Çevirmenin Notu: İrlandalı yazar Pauline Murphy’nin 20 Haziran 2017 tarihinde kaleme aldığı bu yazıya şu linkten ulaşabilirsiniz:
https://www.counterpunch.org/2017/06/20/friedrich-engels-a-tourist-in-ireland/
Mayıs 1856’da Friedrich Engels,
İrlanda’ya ilk seyahatini gerçekleştirdi. Engels’in İrlanda’ya olan ilgisi,
Mary ve Lydia Burns kardeşlerle olan ilişkisinden kaynaklanıyordu. Mary, 1863
yılında 41 yaşında aniden vefat edene kadar Engels’in gayri resmi eşi olacaktı.
Lydia ise 1878 yılında, ölüm döşeğindeyken evlendiklerinde Engels’in resmi eşi
olacaktı.
Burns kardeşler İrlanda’da
doğmamışlardı; ebeveynleri Tipperary’den Manchester’a göç etmişti, ancak
kardeşler kendilerini gururla İrlandalı sayıyorlardı. Burns ailesi yoksullukla
boğuşuyordu ve ailenin reisi kumaş boyacısı olarak çalışıyordu, ancak daha
sonra hayatının son günlerini bir düşkünler barınağında geçirdi.
Yoksulluk içinde büyümek, Burns
kardeşlerin radikal siyasi görüşlerini şekillendirdi ve isyankâr tavırları,
Engels’in onlara yakınlık duymasına neden oldu. Burns kardeşler, Alman
filozofla 1840’larda Manchester’da tanıştılar ve Engels İrlanda’ya ve
İrlanda’ya ait her şeye anında hayran kaldı. Hatta İrlandaca öğrenmeye bile
çalıştı!
Burns kardeşler, Engels’i
Manchester’daki yoksul işçi sınıfının yaşamıyla tanıştırdılar; bu koşullarda
yaşayanların çoğu göçmendi. Bu sayede Engels, en önemli eserlerinden biri olan “İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu” adlı
kitabını kaleme alabildi.
Burns kardeşlerin içeriden
edindikleri bilgiler olmasaydı, Engels işçi sınıfının koşullarını yalnızca
dışarıdan bakan bir yabancı olarak bilebilirdi. O, 19. yüzyılda Britanya’nın
işçi sınıfını etkileyen yoksulluktan çok uzaktaydı. Engels, 1820 yılında
Almanya’da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi ve genç bir
beyefendi olarak bir pamuk fabrikasını işletmek üzere Manchester’a gönderildi.
Engels, at binme, tilki avı ve akşam partilerinde kaliteli şarap yudumlamayı
hobileri arasında sayan varlıklı bir adamdı. Ancak tüm bu lüks yemekler ve
kırsal eğlencelere rağmen Engels, Karl Marx ve ailesinin yanı sıra Burns
kardeşlere de maddi destek sağlamak için zaman buluyordu.
Engels, İrlanda’ya yaptığı ilk
yolculuğunda Mary Burns’ü de yanına aldı ve ikili Dublin’den Galway’e seyahat
ettiler. Tarih Mayıs 1856’ydı ve Engels, Marx’a bir mektup yazarak yolculuğunun
başkentten nasıl başladığını ve batıya, Galway’e doğru nasıl devam ettiğini
anlattı. Oradan Shannon Nehri boyunca Limerick’e ve Kuzey Kerry’ye doğru yol
aldılar; ardından turistik Killarney kasabasına ulaştılar ve yolculuğu
tamamlamak üzere Dublin’e geri döndüler. Engels, Marx’a Dublin şehrinin
“tamamen İngiliz tarzında inşa edildiğini”, oysa şehir surları dışındaki
kasabaların ise “Fransa ya da Kuzey İtalya’ya benzediğini” anlattı.
Engels, İrlanda’da bulunduğu süre
boyunca İngiliz emperyalizminin İrlanda yaşamında oynadığı rolü göz ardı
etmedi. Marx’a yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Hükümet her şeye karışıyor,
sözde özyönetimden eser yok. İrlanda’nın ilk İngiliz kolonisi olduğu ve
yakınlığı nedeniyle hâlâ eski usulde doğrudan yönetilen bir koloni olduğu
açıkça görülüyor.”
Engels, İngilizlerin bu küçük adayı
askeri bir üs haline getirmesinden de endişe duyuyordu ve bu konuda oldukça
sert ifadeler kullanmıştı:
“Hiçbir ülkede bu kadar çok polis
görmemiştim; Prusya jandarmalarının içki düşkünü tipleri burada karabina, süngü
ve kelepçelerle donanmış bir polis teşkilatına dönüştürülmüş.”
Engels, Marx’a “ülkenin
İngilizlerin yağma savaşları yüzünden tamamen mahvolduğunu” bildirdi. Hatta
“İrlandalılar artık kendi ülkelerinde kendilerini evlerinde hissedemiyorlar.
İrlanda Saksonlara! İşte şimdi bu gerçekleştiriliyor” diye belirtti. Engels, İrlanda’daki
durumla ilgili olarak Marx’a daha da sert eleştiriler içeren şu ifadeleri yazdı:
“İngiltere bu ülkeyi baskı ve yolsuzluk yoluyla yönetiyor.”
Engels’in İrlanda’dan Marx’a
yazdığı mektupta ayrıca göçün etkisi ve bunun emperyalist baskı ile doğrudan
bağlantısı da ele alınmıştı. Engels, Marx’a yazdığı mektupta İrlanda’nın
“toplumsal gelişimden mahrum bırakıldığını ve yüzyıllarca geriye atıldığını”
belirterek, İrlanda’daki toplumsal ve siyasi çöküşün ardındaki temel faktörü
tespit etmişti.
Galway Kontluğu’ndayken Oughterard’dan
geçen Engels, Marx’a yazdığı mektupta, “çoğu 1846’dan beri terk edilmiş olan
köylü kulübelerinin harabeleriyle kaplı” olarak tanımladığı bölgenin kasvetli
bir tablosunu çizdi.
Engels, Marx’a, “tarlalarda sığır
bile görülmüyor. Toprak, kimsenin istemediği tam bir çöl” diye yazarak, kıtlık
ve göçün manzarayı nasıl şekillendirdiğini de anlattı.
Engels, İrlanda yaşamının diğer
yüzü olan varlıklı toprak sahiplerinden de bahsetti. Engels, Marx’a
“aristokraside feodal bir karakterin hâlâ varlığını sürdürdüğünü… evlerinin
devasa ve muhteşem arazilerle çevrili olduğunu, ancak bunların dışında ülkenin
bir çöl olduğunu ve paralarının nereden geldiğinin hiçbir yerde görülmediğini”
bildirdi.
Engels, İrlanda’daki toprak sahibi
soyluların her türlü havalı ve zarif tavırları sergilediklerini, ancak gizli
gerçekliğin onların bir yığın borçtan başka hiçbir şeye sahip olmadıkları
olduğunu öne sürdü ve “toprak sahipleri mahkemeden korkarak yaşadıklarını”
yazdı.
Engels için, 1856’da ziyaret ettiği
İrlanda, büyük ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin hüküm sürdüğü bir ülkeydi.
Marx’a yazdığı mektupta “bütün köyler terk edilmiş durumda ve bunların arasında
küçük toprak sahiplerinin muhteşem bahçeleri bulunuyor” diye belirtti.
Mary Burns İrlanda’ya bir daha geri
dönmeyecek ve 1863’te vefat edecekti. Ancak Engels, Eylül 1869’da, bu kez Lizzy
Burns ve Karl’ın kızı Eleanor Marx’ın eşliğinde İrlanda Denizi’ni aşarak geri
dönecekti. Üçlü, İrlanda’nın bahçesi olarak bilinen Wicklow’u gezdikten sonra
güneye, Killarney ve Cork’a doğru ilerledi. İlk gezisinden farklı olarak,
İrlanda’daki ikinci yolculuğu çok daha kısaydı ve bir antropologun araştırma
gezisinden çok bir tatil niteliğindeydi.
1869’da, fiziksel güç temelli
milliyetçilik İrlandalıların toplumsal düşüncesini şekillendiriyordu. Bu durum,
İngiliz yetkililerin ülke genelinde askeri varlığını daha da güçlendirmesine
yol açtı. Engels bu değişimin farkındaydı, ancak yükselen Katolik burjuva
sınıfının da farkındaydı.
Engels notlarında, İrlandalıların
“köylü olmaktan çıkıp burjuva yaşam tarzına büründükleri anda yozlaşmaya
başladıklarını” yazmıştı. Bu görüşler küçümseyici olarak değerlendirilebilir;
ancak bu görüşler, 2000’li yılların “Kelt Kaplanı” İrlanda’sına da gayet iyi
uygulanabilirdi!
İrlanda’ya yaptığı geziler
sırasında Engels, ülkenin tarihini yazmak amacıyla 15 defter doldurdu; ancak bu
amacı hiçbir zaman gerçekleşmedi. Engels notlarında şöyle yazmıştı:
“İrlanda tarihi, bir ulusun başka
bir ulus tarafından, İngilizlerin kökeninde yatan ve İrlanda sınır bölgelerinde
görülen, tüm o iğrençliklere maruz kalmasının ne kadar büyük bir talihsizlik
olduğunu göstermektedir.”
İrlanda nüfusunun çoğunluğunu
sarsan yoksulluk, Engels tarafından dikkatle gözlemlenmiş ve hatta köylülerin
giydiği giysilerin türü bile Engels’in dikkatini çekmişti: “Giysileri, tek bir
iplikle bir arada kaldığı sürece onlara pek sorun çıkarmaz ve ayakkabı diye bir
şeyi de bilmezler.”
İrlandalı köylülerin içinde
bulunduğu zor durum, Engels’in büyük ilgisini çekmişti; ancak tüm bu anlayışlı
görüşlerine rağmen, yoksul İrlandalıların beslenme alışkanlıklarına ilişkin
“sadece patates ve patatesten yapılan yemekler” gibi ifadelerle yoksul
İrlandalıları klişeleşmiş bir şekilde betimlemiş ve hatta “ihtiyaçlarının
ötesinde kazandıkları her şeyi içkiye harcadıklarını” öne sürmüştür.
İrlanda’daki İngiliz emperyalizmine
yönelik kınamanın ve İrlandalı köylü sınıfına dair tartışmalı görüşlerin yanı
sıra, hiçbir seyahatname iklimden bahsetmeden tamamlanamazdı ve Engels için
İrlanda’daki iklim, halkı kadar kendine özgü bir karaktere sahipti: “Hava,
tıpkı sakinleri gibi daha keskin bir karaktere sahip; daha keskin ve ani
zıtlıklar içinde hareket ediyor; gökyüzü bir İrlandalı kadının yüzü gibidir;
yağmur ve güneş aniden ve beklenmedik bir şekilde birbirini izliyor ve
İngilizlerin o gri ve sıkıcı havasından eser yok.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder