1 Temmuz 2015 Çarşamba

CHP Emanetçiliği

(Toplumsal Özgürlük, Temmuz 2015 sayısı)

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) barajı geçmesi sonucunda başlayan “analizlerde” dile getirilen söylemlerden birisi de CHP’den gelen emanet oylar. Bazı analistlere göre, bu oylar HDP’ye barajı aştıracak kadar çok sayıda! 

Emanetler yerine döndü 

12 Eylül faşist askeri darbesiyle birlikte getirilen yüzde on barajı, devrimci-demokratların parlamento düzeyinde mücadele etmemesi için konulan en önemli engellerden biriydi. Bundan kaynaklı devrimci-demokrat kesimlerin bir kısmı başta CHP olmak üzere sosyal-demokrat görünümlü partilere oy vermekteydiler. Kitlelerin bu partilere oy vermeleri, halkın sistem dışına yönelmemesini isteyen sermayenin çıkarlarıyla da uyuşmaktaydı. Dolayısıyla, “sosyal-demokratlar” ile sermaye arasında üstü kapalı bir anlaşma bulunmaktaydı. Devrimci-demokrat örgütlerin ittifakları ve desteğiyle HDP’nin barajı aşması, bu gidişe nokta koydu. Böylece devrimci-demokrat kitlelerin CHP’deki emanet oyları HDP’ye gitmiş oldu. Kitlelerin, genel olarak seçimlerde “sol” görünümü nedeniyle yöneldiği CHP’ye bu sefer yönelmemesinden 

en büyük nedenlerden biri, CHP’nin “deşifre” olması. Seçim öncesi ekonominin başına Kemal Derviş’i getirileceğinin açıklanması ve büyük ekonomik projelerde emeğin değil sermayenin isteklerinin öncelenmesi, “sol” maskenin arkasındaki sağcı-sermaye yanlısı gerçeği açığa çıkarttı. Yine, aday belirlemede ön-seçim uygulamasının aslında kontenjan adaylarının meşruluğunu sağlamak için kullanılması da parti-içi demokrasinin gerçekliğini gösterdi. 

Bunlarla birlikte, esas olarak gerçek bir devrimci-demokrat alternatifin HDP biçiminde ortaya çıkmasıyla, CHP’de duran devrimci-demokratların “emanet” oyları gerçek yerine döndü. 

”Sol” yumruğa dikkat 

Fakat sermaye düzeninin “sol” yedek lastiği CHP, yine de hatırı sayılır sayıda devrimci-demokrat kitleyi çevresinde tutmaya devam ediyor. Yemin töreni esnasındaki “sol” yumruklar, bu kitleyi tutmak ve gidenlerin gözlerinin de ayrılmamasını sağlamak için kaldırıldı. 

Şayet HDP ana yönelimini demokratik cumhuriyete doğru çevirirse, o sahte yumrukların hiç bir kıymet-i harbiyesi kalmayacak ve CHP’deki esas erime o zaman başlayacaktır. 

‘Yeni’ CHP Eski Sonuç

(Toplumsal Özgürlük, Temmuz 2015 sayısı)

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 2015 genel seçimlerinde 11.518.139 seçmenin oyunu alarak %24,95 oy oranıyla 132 milletvekilliği kazanarak ikinci parti oldu. CHP, 2011 yılındaki seçime göre 362.167 seçmenin daha oyunu alsa da seçmen sayısı arttığı için oy oranında %1,03 azalış yaşayarak 3 milletvekilliğini de kaybetti.

Seçimlere “büyük” sloganlarla giren CHP’nin, geçen seçime göre “matematiksel” gerilmesinin yankısı örtbas edildi. Bunda AKP’nin tek başına hükümet kuramayacak olması ve bundan dolayı bakanlık yarışına giren CHP’lilerin payı büyük. Sermayenin merkezine dönüş Seçim söylemlerine özellikle “ekonomi” alanında ağırlık vermesine rağmen, CHP’nin beklenen karşılığı alamamasından en büyük neden gerçek bir alternatif yaratamaması. Sunduğu ekonomik program ve başında Kemal Derviş’in olduğu ekonomi kadrosu aslında AKP’den pek farklı bir politika izlemeyeceğinin göstergesiydi. Nitekim AKP döneminde yoksullaşan, iş cinayetlerinde hayatlarını kaybeden ve sürekli hak kaybı yaşayan emekçi çoğunluk bu farksızlığı görmüş durumda. 

Sistem içi manevralar 

Seçim sonuçları, CHP’nin sistemin yedek lastiği olma durumunu tekrar tescilliyor ve CHP’nin olası bir durumda iktidar için yeterli olmadığını da bir kez daha gösteriyor. CHP, sistem için, devrimci hareketlerin yükseldiği zamanlarda, kitleleri sistem içine çekmek için kullanılacak önemli bir alet. Fakat yükselen işçi hareketi ve Gezi İsyanı›nın devam eden dinamiğinin CHP tarafından sisteme tümüyle içerilememesi, “alet”teki sıkıntıyı gösteriyor. 

Nitekim, başta Deniz Baykal’ın yeniden ortaya çıkarak görüşmelerde bulunması ve AKP ile koalisyon yapılması için yükselen sesler, “Yeni” CHP’deki karmaşık durumu gösteriyor. Ayrıca, sermayenin AKP-CHP koalisyonu isteği de CHP’yi hızla sistemin merkezine doğru çekiyor. 

CHP’nin dengesi 

Bu istek, sermayenin, sistemin ve rejimin sıkışmışlığını bir süre AKP-CHP koalisyonuyla yatıştırmayı, ardından oluşacak koşullara göre AKP ve/veya CHP ile devam etmeyi hedeflediğini gösteriyor. Tabii ki, CHP ile devam edilmesinin en büyük koşulu, devrimci-halkçı hareketleri kendine çekebilme becerisi. Bunun için de, CHP bir taraftan merkeze çekilirken, diğer taraftan “sol” yumruğunu kaldırarak yemin edenleri de dışarıda bırakmayacak şekilde bir özel “denge” oluşturulmaya çalışılıyor. 

Önümüzdeki süreçte CHP içindeki bu «denge”nin, güçlenen Kürt Özgürlük Hareketi ve yükselen işçi sınıfı hareketi karşısında “sol” görünümde “sağ” bir güç alanı oluşturmaya çalışacağı gözüküyor. Bu suni ve sahte “denge”nin geleceğini ise, emekçilerin ve halkların mücadelesi belirleyecek. 


1 Mayıs 2015 Cuma

CHP’de Değişen Bir Şey Yok

Önümüzdeki seçim için dikkatlerin üzerinde olduğu partilerden biri de CHP. «Düzenin» önemli bir parçası olan CHP’ye yönelik ilgi, özellikle emeklilere ve işçilere yönelik vaatleri nedeniyle artmış durumda. 

CHP “yeni” mi? 

Cumhuriyet’le birlikte kurulan CHP, “düzen” tehlikeye girdiği anda tehlikenin ortadan kalkmasını sağlama özelliğinden dolayı düzenin önemli bir parçası olmuştur. 

1970’li yıllarda devrimci hareketin yükselişini, “Ne ezen ne ezilen, hakça bir düzen” diyerek şişirdiği aldatıcı balonlarla kısmen durdurabilmişti. 90’lı yıllarda da, yükselen Kürt halkının özgürlük mücadelesinin devrimci-demokrat kitlelerle buluşmasını engelleyerek düzene yardımcı olan yine CHP idi.

Bu sefer de ırkçı-şoven bir söylemle halklar arasında düşmanlık körüklenmiş, ön yargılar kışkırtılmıştı.

CHP’yi şimdi de benzer bir görev bekliyor. 

Gezi isyanının çıkardığı enerjiyi, geçen sene Mart ayında yapılan yerel seçimlerde sandıkta eritmeyi kısmen başaran CHP, gözünü devrimci-demokrat güçlere dikmiş durumda. Artan işçi direnişleri, kadınların yükselen mücadelesi ve Kürt halkının isyanı, sistemi giderek açmaza sokuyor. AKP’nin bu açmazı gideremeyeceği ortaya çıktı. İşte, CHP’nin tarihsel görevi, devrimci-demokrat güçlerin sistem içine çekilerek sönümlendirilmesidir. 

Yalan vaatler 

Bunu emeklilere ve işçilere yönelik dikkat çeken vaatlerde görmekteyiz. Kapitalizmin yol açtığı yoksulluk ve sömürüye ses etmeyen CHP, emeklilere ikramiye ve asgari ücretleri artırmayı vaat ediyor. Peki, bugün işçilerin, emekçilerin ve emeklilerin AKP iktidarı boyunca giderek yoksullaşmasını sağlayan ekonomi politikalarının yaratıcısı kimdi? Kemal Derviş. Peki Kemal Derviş hangi parti iktidarda olursa Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olmayı kabul etti? CHP.

Tam bir “Ali Cengiz” oyunu. Oyunlar gibi, CHP de eski CHP. 

Düzenin yedek lastiği 

CHP’nin başka görevleri de var.

AKP’nin tek başına iktidarı kuramaması durumunda, hem Erdoğan’ı tasfiye etmek, hem de “büyük koalisyon” kurarak sermayeye nefes almayı sağlamak için bir AKP-CHP koalisyonu kurulabileceği konuşuluyor. Yurt ve Cumhuriyet gibi CHP’ye yakın gazetelere bu söylentiler yansımış durumda. HDP’yi AKP ile anlaştığı üzerinden suçlayan “ilericilerimizin” ise, bu konudaki sessizlikleri takdire şayan. Yanı sıra, olası bir CHP-MHP “Milli Koalisyonu” da akılda tutulmalı. 

Ekonomik kriz, yönetim krizi ve sistem krizi, gün geçtikçe artarak devam ediyor. Krizin halkçı-demokratik bir zeminde sonlanmasını, işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin mücadelesi kadar, CHP’ye karşı alacakları tavır da belirleyecek. 

1 Mart 2015 Pazar

Paket AKP ve Sermayenin Başında Patlar

(Toplumsal Özgürlük, Mart 2015 sayısı)

Yolsuzluk ve cinayetler batağına batmış AKP iktidarı giderek sarsılan iktidarını ayakta tutabilmek için giderek zalimleşiyor.

AKP’nin temsilcisi olduğu sermaye sınıfı da, giderek yükselen işçi ve emekçilerin direnişi karşısında “hazırlığını” yapıyor.

AKP ve sermaye, iktidarlarını korumak için, işçilere ve halklara karşı kullanabilecekleri “yasal” önlemler almaya yöneliyorlar.

Kamuoyunda “İç Güvenlik Paketi” olarak bilinen «Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazın Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”, TBMM İçişleri Komisyonu’nda AKP’lilerin oylarıyla kabul edilerek TBMM Genel Kurulu›na gönderildi. Paketin görüşülmesi, toplumdan yükselen tepkilerden dolayı erteleniyor.

Bu paketle hedeflenen yükselen halk hareketlerini engellemek, engellenemediğinde de şiddetle bastırmak. “Önlemlerin” büyük bir çoğunluğu, “toplumsal olaylarda” işlenen “suçlara” yönelik. 

Peki, paket neler getirecek? 

Bu paketle polis, “kendisinin” veya başkalarının can güvenliğini tehlikeye düşürenleri, “kişinin” can güvenliğinin sağlanması bakımından koruma altına alabilme veya olay yerinden uzaklaştırabilme yetkisine sahip olacak. Yani polis, zarar verebilecek ‘şüpheliyi’ kontrol altına alabileceği olay yerinden uzak bir yere götürebilecek. “Şüpheli” kim ve o “yer” neresi acaba? 

Polis, işyerlerine, kamu binalarına, okullara, evlere, araçlara vb. molotof, patlayıcı, yaralayıcı, yanıcı ve benzeri “silahlarla” saldıran veya saldırıya “teşebbüs” edenlere karşı, bu saldırıları etkisiz kılmak için silah kullanabilecek. Böylece, “molotof ” silah kapsamına alınıyor ve molotof kullananlara karşı polis artık “yasal” rahatlıkla silah kullanabilecek. Fakat bu da yeterli görüşmemiş olacak ki, “taş”, “bilye” ve “çiçek” gibi yaralayıcı “silah” kullananlara karşı da polis silah kullanabilecek. 

Yeni Ali İsmailler, Ethemler, Abdocanlar mı yaratılmak isteniyor?

Paketle, “toplumsal olaylar”da bulundurulması ve taşınması yasak olan suç aletlerini taşıyanlara 2 yıl 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası verilebilecek. Yine, “toplumsal olaylarda” yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlara (gazdan korunmak için bile olsa), 

3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanacak. Yani gaza karşı”deniz gözlüğü», «gaz maskesi» ve «kırmızı atkı» taşımanız halinde en az 2,5 yıl yatabilirsiniz.

Ek olarak, “toplumsal olaylarda” “yasadışı örgüt»lere ait amblem, işaret taşıyan; kanunların suç saydığı afiş, pankart, döviz vb. taşıyan, sloganlar atan ve megafon vb. ses cihazlarıyla bu sloganları “yayanlar”, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası alacak. Kısacası eylemlere katılmanız hapisi göze almanız demektir. Aslında tümüyle kaldırılması gereken saltanat makamları olan valileri ve kaymakamları kendi yerellerinin “başkanı” yapacak yetkiler de bulunuyor pakette. 

“Toplumsal Olayları” yok etme paketi 

Vali ve kaymakam, kamu düzenini ve güvenliğini, “kişilerin” “can” ve mal emniyetini sağlamak amacıyla bütün kamu kurum ve kuruluşlarının itfaiye, ambulans, çekici, iş makinesi vb. araçlardan yararlanabilecek, personeline görev verebilecek. 

Vali “gerektiğinde” kolluk amir ve memurlara, suçun aydınlatılması, faillerinin bulunması için doğrudan emir verebilecek. 

Aklınıza sakın “Berkin’i, Abdocan’ı öldürenleri öğrenebileceğiz” gibi düşünceler gelmesin. 

Tersine, o katliamları protesto eden toplumsal ve siyasal örgütlerin “gizli terör örgütü” kapsamına alınarak polisiye operasyonlara malzeme yapılacağını ön görebiliriz. 

Sokağa tıpaç 

Bu paket, AKP ve sermayenin işçilerden, halktan ne kadar korktuğunu gösteriyor.

Sesini derinden duyurarak mücadelesini yükselen işçi hareketi, eğitimin dinselleştirilmesine karşı sokaklara çıkan Alevi hareketi, Kürt Özgürlük Hareketi, kadın mücadelesi ve öğrenci hareketleri, bu paketi AKP’nin ve sermayenin başına çalacaktır. 

Bu Terazi Bu Sikleti Çekmez!

(Toplumsal Özgürlük, Mart 2015 sayısı)

13 yıllık iktidarı boyunca emekçilere ve halklara her türlü sömürü ve zulmü uygulamaya çalışan AKP iktidarı için 2015 yılı son yıl olmaya aday. İktidarını devam ettirebilmek için gittikçe hoyratlaşan AKP her yerde direnişle karşılaşıyor ve daha da hoyratlaşıyor. Fakat AKP açısından zaman ve mekan gittikçe daralıyor. 

Değerli yalnızlıktan umursanmaz yalnızlığa 

Neo-Osmanlıcılık hayalleri ve büyüyen sermayenin teşvikiyle Ortadoğu’ya bir hışımla giren AKP’nin, Libya, Suriye, Mısır, Irak ve Filistin’deki hesapları tutmadı ve tıpış tıpış gerisin geriye döndü. Tek ortağı Katar’ın da terk etmesi sonucu bölgedeki “değerli yalnızlığı”, “umursanmaz yalnıza” dönüştü. AKP küresel sermaye tarafından Ortadoğu’da “değersiz ve gerekli olduğunda kullanılacak bir müttefik” durumuna düştü. 

Her türlü yardımı eksik etmediği IŞİD de, başta Kobane olmak üzere Suriye ve Irak’ta sürekli gerileyince, gözünü “sığınmak” için Türkiye’ye çevirmiş durumda. Şayet “gelirlerse”, bu cani çetelerin neler yapabileceklerini tahmin edebiliriz. AKP ise, IŞİD’in yapabileceklerini yok saymaya devam ediyor. 

AKP “içeride” sıkışıyor 

Türkiye sınırları dışında neredeyse adım atacak yeri kalmayan AKP, kendisi ve ülke sınırları içerisinde de sıkışmış durumda. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasıyla beraber AKP içindeki gerilimler de gerginliğini koruyor. 

Erdoğan kendi iktidarını sağlam zemine oturtmak ve yeni hamlelerini güçlü şekilde yapabilmek için anayasal güvence almak istiyor. Bunu AKP’nin Haziran’daki seçimde anayasayı değiştirebilecek çoğunluğa ulaşmasıyla yapmayı planlamakta. Fakat yolsuzluk yapan 4 bakanın Yüce 

Divan’a gönderilmesi için yapılan oylamalarda verilen fireler ve Davutoğlu’na “koşulsuz” biat edilmemesi, parti içindeki çıkar çatışmalarının işaretleri olarak gözüküyor. Nitekim, Hakan Fidan’ın milletvekilliği için istifası sonrasında yaşananlar da, bu çıkar grupları arasındaki “gizli” savaşın seçime doğru daha da hızlanacağını gösteriyor. 

Ayrıca bütün pis işlerdeki eski ortağı Gülen Cemaatiyle olan savaşım da AKP’yi yorgun düşürmekte. Özellikle polis içerisinde yapılan operasyonlar istenilen toplumsal meşruiyeti üretmemesinin yanı sıra, Gülen Cemaatini “sivil toplum”da kendine alan açmasını sağlıyor. Bu da AKP açısından özellikle “dindar” ve “muhafazakar” tabanına yönelik tehdit oluşturmakta. 

Rejim çıkmazı 

Diğer yandan bu savaş sırasında Erdoğan ile “örtülü” bir şekilde ittifak yapan “ulusalcı” güçler de kendilerine alan açmaktalar. Emine Ülker Tarhan, Süheyl Batum vb. kişiliklerde kendisini gösteren “ulusalcı klik” yeni hamlelerle Erdoğan sonrasına yönelik pusuya yatmış durumdalar. 

Fakat AKP’yi en çok baskılayan güçler ise Cemaat ve ulusalcı klik değil işçiler ve halk hareketleri. 

Gezi isyanıyla başlayan halk hareketi, Kobani serhildanıyla zirveye ulaşıp Cizre direnişiyle enerjisini sürdüren Kürt Özgürlük Hareketi ve metal işçilerin kıvılcımın çaktığı işçi sınıfı hareketi AKP’yi giderek sıkıştırıyor. Ve bu sıkışıklığı aşmak için ise “İç Güvenlik Yasası” çıkartarak iktidarını şiddetle korumaya düşünen AKP giderek kendini sonunu hazırlıyor. 

İşçi sınıfı, Gezi ve Kobane’yi birleştirecek bir mücadele hattının, giderek çözülmeye doğru giden “rejimi” yıkarak “Demokratik Cumhuriyet” hedefine ulaşması ihtimali her zamankinden daha da yakın duruyor.

1 Ocak 2015 Perşembe

Seçimler Yeni Başlangıçlara Dönüşüyor

(Toplumsal Özgürlük, Ocak 2015 sayısı)

Mart 2014’teki yerel seçimlerle başlayıp Ağustos’ta cumhurbaşkanlığı seçimiyle devam eden seçim yılının son durağı olan Haziran 2015’teki genel seçim sürecine giriliyor. Bu seçim, bir döneminin son noktası olmakla birlikte tarihi bir dönemin de başlangıcı olmak üzere. 

AKP için varlık yokluk seçimi 

2002 yılında iktidara gelen AKP, bugüne kadar ki süreçte iktidarını kullanarak, sermaye ve kendisi için dikensiz bir gül bahçesi yaratarak eski sermaye düzenini yeniledi. Fakat bu “bahçe”nin daimi tapusunun alınmasını sağlayacak olan yeni “anayasa” halen yapılamamış durumda. Ve AKP sadece sermaye için değil, baştan aşağıya battığı yolsuzluk ve rüşvet bataklığından kendini kurtarmak, iktidarını ve yağmasını devam ettirmesini sağlayacak “başkanlık” sistemini gerçekleştirmek için de yeni bir anayasaya ihtiyaç duymaktadır. Bu yüzden de seçimlerdeki ilk hedefi kendi anayasasını referanduma götürmeyi sağlayacak olan 330 milletvekilliğini, ikinci hedef olarak da anayasayı doğrudan değiştirmeyi sağlayacak olan 367 milletvekilliğini elde etmek olacaktır. 

CHP ve MHP “Restorasyon”a ayak uyduruyor 

Sermaye düzenin diğer bileşenleri olan CHP ve MHP için ise bu seçimler, yeni sermaye rejimine uyum sağlamada ne kadar başarılı olduklarını gösterecek. Seçim hamlelerine başlayan “yeni” CHP, ilk olarak milletvekilleri Emine Ülker Tarhan ile Süheyl Batum’u ihraç ederek, Hüseyin Aygün ve Birgül Ayman Güler’i disipline vererek “sol” ve ulusalcı kanatlarını “ihtar” etti. Böylece Mansur Yavaş ve Ekmeleddin İhsanoğlu’yla başlayan “sağ”a yerleşmeye kararlılıkla devam edeceği görülüyor. 

CHP’nin aksine MHP ise içten ve derinden hamlelerle ve gerektiğinde AKP ve CHP’ye kol değneği olarak sermayenin yeni rejiminde varlığının gerekliliğini ve gerçekliğini gösterme çabası içinde. 

HDP: Seçim, öncesi ve sonrası 

Son iki genel seçime bağımsız adaylarla seçimlere giren KÖH, bu seçimlere HDP ile parti olarak girme kararı aldı. Bu kararla birlikte tartışmalar HDP’nin barajı geçip geçemeyeceği üzerine kurulmuş durumda. 

Partiyle girilmesi taraftarı olanlar Cumhurbaşkanlığı seçiminde alınan oylar ve yükselen “demokratik” hareketleri öne sürerken, karşı olanlar da Cumhurbaşkanlığı seçiminde alınan oyların geçici olduğu ve bunun seçimlerde anayasa yapacak çoğunluğa ulaşmak isteyen AKP’nin bir tuzağı olarak değerlendirmekteler. Ve bu değerlendirmeler mücadeleyi neredeyse parlamenterizme indirgeyip, sokağı ve fiili-meşru mücadeleyi dışlama noktasına varıyor. 

KÖH ile Emek ve Demokrasi Güçleri, bugüne kadar gerek Meclis’teki varlıklarıyla gerekse Meclis’le sokağı bütünleştiren eylem hattıyla demokrasi mücadelesinin var olmasını ve büyümesini sağladılar. Fakat özellikle “Çözüm Süreci”nin başlamasıyla birlikte gerek çözümün görüşmelere sıkıştırılması, gerekse “iktidar”ın ürkütülmemesi isteği nedeniyle eylem hattında oluşma başlayan sıkıntılar artık gözle görülür hale gelmektedir. Bu sıkıntılar ilk belirtilerini “Gezi”deki “çekingen” tavırla kendini gösterirken son olarak 6-8 Ekim’de “Kobane Serhildanı”nda ortaya çıktı. Bu serhildan ve sonrasındaki eylemlerde neredeyse halkı yalnız bırakmaya varan duruşlar sergilendi. Ayrıca devrimci-demokratların bir direniş ve mücadele hattı olarak kurulan HDK’nin neredeyse bir gecede HDP’ye ikame edilerek sönümlenmeye bırakılması da devrimci-demokrat güçlerin “kurumsal” ayağını darlaştırıyor. 

Dolayısıyla “Haziran”ı yeniden keşfeden olmamak için, gerek meclisteki güçlü sesiyle, gerekse yükselen işçi, gençlik, kadın ve Kürt Halk Hareketi ile birlikte sadece sokağı değil, aynı zamanda “Demokratik Cumhuriyet”i de kuran bir eylem hattıyla AKP ve sermayenin iktidarı yerle bir edilerek “Barışın” ve “Özgürlüğün” yolu açılabilir. 

2 Kasım 2014 Pazar

Ukrayna’da ‘Güçler’ İle ‘Halkın’ Savaşı Devam Ediyor

(Toplumsal Özgürlük, Kasım 2014 sayısı)

Nisan ayından bu yana Ukrayna’nın doğusunda Ukrayna “güçleri” (Ukrayna ordusu, faşist ve paramiliter güçler) ile isyancılar arasında süren iç savaşta bir “nefes alma” dönemine girildi. Belarus’un başkenti Minsk’te bir araya gelen taraflar 5 Eylül’de bir ateşkes ilan ettiler. 

Bu ateşkese göre, 30 km’lik tampon bölge oluşturulması, Ukrayna’nın doğusundaki bazı bölgelerin askeri uçuşlara yasaklanması, her iki taraftaki ‘yabancı paralı askerlerin’ çekilmesi, Ukrayna’nın doğusundaki devlet binalarını elinde tutan ayrılıkçıların buraları boşaltması, ellerindeki Ukraynalı askerleri serbest bırakması ve silahlarını teslim etmesi öngörülüyordu. 

Ateşkes havada kaldı 

Ateşkesin ilan edilmesinden sonra birçok olumlu gelişme yaşandı. 15 Eylül’de Ukrayna parlamentosu, Donetsk ve Luhansk bölgelerindeki bazı yerlere üç yıl boyunca özerk yönetim hakkı ve ayrılıkçılara af getiren yasayı onayladı. 

Bu gelişmelere rağmen “dolaylı” yapılan hamle hızla devam ediyor. AB ve ABD Rusya için aldığı yaptırım kararlarını ve hamlelerini sürdürüyor. Nitekim 16 Eylül’de Avrupa Parlamentosu ile Ukrayna Parlamentosu’nda serbest ticaret anlaşması onaylandı. Bu anlaşma Rusya’nın baskısıyla 2016’ya dek uygulanamayacak olsa da, Ukrayna’nın AB’ye “ekonomik” bir adım daha atması açısından önem taşıyor. Ekonomik hamlenin yanı sıra askeri hamle de geldi. Fransa, Rusya’ya iki savaş gemisi vermek üzere 2011’de 1,6 milyar dolar değerinde bir anlaşma yapmıştı. Fakat son gelişmeler üzerine ama bunları vermeyi erteledi. Bu kararın ardında da Rusya’yı askeri olarak da baskılama yatıyor. İsyancılara “yakın” duran Rusya da bu baskıları karşılamak için karşı hamleler geliştiriyor. Haziran ayında borçlarını ödemediği için Ukrayna’nın doğalgazı Rusya tarafından kesilmişti. Bunun üzerine Ukrayna doğalgaz ihtiyacını Macaristan, Polonya ve Slovakya›dan karşılıyordu. Fakat geçtiğimiz ay Macaristan Ukrayna’ya olan doğalgaz akışını kesti. Ve bu kesme işleminden üç gün önce Macaristan Başbakanı Viktor Orban ve Rusya’nın devlet şirketi Gazprom’un genel müdürü, Budapeşte’de görüştü. Bu görüşme sırasında da Orban Rusya’ya olan yaptırımları eleştirmiş ve Rusya’yla olan yakın ilişkilerini geliştirmek istediğini belirtmişti. 

Ateşkese rağmen savaş 

Diğer yandan da Rusya Ukrayna üzerindeki etkisini korumak ve NATO’ya girmesini engellemek için Ukrayna’yla görüşmelerine devam ediyor. Öyle ki Ukrayna’nın doğusu için otonomi sözünü etmekten imtina ediyor, sınırdaki askerlerini geri çekiyor ve ateşkesin “korunması” için çaba sarfediyor. Savaş yine de sürmeye devam ediyor. Ateşkese rağmen Donetsk kentinde çatışmalar sürüyor. Ateşkesten bu yana Birleşmiş Milletler’in açıklamasına göre 331 kişi öldü. 

Halk Cumhuriyetleri gerçeği 

Bütün bu gelişmelerin gölgesinde kalan ise Donetsk ve Lugansk’ta kurulan Halk Cumhuriyetleri.

Ukrayna’da Maidan meydanındaki gösteriler sonunda kurulan yeni hükümete karşı doğu Ukrayna’da gösteriler başlamış ve bu bölgedeki halk devlet binalarını ele geçirerek Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Lugansk Halk Cumhuriyeti’ni ilan etmişlerdi. Ukrayna “güçlerinin” saldırısı üzerine de bu cumhuriyetlerini savunmaya devam ediyorlar. 

Bazı Rus askerlerin “gönüllü” katılmasından, bölgenin çoğunluğunun Rus olmasından ve Rusya’nın kısmi yardımından kaynaklı, bu isyan “ayrılıkçı” ve “Rusya yanlısı” görülse de, altında “ekonomik” sebepler yatıyor. 

Nitekim bu Halk Cumhuriyetlerinin sözcüleri, Rusya’ya bağlanmak değil, kendi cumhuriyetlerini yönetmek istediklerini ve Ukrayna’nın topraklarından çekilmedikleri sürece savaşmaya devam edeceklerini belirtiyorlar.

Endüstride yaptıkları kimi kamulaştırmalar ve kurdukları “Halk Savunma Birlikleri” “yeni” bir cumhuriyete doğru ilerliyor. Dolayısıyla Ukrayna’daki iç savaşın gidişatını “AB-ABD” veya “Rusya” güçlerinin kapışmasından çok “Halk Cumhuriyetlerinin” duruşu belirleyebilir.

İşgalci ABD’nin Irak’tan Çekilmesi

30 Eylül’de son Amerikan birliklerinin Erbil yakınındaki Harir Hava Üssü’nden ayrılmasıyla ABD’nin Irak’taki yirmi üç yıllık askerî varlığı ...