19 Ağustos 2025 Salı

(Çeviri) Eleştirel Araştırmanın Eleştirisi (3) – Jean-Paul Sartre

Çevirenin Notu: Jean-Paul Sartre’nin Diyalektik Aklın Eleştirisi kitabının ilk cildinin ikinci kısmı olan “Eleştirel Araştırmanın Eleştirisi”nden bu hafta “Eleştirel Araştırma ve Eylem” ve “Stalinizm Sorunu” başlıklı bölümlerinin çevirisini yayımlıyorum.

5 – Eleştirel Araştırma ve Eylem

Ancak terimlerimizi hem derinleştirmeli hem de sınırlandırmalıyız. Zira araştırmanın düşünümsel olması gerektiğini söylediğimde, momentlerinin tikelliği içinde, tıpkı düşüncenin insan praksisinden ayırt edilemeyeceği gibi, gelişen bütünselleştirmeden de ayrılamayacağını kastediyorum. Başka bir yerde, düşüncenin asalak, farklı bir bilinç olarak değil, belirli "bilinçlerin" ayırt edici yapısı olarak düşünülmesi gerektiğini göstermiştim. Eğer gerçekliğin verili bir bölgesinde bir bütünselleştirme gelişiyorsa, bu benzersiz koşullarda meydana gelen benzersiz bir süreç olmalıdır ve epistemolojik bakış açısından, onu açıklayan ve onları içselleştirerek bireyselleştiren tümelleri üretecektir. (Gerçekten de, insanınki de dahil olmak üzere tarihin oluşturduğu tüm kavramlar benzer şekilde bireyselleştirilmiş tümellerdir ve bu bireysel süreç dışında hiçbir anlamları yoktur). Eleştirel araştırma ancak bu sürecin bir momenti olabilir ya da başka bir deyişle, bütünselleştirici süreç gelişiminin belirli bir anında kendisini eleştirel araştırma olarak üretir. Ve bu eleştirel araştırma bireysel hareketi düşünme yoluyla kavrar, yani eylemin kendisine düşünümsel bir yapı kazandırdığı belirli bir momenttir. Dolayısıyla diyalektiğin tümelleri - anlaşılabilirliğin ilkeleri ve yasaları - bireyselleştirilmiş tümellerdir; soyutlama ve tümelleştirme girişimleri ancak bu süreç için sürekli geçerli olan şemalarla sonuçlanabilir. Daha sonra, biçimsel çıkarımların (henüz bilinmeyen diğer ontolojik bölgelerin de bütünselleştirmeler olduğu soyut hipotezine dayanarak) ne kadar ileri götürülebileceğini göreceğiz; ancak, her halükarda, bu tür çıkarımla bilgi olma iddiasında bulunamazlar ve eğer mümkünlerse, tek faydaları, araştırmanın gerçekleştiği bütünselleştirme sürecinin tikelliğine daha fazla ışık tutmaktır.

6 - Stalinizm Sorunu

Bu, "herhangi biri" kelimesini nasıl anlamamız gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Eğer bütünselleştirme, bütünselleştirici praksisinin zorunlu cisimleşmesi olarak bir eleştirel bilinç momenti üretiyorsa, o zaman bu momentin yalnızca belirli zaman ve yerlerde ortaya çıkabileceği açıktır. Hem derin gerçekliğinde hem de görünüm biçimlerinde, bu tikel bütünselleştirmenin karakteristik sentetik kuralı ve bu kurala göre aşması ve kendi içinde koruması gereken önceki koşullar tarafından koşullandırılmıştır. Kendimi daha açık ifade etmek için şunu söylememe izin verin - eğer varsaydığımız gibi, bütünselleştirme bölgesi bizim için insanlık tarihi ise - diyalektik Aklın eleştirisi, tarihsel bütünselleştirme diyalektik dediğimiz bireyselleşmiş tümeli üretmeden önce, yani Hegel ve Marx'ın felsefelerinde kendisi için ortaya konmadan önce ortaya çıkamazdı. Diyalektik rasyonalite kavramını belirsizleştiren ve praksis ile onu açıklayan bilgi arasında yeni bir ayrılık yaratan suiistimallerden önce de ortaya çıkamazdı. Gerçekten de Eleştiri, etimolojik anlamını ve kökenini, doğruyu yanlıştan ayırma, bütünselleştirici faaliyetlerin sınırlarını tanımlama ve böylece onlara geçerliliklerini iade etme ihtiyacından alır. Başka bir deyişle, Stalinist idealizm hem epistemolojik yöntemleri hem de pratikleri katılaştırmadan önce, tarihimizde eleştirel araştırma gerçekleşemezdi. Yalnızca, bizim bu 'Tek Dünya'mızda, Stalinist dönem sonrasını karakterize eden yeniden düzenlemenin entelektüel ifadesi olarak ortaya çıkabilirdi. Dolayısıyla, eleştirel araştırmayı herkesin yapabileceğini iddia ettiğimizde, bunun herhangi bir dönemde yapılabileceği anlamına gelmez. Bugün herhangi biri anlamına gelir. O halde 'herhangi biri' ne anlama gelmektedir? Bu terimi, tarihsel bütünselleştirmenin var olabilmesi için, herhangi bir insan yaşamının bütünün (bütünselleştirici hareketin) ve tam da her şeye ve herkese karşı olduğu ölçüde tüm yaşamların doğrudan ve dolaylı ifadesi olduğunu belirtmek için kullanıyoruz. Sonuç olarak, herhangi bir yaşamda (koşullara bağlı olarak az ya da çok açık bir şekilde de olsa) bütünselleştirme, kör ilkesiz praksisin ve katılaşmış düşüncenin birbirinden ayrılmasını, ya da başka bir deyişle, dünyanın bütünselleştirici faaliyetinin bir momenti olan diyalektiğin belirsizleşmesini sağlar. Hoşnutsuzluk ve zaman zaman da ıstırap içinde yaşanan bu çelişki sayesinde bütünselleştirme, herkesi, bireysel kaderinin bir parçası olarak, entelektüel araçlarını yeniden gözden geçirmeye zorlar; ve bu aslında insan gelişiminin yeni, daha ayrıntılı, daha bütünleşik ve daha zengin bir momentini temsil eder. Aslında bugün, diyalektiği kendisi hakkında sorgulamaya yönelik (elbette bu da dahil olmak üzere) hepsi ilginç ve hepsi tartışmaya açık çok sayıda girişimin ortaya çıkışına tanık oluyoruz. Bu, yalnızca eleştirel araştırmanın kökeninin diyalektik olduğu anlamına gelmiyor, aynı zamanda herkeste düşünümsel ve eleştirel bir bilincin ortaya çıkmasının, kişinin kendi yaşamı aracılığıyla, bütünün bir ifadesi olarak kavranan tarihsel bütünselleştirme momentini kavramaya yönelik bireysel girişimler biçimini aldığı anlamına da geliyor. Dolayısıyla, en doğrudan ve en yüzeysel haliyle, bütünselleştirmenin eleştirel araştırması, kendisini düşünümsel olarak eleştirdiği ölçüde, araştırmacının yaşamının ta kendisidir. Soyut anlamda bu, yalnızca bütünselleştirme bölgesinde yaşayan bir insanın, kendisini bütünselleştirici hareketle birleştiren içsellik bağlarını kavrayabileceği anlamına gelir.

 

16 Ağustos 2025 Cumartesi

Guglielmo Carchedi’nin “Başka Bir Avrupa İçin” adlı eseri üzerine

5 Eylül 1938 tarihinde doğan Guglielmo Carchedi, Amsterdam Üniversitesi İktisat ve Ekonometri Bölümü’nde öğretim üyeliği yapmış Marksist bir bilim insanıdır. En önemli eseri olan “For Another Europe” ilk olarak 2001 yılında Verso Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Bu kitap Mustafa Topal’ın çevirisiyle “Başka Bir Avrupa İçin” başlığı ve “Avrupa'nın Ekonomik Bütünleşmesinin Sınıf Tahlili” altbaşlığıyla 2009 yılında Yordam Kitap tarafından yayımlamıştır.

Kitabın iki savı olduğunu söyleyebiliriz.

İlk olarak Carchedi’ye göre Avrupa Birliği (AB), Alman oligopollerin önderlik ettiği Avrupa oligopollerin isteği doğrultusunda kurulan ve onların çıkarlarını önde tutan bir birliktir.

"Başta Komisyon ve Konsey olmak üzere AB kurumları, yalnızca ve basitçe oligopol sermayenin çıkarlarını diğer toplumsal gruplara karşı savunan araçlar değiller. Onlar aynı zamanda çok farklı sınıf ve grupların çıkarlarına da aracılık ediyorlar. Bir başka deyişle, bu kurumlar, çok farklı ve birbirleriyle çelişen çıkarları uzlaştırmaya çalışıp (bütün partilerin kendileri için belli ayrıcalıklar sağlamak istemelerine karşın) onları herkes için kabul edilebilir bir biçime kavuşturmaya çalışıyorlar. Ancak son tahlilde bu kurumların temel işlevi, oligopol sermayenin öncü rolünü sürdürmesini sağlamaktır." (s.63)

"Avrupa entegrasyonunun temel nedeni, bu projenin emperyalist doğası, özellikle de Alman oligopollerinin liderliği altındaki Avrupa oligopollerinin istekleridir." (s. 270)

İkinci olarak ise AB emperyalist bir birliktir ve kurumları ve yasaları aracılığıyla diğer ülkelerde üretilen değerlere el koyar.

"AB emperyalizmi şunlara işaret eder:

AB ülkelerindeki kapitalist işletmeler ile AB üyesi olmayan ülkelerdeki kapitalist işletmeler arasındaki emperyalist ilişkilere;

elde edilen değerin AB ülkeleri arasında paylaşılmasında eşitsiz bölüşüme; 

AB kurumlarına ve böylece bu ilişkileri olanaklı kılan kurumlar tarafından yönlendirilen yasal açıdan bağlayıcı kurallara ve yasalara (örneğin Lome Konvansiyonu, AB-ACP (Afrika, Karayip ve Pasifik ülkeleri) Anlaşması, AB -CEEC (Merkez ve Doğu Avrupa Ülkeleri) Anlaşması, vb.) ;

bu kural ve yasalara uymaya isteksiz olanlara boyun eğdirmek için gerekli askeri güce (ileride göreceğimiz gibi, Batı Avrupa Birliği)."(s.200)

Carchedi eserinde üç kavramı öne çıkartır: Oligopol, değere el koyma ve emperyalizm.

Carchedi’ye göre bir sermayenin oligopol olabilmesi için bütün piyasayı şekillendirebilmesi ve piyasaya girebilme koşullarını diğer sermayelere kabul ettirebilme gücüne sahip olabilmesi gerekmektedir. AB yapısı itibariyle oligopol sermayeye bu güce sahip olabilmesini sağlayacak kurumları, yasaları ve işleyişi sağlamaktadır.

Ayrıca Avrupa oligopolleri, sermayelerini daha da büyütmek ve genişletmek için AB dışında üretilen değerlere de ihtiyaç durmaktadır. AB kurumları, yasaları ve anlaşmaları aracılığıyla oligopollerin daha fazla değere el koymalarını sağlar.

Emperyalizmin bir özelliği de bir ülkede üretilen değere zor ile el koymaktır. AB kurumları, yasaları ve anlaşmaları aracılığıyla zor kullanarak AB dışındaki ülkelerdeki değere el konularak AB içine taşınmasını sağlar ve bu AB'nin emperyalist yapısını ortaya koyar.

Eseri kıymetli kılan iki özelliği ise analiz şekli ve yetkinliğidir.

Carchedi, AB'nin ekonomik yapısını ve bu yapının birliğin işleyişi ile varoluşu üzerindeki etkisini ortaya koymuştur. Böylece AB'nin oligopollerin çıkarlarını önde tutan bir işleyişe sahip emperyalist yapı olduğuna dair görüşlerini belirtmişti. Yine yazar ortaya koyduğu bu görüşleri, nesnel verileri bilimsel bir analize tutarak temellendirmiştir. Dolayısıyla yazarın analiz şekli kitabın incelenebilir olmasını sağlamıştır.

Carchedi AB'yi yetkin bir şekilde Marksist yöntemle analiz edebilmiştir. Yazar özellikle üçüncü bölümde açıkladığı değer kuramı ile Marksist ekonomi-politiğe dair yetkinliğini ortaya koymuştur. Bu durum da kitabın AB'ye ilişkin en yetkin Marksist analiz olmasını sağlamıştır.

12 Ağustos 2025 Salı

(Çeviri) Eleştirel Araştırmanın Eleştirisi (2) – Jean-Paul Sartre

Çevirenin Notu: Jean-Paul Sartre’nin Diyalektik Aklın Eleştirisi kitabının ilk cildinin ikinci kısmı olan “Eleştirel Araştırmanın Eleştirisi”nden bu hafta “Bütünlük ve Bütünselleştirme” ve “Eleştirel Araştırma ve Bütünselleştirme” başlıklı bölümlerin çevirisini yayımlıyorum.

3 - Bütünlük ve Bütünselleştirme

Tartışmayı daha ileri götürmeden önce bu bakış açısından hareketle, bütünlük ve bütünselleştirme kavramları arasında net bir ayrım yapmalıyız. Bütünlük, parçalarının toplamından kökten farklı olmakla birlikte, bu parçaların her birinde şu ya da bu biçimde bütünüyle mevcut olan ve kendisiyle ya bir ya da daha fazla parçasıyla ilişkisi ya da bunların tümü veya bazıları arasındaki ilişkilerle ilişkisi aracılığıyla ilişki kuran bir varlık olarak tanımlanır. Eğer bu gerçeklik yaratılmışsa (bir resim ya da bir senfoni buna örnektir, eğer entegrasyon aşırıya götürülürse), yalnızca imgeselde (l'imaginaire), yani bir imgelem ediminin bağıntısı olarak var olabilir. Tanımı gereği hak iddia ettiği ontolojik statü, kendinde-olanın, hareketsiz olanın statüsüdür. Bütünlük görünümünü üreten sentetik birlik bir etkinlik değil, yalnızca geçmiş bir eylemin kalıntısıdır (tıpkı bir madalyonun birliğinin, darbedilmiş halinin edilgen kalıntısı olması gibi). Dışsal varlığı sayesinde, kendinde-varlığın ataleti bu birlik görünümünü kemirir; edilgen bütünlük ise aslında sonsuz bölünebilirlik tarafından aşındırılır. Dolayısıyla, parçalarını bir arada tutmanın etkin gücü olarak bütünlük, yalnızca bir imgelem ediminin bağıntısıdır: senfoni ya da resim, başka bir yerde gösterdiğim gibi, kurutulmuş boyalar dizisi ya da bunların analoğu olarak işlev gören seslerin birbirine bağlanması yoluyla yansıtılan imgelemlerdir. Pratik nesneler söz konusu olduğunda - makineler, aletler, tüketim malları, vs. - şimdiki eylemimiz, onların eylemsizliğini bütünleştirmeye çalışan praksisi bir şekilde yeniden canlandırarak onları bütünlükler gibi gösterir. Aşağıda bu atıl bütünlüklerin çok önemli olduğunu ve daha sonra pratik-atıl olarak adlandıracağımız türden bir ilişkiyi insanlar arasında yarattığını göreceğiz. Bu insani nesneler insan dünyasında dikkate değerdir, çünkü pratik-atıl statülerine orada kavuşurlar; yani praksis (onları yaratan emek ve onları kullanan emek) ile içlerindeki eylemsizliği karşı karşıya getiren çelişki nedeniyle kaderimize ağır gelirler. Ancak, bu açıklamaların da gösterdiği gibi, bunlar birer üründür; ve bütünlük, sanılanın aksine, yalnızca bütünselliğin düzenleyici bir ilkesidir (ve hepsi bir anda kendi geçici yaratımlarının atıl topluluğuna dağılır).

Gerçekten de, herhangi bir şey farklı olanın sentetik birliği olarak görünecekse, bu gelişen bir birleşme, yani bir faaliyet olmalıdır. Bir yaşam alanının sentetik birleşimi yalnızca onu üreten emek değil, aynı zamanda onu yaşama faaliyetidir; kendisine indirgendiğinde, eylemsizliğin çokluğuna geri döner. Dolayısıyla bütünselleştirme bütünlükle aynı statüye sahiptir, çünkü çokluklar aracılığıyla, her parçayı bütünün bir ifadesi haline getiren ve bütünü parçalarının dolayımıyla kendisiyle ilişkilendiren sentetik emeği sürdürür. Ancak bu gelişen bir faaliyettir ve çokluk kendi orijinal statüsüne geri dönmeden sona eremez. Bu eylem, praksisin farklılaşmamış bağıntısı olarak, bütünleştirilecek olan toplulukların biçimsel birliği olan pratik bir alanı tanımlar; bu pratik alan içinde, faaliyet en farklılaşmış çokluğun en titiz sentezini gerçekleştirmeye girişir. Böylece, çifte bir hareketle, çokluk sonsuza kadar çoğaltılır, her bir parça diğerlerine ve oluşma sürecindeki bütüne karşı konumlandırılırken, bütünleştirici faaliyet tüm bağları sıkılaştırarak her bir farklılaşmış unsuru hem dolaysız ifadesi hem de diğer unsurlarla ilişkisindeki aracısı haline getirir. Bu temelde, diyalektik Aklın anlaşılabilirliğini ortaya koymak kolaydır; o, bütünselleştirme hareketinin ta kendisidir. Dolayısıyla, yalnızca bir örnek vermek gerekirse, olumsuzlamanın olumsuzlanmasının bir olumlama haline gelmesi, bütünselleştirme çerçevesinde gerçekleşir. Praksisin ilişkisel alanı olan pratik alanda, her belirleme bir olumsuzlamadır, çünkü praksis, belirli toplulukları farklılaştırırken, onları diğerlerinin oluşturduğu gruptan dışlar; ve gelişen birleşme aynı anda en farklılaşmış ürünlerde (hareketin yönünü gösterir), daha az farklılaşmış olanlarda (süreklilikleri, dirençleri, gelenekleri, daha sıkı ama daha yüzeysel bir birliği gösterir) ve ikisi arasındaki çatışmada (gelişen bütünselleşmenin mevcut durumunu ifade eder) görünür. Daha az farklılaşmış toplulukları belirleyerek onları diğerlerinin seviyesine yükseltecek olan yeni olumsuzlama, toplulukları birbirlerine karşıt hale getiren olumsuzlamayı ortadan kaldırmak zorundadır. Dolayısıyla, bir belirlemenin bir olumsuzlama olduğu ve bir olumsuzlamanın olumsuzlanmasının zorunlu olarak bir olumlama olduğu yalnızca (alanının sınırlarını zaten tanımlamış olan) gelişen bir birleşme içinde söylenebilir. Eğer diyalektik Akıl varsa, o zaman ontolojik bakış açısından, o yalnızca gelişen bir bütünselleştirme olabilir ve bütünselleşmenin gerçekleştiği yerde ortaya çıkar, ve epistemolojik bakış açısından, o yalnızca bu bütünselleşmenin prensipte kendi prosedürlerinde bütünselleştirici olan bir bilgiye erişebilirliği olabilir. Ancak bütünselleştirici bilginin yeni bir bütünselleştirme olarak ontolojik bütünselleştirmeye ulaştığı düşünülemeyeceğinden, diyalektik bilginin kendisi de bütünselleştirmenin bir momenti olmalıdır ya da başka bir deyişle, bütünselleştirme kendi içinde özsel bir yapı ve bir bütün olarak süreç içinde bütünselleştirici bir süreç olarak kendi düşünümsel yeniden bütünselleştirmesini içermelidir.

4 - Eleştirel Araştırma ve Bütünselleştirme

Dolayısıyla diyalektik bütünselleştirici bir faaliyettir. Tek yasası gelişen bütünselleştirme tarafından üretilen kurallardır ve bunlar açıkça birleşme ile bütünleşmiş arasındaki ilişkiyle ilgilidir.[1] Yani, bütünselleştirici sürecin bütünselleştirilmiş parçalardaki etkin mevcudiyet biçimleri. Ve kendisi de bütünselleştirici olan bilgi, belirli bir türdeki belirli kısmi yapılarda mevcut olduğu ölçüde bütünselleştirmenin kendisidir. Başka bir deyişle bütünselleştirme, sentetik birleştirmenin biçimsel, meçhul bir faaliyeti olarak kalırsa, bilinçli olarak kendi kendine mevcut olamaz, ancak birleştirdiği ve bütünselleştirme faaliyetinin hareketiyle kendilerini bütünselleştirdikleri ölçüde onu etkin bir şekilde somutlaştıran farklılaşmış gerçekliklerin dolayımıyla mevcut olabilir. Bu açıklamalar, eleştirel araştırmanın ilk özelliğini tanımlamamızı sağlar: eleştirel araştırma bütünselleştirmenin içinde yer alır ve ne bütünselleştirme hareketinin düşünümsel bir tanınması ne de bilinen bütünselleştirmenin özel, özerk bir bütünselleştirmesi olabilir. Aksine, bütün parçalarında somutlaştığı ve bu parçalardan belirlilerinin aracılığı ile kendisinin sentetik bilgisi olarak gerçekleştiği ölçüde, gelişmekte olan bütünselleşmenin gerçek bir momentidir. Pratikte bu, eleştirel araştırmanın herkesin düşünümsel deneyimi olabileceği ve olması gerektiği anlamına gelir.



[1] [Birkaç örnek: Bütün, parçanın içinde mevcut anlamı ve kaderi olarak tamamen mevcuttur. Bu durumda, parça belirleniminde (bütünün olumsuzlanması) bütüne karşıt olduğu için kendisine karşıttır ve parçalar birbirlerine karşıt oldukları için (her parça hem diğerlerinin hem de bütünün olumsuzlanmasıdır, bütünselleştirici faaliyetinde kendisini belirler ve kısmi yapılara bütünsel hareketin gerektirdiği belirlenimleri verir), her parça diğer parçalarla ilişkilerinde bütün tarafından dolayımlanır: bir bütünselleştirme içinde, çokluklar (mutlak dışsallığın, yani niceliklerin bağları olarak) birbirlerini ortadan kaldırmaz, aksine içselleştirir. Örneğin, yüz kişi olma olgusu (grupları tartışırken göreceğimiz gibi) yüz kişiden her biri için diğer doksan dokuz kişiyle sentetik bir içsellik ilişkisi haline gelir; onun bireysel gerçekliği yüzüncü olmanın sayısal özelliklerinden etkilenir. Böylece nicelik (Engels'in Hegel'i izleyerek söylediği gibi) ancak dışsallığın ilişkilerini bile yeniden içselleştiren bir bütün içinde nitelik haline gelebilir. Bu şekilde Bütün (bütünselleştirici bir eylem olarak) parçalar arasındaki ilişki haline gelir. Başka bir deyişle, bütünselleştirme bir içsellik ilişkisi olarak parçalar arasında (belirlenimleri içinde düşünüldüğünde) bir dolayımlamadır: bir bütünselleştirme içinde ve aracılığıyla, her bir parça her biriyle ilişkisinde hepsi tarafından dolayımlanır ve her biri hepsi arasında bir dolayımlamadır; olumsuzlama (belirlenim olarak) her bir parçayı diğerlerine, hepsine ve bütüne bağlayan sentetik bir bağ haline gelir. Ancak, aynı zamanda, karşılıklı koşullanan parçaların bağlantılı sistemi, mutlak bir birleşme eylemi olarak bütüne karşıdır, tam da hareket halindeki bu sistemin, gelişen bir sentez olarak bütünün fiili somutlaşması ve mevcut gerçekliği (burada ve şimdi) dışında var olmadığı ve olamayacağı ölçüde. Benzer şekilde, iki (ya da n + 1) parçanın, tam da bütünün etkin cisimleşmesi oldukları için, kendi aralarında sürdürdükleri sentetik ilişkiler, onları diğer tüm parçalara, bağlantılı bir sistem olarak diğer tüm parçalara ve sonuç olarak, gelişen bir sentez, her parçada etkin bir mevcudiyet ve yüzeysel bir örgütlenme olarak üçlü gerçekliği içinde bütüne karşı koyar. Burada sadece birkaç soyut örnek veriyoruz; ancak bunlar gelişen bir bütünselleşme içindeki içsellik bağlarının anlamını göstermek için yeterlidir. Açıktır ki bu karşıtlıklar durağan değildir (eğer bütünselleştirme bütünlüğe yol açsaydı, öyle olabilirlerdi); daha ziyade gelişen eylemi pratik etkinliğine dönüştürdükleri ölçüde içsel alanı sürekli olarak dönüştürürler. 'Bütün' olarak adlandırdığım şeyin bir bütünlük değil, bütünselleştirici eylemin, kendisini çeşitlendirdiği ve bütünselleştirilmiş çeşitliliklerde kendini somutlaştırdığı ölçüde birliği olduğu da aynı derecede açıktır].

10 Ağustos 2025 Pazar

“Birleşik Çoğul Krizler” kitabı üzerine

Dünyanın dört bir yanında yaşanan silahlı çatışmalar, ülkemizin çeşitli bölgelerinde gerçekleşen orman yangınları ile giderek artan yoksulluk bir kriz döneminde olunduğunu can yakıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Nitekim Dil Derneği’nin sözlüğünde kriz, “bir toplumun, bir kuruluşun ya da bir kimsenin yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran” olarak tanımlanıyor. Bu güç dönemi, krizi aşmanın yolu da ilk olarak krizleri tanımlamaktan geçiyor. Geçtiğimiz günlerde yayımlanan “Birleşik Çoğul Krizler” başlıklı kitap da bu imkânı sunuyor.

Kriz Biçimlerini Ele Alıp Açıklamak

Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV) Yayınları tarafından yayımlanan “Birleşik Çoğul Krizler” başlıklı kitabın editörlüğünü Sinan Araman ve Fuat Ercan üstleniyor. 23 yazarın 24 makalesinden oluşan kitabın amacı “günümüzde yaşamın her alanında birleşik olarak yaşadığımız çoğul krizleri her yönüyle ele alıp açıklamak” olarak açıklanıyor. Bu bağlamda “ekolojik yıkımdan sağlık krizine, toplumsal cinsiyet krizlerinden toplumsal yozlaşma/çürümeye, endüstriyel tarımın krizlerinden kapitalist üretimin iktisadi/sınai ve siyasi krizlerine, insan merkezli türcü yaşam tarzından doğal kaynakları geri dönüşümsüz ve ekolojik dengeyi hızla sarsan bir şekilde tahrip eden kapitalist aklın iktisadi büyüme ve ekonomik kalkınma anlayışına, insanın insana ve doğaya tahakkümünden sermaye ve devletin çıkar ittifakının yarattığı “prangalar” altında bilimsel ve sanatsal üretimin krizlerine, küresel borç krizlerinden barınma ve göç krizine” kadar çok sayıda kriz biçimi bu makalelerde ele alınıyor. Makaleler “farklı” kriz biçimlerine odaklansa da hepsinin kaynağının kapitalist üretim biçimi olduğu belirtilerek krizlerin birleşik ve çoğulluk temelinde anlaşılması gerektiği özellikle vurgulanıyor.

Bu vurguyla birlikte kriz biçimlerine dair makalelerin sayısının hangi krizin biçiminin ağır bastığıyla doğru orantılı olması kitabın bir diğer önemli özelliğini oluşturuyor. 

Sermaye birikimi ve kapitalizmin yapısal krizine dair yedi, ekolojik kriz üzerine beş, toplumsal cinsiyet krizine dair üç, sağlıkta yaşanan kriz üzerine üç, bilim-sanat ve teknoloji üretimine dair üç, göç üzerine iki ve barınma krizine dair bir makale olması kapitalist üretim biçiminin krizlerin temeli ve ekolojik krizin de yaşamı tehdit eden en önemli kriz biçimi olduğu açıkça ortaya konuluyor.

Bütün bunlarla birlikte kitabının alt başlığı olan “Sermayenin Egemenliğinden Yaşamın Yıkımına” cümlesinin de belirttiği üzere makalelerin bütünü kapitalizmin egemen üretim biçimi haline gelmesinin canlı yaşamın yıkımına mal olacağını bütün yönleriyle açıkça gösteriyor. Sadece göstermekle kalmıyor, bu yıkımı engellemenin yolunun da, kitabın amacında da vurgulandığı üzere, tüm bileşenlerin ortaklaşa harekete geçirilmesinden geçtiği özellikle belirtiliyor. Geriye harekete geçmenin, bu kriz biçimlerinin analizi temelinde, nasıl sağlanacağını tartışmak kalıyor.

5 Ağustos 2025 Salı

(Çeviri) Eleştirel Araştırmanın Eleştirisi (1) – Jean-Paul Sartre

 Çevirenin Notu: Jean-Paul Sartre’nin Diyalektik Aklın Eleştirisi kitabının ilk cildinin ikinci kısmı olan “Eleştirel Araştırmanın Eleştirisi” on iki bölümden oluşmaktadır. Verso Yayınları’nın 2004 baskısından yaptığımız çevirinin her hafta iki bölümü yayımlanacaktır. Bu hafta “Eleştirel Araştırmanın Temeli” ve “Anlaşılabilirlik Olarak Diyalektik Akıl” başlıklı bölümlerini yayımlıyoruz.

1 - Eleştirel Araştırmanın Temeli

Bu araştırmanın mümkün olabilmesi için yerine getirmesi gereken soyut koşulları biliyoruz. Ancak bu koşullar, onun bireysel gerçekliğini belirsiz bırakır. Aynı şekilde, Doğa bilimlerinde, hangi fiziksel olgunun araştırılacağını, hangi araçların kullanılacağını veya hangi deneysel sistemin tanımlanıp inşa edileceğini bilmeden, bir deneyin (deneyimin) amacı ve geçerli olması için gereken koşullar hakkında genel bir fikre sahip olabiliriz. Başka bir deyişle, bilimsel bir hipotez kendi deneysel gerekliliklerini içerir; kanıtın karşılaması gereken koşulları ana hatlarıyla belirtir; ancak bu başlangıç şeması test edilecek varsayımdan yalnızca biçimsel olarak ayırt edilebilir. Hipotezin bazen deneysel bir fikir olarak adlandırılmasının nedeni budur. Tasarlanan deneye kendine özgü fizyonomisini veren tarihsel koşullardır (aletlerin tarihi, çağdaş bilgi durumu): Örneğin Faraday, Foucault ve Maxwell, şu ya da bu sonucu elde etmek için şu ya da bu sistemi kurmuşlardır. Ancak bizi ilgilendiren, bütüncül bir araştırma sorunudur ve bu, açıkça, kesin bilimlerin deneyleriyle yalnızca son derece uzak bir benzerlik taşıdığı anlamına gelir. Bununla birlikte, o da kendini teknik tikelliği içinde sunmalı, kullandığı düşünce araçlarını detaylandırmalı, oluşturacağı somut sistemin (yani deneysel pratiğinde dışsallaştırılacak yapısal gerçekliğin) ana hatlarını çizmelidir. Şimdi belirteceğimiz şey budur.[1] Diyalektik sürecin gerçekliğini hangi özel deneyle açığa çıkarmayı ve kanıtlamayı bekleyebiliriz? Hangi araçlara ihtiyacımız var? Bunların uygulama noktası nedir? Hangi deneysel sistemi inşa etmeliyiz? Hangi gerçekler temelinde? Ne tür bir çıkarım savunulacak? Kanıtlarının geçerliliği ne olacak?

2 - Anlaşılabilirlik Olarak Diyalektik Akıl

Bu sorulara cevap verebilmek için bazı kılavuz ilkelere sahip olmalıyız; bu da tamamen nesnenin talep ettiği şey tarafından sağlanır. Dolayısıyla bu temel talebe yönelmeliyiz. Ancak bu talep "Varlık yasasının, yani bilgi yasasının bağıntılı olarak diyalektik olduğu söylenebilecek ontolojik bölgeler var mıdır?" gibi basit bir soruya indirgenirse, onu anlaşılmaz hale getirme ve bir tür aşırı empirizme ya da Engels tarafından formüle edilen yasaların donukluğuna ve rastlantısallığına geri dönme riski ciddidir. Eğer bu bölgeleri doğal bölgelerin (örneğin iklimi, hidrografisi, orografisi, florası ve faunası vb. ile birlikte bir bölgenin) keşfedildiği gibi keşfedecek olsaydık, o zaman keşif sadece bulunmuş bir şeyin donukluğunu paylaşırdı. Öte yandan diyalektik kategorilerimizi, Kant'ın pozitivist Akıl için yaptığı gibi, onlar olmaksızın deneyimin imkânsızlığı üzerine temellendirecek olsaydık, o zaman gerçekten de başarırdık ama bunu olguların donukluğuyla kirletmiş olurduk. Gerçekten de, “Deneyim diye bir şey olacaksa, insan zihni duyusal çeşitliliği sentetik yargılarla birleştirebilmelidir” demek, nihayetinde tüm eleştirel yapıyı anlaşılmaz bir yargıya (bir olgu yargısına) dayandırmak demektir: “Ama deneyim gerçekleşir.” Ve daha sonra göreceğiz ki diyalektik Aklın kendisi pozitivist Aklın anlaşılabilirliğidir; ve pozitivist Aklın kendisini ilk başta deneysel anlaşılabilirliğin anlaşılmaz yasası olarak sunmasının nedeni tam da budur.[2]

Bununla birlikte, diyalektik Akıl ilk olarak insan ilişkileri yoluyla kavranmak zorundaysa, o zaman onun temel özellikleri, kendi anlaşılabilirliği içinde zorunlu bir deneyim olarak ortaya çıkmasını gerektirir. Söz konusu olan onun varlığını basitçe iddia etmek değil, herhangi bir ampirik keşiften bağımsız olarak, onun anlaşılabilirliği aracılığıyla varlığını doğrudan deneyimlemektir. Başka bir deyişle, eğer diyalektik varlığın ve bilginin nedeni ise, en azından belirli bölgelerde, kendisini çifte anlaşılabilirlik olarak göstermelidir. İlk olarak, dünyanın ve bilginin yasası olarak diyalektiğin kendisi anlaşılabilir olmalıdır; böylece pozitivist Aklın aksine, kendi anlaşılabilirliğini kendi içinde barındırmalıdır. İkinci olarak, eğer gerçek bir olgu -örneğin tarihsel bir süreç- diyalektik olarak gelişiyorsa, onun ortaya çıkışının ve oluşunun yasası -bilgi açısından- onun anlaşılabilirliğinin saf zemini olmalıdır. Şimdilik sadece özgün anlaşılabilirlikle ilgileniyoruz. Bu anlaşılabilirlik -diyalektiğin yarı saydamlığı- Engels ve Naville gibi sadece diyalektik yasaları ilan etmekle ortaya çıkamaz, ancak bu yasaların her biri diyalektiği bir bütün olarak ortaya koyan basit bir taslak olarak sunulmalıdır. Pozitivist Aklın kuralları ayrı talimatlar olarak görünür (bu Akıl, diyalektik Aklın sınırlayıcı bir örneği olarak ve onun bakış açısından görülmediği sürece). Diyalektik Aklın sözde “yasalarının” her biri diyalektiğin bütünüdür: aksi takdirde diyalektik diyalektik bir süreç olmaktan çıkar ve teorisyenin praksisi olarak düşünce zorunlu olarak süreksiz olur. Dolayısıyla diyalektik Aklın temel anlaşılabilirliği, eğer varsa, bir bütünselleştirmenin anlaşılırlığıdır. Başka bir deyişle, varlık ile bilgi arasındaki ayrımımız açısından, diyalektik, en azından bir ontolojik bölgede, içinden çıktığı bütünselliğin kavranışında kendini durmaksızın bütünleştiren ve kendisini nesnesi haline getiren bir düşüncenin doğrudan erişebildiği bir bütünsellik süreci yaşanıyorsa vardır.

Hegel ve öğrencileri tarafından ifade edilen yasaların ilk başta anlaşılır görünmediği sıklıkla gözlemlenmiştir; tek başlarına ele alındıklarında yanlış veya gereksiz bile görünebilirler. Hyppolite, olumsuzlamanın olumsuzlanmasının -eğer bu şema kendi içinde tasavvur edilirse- zorunlu olarak bir olumlama olmadığını ikna edici bir şekilde göstermiştir. Benzer şekilde, ilk bakışta, çelişkiler arasındaki karşıtlık diyalektik sürecin itici gücü gibi görünmemektedir. Örneğin Hamelin, tüm sistemini zıtlıklar arasındaki karşıtlık üzerine kurmuştur. Ya da başka bir örnek vermek gerekirse, çelişkileri kendi içinde korurken onları aşan yeni bir gerçekliğin nasıl olup da hem onlara indirgenemez hem de onlar açısından anlaşılabilir olabileceğini görmek zordur. Ancak bu zorluklar sadece diyalektik “ilkeler” ya salt veri ya da tümevarım yasaları olarak algılandıkları için, kısacası pozitivist Aklın bakış açısından, pozitivist Aklın kendi “kategorilerini” algıladığı gibi algılandıkları için ortaya çıkmaktadır. Bu sözde diyalektik yasaların her biri, bütünsellik açısından bakıldığında mükemmel bir şekilde anlaşılabilir hale gelir. Bu nedenle eleştirel araştırmanın şu temel soruyu sorması gerekir: Bütünselliğin varoluşun ta kendisi olduğu bir varlık alanı var mıdır?


 



[1] Bu anlar aslında çoğunlukla birbirinden ayrılamaz. Ancak metodolojik düşüncenin en azından aklın inatçılığına bir örnek teşkil etmesi yerindedir.

[2] Burada Kant'ın sonraki çalışmalarından ziyade Saf Aklın Eleştirisi'ni düşünüyorum. Kant'ın yaşamının son döneminde, anlaşılabilirlik gereksiniminin onu diyalektik Aklın eşiğine kadar götürdüğü açıkça gösterilmiştir.

2 Ağustos 2025 Cumartesi

Hegemonya Mücadelesi Asya’da da Sürüyor

Geçtiğimiz ayın son günlerinde Tayland ile Kamboçya arasında gerçekleşen çatışmalarla savaş ateşi yeryüzünde başka bir noktaya daha sıçramış oldu. İki ay önce gerçekleşen Hindistan-Pakistan çatışması da göz önüne alındığında Uzak Doğu-Hindiçin bölgesinin emperyalist, bölgesel ve yerel güçler arasındaki paylaşım mücadelesinin yeni alanlarından biri olduğu ve olmaya devam edeceği görülüyor.

Eski Çatışmanın Alevlenmesi

Hızlıca altı bölgeye yayılan çatışmalar, beş günün sonunda iki taraftan 36 kişinin ölümüne neden oldu. Çin’in hemen arabuluculuğa girişmesinin[1] ardından Trump’ın da tehditleriyle birlikte Tayland ile Kamboçya ABD ve Çin’in gözlemciliğinde ateşkesi imzaladı.

Fransızların 1907’de çizdiği sınır ve Pra Vihear ve Ta Moan Thom tapınaklarının sahipliği konusunda Tayland ile Kamboçya arasında on yıllardır süren anlaşmazlıktan doğan çatışmalar aslında yeni değil. İki taraf arasında 2011’de de çatışmalar yaşanmış ve on iki kişi ölmüştü.[2]

Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) üyesi olan (1967'de “komünist genişlemeye karşı” kurulan ASEAN, 95’ten sonra Vietnam ve Laos gibi “komünist partilerin” iktidarda olduğu ülkeleri de içerisine alarak dünyanın en büyük 5. ekonomisi oldu) ve son zamana kadar ABD’ye yakın duran iki ülkenin “şimdi” çatışmasının arkasında ülkelerin içerisinde iktidarların “sıkışması” kadar bölgede güç ve nüfuz elde etme kaygısı var. ABD ile Çin arasındaki “mücadele” de bölgedeki güçlere hamle yapma imkânı yaratıyor.

 “Soğuk Savaş”tan bu yana bölgede ABD’nin sıkı müttefiki olan Tayland Çin’den en fazla silah alan üçüncü ülke durumuna gelirken, 90’lardan sonra ABD’ye yaklaşan Kamboçya’nın Çin ile tatbikat yapması ve Pekin’in Ream deniz üssünü kullanmasına izin vermesi[3] Pekin’in gücünün arttığına ve ABD’nin “müttefiklerinin” de bundan yararlanmak istediğine işaret ediyor.

Çin’in hemen arabuluculuğa girişmesi ve çatışmadan iki ülke yerine “Batı sömürgeciliğini” sorumlu tutması[4] da Pekin’in yeni dönemde bölgede “zor”dan çok “rıza” politikalarına yöneleceğinin ipuçlarını veriyor. Bu noktada ABD ile Çin arasındaki son gelişmeler önem taşıyor.

ABD, Çin ve AB

İlk döneminde olduğu gibi ikinci döneminde de hedef tahtasına Çin’i koyan Trump, son günlerde “beklenmedik” hamleler yapıyor.

Trump, Çin ile yapılan ticaret görüşmelerine zarar vermemesi ve gerilim olmaması adına teknoloji ihracatı kısıtlamalarına dondurdu[5] ve hatta Tayvan ile görüşmeyi de iptal etti.[6] Üstelik Stockholm’da üçüncü kez gerçekleşen ticaret görüşmelerinden sonuç çıkmamasını ve ticaretteki ateşkesin 90 gün daha uzatılması kararını[7] olumlu bile karşıladı.

Trump’ın bu hamlelerine karşılık Çin elini güçlendiren hamleler yapıyor. Trump’ın çip ihracatına kısıtlama yapabileceğini söylemesinin hemen ardından yaklaşık 1 milyar dolarlık Nvidia çiplerinin Çin’e kaçırılması[8], Çin’de devletin sübvansiyonuyla Apple’ın satışlarının artması[9] ve geçen senenin haziran ayında ABD’den 800 milyon dolar petrol alan Pekin’in bu senenin haziran ayında petrol ve doğalgaz alımını sıfıra düşürmesi[10] Çin’in ciddiyeti elden bırakmayacağını gösteriyor.

Öte yandan Trump da hazırlıklarını sürdürüyor. ABD’nin yapay zeka ve teknolojide Çin’i geçmesi[11] için özel hazırlık içerisinde olan Trump’ın biraz zaman kazanmayı tercih ettiği görülüyor.

Bunlarla birlikte ABD ile Çin arasındaki görece “yumuşama”nın ardında AB ile olan gerginliklerin payı var.

AB’nin Rusya’ya yönelik 18. yaptırım paketinde Moskova’nın yaptırımları delmesine yardımcı oldukları için iki Çin bankasına yer vermesi nedeniyle Pekin’in nota vermesi[12], Çin ile AB arasında gerçekleşen zirvede karşılıklı söylemlerle gerginliğin yükseltilmesi ve zirvenin bir güne indirilmesi[13] AB ile Çin arasındaki gerilimin yükseleceğini gösteriyor.

Diğer yandan ABD ile AB arasındaki gerilim de artıyor. Trump AB’yi sansür uyguladığı için eleştirerek “ifade özgürlüğü” konusunda uyarmakla birlikte[14] Fransa’nın “teslimiyet” Almanya’nın “önemli zararlar” verecek dediği anlaşmayı AB’nin onayına sundu. AB’nin de kabul ettiği bu anlaşmaya göre uygulanacak yüzde 15’lik gümrük vergisinin AB ekonomisinin yüzde 0,4 küçülmesine neden olması bekleniyor. Anlaşmanın uygulanması ise şimdilik 7 Ağustos’a ertelendi.[15]

Yaşanan bu gerilimler AB’nin küresel emperyalist bir güç olarak kendini var etme çabasının bir ürünü olduğu kadar ABD ile Çin arasındaki “mücadele”de de enerji ve güç kaybına neden oluyor. Bu da ABD’nin kuşatmayı sağlamlaştırmak, Çin’in de kuşatmayı yarmak için Orta Doğu-Hindiçin-Uzakdoğu’ya ayrı bir parantez açmasına neden oluyor.

Trump Ticaretten Yürüyor

Gümrük vergileri tehdidini elinden düşürmeyen Trump, müttefiklerini yeni anlaşmalara da zorluyor.

ABD ile Japonya arasında imzalanan ticaret anlaşmasına göre Tokyo 550 milyar dolarlık yatırım taahhüt ederken, ABD Japon mallarına yüzde 15 gümrük vergisi uygulayacak. Ayrıca Japonya tarım ürünlerinde pazarını ABD’ye açacak.[16]

Bu anlaşmayla Asya’daki müttefiklerine yeni bir ticaret düzenini kabul ettireceğini göstermek isteyen Trump’ın mesajının ilk alıcısı Güney Kore oldu. Seul yönetimi yüzde 25’lik gümrük vergisini düşürmek için 100 milyar dolarlık bir yatırım paketi sunmaya hazırlandı.[17] Ve bunda “başarılı” olan Seul 350 milyar dolar yatırım yapma karşılığında yüzde 15 gümrük vergisi uygulanmasını kabul etti.[18] Sırada hangi ülkelerin olduğunu ise son gümrük tarifeleri ilanı gösteriyor. Trump’ın son buyruğuna göre bölge ülkelerinden Tayland, Kamboçya, Endonezya ve Filipinler %19, Vietnam %20 gümrük vergisine maruz kalırken Laos ve Myanmar ise %40 ile “cezalandırıldı”.[19]

Böylece sırada Laos ve Myanmar’ın olacağı öngörülse de Hindistan’ın öne çıktığı durum da söz konusu.

Hindistan’ı Rusya’dan askeri teçhizat ve petrol almaya devam ettiği için cezalandırmaya karar veren Trump, yüzde 25’lik gümrük vergisi uygulayacağını belirtti.[20] Hindistan’ın en büyük şirketi Reliance Industries’in bu tehditler üzerine ve en büyük petrol tedarikçisi Rusya’ya yönelik AB ve ABD’nin yeni yaptırımlarına karşı alternatif arayışına geçmesi[21] Trump’ı ticari tehditleri sürdürmeye teşvik ediyor.

Ticarete önem verse de Trump “askeri” yönü de es geçmiyor. ABD, Japonya, Hindistan ve Avustralya’dan oluşan QUAD’ın bölgesel güçlerle işbirliği yaparak genişlemeyi[22] gündemine almış durumda. Bu da Trump’ın ticari tehditleri gerektiğinde askeri tehditle ikame edeceğini gösteriyor.

Çin Boş Durmuyor

ABD’nin bölgedeki hamlelerine karşı Pekin de çeşitli hamleler yapıyor.

Pekin, Güney Kore’nin yeni Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung ile yeni bir dönem başlatmak istiyor ve bu yüzden Seul’un Çin’e karşı “bağımsız” tutum sergilemesini istiyor.[23]

Diğer yandan Kuzey Kore liderinin ABD’ye karşı “zafer” sözü vermesi[24], Çin’in Kazakistan’ın ikinci ve üçüncü nükleer santrallerini yapacak olması[25] ve Çin ile Kuveyt’in ortak mühimmat fabrikası inşasına başlarken askeri ilişkileri güçlendirme kararı alması[26] Pekin’in kuşatmayı yarmanın yanı sıra küresel güç olma sürecine yoğunluk verdiğini gösteriyor.

Bunlarla birlikte ABD’nin ve Çin’in bölgedeki ve dünyadaki hamlelerine yön vermede en etkili güç olan kapitalizmin yapısal krizi, “olumsuz” sinyaller vermeye devam ediyor.

IMF’nin “zayıf bir toparlanma” ümidini vermesine[27] rağmen büyüme oranlarının hâlâ pandemi öncesindeki rakamlardan düşük olması krizin süreceğine işaret ediyor.

Diğer yandan gümrük vergisi hamlesine rağmen ABD’de borsanın düşmesi ve yatırım vaatlerine rağmen beklenilen altında istihdam yaratılmasıyla işsizliğin artması[28] da krizin sürdüğünün bir başka göstergesi. Bu verilere karşın Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD’nin gümrük vergisi gelirini GSYİH’in yüzde 1’i olan yıllık 300 milyar dolara çıkarabileceğini söyleyerek[29] bu politikaya devam edileceğinin sinyalini vermesi krizin sürdürülmesinde ısrar edileceğini ortaya koyuyor. Ve bu durum da dünyadaki hegemonya mücadelesinin şiddetinin ve yayılımının artacağını açıkça gösteriyor.



[1] https://www.scmp.com/news/china/diplomacy/article/3320180/china-vows-continue-thailand-cambodia-peace-efforts-after-informal-post-truce-talks?module=perpetual_scroll_0&pgtype=article

[2] https://halktv.com.tr/makale/tayland-kambocya-neden-kapisti-yillar-oncesinin-krizi-bitmiyor-957919

[3] https://harici.com.tr/cin-tayland-kambocya-catismasinda-arabuluculuk-rolu-ustlendi/

[4] https://economictimes.indiatimes.com/news/international/us/china-blames-west-for-thailand-cambodia-clashes-know-the-military-power-of-both-nations/articleshow/122926833.cms?from=mdr

[5] https://www.ft.com/content/a13ba438-3b43-46dd-b332-4b81b3644da0

[6] https://www.ft.com/content/baf4a261-1fce-4c38-b05f-ccd01d3be750

[7] https://www.reuters.com/world/china/us-china-tariff-truce-holds-now-us-says-trump-has-final-say-2025-07-29/

[8] https://www.ft.com/content/6f806f6e-61c1-4b8d-9694-90d7328a7b54

[9] https://harici.com.tr/applein-cin-satislari-tuketici-subvansiyonlarinin-artmasiyla-yukseldi/

[10] https://eadaily.com/en/news/2025/07/25/china-has-reset-imports-of-oil-gas-and-coal-from-the-united-states-before-the-talks

[11] https://harici.com.tr/abdnin-yeni-ai-planinin-hedefinde-cin-ve-woke-var/

[12] https://harici.com.tr/cinden-rusyaya-yonelik-yaptirimlar-nedeniyle-abye-protesto-notasi/

[13] https://harici.com.tr/xi-gergin-gecen-ab-zirvesinde-surtusmelerin-uygun-sekilde-ele-alinmasi-cagrisinda-bulundu/

[14] https://www.politico.com/news/2025/07/22/state-department-attacks-europe-free-speech-00468916

[15] https://www.bloomberg.com/news/articles/2025-07-31/eu-us-trade-deal-what-has-been-agreed-is-trump-the-winner-here

[16] https://www.scmp.com/economy/global-economy/article/3319312/what-us-trade-deal-japan-means-other-asian-allies-trumps-crosshairs?module=top_story&pgtype=homepage

[17] https://harici.com.tr/guney-kore-ve-abd-ticaret-muzakerelerine-devam-ediyor/

[18] https://www.reuters.com/world/asia-pacific/trump-says-us-will-set-15-tariff-south-korean-imports-under-new-deal-2025-07-31/

[19] https://thediplomat.com/2025/08/trump-cuts-tariffs-on-cambodia-and-thailand-to-19-after-border-ceasefire/

[20] https://www.bbc.com/news/articles/c0j91p8w20vo

[21] https://www.bloomberg.com/news/articles/2025-07-23/ambani-s-reliance-in-focus-as-eu-warns-refiners-using-russia-oil?embedded-checkout=true

[22] https://asia.nikkei.com/Politics/International-relations/Indo-Pacific/With-eye-on-China-Quad-aims-to-expand-regional-cooperation

[23] https://www.scmp.com/news/china/diplomacy/article/3319928/take-independent-tack-china-wang-yi-urges-south-koreas-new-foreign-policy-chief?module=top_story&pgtype=homepage

[24] https://harici.com.tr/kim-jong-un-abdye-karsi-zafer-sozu-verdi/

[25] https://en.fergana.news/news/139218/

[26] https://www.scmp.com/news/china/diplomacy/article/3320295/china-and-kuwait-pledge-closer-military-ties-joint-ammunition-plant-opening-nears?module=top_story&pgtype=homepage

[27] https://www.ft.com/content/a92ec981-8a89-4caf-878d-6278186c9e31

[28] https://www.theguardian.com/us-news/live/2025/aug/01/trump-tariffs-live-updates-executive-order-us-trade-war-deals-latest-news

[29] https://www.reuters.com/world/us/us-could-collect-300-billion-tariff-revenue-this-year-treasury-chief-says-2025-07-08/

İşgalci ABD’nin Irak’tan Çekilmesi

30 Eylül’de son Amerikan birliklerinin Erbil yakınındaki Harir Hava Üssü’nden ayrılmasıyla ABD’nin Irak’taki yirmi üç yıllık askerî varlığı ...