaj Zizek: İnsanlığın hayatta kalabilmesi için küresel komünist tedbirlere ihtiyaç var https://www.haberturk.com/zizek-insanligin-hayatta-kalabilmesi-icin-kuresel-komunist-tedbirlere-ihtiyac-var-2625909

Slavoj Zizek, Gözetlemek Ve Cezalandırmak Mı? Evet, Lütfen! www.felsefecilerdernegi.org.tr/gozetlemek-ve-cezalandirmak-mi-evet-lutfen-slavoj-zizek/

[30] Alain Badiou, Salgın Durumu Üzerine. https://www.teorivepolitika.net/index.php/component/k2/item/696-salgin-durumu-uzerine

Noam Chomsky: “Koronavirüsün iyi yanı, belki de insanları nasıl bir dünya istediğimiz konusunda düşünmeye itmesi olacak” https://medyascope.tv/2020/04/02/noam-chomsky-koronavirusun-iyi-yani-belki-de-insanlari-nasil-bir-dunya-istedigimiz-konusunda-dusunmeye-itmesi-olacak/

[31] Alain Badiou, Salgın Durumu Üzerine. https://www.teorivepolitika.net/index.php/component/k2/item/696-salgin-durumu-uzerine

9 Nisan 2020 Perşembe

(Çeviri) Çin, Küresel Salgından Önceki Haftalarda SARS-CoV-2’yi Nasıl Öğrendi?-Vijay Prashad, Du Xiaojun, Weiyan Zhu

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 11 Mart 2020’de küresel salgını ilan etti. Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, o gün yapılan basın toplantısında bunun “bir koronavirüsün neden olduğu ilk salgın” olduğunu söyledi.“ Son iki hafta içinde Çin dışındaki COVID-19 vakalarının sayısı 13 kat arttı ve etkilenen ülke sayısı ise üç katına çıktı” diye ekledi. 11 Mart’tan itibaren bu virüsün ölümcül olduğu ve insanlığın bu virüsün üstesinden kolaylıkla gelebilecek kapasiteye sahip olduğu anlaşıldı. Ancak bu her zaman çok net değildi.

17 Mart’ta Scripps Araştırma Enstitüsü’den (ABD) Kristian Andersen ve ekibi, yeni koronavirüs türü olan SARS-CoV-2’nin genlerinde, yarasalarda veya pangolinlerde görülen herhangi bir koronavirüste görülmeyen polibazik bölünme bölgesi olarak bilinen bir mutasyona sahip olduğunu ve virüsün insanlara yıllar önce geçme olasılığının olduğunu ve bunun ille de Wuhan’da olması gerekmediğini gösterdiler. Guangdong Uygulamalı Biyolojik Kaynaklar Enstitüsü’nden Dr. Chen Jinping ve meslektaşları, elde ettikleri verilerin insanlarda görülen yeni koronavirüsün doğrudan pangolinden gelen bir koronavirüs türünden evrimleştiği iddiasını desteklemediğini belirten bir makaleyi 20 Şubat’ta yayınlamışlardı. Dikkat çekici bir epidemiyolog olan Zhong Nanshan, “COVID-19’un ilk olarak Çin’de ortaya çıkması, onun Çin’de doğduğu anlamına gelmez” dedi.

Bilimsel çalışmalar devam edecek ve nihayetinde bu çalışmalar bize bu virüs hakkında kesin bir anlayış kazandıracaktır. Şimdilik, virüsün doğrudan Wuhan pazarında ortaya çıktığı konusunda netlik yok.

Batı medyası, Batılı bilim insanlarını dikkatli olmaya çağırırken bile, istikrarlı bir şekilde, virüsün kaynağı hakkında bilimsel temeli olmayan iddialarda bulundu. Wuhan’daki doktorları veya Çin’deki halk sağlığı uzmanlarını kesinlikle dinlemiyorlardı.

Wuhan’daki doktorlar ilk kez Aralık ayında hastanelerindeki hastaları gördüklerinde, bilgisayarlı tomografi taramaları ciddi akciğer hasarını göstermesine rağmen, hastaların zatürree olduğuna inanıyorlardı; hastalar tipik tıbbi tedaviye yanıt vermiyorlardı. Doktorlar durumdan endişe duydu, ancak bunun bölgesel bir salgın ve sonra küresel bir salgın haline geleceğini düşünmeleri için bir neden yoktu.

Wuhan’daki doktorlar ve hastaneler nihayetinde önlerindeki kanıtlarla uğraşmaya başladılar ve bunun bilinmeyen bir virüs olduğu ve hızla yayıldığı anlaşılır anlaşılmaz, Çin’in ulusal Hastalık Kontrol Merkezi (HKM) ve daha sonra DSÖ ile temasa geçtiler.

Sadece Batı gazetelerini, özellikle de Çin hükümetinin salgın hakkındaki bilgileri bastırdığını ve Çin uyarı sisteminin işe yaramadığını ileri süren ve geniş çapta yayılan bir raporu sunan New York Times’ı okursanız, bunları bilemezsiniz.

Araştırmamız sonucunda bu argümanların hiçbirinin doğru olmadığını bulduk. Çin hükümetinin bilgiyi sistematik olarak bastırdığına dair bir kanıt yoktur; yalnızca birkaç doktorun, bilgileri kamuya açıkladıkları ve yerleşik protokolleri kullanmadıkları için hastaneleri veya yerel polis karakolları tarafından kınandıklarına dair kanıtlar vardır. Çin’in doğrudan raporlama sisteminin hatalı olduğuna dair bir kanıt da yoktur; bunun yerine sadece sistemin, herhangi bir sistem gibi, bilinmeyen veya sınıflandırılmamış salgınlara kolayca uyum sağlayamadığına dair kanıtlar vardır.

Çin tıp sisteminin, diğer sistemler gibi, sağlık hizmetinin aciliyetleri gibi şeyleri bildirmek için titiz bir prosedürü vardır. Sağlık personeli hastane idaresine rapor verir ve daha sonra çeşitli düzeylerde HKM ve Sağlık Komisyonlarına rapor verilir; internet tabanlı doğrudan raporlama sistemini de kullanabilirler. Sağlık personelinin sorunu bildirmesi uzun sürmedi ve üst düzey bir araştırma ekibinin Wuhan’a ulaşması ise çok az zaman aldı. Araştırmamızın bulduğu şey bu.

Çin Hükümeti Bilgileri Baskıladı mı?

Hubei Eyaleti Geleneksel Çin ve Batı Tıbbı Entegre Hastanesi’nde Solunum ve Kritik Tıp Merkezi direktörü Dr. Zhang Jixian, 26 Aralık’ta yaşlı bir çift gördü. Hastalıkları onu canını sıktı. Doktor, çiftin sağlıklı görünen oğlunun akciğerinin BT taramasını yaptı; ancak sonuç “buzlu cam opasitesi gösterdi.” Sebeplerinden emin olmayan Dr. Zhang, durumu hastanenin başhekim yardımcısı Xia Wenguang’a ve hastanenin diğer bölümlerine bildirdi; hastane bunu derhal Jianghan İlçe Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne anlattı. Bunlar 24 saat içinde gerçekleşti.

28 ve 29 Aralık’ta Hubei Eyalet Hastanesi’ne daha fazla hasta geldi. Doktorlar hala bu hastaların zatürree semptomları sunduğundan ve önemli akciğer hasarlarına sahip olmalarından daha fazlasını bilmiyorlardı. Doktorlar için, virüsün yayılması için en yakın yerin Güney Çin Deniz Ürünleri Pazarı olduğu anlaşıldı. Vakaların artması üzerine 29 Aralık’ta hastanenin başhekim yardımcısı Xia Wenguang doğrudan eyalet ve il sağlık komisyonlarının hastalık kontrol bölümüne rapor verdi. O gün, belediye ve il sağlık komisyonlarının hastalık kontrol departmanı Wuhan HKM, Jinyintan Hastanesi ve Jianghan İlçe HKM’den epidemiyolojik bir araştırma için Hubei Eyalet Hastanesini ziyaret etmelerini istedi. 31 Aralık’ta Ulusal Sağlık Komisyonu’ndan uzman bir grup Pekin’den Wuhan’a geldi. Başka bir deyişle Pekinli yetkililer sorunun ilk belirtisinden beş gün sonra Wuhan’a vardılar.

Uzman grubun Pekin’den gelmesinden bir gün önce bir doktor — Dr. Ai Fen —tıp fakültesinden sınıf arkadaşlarına gizemli virüse dair duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. Dr.Ai Fen, tanımlanamayan zatürreenin test raporunu gördü. “SARS koronavirüs” kelimelerini kırmızı kalemle yuvarlak içine aldı, fotoğrafladı ve tıp fakültesinden bir sınıf arkadaşına verdi. Rapor, Dr. Li Wenliang (Komünist Parti üyesi) ve daha sonra polis tarafından kınanan yedi doktor da dâhil olmak üzere, Wuhan’daki doktorlar arasında yayıldı. 2 Ocak günü Wuhan Merkez Hastanesi Denetleme Biriminin Başkanı, Dr. Ai Fen’i hastanenin kanalları dışında bilgi yayınlamaması konusunda uyardı.

Bu doktorların aldıkları kınamalar, virüs hakkındaki bilgilerin bastırıldığına dair kanıt olarak sunulmaktadır. Bu mantıklı değil. Kınamalar Ocak ayının başında gerçekleşti. 31 Aralık’a kadar Pekin’den üst düzey bir ekip geldi ve o gün DSÖ’ye bilgi verildi; bu iki doktor kınanmadan önce Çin’in HKM’si ve DSÖ bilgilendirilmişti.

7 Şubat 2020’de Ulusal Denetim Komisyonu durumu araştırmaları için Wuhan’a bir soruşturma ekibi göndermeye karar verdi. 19 Mart 2020’de ekip, soruşturmanın sonuçlarını yayınladı ve bulgularını paylaşmak için bir basın toplantısı düzenledi. Soruşturma sonucunda Wuhan Kamu Güvenlik Bürosu, Dr. Li Wenliang’a verilen kınama mektubunu iptal etmek için bir genelge yayınladı. 2 Nisan’da Dr. Li Wenliang ve virüse karşı savaşta ölen 13 kişi, hükümet tarafından şehit olarak onurlandırıldı (Şehitlik, Komünist Parti ve Çin Halk Cumhuriyeti tarafından vatandaşlarına verilen en yüksek onurdur).

Yerel yetkililerin salgını Pekin’e bildirmekten korktuğuna dair bir kanıt yok. New York Times’ın söylediği gibi, konuya ışık tutmaya çalışan “muhbirlerin” olduğuna dair bir kanıt yok. Dr. Zhang bir muhbir değildi; kendisi, bilginin DSÖ’ye birkaç gün içinde aktarılmasını sağlayan yerleşik protokolü takip etti.

Çin’in Erken Uyarı Sistemi

Kasım 2002’nin ortalarında, Çin’in Guangdong Eyaleti’ndeki Foshan’da bir SARS salgını patlak verdi. Doktorlar neler olduğunu kolayca anlayamadılar. Sonunda, Şubat ayının ortalarında, Çin Sağlık Bakanlığı, DSÖ Pekin ofisine bir haftada “100’den fazla insanın ölümüne neden olan ‘tuhaf bulaşıcı bir hastalığı’ açıklayan” bir e-posta yazdı. Mesajda ayrıca, o anda, “insanların kendilerini koruyabileceğini düşündükleri herhangi bir ilacın eczanelerdeki stoklarını boşalttığı bir “panik” tutumunun” olduğu belirtiliyordu. Bu SARS salgınını kontrol altına almak sekiz ay sürmüştü.

Sonrasında Çin hükümeti, sağlık acil durumlarının kontrollerinin altından çıkmasından önce kontrolü sağlayabilmek için doğrudan bir raporlama sistemi kurdu. Sistem açıkça tanımlanmış bulaşıcı hastalıklar için çok iyi çalışmakta. Fudan Üniversitesi’nde Sağlık Ekonomisi profesörü olan Dr. Hu Shanlian, bu türden iki vakayı anlatıyor. Çocuk felcini yok etme uzman grubunun bir parçası olan Shanlian’ın ekibi, Çinghay’da iki çocuk felci vakası buldu. Yerel hükümet, vakaları merkezi hükümete bildirdi ve acilen aşılama yapılmaya başlandı ve ayrıca dışarıdan gelmiş olan çocuk felcini etkili bir şekilde kontrol etmek için çocuklara oral çocuk felci aşısı verildi. [Dr. Hu Shanlian] Ayrıca Pekin’de, İç Moğolistan Özerk Bölgesi’nden gelen iki veba vakası hakkında bilgi veriyor. “Bu tür hastalıklar” diye yazıyor “doğrudan raporlama sistemiyle hızlıca sönümlendirilebilir.”

Çocuk felci ve veba gibi iyi bilinen rahatsızlıklar kolayca erken uyarı sistemine girilebilir. Ancak virüsler doktorların kafasını karıştırırsa, sistem kolaylıkla çalışamaz. Bazı klinik kayıtlarını meslektaşlarına ileten Dr.Ai Fen, hepatit ve tüberküloz gibi olağan hastalıklarda doğrudan raporlama sisteminin çok etkili olduğunu söylüyor. “Ama bu sefer ne olduğu bilinmiyordu,” diyor. Şanghay’dan Dr. Zhang Wenhong, doğrudan raporlama sisteminin “dünyanın birçok ülkesinde bilinen patojenler [MERS, H1N1 gibi] veya hızlı yayılmayan ve insana geçmesi sınırlı olan patojenlerde [H7N9 gibi] çok daha güçlü olduğunu” söyledi. Yeni bir virüsle karşılaşılırsa, tıbbi personel ve doğrudan raporlama sistemi şaşkına döner.

Enfeksiyon hakkında netlik olmadığında ise ilerlemenin en etkili yolu, hastanedeki hastalık kontrol bölümünü bilgilendirmektir. Tam olarak Dr. Zhang Jixian’ın yaptığı da buydu ve onun amiri olan hastanenin başhekimi yerel HKM ile temasa geçti ve onlar da Çin’in ulusal HKM’si ve Çin Ulusal Sağlık Komisyonu ile temasa geçti. Dr. Zhang’ın uyarısından sonraki beş gün içinde DSÖ, Wuhan’daki gizemli virüs hakkında bilgilendirildi.

21 Ocak’tan bu yana DSÖ günlük durum raporu yayınlamaktadır. İlk rapor 31 Aralık ile 20 Ocak arasındaki olayların altını çizmekteydi. Bu raporun ilk önemli vurgusunda, 31 Aralık’ta DSÖ Çin Ofisi’nin “Çin’in Hubei Eyaleti Wuhan Şehrinde etiyolojisi bilinmeyen (nedeni bilinmeyen) zatürree vakalarının” olduğuna dair bilgilendirildiği söylenmektedir. Çinli yetkililer 7 Ocak’ta yeni tür koronavirüsü izole ettiler ve daha sonra 12 Ocak’ta teşhisi sağlayacak kitlerinin geliştirilmesinde kullanılmak üzere yeni koronavirüsün genetik dizisini paylaştılar. Virüsün bulaşma şekli hakkında kesin bilgi ise daha sonra da gelmeyecekti.

Doğrudan raporlama sistemi, yeni koronavirüs hakkındaki bilgilerle 24 Ocak 2020’de güncellendi. Şimdi bu, deneyimlerden bu öğrenilmişti.

Gerçekler ve İdeoloji

Florida Senatörü Marco Rubio, DSÖ’nü “Çin Komünist Partisine hizmet etmekle” suçladı. Rubio, ABD’nin, “DSÖ’nün, küresel bir salgının ilan edilmesine kabul edilemeyecek kadar yavaş karar vermesine ve Çin’in DSÖ’nün dürüstlüğüne leke sürmesine ilişkin soruşturmalar” açacağını yazdı. DSÖ için ABD fonları şu an askıda. Karakteristik olarak Rubio ise hiçbir gerçeği sunmadı.

DSÖ küresel salgını ilan etmede yavaş mı davrandı? Bilinen ilk H1N1 vakası 15 Nisan 2009’da Kaliforniya’da tespit edildi; DSÖ iki ay sonra yani 11 Haziran’da küresel salgını ilan etti. SARS-CoV-2 vakasında, bilinen ilk vakalar Ocak 2020’de tespit edildi; DSÖ 11 Mart’ta yani bir buçuk ay sonra küresel salgını ilan etti. Bu arada DSÖ, Wuhan’a (20-21 Ocak) ve Pekin, Guangdong, Siçuan ve Wuhan’a (16-24 Şubat) soruşturma ekipleri gönderdi; deklarasyondan önceki soruşturmaları oldukça kapsamlıydı. DSÖ deklarasyonu için zaman çerçevesi benzerdi, hatta 2020’de 2009’dakinden daha da hızlı olmuştur.

Ya New York Times ya da Marco Rubio’nun, Çin hükümetini ve Çin toplumunu küresel salgın nedeniyle suçlamak ve başarısızlıklarının sadece DSÖ’yü tehlikeye atmakla kalmayıp salgına neden olduğu sonucuna varmak için aciliyetleri var. Gerçekler önemsiz hale gelmekte. Bu yazıda gösterdiğimiz şey, ne gerçeklerin kasıtlı olarak bastırıldığı ne de yerel yetkililerin Pekin’e rapor vermede korkularının olduğudur; ne de sistemin gerçekten çöktüğüdür. Koronavirüs salgını gizemli ve karmaşıktı ve Çinli doktorlar ile yetkililer alelacele neler olduğunu öğrendiler ve sonra – mevcut gerçeklere dayanarak – rasyonel kararlar aldılar.

(Bu yazı El Yazmaları için People Dispatch sitesinden Türkçeye Caner Malatya tarafından çevrildi. Orijinali için: https://peoplesdispatch.org/2020/04/07/how-china-learned-about-sars-cov-2-in-the-weeks-before-the-global-pandemic/)

6 Nisan 2020 Pazartesi

(Çeviri) KoronaŞok’un Ortasında Çin’e Karşı Büyüyen Yabancı Düşmanlığı – Vijay Prashad, Du Xiaojun, Weiyan Zhu

25 Mart’ta G7 ülkelerinin dışişleri bakanları bir açıklamayı yayınlamada başarısız oldular. Şu anda G7’nin başkanı olan Amerika Birleşik Devletleri, diğer birkaç üye tarafından kabul edilemez olarak görülen açıklamanın hazırlanmasından sorumluydu.

Amerika Birleşik Devletleri taslakta, “Wuhan Virüsü” ifadesini kullandı ve küresel pandemiden Çin hükümetinin sorumlu olduğunu ileri sürdü. Daha önce, ABD Başkanı Donald Trump “Çin Virüsü” ifadesini kullanmıştı (kullanmayı bırakacağını söylemişti) ve ekibinden bir üyenin Trump’ın “Kung Flu” karalamasını kullandığını duyduğunu bildirdi. Fox News’te haber sunan Jesse Watters ırkçı görüşünü filtrelemeden açıkladı: “[Virüs] neden Çin’de başladı? Çünkü çiğ yarasa ve yılan yenilen pazarlara sahipler.” ABD’deki Asyalılara yönelik şiddet içeren saldırılar, Trump yönetiminin yönlendirdiği damgalamanın bir sonucu olarak arttı.

Virüs Avrupa veya Kuzey Amerika’ya ulaşmadan çok önce, 14 Şubat’ta yapılan bir konuşmada, Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, oldukça doğru bir şekilde, “damgalama değil dayanışma” çağrısında bulundu. Ghebreyesus, Çin’i virüs nedeniyle suçlamanın, aslında virüsü Çin’e en iğrenç şekilde saldırmak için bir silah olarak kullanmanın oldukça cazip olacağını biliyordu.

Sloganı – damgalama değil dayanışma – küresel pandemiye verilecek enternasyonalist ve hümanist bir cevabı, virüse verilen dar, bağnaz ve bilimsel olmayan bir cevaptan keskin bir şekilde ayırmayı amaçlamıştı.

Kökenler

Virüsün resmi adı SARS-CoV-2 ve birçok virüsün geliştiği gibi gelişti: Hayvanlar ve insanlar arasında bulaşma yoluyla. Bu virüsün nerede geliştiği konusunda henüz bir fikir birliği yoktur; bir iddia Çin’in Hubei eyaletindeki Wuhan kentinde vahşi hayvanların satıldığı Hunan Toptan Deniz Ürünleri Pazarı’nın batı ucunda geliştiğine dairdir. Önemli bir neden ise tarımın, insanların SARS-CoV-2 gibi yeni patojenlerle daha yüksek etkileşim şansına sahip olduğu ormanlara ve iç bölgelere yayılmış olmasıdır.

Fakat şüphesiz insanlar için en tehlikeli olan virüs, böyle bir virüs değil. Son zamanlarda, H1N1, H5Nx, H5N2 ve H5N6 gibi bir dizi panzootik kuş gribini gördük. H5N2’nin ABD’de ortaya çıktığı bilinmesine rağmen, “Amerikan virüsü” olarak bilinmemektedir ve kimse bunun için ABD’yi damgalama girişiminde bulunmamıştır. Bilimsel isim, bu ya da o ulusun sorumlu olmadığı bu virüsleri tanımlamak için kullanılırdı; bu virüslerin gelişi, ormanlara giren insanlar ve insan uygarlığı (tarım ve şehirler) ile vahşi doğa arasındaki denge hakkında daha temel bir soruyu ortaya çıkarmaktadır.

Bir virüsün adlandırılması tartışmalı bir konudur. 1832’de kolera Britanya Hindistanı’ndan Avrupa’ya doğru ilerledi. Adı “Asya Kolerası” idi. Fransızlar demokrat olduklarından otoriterlik hastalığına boyun eğmeyeceklerini düşündüler; fakat Fransa, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki hijyen durumuyla ilgili olduğu kadar bakterilerle de ilgili olan kolera tarafından tahrip edildi (Kolera 1848’de Amerika Birleşik Devletleri’ne çarptığında, Kamusal Yıkanma Hareketi doğdu).

Sadece İspanya “İspanyol Gribi’ne” adını vermişti çünkü bu isim I. Dünya Savaşı’nda savaşan ülkelerin çoğunda gazetecilik sansürlendiği için ortaya çıktı. İspanya’daki medya, savaşta olmasa da grip hakkında geniş bir bildirimde bulundu ve böylece pandemi ülkenin adını aldı.

Aslında kanıtlar İspanyol Gribi’nin ABD’de, tavukların virüsü askerlere bulaştırdığı Kansas’taki bir askeri üste başladığını göstermekteydi. Daha sonra virüs, pandeminin kayıplarının yüzde 60’ının gerçekleştiği Britanya Hindistanı’na gidecekti. Bu virüs asla “Amerikan Gribi” olarak adlandırılmadı ve hiçbir Hindistan hükümeti, hayvandan insana bulaşmasının orada gerçekleşmesi nedeniyle ABD’den tedavi masrafı almaya çalışmadı.

Çin ve Koronavirüs

Lancet Tıp Dergisi’nde yayınlanan önemli bir makalede, Profesör Chaolin Huang, “[SARS-CoV-2]’nin tanımlanan ilk hastanın semptom başlangıç tarihi 1 Aralık 2019’dur” diye yazmıştı. Başlangıçta virüsün doğası ve insandan insana bulaşıp bulaşmayacağı konusunda yaygın bir karışıklık vardı. Virüsün bilinen virüslerden biri olduğu ve esas olarak hayvanlardan insanlara bulaştığı varsayılmıştı.

Hubei Eyaleti Entegre Çin ve Batı Tıbbı Hastanesi Solunum ve Kritik Bakım Tıbbı Bölümü Müdürü Dr. Zhang Jixian, yeni koronavirüs zatürre salgını hakkında alarm veren ilk doktorlardan biriydi. 26 Aralık’ta Dr.Zhang, gribi karakterize eden semptomlar olan yüksek ateşi ve öksürüğü olan yaşlı bir çift gördü. Yapılan ileri tetkik, influenza A ve B, mikoplazma, klamidya, adenovirüs ve SARS şüphesini ortadan kaldırıyordu. Çiftin bir oğluna yapılan BT taraması, bir şeyin akciğerlerinin iç kısmını kısmen doldurduğunu gösterdi. Aynı gün başka bir hasta – deniz ürünleri pazarından bir satıcı – aynı semptomları gösterdi. Dr. Zhang, dört hastayı Wuhan’ın Jianghan İlçesi’nin Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne bildirdi. Sonraki iki gün boyunca Dr. Zhang ve meslektaşları, deniz ürünleri pazarını ziyaret eden ve aynı semptomları olan üç hasta daha gördüler. 29 Aralık’ta Hubei Eyaleti Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, hastanedeki yedi hastayı araştırmak için uzmanlar gönderdi. 6 Şubat’ta Hubei Eyaleti, Dr. Zhang ve ekibi tarafından virüsü belirleme ve ortaya çıkarma mücadelesinde yapılan değerli çalışmaları fark etti. Onun işini baskılama girişimi olmadı.

İki diğer doktor – Dr. Li Wenliang (Wuhan Merkez Hastanesi’nden bir göz doktoru) ve Ai Fen (Wuhan Merkez Hastanesi’nin acil tedavi bölümünün şefi) – yeni virüse açıklık getirmek için kafa karışıklığından kurtulmaya çalışırken önemli bir rol oynadılar. İlk günlerde her şey bulanık göründüğünden, yetkililer tarafından sahte haberler yaydıkları gerekçesiyle kınandılar. Dr. Li 7 Şubat’ta koronavirüsten öldü. Başlıca tıp ve hükümet kurumları – Ulusal Sağlık Komisyonu, Hubei Eyaleti Sağlık Komisyonu, Çin Tıp Doktoru Birliği ve Wuhan yönetimi – ailesine halk adına başsağlığı diledi. 19 Mart’ta Wuhan Kamu Güvenlik Bürosu, Dr. Li’yi uygunsuz bir şekilde kınadığını itiraf etti ve memurlarını suçladı. Dr.Ai Fen’e ayrıca yalan haber yaymayı bırakması söylenmişti, ancak Şubat ayında bir özür aldı ve daha sonra Wuhan Yayın ve Televizyon İstasyonu tarafından tebrik edildi.

Eyalet yetkilileri yeni virüsü 29 Aralık’dan beri biliyorlardı. Ertesi gün Çin’in Hastalık Kontrol Merkezi’ni bilgilendirdiler ve ertesi gün 31 Aralık’ta, Wuhan’da rapor edilen ilk gizemli enfeksiyondan bir ay sonra, Çin Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) bilgilendirdi. Virüs 3 Ocak’ta tanımlandı; bir hafta sonra Çin, yeni koronavirüsün genetik dizisini DSÖ ile paylaştı. Dünya çapında acil bilimsel çalışmaların gerçekleşerek aşının bulunması için Çin DNA’yı paylaştı; şimdi ise 4’ü daha önceden test edilen olmak üzere 43 aşı adayı var.

Çin Ulusal Sağlık Komisyonu Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, Çin Tıp Bilimleri Akademisi ve Çin Bilimler Akademisi’nden bir uzman ekibi topladı; bu ekip virüs örnekleri üzerinde bir dizi deney yaptı. 8 Ocak’ta yeni koronavirüsün gerçekten salgının kaynağı olduğunu doğruladılar. Virüsten ilk ölüm 11 Ocak’ta rapor edildi. 14 Ocak günü, Wuhan Belediye Sağlık Komisyonu hala insandan insana bulaştığına dair kanıt olmadığını, ancak insandan insana bulaşmanın sınırlı olduğunu kesinlikle söylenemeyeceğini belirtti.

Bir hafta sonra, 20 Ocak günü, Dr. Zhong Nanshan yeni koronavirüsün insandan insana yayılabileceğini söyledi (Çin Komünist Partisi üyesi Dr. Zhong, ünlü bir solunum uzmanı ve Çin’de SARS’a karşı mücadelede öncü bir kişiydi). Bazı sağlık çalışanlarına virüs bulaştı. O gün Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Keqiang, hükümetin her düzeyine virüsün yayılması konusuna dikkat etmelerini söyledi; Ulusal Sağlık Komisyonu ve diğer resmi organlara acil müdahale önlemleri almaya başlamaları söylendi. Wuhan, bu virüsün insandan insana bulaşmasından üç gün sonra, 23 Ocak’ta tamamen tecrit edildi. Ertesi gün Hubei eyaleti Seviye-1 alarmını etkinleştirdi. 25 Ocak’ta Başbakan Li, bir koordinasyon grubu kurdu. İki gün sonra Wuhan’ı ziyaret etti.

Çin’in, bilinmeyen bir virüsle karşılaşıldığı durumda, yapılabileceklerden farklı bir şey yapıp yapamayacağı belirsizdir. 16-24 Şubat tarihleri arasında Çin’i ziyaret eden bir DSÖ ekibi, raporunda hükümeti ve Çin halkını virüsün yayılmasını engellemek için ellerinden geleni yaptığı için övdü; Wuhan’a binlerce doktor ve sağlık personeli geldi, virüs bulaşmış olanlar için iki yeni hastane inşa edildi ve çeşitli sivil toplum kuruluşları tecrit altında olan ailelere yardım etmek için harekete geçti. Çinli yetkililerin enfeksiyonların yükselişini – büyük bir yeni araştırma gösterisi olarak – durdurmak için yaptıkları şey, enfekte olanları hastanelere yerleştirmek ve onlarla temasta bulunanları da karantinaya almaktı. Hedeflenen bu politika, enfeksiyon zincirinde bulunanları tespit edebildi ve böylece enfeksiyon zincirini kırdı.

Dünya ve Çin

Hindistan’ın Kerala Eyaleti Sağlık Bakanı K. K. Shailaja, Wuhan’daki vakaların yükselişini izledi ve Hindistan’ın 35 milyonluk bu eyaletinde acil durum önlemlerine başladı. Beklemedi. Çin’in yaptığı şey, Shailaja’ya ve ekibine neler yapmaları gerektiğini öğretti. Böylece onlar virüsü Hindistan’ın bu bölgesinde tutabildiler.

Amerika Birleşik Devletleri sorunun ciddiyeti hakkında erkenden bilgilendirildi. Yılbaşında Çin Hastalık Kontrol Merkezi (HKM) yetkilileri, tatilde olan ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri başkanı Dr. Robert Redfield’ı aradı. New York Times, “Duydukları onu sarstı” diye yazdı. Çin HKM başkanı Dr. George F. Gao, günler sonra Redfield ile konuştu ve konuşma sırasında Dr. Gao “gözyaşlarına boğuldu”. Bu uyarı ciddiye alınmadı. Bir ay sonra, 30 Ocak’ta, ABD Başkanı Donald Trump çok daha laubali bir pozisyon aldı. “Sizi temin ederim ki.” dedi koronavirüs hakkında, “Bunun bizim için iyi bir sonla sonuçlanacağını düşünüyoruz.” 13 Mart’a kadar ulusal bir acil durum ilan etmedi ve bu sırada virüs Amerika Birleşik Devletleri’nde yayılmaya başladı.

Dünyanın dört bir yanındaki diğerleri de laubaliydi. Fransa’nın “Asya kolerası”ndan etkilenmeyeceğini düşünen 1832’deki Fransız politikacılar gibiydiler. 1832’de Asya kolerası diye bir şey yoktu, ama sadece hijyenik sistemi zayıf olan insanlara zarar verecek kolera vardı. Aynı şekilde Çin virüsü diye bir şey yoktur; sadece SARS-CoV-2 vardır. Çin halkı bize sadece bazı denemeler ve kendi paylarına düşen hatalardan sonra bu virüse karşı koymanın yolunu gösterdi. Şimdi bu dersi öğrenme zamanı. DSÖ’nün dediği gibi, “test, test, test” ve ardından tecritler, izolasyonlar ve karantina dikkatlice ayarlanmalı. Virüsle mücadelede uzmanlığını geliştiren Çinli doktorlar şimdi İran, İtalya ve başka yerlere, enternasyonalizm ruhunu ve işbirliğini getiriyor.

4 Mart’ta Çin’e giden DSÖ ekibine başkanlık eden Dr. Bruce Aylward ile New York Times bir röportaj gerçekleştirdi. Çinlilerin virüse gösterdiği tepki sorulduğunda, şöyle dedi: “Onlar savaşta olduğu gibi harekete geçtiler ve virüsün korkusu onları yönlendirdi. Kendilerini gerçekten Çin’in geri kalanını korumanın ön saflarında gördüler. Ve dünyanın… ”

Vijay Prashad Hintli bir tarihçi, editör ve gazetecidir. LeftWord Books’ın baş editörü ve Tricontinental: Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün müdürüdür.

Du Xiaojun, çevirmen olarak çalışıyor ve Şanghay’da yaşıyor. Çalışma alanları uluslararası ilişkiler, kültürlerarası iletişim ve uygulamalı dilbilim üzerinedir.

Weiyan Zhu, Pekin’de yaşayan bir avukattır. Sosyal ve politik konularla ilgilenmektedir.

(Bu yazı counterpunch.org sitesinden Türkçeye El Yazmaları için Caner Malatya tarafından çevrilmiştir. Yazının orijinali için https://www.counterpunch.org/2020/03/31/growing-xenophobia-against-china-in-the-midst-of-coronashock/)

6 Mart 2020 Cuma

Kıvılcımlı, İslam ve Marksizm-3

(El Yazmaları, 7 Mart 2020)

3.Hikmet Kıvılcımlı’nın İslam’ı Ele Alışı

a.Ticaret Yolları ve Sınıflar

Kıvılcımlı İslam’ı ele alırken, Hz. İbrahim’in Allah inancının etkisi altında gelişen Hz. Muhammed’in ve Kur’an’ın bilinçaltında işleyen asıl tarihin madde ve ruhunu bilinçlere çıkarmaya çalıştığını ifade etmektedir. İslam’ın ilk filizlenme yıllarında tarihin gidiş kanunlarını sezerek akılla yorumlayan Hz. Muhammed, aklıyla birlikte tarihin gidiş kanunlarını da bilinçaltına bastırmış oluyordu. Bilinçaltında yatan şey böylece dinin asıl maddeleri ve ruhu oluyordu. Hz. Muhammed’in geleneksel tek-tanrı fikrini ve Kur’an’ı anlamak; söylenenlerin ve yazılanların gerçekler ile arasındaki bağı kurmakla yani tarihin gidiş kanunlarını yaşanan çağa uygulayarak sağlanabilir. [1]

İslamiyet, Yukarı Barbarlık konağına erişmiş olan Arap kentlerinin medeniyete geçişidir. Başka bir deyişle İslamiyet Arap toplumunun, tarihsel olarak kaçınılmazlığın sonucunda evren ticaretinin Hicaz’a yönelmesi üzerine gelişen ticaret mekanizmasına kapılarak, Yukarı Barbarlık Konağı’ndan sınıflı toplum olan medeniyete geçişidir. Bu geçişe öncülüğü ise bütün kuralları ve kurumları ile Mekke ve Medine kentleri yapmış idi.  [2]

Hz. İbrahim’in Kâbe’yi kurduğu Mekke kenti, antika tefeci-bezirgân medeniyetin ileri karakolu olarak doğmuştu. Kuzey ve Orta Ticaret Yollarının birbiriyle savaşan Fars ve Bizans imparatorlukları tarafından bölüşülmesi nedeniyle işlek olmaması, Güney Ticaret Yolu’nun işlekliğini arttırarak bu yolda ticaret yapan Arap bezirgânlarının birikim yapmalarına neden olmuştur. Bu da Arap bezirgânlarının merkezi olan Kâbe’ye sahip Mekke ile birlikte Medine’nin gelişmesinin sağlayarak bu iki kenti Yukarı Barbarlık Konağı’ndaki kentler haline getirmiştir. [3]

Böylece tarihsel gidiş kanunları Arap toplumunu Güney Ticaret Yolu’nu kullanmakla görevlendirerek tarihsel devrime sürüklemiştir. Ayrıca Arap toplumunun Güney Ticaret Yolu’nu kullanarak birikim yapabilmesi, Orta ile Kuzey Ticaret Yollarına saldırarak genişlemelerine olanak sağlamaktaydı. Önlerindeki tek engel ise Mekke’nin Kureyşli toprak sahipleri ve tefeci-bezirgânları idi. Diğer yandan Arap toplumunun içine yerleşen Yahudi tefeci-bezirgânlar da, Yahudi Evs ve Hazreç kabileleri aracılığıyla Medine’deki Arap köylülerinin tarlalarına tefeci-bezirgân ipoteği koydurtmuş ve ribâyı yani faizi getirerek bu köylüleri topraksız bırakmıştır. Bunun için komün geleneklerini, Kureyşli toprak sahipleri ve tefeci-bezirgânları ile Yahudi tefeci-bezirgânlara karşı üstün kılmak gerekiyordu.

Böylece Arap toplumu hem yeni bir medeniyet kurarak medeniyet aşamasına geçilebilecekti hem de yeni kurulacak orijinal medeniyet tefeci-bezirgânlığa nazaran sınıflaşmanın az olmasından kaynaklı toplumun bir arada olmasını sağlayabilen komün gelenekleri sayesinde daha uzun ömürlü ve üretken olabilecekti. Bu yüzden Hz. Muhammed Bedevileri, toprağı bulunmayan Mekke “pleblerini” ve küçük topraklarına tefeci-bezirgân Yahudilerin el koyduğu Medine kentlilerini örgütleyip Mekke “patricileri” olan toprak sahibi Kureyşlilere, tefeci-bezirgân Ebu Sufyan’a ve Medine’nin tefeci-bezirgânları olan Yahudilere karşı harekete geçirmiştir. Diğer yandan Hicaz Arapları Güney Ticaret Yolu üzerinden medeniyetleri izlemiş ve olanları bilinçaltlarına kaydetmiştir. Böylece Kuzey ve Orta Ticaret Yolu’nun tıkanmasından dolayı Güney Ticaret Yolu önem kazanınca evrenselleşebileceklerini sezmişlerdir. Kolektif aksiyon gücüne ve komün özlere sahip Arap toplumu, zengin Kureyş Uluları yerine kendileri gibi daha komüncül kalan, yoksul köylüleri, fakir fukaraları ve göçebe Bedevileri örgütleyecek bir peygambere ihtiyaç duymaktaydılar ve Hz. Muhammed da buna en uygun kişiydi. [4]

Kıvılcımlı İslam’ın doğduğu ve geliştiği koşulları ortaya koyarken daha önce belirttiğimiz gibi Wallerstein’in dış belirlenimciliğine yakın olduğunu görmekteyiz. Fakat özellikle Mekke ve Medine’deki sınıfsal konumlanışlara ve sınıflar arasındaki mücadeleye işaret etmesi onun tamamen dış belirlenimci olarak nitelendirilemeyeceğini göstermektedir. Hatta Hz. Muhammed’in toplumun “içindeki” sınıfsal tepkileri örgütlemeye yöneldiğini işaret etmesi de Kıvılcımlı’nın iç belirlenimciliğe ağırlık verdiğine işaret etmektedir.

b.Allah yahut Tarihsel Determinizm

Hz. Muhammed bir deve çobanının barbar çocuğu olsa da medeniyetlerin ve ticaretin evrenselleşme eşiğinde olduğu çağda yaşamıştır. Ayrıca Hz. Muhammed tanrı kültürleri açısından çok zengin olan Orta Ticaret Yolu üzerinde çalıştığı için Hz. İbrahim’den Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya, Çinli Konfüçyüs’e, Buda’ya, İranlı Zerdüşt’e, Mısırlı Hermes’e kadar çeşitli dinlerin bilgisine erişmiş ve dervişler, papazlar, hahamlarla da görüşmüştür. Hz. Muhammed, gelişen yeni Güney Ticaret Yolu üzerinde barbar geleneklere sahip Arap toplumunun kuracağı yeni orijinal medeniyetine ve bu orijinal medeniyetin temellerini atacağı bezirgânlığın evrensel aşamasına uygun bir yapıda bir din kurmak için kendisi gibi bir barbar olan ve barbarlığın komüncül gelenekleri temelinde oluşan Hz. İbrahim’in tek-tanrıcılığını alır. [5]

Kıvılcımlı’ya göre Hz. Muhammed, Hz. İbrahim geleneğiyle büyümüş ve o geleneğin aklıyla somut toplumsal gerçekliği yorumlayıp, Hz. İbrahim’den aldığı geleneksel nakli bilimin çerçevesinde akılcıl bir senteze varmıştır. Hz. Muhammed toplumsal gerçekliğin kanunlarını inceleyerek anlamlandırmaya çalışmış, bu anlamlandırma çalışmasını da tarihsel eylemliliğiyle bağlantılandırarak akılcıl senteze varmıştır. Diğer yandan Hz. Muhammed Hz. İbrahim tek-tanrıcılığı düşüncesini kendi Hicaz orijinalliği içinde kavrayıp uygulamıştır. Bu orijinalliğin altında yatan maddi temel ise açılmayı ve geliştirilmeyi bekleyen Güney Ticaret Yolu üzerinde gelişecek olan Hicaz Arap toplumunun sınıflı topluma geçişini sağlayacak tarihsel devrim göreviydi.

Hz. Muhammed, tarihsel devrimin görevlerinde ve olaylarında yaptığı eylemlilikle birlikte yaşadığı çağın olaylarını yorumlayarak ulaştığı bu akılcıl sentezleri ayetleştirerek tek-tanrı geleneğini geliştirmiş ve İslam’ın oluşmasını sağlamıştır. Bilgi, akıl, bilim geliştikçe Allah yani tek-tanrı bilinçaltına bastırılarak geriler. Hz. Muhammed de kendi zamanında gelişen bu bilgi, akıl ve bilim sayesinde eski Hz. İbrahim geleneğini geliştirebilmiştir.

Ama akıl ve bilim gelişmekle birlikte henüz bu dini geleneğin üzerine çıkabilecek aşamada olmadığından Hz. Muhammed akılcıl sentezlerini tekrardan dini geleneğe bağlamak zorunda kalmıştır. Böylece Hz. Muhammed tarihin gidiş kanunlarını gösteren tarihsel ve sosyal olayları görüp öğrenerek akılla yorumluyor ve aklıyla birlikte tarihin kanunlarını da bilinçaltına bastırmış oluyordu.

Dinin bilinçaltında yatan şey de böylece tarihin gidiş kanunları oluyordu ve bunlar da dinin asıl maddelerini ve ruhunu oluşturuyordu. Fakat diğer yandan din geleneği de akılla yorumlandığından dolayı tarihin gidiş kanunlarına yani tarihsel determinizme yaklaştırıyordu. Bundan dolayı Hz. Muhammed’in Allah olarak tanımladığı aslında tarihsel determinizm yani tarihin gidiş kanunları idi.[6]

Hz. Muhammed gerçekleşen olayları bir taraftan “Allah’tan başka tapınılacak yoktur” ve “Her şeye kadir Allah’ım” diyerek Allah’a bağlarken diğer taraftan tarihsel determinizmi anlamaya ve tanımlamaya çalışmıştır. Bu doğrultuda tarihi ve sosyal olayların sonuçlarını Allah’ın verdiği cömertlik, bolluk, yarar, zarar, ceza, ödül vb. gibi şeylerle tanımlamıştır. Bu da Hz. Muhammed’in tarihsel determinizmin her yerde ve her koşulda işleyerek belirli bir sonuçları olduğunu kavramasına ve “Allah her zaman, her yerde hazır ve nazırdır” biçiminde ifade etmesine neden olmuştur. [7]

Hz. Muhammed’in çok farklı somut olaylardan ders çıkarıp soyutlama yapıp Allah tanımlamasını, Allah’ın tanımlanmasını da çeşitlendirmiştir. Bu da Allah’ın 99 isminin oluşmasına neden olmuştur. Kıvılcımlı da Allah’ın 99 isminin tarihsel determinizme atıf olduğunu belirtir.

El-Kuddüs yani “O noksansızdır” diyerek tarihsel determinizmin akışının kusursuzluğu, El-Mümin yani “Güven verendir” diyerek tarihsel determinizmin kanunları bilindiğinde güvende olunacağı, El-Aziz yani “Mutlak galip” diyerek tarihsel determinizmin her şeyi belirleyen olduğu, El-Müsavvir yani “Şekil veren” diyerek tarihsel determinizmin yarattıklarına biçim verdiği,  El-Kahhar yani “Kahreden” diyerek tarihsel determinizmin kurallarına uymayanın yok edildiği, El-Hakem yani “Hükmeden” diyerek tarihsel determinizmin dünyaya hükmettiği ifade edilmektedir. [8]

Kıvılcımlı Allah’ı tarihsel determinizm ile açıklarken, meleklerin de bu bağlamda tarihsel determinizmin gerçekleşmesini sağlayan birer unsur olduklarını ileri sürmektedir.

Kıvılcımlı’ya göre melekler, coğrafya, insan, tarih ve teknik üretici güçlerini temsil etmekteydiler. Bu üretici güçler komün içinde Allah’ın yani tarihsel determinizmin kontrolünde dengedeydi. Fakat ateş ile birlikte teknik üretici gücü diğerlerine nazaran daha da öne çıktı. Tekniğin öne çıkması toplumu ve kendisini yok etmeye varabilirdi.  Çünkü teknik doğa ve insana derin köklerle bağlıydı. Bu yüzden teknik üretici güç yani ateş dengelenmeye çalışılmıştır. Fakat ateş büyük bir teknik üretici güçtü ve sınıflı toplumun yani medeniyetin açılmasında ve gelişmesinde temel bir rol oynamıştır. Böylece sınıfsız, ilkel komünal toplumlarda totem geleneğiyle kutsallaştırılan ateş şeytanlaştırılmıştır. Bunun bir diğer nedeni de medeniyetin demiri ateşte dövüp silah haline getirerek bu silahlarla barbarlara saldırmasıdır.

Tarihsel devrimlerin ilk yıllarındaysa ateş tefeci-bezirgânlıkla birlikte kişi mülkiyetini yayılmasında temel bir rol oynamış ve şeytan tefeci-bezirgân sınıfla özdeşleştirilmiştir. Çünkü komünü parçalayan tefeci-bezirgânların çıkarları olmuştur. Şeytan da tefeci-bezirgânlığı ve insanın doğayı ve toplumu sömürme öğretisini yerleştirendir. Bu yüzden ateş, şeytan simgesinin Kur’an’daki algılanışının somut maddi temeli olmuştur. [9]

Kıvılcımlı, Hz. Muhammed’in Allah tanımlamasını tarihsel determinizmle ve melekleri de üretici güçler ile eşleştirerek İslam’ın ilahi güçlerini üretim dolayımı ve tarihsel gelişim üzerinden tanımlanmasının bir diğer farklılığını oluşturmaktadır. Kıvılcımlı, ilahi güçleri sadece tanımlanamayan maddi güçlerin bir yansıması olarak nitelemenin ötesine geçerek maddi üretim süreci ve onun dolayımıyla gelişen tarihsel süreçlerle açıklayarak maddeci bir yaklaşım ortaya koymuştur.

c.Kur’an

Hz. Muhammed, Allah’ın resulü yani çağının tarihsel determinizminin gerçek bir yansıması olmuştur. Çünkü tarihin gidiş kanunlarını arayıp, bulmak ve tarihsel görevini yapabilmek için ekonomik ve politik bilgiyi edinme, asker, lider, hekim, psikolog, tarihçi, şair olma gibi bütün özellikleri bilgece kendisinde sentezleştirmiştir.

Böylece Hz. Muhammed tarihsel devrimci olma gerekliliklerini yerine getirmiştir. Ve Hz. Muhammed Şu’arâ Suresi’nin 227. ayetinde tarihsel devrimi şöyle müjdelemiştir: “Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayacaklarını ve devrileceklerini bileceklerdir.” Dolayısıyla Hz. Muhammed bir İslam cephesi ortaya koymuştur ve bu tarihsel devrimci bir cephedir. Ve Hz. Muhammed bu tarihsel görevini yerine getirme sürecinde edindiği bilgileri, deneyimleri ve stratejilerini Kur’an’da yazılı hale getirmiştir. [10]

Kur’an, Tevrat, Zebur ve İncil’in bir devamıydı. Semitler Yakındoğu’nun iki büyük Irak-Mısır medeniyetleri arasında mekik dokuyup tek tanrılı dinin taşıyıcılığını yaparken, Semit gelenek ve göreneklerini de Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’da sembolleştirmişlerdir. Bu sembollerden birisi de “Kurban Bayramı”dır.

“Kurban Bayramı” bize, İbrahim zamanı Sam oğullarının önemli bir kısmının çocuk kurban edecek kadar Aşağı Barbarlık Konağı’nda olduğunu anlatmaktadır. Hz. İbrahim, köle karısı Hâcer’den olan oğlu İsmail’i kurban edeceği anda gökten bir koyun indirildiğini “görerek” bu inanışından vazgeçer. İsmail yerine koyunu keser ve İslâmiyet’in “Kurban Bayramı” böyle gerçekleşir. Kurban Bayramı, Hicaz-Mekke Araplarının Aşağı Barbarlık Konağı’ndan sürü üretimli Orta Barbarlık Konağı’na geçmeye başladığını anlatan hikâyedir. [11]

Kur’an kendinden önceki sembolleri barındırmakla birlikte, kendi dönemindeki bilgi birikimlerinin çokluğu ve tarihsel görevinin farklılığından kaynaklı Allah’ı yani tarihsel determinizmi yorumlayışı diğerlerinden farklıydı.

Hz. Muhammed komüncül geleneklerden geldiğinden Kur’an’ın buyrukları da bu komüncül gelenekler ile medeniyete geçişin sentezlerinin dile getirilişidir. Çünkü tarihin gidişi komünün medeniyete doğru çözülüşü yönündeydi.

Kur’an da Hicaz kentlerinin orijinal medeniyete geçmesini sağlayan tarihsel devriminin teorisi ve pratiğidir. Bu açıdan Kur’an Kureyşlilerle Müslümanlar arasındaki sınıf savaşının da bir ifadesidir. Sonuç olarak Kur’an, sınıf çatışmasının ürünü ve ilkel sosyalizmin sonu ile medeniyetin başlamasının ifadesi olmuştur.

Kıvılcımlı’ya göre de tarihsel determinizmin yasaları ile Kur’an’da olmuş ve olacaklara dair ayetler birbirleriyle paraleldirler. Ve bu yüzden Kur’an’ı yorumlamak, antika tarihin gidiş kanunlarını anlamak için oldukça önemlidir.[12]

Hz. Muhammed’in ilk Mekke devri, daha çok Allah’ı yani tarihsel determinizmi öğrenip sezdiği ve yorumunu önce yakın çevresine sonra diğer insanlara söylevler ve soyut idealler biçiminde anlatmasıyla geçmiştir. Medine devri ise sınıflar savaşı ve tarihsel devrim ile geçmiştir. Bu nedenle Mekke ayetleri daha teorik, felsefi ve soyut iken, Medine ayetleri daha somut ve pratik devrime yöneliktir. [13]

Bedir savaşına kadar olan ayetlerde Hz. Muhammed, Mekke’deki sınıfsal çelişkileri işler ve bunun dini sembollerini bulmaya çabalar. Fakat bu çabalama özellikle Medine döneminde halkın pratik ihtiyaçlarına kıyasla oldukça soyut ve felsefi kalır. Mekke ve Medine’nin yoksulları ile Bedeviler, pratik ihtiyaçları yani savaş ve ganimet doğrultusunda Hz. Muhammed’i uyararak savaş kararı vermeye zorlarlar. Hz. Muhammed de bu zorlamayı Enfal Suresi’nin 41. ayeti “Mülk-ganimet Allah’ın ve Peygamberinindir, kavga etmeden aranızda anlaşınız” ile kabul ederek tarihsel devrim pratiğini başlatmıştır. [14]

Bedir savaşının kazanılmasıyla birlikte ganimet paylaşma kavgası çıkması üzerine Hz. Muhammed, Enfal Suresi’nin 41. ayetini hatırlatıp “Ganimet Allah’ın ve elçisinindir” diyerek ganimeti ilk olarak kendi mülkiyetine alır. Kıvılcımlı’ya göre bu, İslamiyet’in ilk savaşçıl-devrim yıllarındaki komüncül geleneklerin baskınlığını göstermektedir. Çünkü peygamber, toplum adına ganimete el koymuştu ve İslam ordusu içerisindeki mal-mülk çekişmesinin önüne bu şekilde geçmeyi amaçlamıştır. [15]

Bununla birlikte Hz. Muhammed Allah’ı yani tarihsel determinizmi öne sürerek komüncül gelenekleri, doğmakta bulunan yeni İslam medeniyetinin uzun ömürlü olması için bu medeniyetin içinde sentezlemeyi amaçlamıştır.

Medeniyetlerin mal, mülk, sefahat ve fuhuştan dolayı çöktüklerini bildiğinden, hemen her ayetinde bunlara saldırarak topluma komüncül geleneklere sarılmalarını öğütlemiştir. Bu öğüdüne uyulmadığı takdirde ise medeniyetin çöküşüyle ve Allah’ın cehennem gazabıyla cezalandırılacaklarını bildirip toplumun medeniyete yani sınıflı topluma özenmemesini sağlamaya çalışmıştır. Bu yüzden Kur’an komüncül geleneklerin övgüsüyle doludur. [16]

Hz. Muhammed’in İslam medeniyetinin uzun ömürlü olması için öğütlediği bir diğer şey nefis terbiyesidir. Hz. Muhammed, sınıflı topluma geçişle birlikte artacak olan bireyselleşmenin önüne nefsi sürekli terbiye etme, denetim altında tutma öğüdüyle geçmek istemiştir. Bunun için de Hz. Yusuf’u örnek gösterir. Hz. Yusuf’un özellikle cinsel tahriklere karşı gösterdiği iradeye işaret eder ve Yusuf Suresi’nde bunu anlatır. [17]

Hz. Muhammed’in İslam medeniyetinin uzun ömürlü olması için yaptığı bir diğer şey de ribâ yani faizin yasaklanmasıdır. Faiz üretimi sekteye uğratmakla birlikte sınıflaşmayı hızlandırır. Ayrıca Medineli köylüler ribâ’dan kaynaklı topraksız kaldıkları için de onun kaldırılmasını istemişlerdir. Nitekim Hz. Muhammed veda hutbesinde de “Faiz ayaklarımın altındadır” diyerek bu yasağı özellikle vurgulamıştır. [18]

Hz. Muhammed yeni medeniyetin eskileri gibi çökmemesi için faiz, fuhuş, zina vs. sadece yasaklayıp “haram” kılmakla kalmamış, özeleştiri yani “tövbe” ile de engellemeye çalışmıştır. Böylece toplumunu eğitmeye çalışmıştır. [19]

d.İslam Tarihsel Devrimi

Fakat Hz. Muhammed tarihsel gidişin medeniyete doğru geliştiğini gördüğünden, pratik yaşamın dayatmalarının etkisiyle, yaşanan barbar-medeniyet çelişkilerini sentezleştirmeye çalışmıştır. Bunun için de İslam tarihsel devrimi ilerledikçe, komüncül yapı ve geleneklerin medeniyete ve özel mülkiyete doğru çözülüşünü de geliştirmeye mecbur kalmıştır. Bu yüzden Kureyşli toprak sahipleri ve tefeci-bezirgânları ile Hudeybiyye Antlaşması ile yapmıştır.[20]

Fakat Kureyşli toprak sahipleri ve tefeci-bezirgânlarının antlaşmaya uymaması üzerine tarihsel devrim için hazırlıklar başlatılmış, Fetih Suresi’nin ilk ayetinde “Biz sana apaçık bir fetih verdik” ile Mekke fethedilmiş ve İslam Tarihsel Devrimi gerçekleştirilmiştir.  [21]

Bu tarihsel devrimle birlikte Arap toplumunun yapısı da değişmiş idi. İslamiyet’in ilk dönemlerinde kan bağına dayanan Arap toplumunda insanlar, kendi kabile ve kan örgütlerinin içinde olanlarla kardeşti. Hz. Muhammed’in Medine kentine göçmesiyle kan bağı gevşemeye başlamıştır. Medine’ye göçle birlikte de iki tip Müslüman ortaya çıkmıştır: “Muhacirin” adlı Mekke kentinden göçmüş Müslümanlar ve muhacirlere yardım eden “Ensar” adlı Medineliler. Hz. Muhammed ayrı kentlerden, ayrı kabileden, ayrı kandan gelme bu insanlarla birlikte Habeşistan, İran gibi farklı coğrafyalardan gelenleri ve Yahudi, “Müşrik” gibi yabancı inançlardan yeni çıkanları “Müslüman Kardeşliği” altında bir araya getirmiş ve Hucurât Suresi 10. ayetinde bunu şöyle bildirmiştir: “Hiç kuşku götürmez ki Müslümanlar kardeştirler”. Böylece İslamiyet ile Arap toplumu kan bağlarını atarak medeniyetin tefeci-bezirgân ilişkilerini uygun bir toplum yapısına geçmiştir. Fakat Hz. Muhammed yine de eski komüncül gelenekleri korumakla birlikte zekat, oruç, faizin haram olması, hac ve namazın komüncül gelenekler çerçevesinde ve yoksulların yararlanacağı şekilde yapılmasına çalışmıştır. [22]

Hz. Muhammed, tarihsel devrimle birlikte kendi toplumunun da medeniyetlerdeki gibi sosyal sınıflara ayrışacağının da farkındaydı. Bu yüzden Hz. Muhammed medeniyetin sınıflı yapısına da uyum sağlamak amacıyla cenneti sosyal sınıflara ve inanç hiyerarşilerine göre mevkilendirmiştir. Cennet Hz. Musa ve Hz. İsa’da geçmiş kaybedilen yerken Kur’an’da gelecekte kazanılacak yerdir. Böylece Peygamber inancı ve inancı uygulama pratiği yüksek olan sahabelere cennette daha yüksek mevkide olma vaadini sunuyordu. [23]

e.Tarihsel Devrimin Sınırlılığı

Kıvılcımlı, Hz. Muhammed’in her ne kadar tarihsel devrimci olarak toplumunu ileriye götürmeye çalışsa da, medeniyetin ağır basarak Hz. Muhammed’in çabalarının sınırlı olacağını vurgulaması bir diğer farklılığını oluşturmaktadır. Kıvılcımlı Hz. Muhammed’in devrimci ve komüncül özlere sahip olmakla birlikte bir sınırlılık taşıdığını, özellikle medeniyete geçişle birlikte devrimcilikten reformculuğa geçtiğini işaret etmiştir.

Tarihsel devrimle birlikte Arabistan’daki kentleri İslam medeniyetinde bütünleştirmeyi başaran Hz. Muhammed, Güney Ticaret Yolu’nu geliştirmeye yönelmiştir. Böylece Orta ve Kuzey Ticaret Yolu’na yönelip İslam medeniyetine güçlendirmeyi amaçlıyordu. Fakat Orta Ticaret Yolu Fars ve Bizans İmparatorluklarının çatışmalarından dolayı tıkandığından iki imparatorluk da Güney Ticaret Yoluna hâkim olmaya çalışıyordu. Bizans Habeşistan’daki Hıristiyanlar, Farslar ise Yemen üzerinden Güney Ticaret Yolu’na hâkim olmaya çalışıyordu. Hz. Muhammed tektanrıcı Bizans’ı destekleyerek önce çoktanrılı Fars medeniyetini yıkmayı ardından da Bizans tasfiye etmeyi planlamıştır. Rum Suresi de bu stratejiye dair yorumları içermektedir. [24]

Hz. Muhammed’in ölümünden sonra da İslamiyet, Akdeniz ile Çin medeniyetlerini, Batı ile Doğu’yu bağlayan ilk köprüyü Güney Ticaret Yolu üzerinden açmış, sonrasında Orta Ticaret Yolu ile de bu köprüyü tamamen kurmuştur.

Kurulan bu köprü dünya pazarını ve uzak dış ticareti yaratarak kapitalizmin doğuşunu hazırlamıştır. Bu yüzden İslam Medeniyeti Antik Çağın sonunu müjdelemiştir. Bu sonla birlikte tefeci-bezirgânlık evren ölçüsünde yaygınlaşır ve tarihsel devrimlerin sonuna gelinir. Çünkü orijinal medeniyet kuracak ne Yukarı Barbar kenti ve ne de tarih ve coğrafya koşulu kalmıştır. Ve bu gidiş kapitalizmle sonuçlanacaktır. Bundan dolayı Hz. Muhammed kendisini “Hâtem’ül Enbiya” yani Son Peygamber olarak nitelendirmiştir. [25]

Kıvılcımlı’ya göre İslamiyet, komüncül nitelikler taşısa da, tefeci-bezirgânlığın evrensel aşamasını kurduğundan bezirgân ve ticaret dini olma niteliği baskındır. Bu niteliğin baskın olması kendisini toprak mülkiyetinde de göstermiştir.

Her ne kadar İslamiyet toprakları ortak mülkiyet olarak görse de zamanla “ikta”(bağışlanmış düzenli gelir) ve “mesaag”(düzen, buyruk) ile toprak “özelleştirilebilmiştir”. Dolayısıyla Hz. Muhammed tefeci-bezirgânlığa karşı sıkı önlemler almaya çalışsa da, tarihin gidiş kanunları tefeci-bezirgân medeniyetlerin gelişiminden yana olduğu için, İslam medeniyetinin 50 yıl sonra çökmesiyle tefeci-bezirgân üstün gelmiş ve İslam toplumunun tam olarak sınıflaşmış ilk devleti “Emeviyye Saltanatı” kurulmuştur. Böylece İslamiyet zamanla zenginlerin fakirlere karşı uyguladığı şiddetin kılıfı olmuştur. [26]

Bununla birlikte Hz. Muhammed’in komüncül özellikleri korumak için koyduğu ganimetin ve ganimet olan toprakların 5’te 1’inin ilk önce peygambere sonrasında Beytülmâl’e bırakılması, insanların büyük toplantı yerleri camilerde toplanma günü Cuma’da seçimle başa gelen halifeye hesap sorduğu İslam demokrasisi gibi uygulamalar kendisinden sonra da devam etmiştir.

Böylece İslam medeniyeti yozlaşsa da Hz. Muhammed’in koyduğu ilkel komünist prensipler, toplumcu özellikler taşıyan Orta Barbarlık Konağı’ndaki barbarların (Türk-Moğol-Kafkas-Berberi-Arap-Pers-Kürt çobanlarını, köylülerini veya askerlerini) Şiilik, Alevilik, Hacı Bektaş Veli, Şeyh Bedrettin gibi liderlerle çeşitli İslam medeniyetlerini rönesans-dirilişlere uğratmasını mümkün kılmıştır. Bu rönesans-dirilişlerle de İslamiyet, Kur’an ve son peygamber baki kalmıştır. Ve bugün de İslamiyet egemen sınıflar tarafından kullanılmakla birlikte, hümanist hatta devrimci hareketlerde de yaşamaya devam etmektedir.[27]

Dipnotlar:

[1]Kıvılcımlı, 2011a,  21.

[2]Kıvılcımlı, 2008b,  68; Kıvılcımlı, 2009,  122.

[3]Kıvılcımlı, 2007,  367; Kıvılcımlı, 2011f,  62; Kıvılcımlı, 2011g, 145.

[4]Kıvılcımlı, 2007,  264-265, 283; Kıvılcımlı, 2008b,  57; Kıvılcımlı, 2009,  111;Kıvılcımlı, 2011a,  26-27, 71-74, 147, 177, 219-220, 259, 264, 274.

[5]Kıvılcımlı, 2008b,  55; Kıvılcımlı, 2011a,  28, 48- 49, 67, 223, 305; Kıvılcımlı, 2011g,  229.

[6]Kıvılcımlı, 2011a,  20-21, 28, 34, 41, 42, 54-56, 58, 61, 64, 73, 86-87.

[7]Kıvılcımlı, 2011a,  36, 44, 68, 69, 155.

[8]Kıvılcımlı, 2011a,  37-39, 48-49, 224.

[9]Kıvılcımlı, 2011a,  227, 267-268.

[10]Kıvılcımlı, 2011a,  60, 196, 210, 223, 226.

[11]Kıvılcımlı, 2008b,  65; Kıvılcımlı, 2009,  108.

[12]Kıvılcımlı, 2007,  299; Kıvılcımlı, 2011a,  25, 29, 48, 69, 120, 134, 147, 148, 222, 253, 265, 266, 269, 299, 303; Kıvılcımlı, 2014,  212.

[13]Kıvılcımlı, 2011a,  44, 211-217, 223, 269.

[14]Kıvılcımlı, 2011a,  35, 215, 281.

[15]Kıvılcımlı, 2011a,  286-287.

[16]Kıvılcımlı, 2011a,  27, 43, 47, 53, 62, 225, 231, 253-254, 306-309.

[17]Kıvılcımlı, 2011a,  216, 239-241.

[18]Kıvılcımlı, 2008c,  35; Kıvılcımlı, 2011a,  307-309.

[19]Kıvılcımlı, 2011a,  291-292.

[20]Kıvılcımlı, 2011a,  286-288; Kıvılcımlı, 2011g,  153.

[21]Kıvılcımlı, 2011a,  233.

[22]Kıvılcımlı, 2008b,  71-72; Kıvılcımlı, 2011a,  120, 295, 306.

[23]Kıvılcımlı, 2011a,  277-278; Kıvılcımlı, 2011g,  233, 236.

[24]Kıvılcımlı, 2011a,  221, 232.

[25]Kıvılcımlı, 2007,  369-370; Kıvılcımlı, 2008b,  56-57; Kıvılcımlı, 2011a,  26, 258, 259, 283, 287-288, 302; Kıvılcımlı, 2011e,  17-18; Kıvılcımlı, 2011g,  308-309; Kıvılcımlı, 2013,  327, 404; Kıvılcımlı, 2014,  364.

[26]Kıvılcımlı, 2007,  269-271; Kıvılcımlı, 2009,  125-126; Kıvılcımlı, 2011a,  71-72, 283.

[27]Kıvılcımlı, 2007,  277, 284-288, 334, 384, 592; Kıvılcımlı, 2011a,  73, 260, 287-288, 302, 304; Kıvılcımlı, Hikmet. (2011c). Eyüp Sultan Konuşması. (Birinci Baskı). İstanbul: Sosyal İnsan Yayınları, 8.


İşgalci ABD’nin Irak’tan Çekilmesi

30 Eylül’de son Amerikan birliklerinin Erbil yakınındaki Harir Hava Üssü’nden ayrılmasıyla ABD’nin Irak’taki yirmi üç yıllık askerî varlığı ...