Geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı, dünya gündeminin zirvesinden inmiyor. Konferansta verilen mesajların ve yapılan tartışmaların önümüzdeki günlerde de süreceği gözüküyor. Bunda, toplantının “Under Destruction” (Yıkım Altında) temasının, ABD’nin ve Avrupa’nın mevcut uluslararası düzene nasıl baktığına dair önemli veriler sunmasının payı büyük.
ABD’nin “Yıkımı”
Konferansın ana temasını "kurallara dayalı uluslararası
düzenin" tasfiyesi oluşturuyor. Buna göre ABD, kurucusu ve egemeni olduğu
eski düzeni yıkarak sorunlarını çözmeyi amaçlıyor. Fakat bu ABD’nin
hegemonyasından vazgeçeceği anlamına gelmiyor. Aksine, yapay zeka, uzay savaşları
ve kritik mineraller ve madenler üzerinde tam bir denetim kurarak yeni bir
hegemonya, yani yeni bir sömürgecilik düzeni inşa etmek istiyor. Böylelikle
hegemonyasını ve emperyalizmini eski uluslararası kurumlar ve serbest ticaret
kurallarıyla sınırlamayı kabul etmeyeceğini beyan ediyor.
Bu beyan askeri, ekonomik ve siyasi gelişmelere de yön
veriyor.
Askeri alanda ABD’nin yükü kademeli olarak Avrupa'nın
omuzlarına yıkacağı ve kendi "Lebensraum"una öncelik vereceği
görülüyor.
Ekonomik alanda küreselleşmenin sürdürülmesinin yerine içe
kapanmanın, serbest ticaret dogmasının yerine ulusal sanayilerin korunduğu ve
teknoloji sermayesinin öne çıkması muhtemel.
Siyasi alanda ise Avrupa'daki müttefiklerin kayıtsız şartsız
ABD'nin vizyonuna entegre edilmesi, buna ayak direyen yapıların ise by-pass
edilmesi planlanıyor.
Avrupa’yla olan ilişkilere gelince, bu üç alanda da ABD ve
Avrupa’yı ciddi gerilimler bekliyor.
Vassal
Konferansta ABD'yi temsil eden Dışişleri Bakanı Marco Rubio,
Avrupa'nın ABD için "ortak bir medeniyet" temelinde vazgeçilmez
olduğunu belirtse de ilişkilerinin devam etmesi için özellikle Avrupalı
devletlerin “sorumluluk” almaları gerektiğini belirtti. Rubio’nun bu
sorumluluğu “ABD’yi yeniden inşa etme görevinde olan Trump’a yardım etmek” şeklinde
tanımlaması ise ABD’nin Avrupa’yı esasen “vassal” olarak gördüğüne işaret
ediyor.
Almanya Şansölyesi Merz bildiğimiz dünya düzeninin
"artık mevcut olmadığını", AB Dış İlişkiler Temsilcisi Kaja Kallas
Avrupa'nın kurtarılmaya ihtiyacı olmadığını, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ise
Avrupa merkezli bir stratejik özerkliğin şart olduğunu söyleyerek tepkilerini
koymakta gecikmediler.[1]
Trump yönetimi ise bu tepkilere kulak asmak bir yana Avrupa’yı
kendi ayakları üzerinde duramayan, iklim ve göç politikalarıyla çürüyen bir
yapı olarak tanımlamaya devam ederek Avrupa’ya “vassal” rolünü dayatıyor.
Çatlaklar
ABD ile Avrupalı liderler arasındaki bir diğer gerilim
noktası ise Ukrayna ve barış görüşmeleri.
Avrupa’nın tam desteğiyle iktidarda kalmaya devam eden Zelenski,
Münih’te Avrupa'nın olası barış masasında olmamasını "büyük bir hata"
olarak tanımlayıp[2]
Ukrayna'nın 2027'de AB'ye katılımı için net bir tarih isteyerek ABD’nin
baskılarına karşı güç ve zaman kazanmaya çalışıyor.
ABD’nin Avrupa'yı sürecin dışında bırakmaya sürdürerek doğrudan
Rusya ile temas içerisinde olması çatlakları kapanamayacak derecede büyütüyor.
Keza Danimarka ile ABD arasındaki "Grönland"
gerilimi de bu çatlakları besleyen başka bir mesele. Grönland meselesi NATO
arabuluculuğuyla şimdilik yatışmış gibi görünse de, adanın stratejik konumu ve
kritik madenleri üzerindeki ABD baskısı sürmeye devam ediyor.
Avrupa’nın Savaş Hazırlıkları
Avrupa’nın savaş hazırlıkları gün geçtikçe daha da hızlanıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen’in Münih’te AB'nin
karşılıklı savunma maddesinin (Madde 42.7) acilen revize edilmesi gerektiğini ifade
etmesiyle birlikte Avrupa genelinde savunma sanayii bütçelerinin artırılması
için resmi süreçler başlatılıyor.[3]
Almanya, "Avrupa'nın en büyük konvansiyonel
ordusu" olma hedefini yinelerken, Şansölye Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı
Macron "Avrupa Nükleer Kalkanı" kurmak için görüşmelere başlıyor.[4]
AB kurumları ise askeri ve teknolojik kapasiteyi artırmak için hızla yasal
hazırlıklar yapıyor.
Trump yönetiminin Avrupa'dan kendi güvenliği için harcama
yapmasını istemesinden de güç alan Avrupa silah ve savunma sermayesi, bu
nükleer silahlanma ve militarizasyon eğilimini sonuna kadar destekliyor.
Sonuç olarak bütün bu gelişmeler, ABD ve AB emperyalizmlerinin “yeni sömürgecilik” dönemine büyük bir gayretle ve “rekabetle” hazırlandıklarını gözler önüne seriyor.
[1] https://www.euronews.com/my-europe/2026/02/15/munich-security-conference-six-quotes-to-take-away-from-the-worlds-biggest-security-confer
[2] https://www.euronews.com/my-europe/2026/02/14/zelenskyy-says-europes-absence-from-peace-talks-is-a-big-mistake-as-he-calls-for-more-sanc
[3] https://www.euronews.com/my-europe/2026/02/14/von-der-leyen-rebukes-nato-chief-over-no-security-without-us-calls-for-european-mutual-def
[4] https://www.zeit.de/politik/ausland/2026-02/atomschirm-europa-deutschland-frankreich-friedrich-merz-emmanuel-macron
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder