ABD-İran müzakereleri, nihayet kâğıt üzerinde bir sonuca ulaştı. 18 Haziran'da ABD Başkanı Trump ile İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın dijital ortamda imzaladığı ve "İslamabad Mutabakat Anlaşması" adı verilen metin yürürlüğe girdi. Fakat imzanın kurumasını beklemeden soykırımcı ve işgalci İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürmesi bu "mütabakatın" da savaşın sonu değil, yeni ve kırılgan bir molası olduğunu bir kez daha gösterdi.
“Anlaşma”
Pakistan'ın ve eş arabulucu Katar'ın yürüttüğü görüşmeler
sonucunda nihayete erdirilen on dört maddelik metin, geçen hafta sızan taslakla
büyük ölçüde örtüşüyor: Lübnan dahil tüm cephelerde çatışmaların durdurulması,
ABD'nin deniz ablukasını 30 gün içinde kaldırması, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda
ticari geçişi güvenceye alması, en az 300 milyar dolarlık bir yeniden inşa
paketi, yaptırımların ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması, nihai
anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi kararıyla tescili.[1]
Nükleer dosya ise ikinci aşamaya bırakıldı: İran'ın elindeki yüksek oranda
zenginleştirilmiş uranyumun IAEA gözetiminde seyreltilerek yakıt haline
getirilmesi ve tesislerin kapatılmaması kabul edildi. İran’ın füze programı ve
direniş eksenine verdiği destek ise yine masanın dışında tutuldu.[2]
Anlaşmanın imza töreni de bir o kadar anlamlı bir sahnede
gerçekleşti. Trump, G7 Zirvesi için bulunduğu Fransa'da, 1919'da Birinci
Emperyalist Paylaşım Savaşı'nı resmen sona erdiren antlaşmanın imzalandığı
Versay Sarayı'na yakın bir yerde imzayı attığını duyurdu. Versay Antlaşması'nın
getirdiği "barışın" yirmi yıl dahi sürmeden daha büyük bir
emperyalist paylaşım savaşının fitilini ateşlediği hatırlandığında, sembolizmin
tesadüf olmadığı görülüyor. Taraflar arasında 19 Haziran'da Cenevre'de
planlanan resmî imza töreni ise İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarını
sürdürmesi üzerine İran heyetinin İsviçre'ye gitmekten vazgeçmesiyle iptal
oldu. Bu iptal, Washington ile Tahran arasında varılan her mutabakatın Tel
Aviv'in saha hamlelerine bağımlı kalmayı sürdürdüğünü ve soykırımcı ve işgalci İsrail'in
bu bağımlılığı her seferinde istismar edebildiğini bir kez daha gözler önüne
seriyor.
ABD ve İsrail Neden Yenildi?
Dört aydan fazla süren savaşın sonunda Washington ve Tel
Aviv'in masaya oturmak zorunda kalması, kendi iradeleri dışında gerçekleşti. Bu
“zorunlu” geri çekilişin ardında birden fazla yapısal kırılma yatıyor.
İlk kırılma cephesi ekonomik. İran'ın fiilen kapattığı
Hürmüz Boğazı, küresel petrol piyasalarında somut eşiklerin aşılmasına neden
oldu. Mayıs başında Goldman Sachs küresel petrol stoklarının son sekiz yılın en
düşük seviyesine, 98 günlük tüketime kadar gerilediğini açıklarken[3],
Chevron CEO'su Mike Wirth krizi 1970'lerin arz şoklarıyla kıyasladı[4].
Bu krizin etkileri Dubai ve Abu Dabi borsalarında 120 milyar dolarlık piyasa
değeri kaybına, otel doluluk oranlarının yüzde yetmişten yirmiye düşmesine ve
Singapur Havayolları'nın Dubai seferlerini askıya almasına kadar uzandı.[5]
LVMH gibi küresel sermaye gruplarının “dünya felaketi” uyarısında bulunması[6],
savaşın küresel kapitalist dolaşıma verdiği zararın boyutunu özetliyor.
İkinci kırılma cephesi ABD'nin kendi içinde. Dışişleri
Bakanı Rubio'nun Savaş Yetkileri Yasası'nı “anayasaya aykırı” bularak
yürütmenin yasama denetiminden kaçınma çabasını açığa vurması[7],
Ulusal Terörle Mücadele Merkezi eski Başkanı Joe Kent'in istifa mektubunda
İsrail lobisini ve medyayı “Trump'ı savaşa manipüle etmekle” suçlaması[8],
sağcı yorumcu Tucker Carlson'a yönelik “yabancı ajan” soruşturması tehdidi[9]
ve kamuoyu desteğinin yüzde 37'ye kadar gerilemesi[10],
savaşın meşruiyet zemininin ABD içinde de daraldığını gösteriyor.
Üçüncü kırılma cephesi ise doğrudan İsrail ordusunda
yaşandı. Litani Nehri'ne kadar “tam kontrol” hedefiyle başlatılan kara
harekâtı, Hizbullah'ın direnişine çarparak fiilen tıkandı. Genelkurmay Başkanı
Zamir'in “daha fazla askere ihtiyacımız var” itirafı, Nahal Tugayı askerlerinin
ailelerinin Netanyahu'ya gönderdiği mektup ve yedek general Hakohen'in
“Hizbullah gerçekten yenildiyse nasıl bu kadar çabuk toparlanabildi” sorusu[11],
orduda yaşanan tıkanıklığın artık gizlenemediğini ortaya koydu.
Bütün bu kırılmalara son olarak ittifak içi gerilim eklendi.
ABD Başkan Yardımcısı Vance'in Beyaz Saray'daki bir basın brifinginde İsrail
kabinesindeki bazı isimlerin mutabakata ve doğrudan Trump'a yönelik
eleştirilerinden duyduğu memnuniyetsizliği açıkça dile getirmesi ve İsrail'in
savunmasının önemli bir kısmının Amerikan vergi mükellefleri tarafından finanse
edildiğini hatırlatarak İsrail'i mutabakata uymaya çağırması[12],
Washington-Tel Aviv hattındaki çatlağın artık örtbas edilemeyen bir aşamaya
geldiğini gösterdi. Bu tablo, askeri ve teknolojik üstünlüğe sahip bir
koalisyonun, başlangıçta koyduğu hedeflerin (rejimi değiştirmek, Hizbullah'ı
silahsızlandırmak, Hürmüz'ü zorla açmak) hiçbirine ulaşamadan masaya oturmak
zorunda kaldığını ortaya koyuyor.
İran Neden Kazandı?
İran'ın “kazanımı” ise her şeyden önce hayatta kalmanın
kendisinde gizli. 28 Şubat'taki saldırıların ilk gününde dinî lider Ali Hamaney
öldürülmüş, Washington bunun rejimin çöküşünü tetikleyeceğini hesaplamıştı.
Fakat Uzmanlar Meclisi'nin on gün içinde oğlu Mücteba Hamaney'i “ezici
çoğunlukla” yeni lider seçmesi ve Devrim Muhafızları'nın yeni lidere bağlılık
bildirmesi, “düşük maliyetli rejim değiştirme” hesabını çökertti.[13]
Üst düzey liderin fiziksel olarak ortadan kaldırılmasıyla devletin dağılacağı
varsayımı, devlet aygıtının kişilerden değil kurumsal ve askeri ilişkilerden
beslendiği gerçeğiyle çarpıştı.
İkinci kazanım alanı doğrudan maddi: Hürmüz Boğazı. Savaş
öncesinde günde yaklaşık yüz tankerin geçtiği boğazdan Haziran ayına
gelindiğinde İran petrolü taşıyan tek bir tanker dahi geçemez hâle geldi.
İran'ın mayıs sonunda boğaza giriş yapacak gemilerin kendi donanmasından izin
alması gerektiğini açıklaması[14],
düşük maliyetli bir araçla küresel enerji arzını doğrudan etkileme kapasitesine
sahip olduğunu kanıtladı. Bu “petrol silahı”, Washington'ı sahada açamadığı
tıkanıklığı müzakere masasında gidermeye zorladı.
Üçüncü kazanım alanı askeri toparlanma hızı. Altı haftalık
ateşkes sürecinde İHA üretimini yeniden başlatan İran'ın, vurulan füze
sahalarını ve fırlatma rampalarını yıllar değil muhtemelen birkaç ay içinde
eski hâline getirebileceğini ortaya koydu.[15]
Bu toparlanma hızı, hava saldırılarının “kalıcı” bir caydırıcılık
sağlayamadığını gösterdi.
Dördüncü kazanım alanı ise dış destek. Çin'in İran petrolünü
almayı 25 yıllık kapsamlı işbirliği anlaşmasına sadık kalarak sürdürmesi,
Hindistan'ın bu petrol için yuan ile ödeme yapmaya başlaması ve Çin'in Sınır
Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi'nin (CIPS) bu süreçte rekor işlem hacmine
ulaşması[16],
Tahran'ı Batı'nın yaptırım kıskacından önemli ölçüde korudu. Rusya ile
yürütülen stratejik ortaklığın sürmesi de bu korumayı tahkim etti.
Son ve belki de en kalıcı kazanım, masadaki pazarlık
sonucunda elde edilen mevzi. İran'ın 14 maddelik çerçevesinde füze programının
ve “direniş eksenine” verilen desteğin müzakere dışında tutulması[17],
ABD'nin savaş öncesindeki “maksimalist” taleplerinin (füze programının
kısıtlanması, bölgesel müttefiklerle bağların koparılması) büyük ölçüde terk
edildiğini gösteriyor. Buna yaptırımların kaldırılması, 300 milyar dolarlık
yeniden inşa paketi, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve nükleer
tesislerin kapatılması yerine seyreltme yönteminin kabul edilmesi eklendiğinde,
İran'ın masadan büyük bir yıkımın ardından bile bölgesel güç kapasitesini
önemli ölçüde koruyarak kalktığı görülüyor.
Olasılıklar
Bütün bu tablo, İslamabad Mutabakatı'nın nihai bir barış
değil, 60 günlük yeni bir müzakere sürecinin başlangıcı olduğunu gösteriyor. Bu
süre içinde yaptırımların kalıcı olarak kaldırılması, nükleer dosyanın
somutlaştırılması ve izleme mekanizmasının kurulması gibi en çetrefilli konular
ele alınacak. Fakat sahadaki tablo şimdiden kâğıt üzerindeki maddelerle
örtüşmüyor: Anlaşma yürürlüğe girdikten sonraki gece İsrail'in Lübnan'a yönelik
150'den fazla hava saldırısı düzenlediği ve en az 47 kişinin öldüğü bildirildi[18];
Lübnan Sağlık Bakanlığı'nın 18 Haziran verilerine göre 2 Mart'tan bu yana
hayatını kaybedenlerin sayısı 3.900'ü, yaralıların sayısı 11.800'ü aştı,
yerinden edilenler ise bir milyonu geçti.[19]
Birkaç saat sonra 19 Haziran'da ABD ve Katar arabuluculuğunda, İran'ın da
desteğiyle İsrail-Hizbullah hattında yeni bir ateşkes ilan edildiyse de[20],
ilandan kısa süre sonra gelen ihlal haberleri bu “ateşkesin” de öncekilerin
kaderini paylaşıp paylaşmayacağı sorusunu açık bırakıyor. İsrail içindeki
bölünme de (Netanyahu'nun “zafer” ilanına karşı muhalefet liderleri Bennett ve
Golan'ın bunu “tarihi başarısızlık” olarak nitelendirmesi[21])
sürecin kırılganlığını artıran bir diğer unsur.
Önümüzdeki olası senaryolar ise üç eksende toplanıyor.
Birincisi, 60 günlük sürecin -bütün güvensizliğe rağmen- kısmen işleyerek
yaptırımların aşamalı olarak kalkmasına ve Hürmüz'ün istikrarlı bir şekilde
açılmasına yol açması, ki bu bölgede kısa-orta vadeli bir “nefes alma” dönemi
anlamına gelir. İkincisi, Lübnan cephesindeki ihlallerin birikerek müzakereleri
yeniden çökertmesi ve savaşın -bu sefer daha sınırlı ama yine de yıkıcı bir
biçimde- yeniden alevlenmesi. Üçüncüsü ise ABD ve İsrail'in uygulama sürecinde
bilinçli tıkanıklıklar yaratarak zaman kazanmaya ve İran'ı zayıflatacak yeni
bir fırsat kollamaya yönelmesi. Nitekim savaş boyunca tekrarlanan “anlaşma
yakın” açıklamalarının ardından gelen yeni tehditler döngüsü, bu ihtimalin hiç
de uzak olmadığını gösteriyor.
Hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin, ortada değişmeyen bir gerçek var: Kâğıt üzerindeki maddelerin kaderini esas olarak sahadaki güç dengeleri ve bölge halklarının direnişi belirleyecek. Bu da İran'da abluka altında yaşayan halkın, Hürmüz'ün kapatılmasından etkilenen emekçilerin ve Lübnan'da bombalar altında yaşamını sürdürmeye çalışan halkların geleceğinin, imzalanan metinlerden çok bu somut mücadelenin sonucuna bağlı kalacağını bir kez daha ortaya koyuyor.
[1] https://www.bbc.com/turkce/articles/cly0w9yy4jzo
[2] https://www.bbc.com/turkce/articles/cly0w9yy4jzo
[3] https://www.investing.com/news/commodities-news/goldman-says-global-oil-stocks-approaching-eightyear-low-depletion-speed-a-concern-4657132
[4] https://www.energyconnects.com/news/oil/2026/may/chevron-ceo-warns-oil-shortages-could-slow-global-economies-as-hormuz-disrupted/
[5] https://nomadlawyer.org/middle-east-aviation-crisis-2026-singapore-airlines-dubai-cancellation
[6] https://www.thestreet.com/retail/lvmh-ceo-warns-of-fallout-from-middle-east-tensions
[7] https://harici.com.tr/rubio-savas-yetkileri-yasasi-butunuyle-anayasaya-aykiridir/
[8] https://x.com/cradleturkiye/status/2033909061213642977
[9] https://www.indyturk.com/node/774311/d%C3%BCnya/tucker-carlson-mesajlar%C4%B1m%C4%B1-okuyorlar
[10] https://ydh.com.tr/d/40085/trump-bu-savas-tan-pacasini-kurtarmaya-calisiyor
[11] https://ydh.com.tr/d/37589/hizbullah-israil-in-hava-operasyon-kabiliyetini-sinirliyor
[12] https://www.cgtnturk.com/abdden-israile-sert-tepki-yerinizde-olsam-tek-guclu-muttefikinize-saldirmazdim
[13] https://t24.com.tr/dunya/hamaney-in-oglu-mucteba-hamaney-iran-in-yeni-lideri-secildi,1305556
[14] https://harici.com.tr/abd-ve-iran-hurmuz-bogazi-icin-anlasmaya-yakin/
[15] https://harici.com.tr/cnn-iran-askeri-kapasitesini-beklenenden-daha-hizli-toparliyor/
[16] https://finance.yahoo.com/news/deutsche-bank-declares-china-energy-000000059.html
[17] https://harici.com.tr/iran-abd-ile-taslak-anlasmanin-14-maddesini-acikladi/
[18] https://www.ehamedya.com.tr/gundem/israil-ve-hizbullah-ateskes-icin-anlasti-ancak-bombalar-susmadi/4781
[19] https://www.cgtnturk.com/lubnan-israil-saldirilarinda-can-kaybi-3-bin-980e-yukseldi
[20] https://www.euronews.com/2026/06/19/israel-and-the-hezbollah-have-agreed-to-renew-their-ceasefire-three-officials-say
[21] https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5284625-i%CC%87srailde-abd-i%CC%87ran-anla%C5%9Fmas%C4%B1na-kar%C5%9F%C4%B1-nadir-g%C3%B6r%C3%BClen-uzla%C5%9Fma
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder