Ensarullah hareketinin bu ay Meyyun Adası’nı ele geçirip Babülmendep’in tamamına hâkim olması, boğazın tarihinde yeni bir sayfa açmakla birlikte aynı zamanda çok daha eski bir hikâyenin de son bölümü. Bu suların kimin denetiminde olacağı sorusu, tam 187 yıl önce de emperyalist güçleri bugünkü gibi meşgul ediyordu. O zamanki büyük emperyalist güç İngiltere’ydi ve İngiltere’nin bu soruya verdiği yanıt, bugün hâlâ Yemen’in siyasi haritasını biçimlendiren bir mirasa dönüştü.
Sömürgeden Bağımsızlığa
İngiltere, 1839’da sönmüş bir yanardağın kraterine kurulu
küçük liman kasabası Aden’i, “korsanlığı önlemek” için işgal etti. Gerçek neden
ise Hindistan’a giden deniz yolunu güvence altına almaktı. 1869’da Süveyş
Kanalı açılınca Aden’in önemi katlanarak arttı, çünkü kent Londra ile Bombay
arasında işleyen buharlı gemilerin kömür ikmali yaptığı, Britanya İmparatorluğu’nun
en yoğun limanlarından birine dönüştü. İmparatorluk bu küçük kıyı şeridiyle
yetinmedi ve zamanla çevredeki kabilelerle “koruma” antlaşmaları imzalayarak
Aden Himaye Bölgesi’ni oluşturdu. Bu bölgeyi oluşturmanın diğer nedeni de Osmanlı’nın
kuzeyden gelebilecek saldırılarına karşı bir tampon inşa etmekti.
1937’de Aden, Hindistan’dan ayrılarak doğrudan Londra’ya
bağlı bir koloniye dönüştürüldü. Ama asıl kırılma 1956’da gerçekleşti. Süveyş
Krizi’nde İngiltere’nin uğradığı hezimet, Londra’yı bölgedeki varlığını yeniden
yapılandırmaya zorladı ve bunun sonucunda 1959’da Aden kolonisiyle çevresindeki
himaye bölgelerini birleştiren Güney Arabistan Federasyonu kuruldu. Buradaki amaç,
Cemal Abdülnasır’ın öncülüğünde yükselen Arap milliyetçiliği dalgasına karşı
statükoyu korumaktı. Ne var ki bu yapay birlik, tam da önlemeye çalıştığı şeyi
hızlandırdı.
14 Ekim 1963’te Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (NLF) İngiliz
Yüksek Komiserliği’ne yönelik saldırılara başlaması dört yıl sürecek “Aden
Olağanüstü Hali”nin fitilini ateşledi. Kendini Nasır’ın desteklediği rakibi İşgal
Altındaki Güney Yemen'in Kurtuluş Cephesi’nden (FLOSY) ayıran NLF, işçi
sendikalarının, Nasırcıların ve Marksistlerin bir araya geldiği, giderek
radikalleşen bir cephe oldu. İki hareket bir yandan İngilizlere karşı
savaşırken bir yandan da birbirleriyle mücadele ettiler ve kazanan 1967’de NLF
oldu. Aynı yıl Altı Gün Savaşı’nın ardından Süveyş Kanalı’nın kapanması, Aden’in
İngiltere için stratejik değerini bir gecede sıfırladı ve Londra, Washington’ın
itirazlarına rağmen çekilme kararı aldı. Cenevre’de yapılan görüşmelerde
İngiltere, on yıllardır “koruduğu” himaye bölgesini doğrudan NLF’ye devretti.
30 Kasım 1967’de Aden merkezli Güney Yemen bağımsız oldu ve 20. yüzyılın nadir
örneklerinden biri olarak, bir gerilla hareketi, müzakere masasında taviz
koparmak yerine sömürgeciyi doğrudan kovarak iktidara geldi.
Arap Dünyasının Tek Marksist Devleti
Bağımsızlığın ardından NLF içindeki Marksist kanat, 1969’da
iktidarı ele geçirdi ve 1970’te Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni (PDRY –
Güney Yemen) kurdu. Bu cumhuriyet Sovyetler Birliği’yle müttefik olmakla
birlikte resmî ideolojisi Marksizm-Leninizm olan tek Arap devleti idi. Toprak
reformu yapan, kadın haklarında bölgeye öncülük eden ve planlı ekonomiye geçen Güney
Yemen, aynı zamanda Suudi Arabistan’ın ve Batı’nın “Arap Yarımadası’nın Küba’sı”
olarak gördüğü bir tehdit oldu. 1986’daki kanlı iç çatışmanın devleti zayıflatması
ve 1990’da Sovyet bloğunun çözülüşüyle Güney Yemen, kuzeydeki Yemen Arap
Cumhuriyeti’yle birleşerek bugünkü Yemen’i oluşturdu.
Ama birleşme, güney için bir ortaklıktan çok ilhaka dönüştü.
Kuzeyli Ali Abdullah Salih devlet başkanı olurken, güneyin lideri Ali Salim
el-Beyd yalnızca başkan yardımcılığıyla yetinmek zorunda kaldı. 1993
seçimlerinde güneyin partisi oy kaybedince gerilim tırmandı ve Suudilerin de
desteğiyle el-Beyd 1994’te Güney Yemen’in tekrar ayrıldığını ilan etti. Kısa
sürede bastırılan bu ayrılıkçı girişim, on binlerce güneyli askerin ve memurun
erken emekliye sevk edilmesiyle sonuçlandı ve bu tasfiye, 2007’de kurulacak
Güney Hareketi’nin ve bugünkü Güney Geçiş Konseyi’nin (STC) doğrudan öncüsü
oldu.
Boğaz, İşgal ve Direniş
Aradan geçen 187 yılda değişen, boğazın önemi değil, onu
denetlemek isteyen aktörlerin kimlikleri oldu. STC’nin 2025 sonunda BAE
desteğiyle güneyin neredeyse tamamını ele geçirip Ocak 2026’da aynı hızla
çökmesi, 1994’te bastırılan bağımsızlık damarının bir başka tekrarı oldu. Yalnızca
bu kez Londra ve Riyad’ın yerini Abu Dabi aldı. Soykırımcı ve işgalci İsrail’in
Aralık 2025’te Somaliland’ı tanıyıp Berbera’da üs arayışına girmesi ve Meyyun
Adası’nda BAE eliyle inşa edildiği iddia edilen pistle boğazın tam ortasına
yerleşmeye çalışması da 1839’da Britanya’yı Aden’e getiren hesabın bugünkü
versiyonundan başka bir şey değil: Boğazı, karşı kıyılardan kıskaca alarak
denetlemek. Ensarullah’ın bu ay adayı ele geçirmesi, tesadüfen de olsa, bu 187
yıllık imparatorluk mantığına verilmiş somut yanıtın bir başka tekrarı oldu.
Aden’in bu tarihi bizlere Babülmendep’in üzerindeki mücadelenin
hiçbir zaman yalnızca Yemenlilerin kendi aralarındaki bir mesele olmadığını
gösteriyor. Ve yine bu tarih bizlere bu boğazı denetlemek isteyen soykırımcı,
işgalci ve emperyalist güçlerin er ya da geç halkların ve emekçilerin direnişiyle
karşı karşıya kalarak yenildiklerini de gösteriyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder