(Bilim ve Gelecek Dergisi, Eylül 2026 sayısı, 2 Eylül)
Kapitalizmin yapısal
krizi her geçen gün derinleşirken sömürü biçimleri de çeşitlenerek
yaygınlaşıyor. Fabrika kapılarından taşıp gündelik yaşamın her zerresine nüfuz
eden sermaye, artık bireyin “boş” zamanını, iletişimini, sosyal ilişkilerini ve
hatta eğlencesini de birikim sürecine dahil etmeyi başardı. Yaşanılan bu
süreçte “çalışmak” ile “çalışmamak” arasındaki sınır fiilen ortadan kalkarken
işçi sınıfının maruz kaldığı sömürünün sınırları da düşünülemez boyutlara
ulaştı.
Avusturyalı sosyolog
Christian Fuchs bu sürecin kuramsal çerçevesini dijital emek kavramıyla
çizdi. Dijital Emek ve Karl Marx (2015) ve Dijital Kapitalizm Çağında
Marx’ı Yeniden Okumak (2021) adlı çalışmalarında Fuchs, Marx’ın artı-değer
ve sömürü teorisini 21. yüzyılın sosyal medya platformlarına uyguladı.
2024-2025 yıllarında tripleC: Communication, Capitalism & Critique
dergisinde ve The Handbook of Digital Labor’da yayımladığı çalışmalarla
ise bu çerçeveyi yapay zekanın yükselişini ve kapitalizmin toplumsal
bütünlüğünü de kapsayacak biçimde genişletti.
Ortaya çıkan tablo,
sermayenin kriz koşullarında nasıl yeni sömürü alanları açtığını gözler önüne
seriyor. Sosyal medya platformlarında geçirilen her saat, her paylaşım, her
beğeni — milyarlarca insanın “gönüllü” olarak ürettiği bu değer, dünyanın en
büyük şirketlerinin kasasına akmakta. Bunu mümkün kılan yapı ise ne teknolojik
bir zorunluluk ne de insanlığın ortak yazgısıdır, kapitalist üretim biçiminin kendisidir.
Her
Yer Fabrika, Her An Mesai
İletişim kavramı,
Latince communicare ve communicatio fiillerinden türetilmiş olup
insanların toplumsal ilişkileri, kurumları ve toplumun kendisini üretip yeniden
ürettiği maddi bir süreci tanımlar. Fuchs bu noktada özellikle durur: İletişim,
gerçek hayatın dilidir; üretim ve yeniden üretim süreçlerinin ayrılmaz bir
parçasıdır. Marx da enformasyonel üretici güçlerin yükselişini sermayenin kâr
birikimiyle doğrudan bağlantılandırmıştı. Dijital çağda bu bağlantı, daha önce
hiç olmadığı kadar açık ve sert bir biçim almıştır.
Nitekim sosyal medya
platformları klasik anlamda fabrikaya benzemez, fakat işlevsel olarak fabrika
rolünü üstlenmişlerdir. Kullanıcı sabah uyandığında açtığı uygulamayla birlikte
“iş günü” de başlar. Sosyal medyayı kapattığında ise bitmez — profili, veri
izi, geçmiş etkileşimleri gece boyunca “çalışmaya” devam eder. “Her yer
fabrika, her an mesai” ilkesi artık bir metafor değil, dijital kapitalizmin
gerçek işleyiş biçimidir. Fuchs’un kapsamlı çalışmalarında da vurguladığı üzere
bu durum, kapitalizmi yalnızca ekonomik bir sömürü düzeni olarak değil, sınıf
ilişkilerini, ırksal baskıyı ve ataerkil yapıları birlikte barındıran
bütünleşik bir toplumsal formasyon olarak ele almayı zorunlu kılar.
Keza bu “fabrikada”
üretilen artı-değerin hacmi hiç de küçümsenemez. Meta, Google, TikTok başta
olmak üzere ticari sosyal medya platformları dünya genelinde yüzlerce milyar
dolarlık reklam geliri elde etmektedir. Bu gelirin kaynağı “kullanıcı” denilen
ve emeği hiçbir biçimde ücretlendirilmeyen milyarlarca insandır.
Sermayenin
Yeni Ham Maddesi: Veri
Fuchs, ticari internet
platformlarının sermaye birikimi modelini dört işlevle açıklar: Medya
endüstrisinde doğrudan birikim, diğer endüstriler için reklamcılık ve satış
promosyonu, egemenliğin meşrulaştırılması ve ideolojik manipülasyon, emek
gücünün yeniden üretimi ve vasıflandırılması. Bu dört işlevin kesişme
noktasında ise veri metası yatar.
Ticari internet
platformları, kullanıcıların ne okuduğunu, ne kadar süre hangi içerikte
durduğunu, kiminle iletişim kurduğunu, hangi saatlerde aktif olduğunu sürekli
izleyip kaydederek son derece ayrıntılı kullanıcı profilleri oluşturur. Bu
profiller, reklam veren şirketlere satılacak “kitlesel izleyici” yerine kesin
biçimde tanımlanmış tüketici grupları sunar. Böylece gözetim, sosyal medyanın
sermaye birikimi modelinin yapısal bir unsuruna dönüşür. Fuchs’un da belirttiği
üzere reklam bu bağlamda yalnızca ideolojik bir iletişim biçimi değil,
kullanıcıların dikkatinin ve veri yaratan emeğinin sömürülmesiyle üretilen
somut bir metadır.
Bu ilişkide bir
çarpıklık söz konusudur: Platformlar kullanıcılara “ücretsiz” bir hizmet
sunduğunu öne sürer. Oysa hizmet gerçekten bedava değildir. Kullanıcı
tüketicisi değil, ürünüdür. Danimarkalı araştırmacı Søren Bøgh Sørensen 2024’te
tripleC’de yayımladığı çalışmasında bu ilişkiyi değer-biçimi teorisi
perspektifinden derinlemesine inceler ve şu sonuca varır: Dijital medya
kullanımını yalnızca eğlence ya da tüketim olarak tanımlamak, kapitalizmin en
başarılı ideolojik illüzyonlarından birine kapı aralamaktır. Kullanıcılar
gerçek anlamda değer üretmektedir ve bu değerin biçimi yalnızca görünmez
kılınmıştır.
Üretketici:
Hem Üretici Hem Tüketici
Fuchs’un kuramının en
çarpıcı noktalarından biri sosyal medya kullanıcısını üretketici
(prosumer) olarak tanımlamasıdır. Fotoğraf yüklemek, yorum yazmak, video
paylaşmak — bunlar somut çalışma süreçleridir. Bu faaliyetlerde kullanıcı iki
şey birden üretir: Bir kullanım değeri (iletişim kurma, ifade etme, eğlenme) ve
platformun kasasına akan bir mübadele değeri. Yaratıcılık hem kullanıcıya hem
platforma hizmet eder, fakat platforma hizmet eden kısım için hiçbir ücret
ödenmez.
Bu yapıda Fuchs, Marx’ın
fabrika işçisi için tarif ettiği yabancılaşmanın dört boyutunu sosyal medya
kullanıcısı için de geçerli olduğunu ortaya koyar. İşçi nasıl emeğine, emeğinin
nesnesine, üretim araçlarına ve diğer insanlarla ilişkisine yabancılaşıyorsa;
sosyal medya kullanıcısı da insan deneyimlerinin algoritmalar tarafından ele
geçirilmesiyle emeğinin nesnesine, platformların özel mülkiyet olmasıyla üretim
araçlarına ve kârın platforma akmasıyla emeğinin ürününe yabancılaşmaktadır.
Başka bir ifadeyle, oluşturduğunuz içerik size değil Meta’ya, Google’a,
ByteDance’e aittir. Onlar kural değiştirdiğinde ya da kapandığında o arşiv de
yok olur gider.
Dijital emek sömürüsü
üç temel mekanizmayla işler: Baskı — iletişim kurmak için bu
platformları kullanmak fiilen zorunludur; alternatifsizlik bir tür yapısal baskıdır.
El koyma — platformlarda harcanan zaman karşılıksız değer yaratır. Mülksüzleştirme
— üretilen içerik ve veri kullanıcıya ait değildir. Bu üç mekanizma birlikte
çalışarak milyarlarca insanı gönüllü ama ücretsiz emekçilere dönüştürür. Sosyal
medyanın meta fetişizmi ise kendine özgü bir biçim alır: Normal meta
fetişizminde şeyler sosyal ilişkileri örter. Sosyal medyada ise tam tersi —
sosyal ilişkiler canlı ve görünürdür; ama bu görünürlüğün arkasındaki meta
formu özenle örtülür.
Oyun
Emeği: Serbest Zamanın Metalaşması
Dijital emek
sömürüsünün en ustalıklı boyutu görünmez kılınmış olmasıdır. Bu emek bir “oyun
emeği” kılığına büründürülmüştür. Sosyal medya eğlencelidir, bağımlılık
yapıcıdır, keyiflidir. Bu eğlence görünümünün altında ise saatlerce harcanan
zaman ve üretilen veri ekonomik bir değere dönüşmektedir. Marx, serbest zamanı
kapitalizmin dışında kalan bir alan olarak tanımlamıştı: İşçi dinlenir, güç
toplar, yeniden üretmeye hazır hale gelir. Fuchs’a göre sosyal medya bu serbest
zamanı da sermayenin devreye soktuğu bir alana dönüştürmüştür. Kullanıcı “dinlenirken”
bile artı-değer üretmektedir.
Bu bağlamda Mustafa
Çağatay Tok’un 2025’te yayımladığı bir çalışma son derece çarpıcı bir örnek
sunar. Google’ın 2024’teki “YZ Yol Macerası” kampanyasını eleştirel ekonomi
politik açıdan inceleyen araştırma, hayranların (fanların) kendi eğlence ve
yaratıcılıkları için ürettikleri içeriklerin yapay zeka araçları (Gemini,
Imagen) yoluyla nasıl hızla reklam kampanyasına dönüştürüldüğünü ortaya
koyuyor. Hayran (fan) emeği eğlence, oyun, yaratıcılık kılığına büründürülmüş
bir üretim sürecidir. Kâr ise Google’ın kasasına gitmektedir. Fuchs’un tarif
ettiği gibi oyun büyük ölçüde metalaşmıştır. Sermaye tarafından sömürülmeyen
serbest bir zaman alanı artık kalmamıştır.
Yapay
Zeka: Sömürünün Yeni Katmanı
2022 sonunda üretken
yapay zekanın (ÜYZ) yaygınlaşmasıyla birlikte dijital emek tartışmaları yeni ve
kritik bir boyut kazandı. Bu boyutun iki temel veçhesi var.
Birincisi, geçmişteki
dijital emeğin bugünün yapay zekasının hammaddesi olmasıdır. ChatGPT, Gemini ve
benzeri ÜYZ modelleri büyük ölçüde insanların daha önce ürettiği içerikler
üzerinde eğitilmiştir. Yazdığınız her metin, bıraktığınız her yorum,
paylaştığınız her fotoğraf — bu içeriklerin önemli bir bölümü, bugünün yapay
zeka sistemlerinin temel eğitim verisi oldu. Fuchs, 2025’te The Handbook of
Digital Labor’da yayımladığı bölümde bunu şöyle özetler: Kullanıcılar bu
hammaddeyi üretti, fakat bunun karşılığında tek bir kuruş almadı.
İkinci veçhe ise ÜYZ’nin
başlattığı yeni emek yerinden etme dalgasıdır. tripleC’de 2025’te
yayımlanan bir çalışmada Larry Liu, Marx ve Ricardo’nun teknolojik işçi
yerinden etme tezini 21. yüzyıla taşır ve şunu belgeler: Bu dalgadan etkilenen
artık yalnızca mavi yakalı işçiler değil, yazarlar, grafik tasarımcılar,
muhasebeciler, programcılar — yani bilgi ekonomisinin orta ve üst kesimleri.
Dijital kapitalizminin mantığına içkin olan bu süreç teknoloji tarafından değil,
belirli bir mülkiyet yapısı tarafından belirlenmektedir.
Yapay zeka tedarik
zincirinin görünmez halkası ise daha da vahim bir tablo çizmektedir. ChatGPT’nin
zararlı içerikleri tanıyıp ayıklamayı öğrenmesi için Afrikalı çalışanlar bu
içerikleri saatlerce gözden geçirmek zorunda kalmışlardır. Türkiye’den
Hindistan’a, Nijerya’dan Kenya’ya uzanan veri etiketçileri, içerik denetçileri
ve sınıflandırıcılar; düşük ücretle, güvencesiz koşullarda ve algoritmik
denetim altında çalışmaktadır. Halim Baş, Bölge Çalışmaları Dergisi’nde
2026’da yayımlanan bir araştırmasında bu çalışanları “görünmez ama merkezi”
olarak nitelendirmektedir. Uluslararası dijital emek işbölümünün bu tablosu,
Fuchs’un yıllardır savunduğu tezi ampirik olarak doğrulamaktadır.
Öte yandan Fuchs, 2025’te
Negri ve Spinoza üzerine kaleme aldığı makalesinde önemli bir uyarı yapar: ÜYZ’nin
yarattığı “ortaklaşa emek” ve “çokluk” söylemi, sınıf temelli çözümlemelerin
yerini alamaz. Teknoloji ne kadar kolektif görünürse görünsün, mülkiyet
ilişkileri değişmeden sömürü biçimleri de değişmeyecektir.
Kapitalizm
Dijital Alanda da “Yamyam”
Fuchs, 2024’teki
kapsamlı teorik çalışmasında Nancy Fraser’ın “yamyam kapitalizm” kavramını
dijital kapitalizme uyarlar. Fraser’a göre kapitalizm yalnızca işçileri
sömürmez; aynı zamanda sosyal yeniden üretimi, doğayı ve demokratik siyaseti de
tüketir ve kendi maddi temellerini bizzat kemirmektedir. Dijital kapitalizm bu
yamyamlığın en gelişmiş biçimidir. Sosyal ilişkileri hammadde olarak kullanır,
demokratik kamusal alanı reklam platformuna çevirir, boş zamanı tüketir,
mahremiyet hakkını yok eder.
Allmer, Arslan ve Fuchs’un
2024’te derlediği tripleC özel sayısı bu yamyamlığın farklı veçhelerini
mercek altına alır. Dijital kapitalizmin “neofeodalleşme” eğilimi, zihinsel
emeğin mülk edinilmesi, algoritmaların ırk ayrımcılığını nasıl yeniden ürettiği
ve platform tekelleşmesinin demokratik siyaseti nasıl tahrip ettiği ortaya
konulur. Ortaya çıkan tablo, dijital çağın zaferi olarak sunulan teknolojik
gelişmenin aslında kapitalizmin krizini emekçilerin sırtına yüklemenin en
rafine biçimi olduğunu gözler önüne seriyor.
Çıkış
Var mı?
Bu noktada klasik bir
itirazla karşılaşılabilinir: “Biz bunu bilerek yapıyoruz, bizi kimse
zorlamıyor.” Fakat Fuchs’un buna yanıtı nettir: Bilinçli tercih, eşitsiz bir
iktidar ilişkisi içinde yapılıyorsa özgürlük sınırlıdır. Telefonu kapatıp
sosyal medyayı terk edebilirsiniz; fakat bu sizi mesleki, sosyal ve kültürel
yaşamdan koparır. Bu bir tercih değil, yapısal bir baskıdır.
Fakat teknolojinin
toplum üzerindeki etkileri önceden belirlenmiş değildir ve bu etkiler sınıf
mücadelelerinin sonuçlarına bağlıdır. Fuchs’un somut önerisi, kullanıcı emeğini
ücretlendirmek değil, ticari platformların yerini alabilecek kamusal hizmet
interneti modelini hayata geçirmektir. Reklam değil kamusal finansmanla
çalışan, kullanıcı verilerini metalaştırmayan, kâr amacı gütmeyen dijital
altyapılar. Tıpkı kamu yayıncılığının ya da kamu hastanesinin zamanında “ütopik”
görünüp sonradan kazanım haline gelmesi gibi, bu öneri de toplumsal mücadeleler
aracılığıyla gerçeğe dönüşebilir.
Evrensel temel gelir,
medya harcı ve kooperatif platform modelleri de güncel tartışmaların
gündemindedir. Bu modellerde çevrimiçi çalışmanın ürünleri meta olmaktan
çıkacak, sosyal ihtiyaçları karşılayan ortak değerlere dönüşecektir. Çözümün
yolu, bireysel tercihlerden değil mülkiyet ilişkilerinin köklü dönüşümünden
geçmektedir.
Dijital
Emek, Sınıf Mücadelesi ve Bugün
Kapitalizmin krizinin
derinleştiği, hegemonya mücadelesinin tüm dünyayı sardığı bu tarihsel
konjonktürde dijital emek meselesi artık yalnızca akademik bir tartışma
değildir. Milyarlarca insanın karşılıksız emeği üzerine kurulan bu ekonomi,
krizin emekçilerin sırtına yüklendiği en yeni ve en rafine biçimdir.
Yapay zekanın
yükselişiyle birlikte bu tablo yeni bir boyut kazandı. Dijital emek yalnızca
bugünün platformlarını beslemekle kalmıyor; yarının yapay zeka sistemlerinin de
hammaddesini oluşturuyor. Farkında olmadan iki katmanlı bir sömürü sürecinin
ortasındayız: Hem canlı emeğimiz hem de geçmiş emeğimiz sermayenin hizmetine
sokulmuş durumda.
Nitekim işçi sınıfının
sınıfsal konumunun giderek daha geniş kesimlere yayıldığı günümüzde — bilgi
emekçileri, platform ekonomisinin “bağımsız” çalışanları vb.— dijital emek
sömürüsünün görünür kılınması ve buna karşı örgütlü bir mücadelenin
geliştirilmesi yaşamsal bir önem taşıyor. Halk hareketleri, bu sömürünün
farkında oldukça büyüyor ve dijital kapitalizmin alternatiflerini inşa etme
mücadelesi ise artık sanal değil son derece somut bir zemine oturmuş durumda.
Fuchs’un vurguladığı
üzere gerçek anlamda demokratik bir toplum için dijital medyanın demokratik
yollarla şekillendirilmesi zorunludur. Bu ise dijital kapitalizmin toplumsal
mücadeleler aracılığıyla köklü bir dönüşüme uğratılmasından geçmektedir. Yapay
zeka çağında bu zorunluluk, geçmişe kıyasla çok daha ivedi ve çok daha yaşamsal
bir nitelik kazanmaktadır.
Başlıca
Kaynaklar
Allmer,
Thomas, Sevda Can Arslan, Christian Fuchs. “Critical Perspectives on Digital
Capitalism: Theories and Praxis.” tripleC: Communication, Capitalism
& Critique, c. 22, sayı 1, 2024.
Baş,
Halim. “Afrika’da Dijital Emek Sömürüsünün Yapay Zeka Tedarik Zinciri
Perspektifinden Analizi.” Bölge Çalışmaları Dergisi, c. 5, sayı 1,
2026, s. 47-75.
Fuchs,
Christian. Dijital Emek ve Karl Marx. çev. Tahir Emre Kalaycı &
Senem Oğuz, NotaBene Yayınları, 2019.
Fuchs,
Christian. Dijital Kapitalizm Çağında Marx'ı Yeniden Okumak.
Çeviren Diyar Saraçoğlu, NotaBene Yayınları, 2021.
Fuchs,
Christian. “Critical Theory Foundations of Digital Capitalism: A Critical
Political Economy Perspective.” tripleC: Communication, Capitalism
& Critique, c. 22, sayı 1, 2024, s. 148-196.
Fuchs,
Christian. “Antonio Negri, Spinoza, Marx, and Digital Capitalism.” Philosophy
and Social Criticism, c. 51, sayı 10, 2025, s. 1703-1729.
Fuchs,
Christian. “Digital Labor and Digital Capitalism: A Critical Political Economy
Perspective.” The Handbook of Digital Labor, ed. Jack Linchuan Qiu,
Shin Joung Yeo, Richard Maxwell, Wiley Blackwell, 2025, s. 349-371.
Liu,
Larry. “What is the Future of Work in the Generative AI Era? A Marxist and
Ricardian Analysis.” tripleC: Communication, Capitalism & Critique,
c. 23, sayı 1, 2025, s. 131-148.
Sørensen,
Søren Bøgh. “Value and Productive Labour in the Era of Digital Technologies:
Revisiting the Digital Labour Debate.” tripleC: Communication,
Capitalism & Critique, c. 22, sayı 2, 2024, s. 498-517.
Tok,
Mustafa Çağatay. “Üretken Yapay Zekâ ve Dijital Emek: Google'ın 'YZ Yol
Macerası' Kampanyasında Fan Yaratıcılığının Metalaşması.” Gümüşhane
Üniversitesi İletişim Fakültesi Elektronik Dergisi (egifder), c. 13, sayı
2, 2025, s. 1449-1480.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder