22 Temmuz 2026 Çarşamba

(Çeviri) Türk Devrimi - Otto Bauer

Çevirmenin Notu: Otto Bauer’in 1911 yılında kaleme aldığı bu yazı ilk olarak Der Kampf gazetesinin 1 Mart 1911 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Yazıya şu linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.marxists.org/deutsch/archiv/bauer/1911/03/oest-ung-ital.htm

1853 yılında Karl Marx şöyle yazmıştı: “Diğer pek çok sorunun çözümü gibi, Türk sorununun çözümü de Avrupa Devrimi’nin tekelindedir. Bu iddiada hiçbir küstahlık yoktur. 1789’dan beri devrim giderek daha geniş topraklara yayılıyor, sınırları giderek genişliyor. Devrimin son dönüm noktaları Varşova, Debrecen ve Bükreş’ti; bir sonraki devrimin en uç noktaları ise Petersburg ve İstanbul olmalıdır. Bunlar, devrim karşıtı Rus devinin saldırısına uğraması muhtemel en savunmasız iki noktadır.”[1] Yarım yüzyıl sonra, Marx’ın öngördüğü şey gerçekleşti. Devrim, 30 Ekim 1905’te Petersburg’da, 24 Temmuz 1908’de ise İstanbul‘da zafer kazandı.

Rus Devrimi, Büyük Fransız Devrimi’nin Avrupa halkları üzerinde yarattığına benzer etkilerle tüm Doğu’yu sarsmıştır. Devrim dalgası ilk olarak Kafkasya üzerinden İran’a sıçradı. 5 Ağustos 1906’da Şah, halk ayaklanmasına boyun eğmek zorunda kalarak İran halkına bir anayasa vermek zorunda kaldı. Gerici güçler kısa sürede toparlandı: 23 Haziran 1908’de Şah, Rus Albay Liachoff’un komutasındaki İran Kazak Tugayı’na parlamento binasını bombalatırdı. Milletvekilleri kaçmak zorunda kaldı ve devrimin önderleri tutuklandı. Ancak gericiliğin zaferi uzun sürmedi. Taşra ayaklandı. 13 Temmuz 1909’da Tahran, iki devrimci ordu tarafından ele geçirildi. Şah, Rus elçiliğine sığındı. Devrimciler, reşit olmayan oğlunu tahta çıkardılar, anayasayı yeniden yürürlüğe koydular ve iki devrimci ordunun liderlerinin başa geçtiği bir hükümet kurdular.

Avrupa için İran Devrimi’nin ilk etkisi, Büyük Britanya’nın Rusya’ya yakınlaşması oldu. On yıllardır Rusya ve İngiltere birbirleriyle savaşıyordu. İran Devrimi’nin başlangıcında bile İngiltere, İran sarayındaki Rus etkisini kırmak için devrimcileri desteklemişti. Ancak olayların ilerleyişi içinde devrim, her iki güç için de bir araç olarak kullanılamayacak kadar tehlikeli hale geldi. Rusya, 1905 ve 1906 yıllarında imparatorluğun diğer tüm bölgelerinden daha fazla sarsıldığı Kafkasya’da, İran’daki olayların yaratacağı yankılardan korkuyordu. İngiltere ise kendini daha da büyük bir tehdit altında hissediyordu. Japonya’nın Mançurya’daki zaferinden bu yana güçlü bir yükseliş göstermiş ve ancak kanlı olağanüstü hal yasaları ile adaletin acımasız misillemeleriyle bastırılabilecek Hindistan ve Mısır’daki devrimci partiler, İran Devrimi’nin zaferlerini kendi davalarının zaferleri olarak karşıladılar. Karşı-devrimci çıkarlar, bu iki Asya süper gücünü bir araya getirdi. 30 Ağustos 1907’de İngiltere ve Rusya, Asya’da ortak hareket etme konusunda bir anlaşma imzaladılar.

Karşı-devrimci niyetle imzalanan Rus-İngiliz Antlaşması, devrimi daha da ileriye taşıdı. Makedonya meselesi üzerine Rusya ile Avusturya-Macaristan arasında yapılan anlaşma, 27 Ocak 1908’de Baron Aehrenthal’ın Sancak Demiryolu’nun inşasını duyurmasıyla feshedildi. Artık Rusya ve İngiltere, Türkiye’de de ortak hareket etme konusunda anlaştılar. 10 Haziran 1908’de VII. Eduard, Reval’da [Tallinn-ç.n.] Çar’ı ziyaret etti. Bakanları, Makedonya için bir reform programı hazırlayarak Sultan’dan bunun uygulanmasını talep ettiler. Bu hamle, beklenmedik bir etki yarattı. Türkiye’deki milliyetçi üst sınıf, özellikle de Avrupa’da eğitim görmüş subaylar, Rus-İngiliz taleplerinin Türkiye’nin bağımsızlığını tehdit ettiğini düşündüler. Devrim dalgası Türkiye’ye de sıçradı. Temmuz 1908’de Makedonya’da ordu ayaklandı. Sultan, Şah’ın boyun eğdiği gibi boyun eğmek zorunda kaldı. Burada da isyan girişimi [31 Mart-ç.n.] silah zoruyla bastırıldı. Devrimci ordu, Türkiye’de diktatörlüğünü kurdu.

Balkan sorunu çözüldü. Avusturya-Macaristan, Bosna’yı ilhak etti. Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. Girit, Yunanistan’a katılacağını duyurdu. Büyük güçler silahlanmaya başladı. Ancak Japonya Savaşı ve devrim nedeniyle zayıflamış olan Rusya, savaşa girme cesaretini gösteremedi. Barış korundu.

Dıştaki zorluklar aşıldıktan sonra, Jön Türk askeri hükümeti iktidarını sağlamlaştırmaya girişti. Türkiye, halkları hâlâ doğal tarım ve hayvancılıktan geçimini sağlayan, kadim kabile ve klan yapılarını hâlâ koruyan, Türk makamlarına ve mahkemelerine henüz boyun eğmemiş, vergi tahsilatı ve asker alımı uygulamalarının henüz yürürlüğe giremediği geniş bölgeleri kapsıyordu. Türkiye, modern bir idareye ve güçlü bir orduya sahip modern bir devlet olmak istiyorsa, topraklarında ekonomik kalkınmanın koşullarını yaratmak istiyorsa, bu halklar karşısında devletin merkezi otoritesi tesis edilmelidir. Arnavutluk’ta ve Doğu Lübnan’da, Kürdistan’da ve Arabistan’da, aile reislerinin, kabile büyüklerinin ve aşiret reislerinin yerine Türk makamlarının idaresini, klanların kan davalarının yerine Türk mahkemelerinin yargı yetkisini getirmek, halkları silahsızlandırmak ve bu bölgelerde askerlik ve vergi tahsilatını uygulamak gerekir. Devrim, burada eski klan ve aşiret düzenine karşı modern devlet iktidarının uygulanmasını başlatmaktadır. Ancak bu girişimler, artık merkezi devlet otoritesine boyun eğmeleri beklenen halklar arasında öfkeye yol açıyor. Lübnan’ın doğusundaki Dürzi bölgesinde, Türk hükümeti isyancılarla bir uzlaşma sağlamak zorunda kalıyor. Arnavutluk ancak büyük zorluklarla boyun eğdirilip silahsızlandırılıyor. Arabistan büyük bir kargaşa içinde... Türkiye için tehlike son derece büyük. Arabistan’da bir yenilgi – ve Makedonya’da Bulgarlar, Sırplar, Ulahlar ve Yunanlıların birbirlerine ve ortak efendilerine karşı mücadelesinin yeniden alevlenmesine neden olacak. Ve Bulgar birlikleri Edirne’nin kapılarına dayanacak!

Türk devlet otoritesini güçlendirmenin en önemli yolu, demiryolu ağının genişletilmesidir. Demiryolu, asker naklini kolaylaştırır, taşrayı başkente yaklaştırır, ülkenin tek elden siyasi yönetimi ve ekonomik olarak kalkınmasını kolaylaştırır. Bay v. Gwinner, Anadolu Demiryollarının inşasının etkilerini çok canlı bir şekilde anlatmaktadır. Demiryolu inşaatı başlamadan önce, “İstanbul ve Türk ordusu, Rus tahılından yapılmış ekmek yiyordu; bugün ise kendi ülkelerinin hasadından elde edilen tahılı yiyorlar”. Demiryolu inşaatının başlamasından önce “Küçük Asya’daki güvenlik, bugün Kürdistan’dakinden pek de fazla değildi. Deustche Bank mühendisleri, Marmara Denizi kıyısındaki İzmit’in biraz ötesindeki bir istasyona ulaştıklarında, Çerkes haydutlar bölgede kargaşa yaratıyordu; bu haydutların lideri bugün Anadolu Demiryolu Şirketi’nde istasyon şefi olarak çalışmaktadır”. Böylece demiryolu öncelikle kişi ve mal güvenliğini sağlıyor, ülkenin üretici güçlerini geliştiriyor ve demiryolu inşaatı sayesinde ulaşılabilir hale gelen bölgelerden elde edilen vergi gelirlerindeki artış, demiryolu inşaatı için verilen devlet sübvansiyonlarından çok daha fazla.[2] Bu nedenle Türkiye bugün her şeyden önce demiryolu ağının geliştirilmesine önem vermelidir. Ancak bu çabasında, Avrupa güçlerinin çıkar çatışmalarıyla karşı karşıya kalıyor ve bu da iç sorunlarını daha da karmaşık hale getiriyor.

Bu demiryolu projeleri arasında en önemlisi Bağdat Demiryolu’dur. Türk hükümeti, Konya’dan Basra’ya kadar bir demiryolu inşa etmek üzere, Deutsche Bank’ın liderlik ettiği bir şirkete imtiyaz vermiştir. Demiryolunun başlangıç noktası, İzmir (Ege Denizi kıyısında) ve Haydarpaşa (Boğaz kıyısında) ile halihazırda demiryollarıyla bağlantılı olan Küçük Asya şehri Konya’dır. Demiryolu hattı, Konya’dan büyük bir kömür havzasının merkezi olan Ereğli’ye (Kilikya Toros Dağları’nın kuzeybatısında) kadar halihazırda uzanmaktadır. Ereğli’den Adana üzerinden Kilis’e uzanan Toros hattı inşa halindedir; buradan Şam’a giden bir yan hattın da inşası planlanmaktadır; Şam, halihazırda faaliyette olan Mekke Demiryolu (Beyrut-Şam-Medine-Mekke) üzerinde yer almaktadır. Kilis’ten Bağdat Demiryolu’nun Harran, El Hille, Musul ve Bağdat üzerinden Basra’ya kadar uzatılması ve buradan da Basra Körfezi’ndeki limanlardan birine bağlanması planlanmaktadır.

İngiltere bu demiryolu inşaatına düşmanca yaklaşmaktadır. Her şeyden önce, Basra Körfezi’ndeki egemen konumunu kaybetmekten korkmaktadır. İngiltere için Basra Körfezi’ndeki egemen konumu, Hindistan üzerindeki hakimiyetinin bir parçasıdır; Bağdat Demiryolu bu tekel konumunu tehlikeye atacaktır. Türkiye’nin Basra Körfezi üzerindeki bugün kâğıt üzerinde kalan egemenliği, ancak demiryolu Türkiye’nin Basra Körfezi kıyılarına asker sevk etmesine imkân verirse anlam kazanacaktır. Ayrıca, Bağdat Demiryolu’nu inşa eden Alman sermayesi Basra Körfezi’ne yaklaşırsa, İngiltere’nin buradaki ticaret egemenliği tehlikeye girecektir. İngiltere’nin Basra Körfezi’ndeki hakimiyete ne kadar önem verdiği, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Landsdowne’un 7 Mayıs 1903’te yaptığı şu meşhur açıklamadan anlaşılmaktadır: “İngiltere, başka hiçbir ulusun Basra Körfezi’nde liman veya demiryolu istasyonlarına sahip olmasına izin veremez; herhangi bir gücün oraya yerleşmeye yönelik her türlü girişimi savaş sebebi sayılacak ve silah gücüyle püskürtülecektir.”

Ancak İngiliz emperyalizmi sadece Basra Körfezi’ndeki konumuyla ilgilenmiyor. Gözü aynı zamanda Mezopotamya’ya da dikilmiş durumda. Sir William Willcocks, Bağdat’ta bulunuyor ve Fırat ile Dicle arasındaki bölgeleri eskiden olduğu gibi dünyanın tahıl ambarı haline getirmek amacıyla devasa sulama tesislerinin inşasına başlıyor. Tahıl, pamuk, yün, petrol, maden yatakları orada bulunuyor! İngiliz politikası, İngiliz sermayesinin bu bölgedeki doğal kaynakları sömürmesini güvence altına almak istiyor. Ancak Batı’dan, Bağdat Demiryolu’nun inşası ilerledikçe, Alman sermayesi bu gelecek vaat eden topraklara yaklaşıyor!

Türkiye için Bağdat Demiryolu’nun inşasının hızlandırılması şüphesiz hayati bir önem taşıyor – bu, devletin gücünün artması için en önemli ön koşul. Almanya bu konuda Türkiye’ye destek veriyor: Alman bankaları tarafından inşa edilecek bu demiryolu, Alman sermayesi için Yakın Doğu’nun ekonomik olarak fethedilmesinin başlangıç noktası olacak. Ancak İngiltere, Fransa’nın desteğiyle demiryolu inşaatının önündeki en büyük engelleri oluşturuyor. Londra ve Paris Borsaları, sermaye artırımı sürecine katılmamaktadır. Fransa, Türkiye’ye gelirinin bir kısmı demiryolu inşaatının hızlandırılması için kullanılacak olan bir krediyi vermeyi reddetmektedir. İngiltere ise aynı gerekçeyle, Türkiye’nin ithalat gümrük vergilerini yüzde 11’den yüzde 15’e çıkarma talebine onay vermemektedir. Son olarak İngiltere, Basra Körfezi’ndeki Kuveyt çevresindeki bölgenin kendi koruması altında olduğunu ve bu bölgede demiryolu inşasına izin vermeyeceğini açıkladı ... Böylece Bağdat Demiryolu meselesi, bugün bir yanda Büyük Britanya, diğer yanda Alman İmparatorluğu ve Türkiye arasında en önemli gerilim kaynağı haline gelmiştir.[3]

Türkiye için durum son derece tehditkâr. Arnavutluk, Arabistan, Doğu Lübnan ve Kürdistan’daki ayaklanmalar Türkiye’nin gücünü felç ederken, Türkiye büyük güçlerin çekişme konusu haline geliyor. Türkiye demiryolu inşaatlarında Alman sermayesini tercih ederken, İngiltere (kredi vermeyi reddederek ve gümrük vergilerinin artırılmasına karşı çıkarak) Türkiye’nin mali güçlenmesinin önündeki en büyük engelleri oluşturuyor; Asya’daki isyancı kabileleri (en azından Kızıldeniz’de silah kaçakçılığına göz yumarak) destekliyor ve Makedonya’daki devrimcileri (örneğin, Makedonya’nın silahsızlandırılması sırasında işlenen zulümler üzerine Avam Kamarası’nda yapılan son tartışma gibi) cesaretlendiriyor. Ancak Türkiye, Almanya’dan uzaklaşıp Batılı güçlerden destek aramak istese bile, durumu pek de iyi olmazdı; çünkü İngiltere, çok güçlü bir Türkiye’yi istemez; zira Müslüman bir devletin yeniden canlanması, Mısır’daki devrimci hareketleri güçlendirir, İran, Afganistan ve Belucistan’da İngiliz egemenliğine karşı direnişi pekiştirir ve belki de Hindu devrimci hareketine herhangi bir taviz verilmesinden rahatsız olan Hindistan'daki Müslümanları cesaretlendirir.

Dolayısıyla Türkiye, iç ve dış nedenlerden ötürü son derece kırılgan bir durumdadır. Arnavutluk’tan Basra Körfezi’ne kadar çözülmemiş çok sayıda iç ve dış sorun devam ediyor! Bugün hiç kimse, Türk devriminin bir yeniden doğuşun başlangıcı mı, yoksa Türkiye’nin dağılmasının başlangıcı mı olduğunu söylemeye cesaret edemiyor. Bugün Londra’da, Berlin’de, Viyana’da ve Roma’da Türkiye’nin çöküşü ihtimali değerlendiriliyor. Mirasçılar, miras için savaşmaya hazırlanıyor. Uluslararası silahlanmanın en önemli nedeni budur.

Avusturya-Macaristan ve İtalya’nın silahlanmalarının da nedeni, Türk egemenliğinin sarsılmasıdır. Avusturya-Macaristan ve İtalya da Türkiye’nin çöküşünün miras mücadelesi doğurması ihtimaline karşı silahlanmaktadırlar.


[1] Marx, “Was soll aus der Türkei in Europa werden?”, Neue Zeit. XXVIII. 2. s. 10.

[2] Artur v. Gwinner, “The Baghdad and the question of british cooperation”, The XIXth century, Haziran 1909.

[3] Bağdat Demiryolu’nun yanı sıra, uluslararası politikada benzer bir rol oynayan başka demiryolu planları da bulunmaktadır; örneğin, halihazırda inşaatı devam eden Samsun’dan (Karadeniz kıyısında) Sivas’a uzanan demiryoluna, bir yandan batıya doğru, halihazırda Haydar Paşa’ya (Boğaz kıyısında) bağlı olan Sivas’tan Ankara’ya bir bağlantı hattı eklenecek, diğer yandan da güneye doğru Sivas-Ereğli demiryolu ile Bağdat Demiryolu’na bağlanacaktır. Her iki demiryolunun da yine Alman sermayesiyle inşa edilmesi planlanmaktadır. Buna karşılık Almanya, Trabzon-Erzurum-Van (aynı adı taşıyan gölün kıyısında) demiryolu inşaatı planını Potsdam’da açıkça rafa kaldırmıştır; Rusya, Türkiye’nin Kuzey İran’a karşı konumunu güçlendirecek olan bu demiryolunun inşasını istememektedir. Bunun yerine Rusya, Bağdat Demiryolu’nun devamına engel çıkarmayacağını ve Kuzey İran’da inşa etmeyi planladığı demiryollarını Hanekin’de (Bağdat’ın kuzeydoğusunda) Bağdat Demiryolu’na bağlayacağını taahhüt etmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

(Çeviri) Türk Devrimi - Otto Bauer

Çevirmenin Notu:  Otto Bauer’in 1911 yılında kaleme aldığı bu yazı ilk olarak Der Kampf gazetesinin 1 Mart 1911 tarihli sayısında yayımlanmı...