1 Eylül 2015 Salı

ABD’nin Yeni Askeri Stratejisi Ne Anlatıyor?

(Toplumsal Özgürlük, Eylül 2015 sayısı)

ABD, geçtiğimiz Temmuz ayında “2015 Ulusal Askeri Stratejisi” belgesini yayınladı. ABD’nin, önümüzdeki dönem izleyeceği askeri yönelimler açısından önemli bir belge olma özelliğine sahip. ABD, özellikle Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra, imparatorluğunu “zor” yani şiddet kullanarak amacını güderek Afganistan ve Irak başta olmak üzere işgal etme stratejisini izlemişti. Fakat yerel dinamiklerin direnişi sonucunda bu stratejisi çökmüştü. Bunun üzerine ABD stratejisini, “düşman” ülkelere, kendine yakın ve uygun vekaletler aracılığıyla müdahale etmek üzere değiştirmişti. Yayınlanan belgeyle ABD’nin yönünü tekrardan aktif müdahaleye çevirdiğini görmekteyiz. Belgede dünyadaki düzenin kaosa doğru gittiği vurgulanmakta. Bu kaosa neden olan güçler ise üçe ayrılmış durumda: Birincisi Çin ve Rusya gibi büyük güçler. İkinci olarak bölgesel güçler olarak İran ve Kuzey Kore. Üçüncü olarak da IŞİD, Hizbullah gibi devlet olmayan güçlü örgütler. Belge, kaosa neden olabilecek ülkelere “revizyonist” derken, örgütleri ise “terörist” olarak değerlendiriyor. 

Rusya ve Çin başlıca tehditler 

“Revizyonist” ülkeler arasında da Rusya, Çin ve İran’ın adı belgede çokça geçiyor. ABD’nin stratejisi ise esas olarak Rusya ve Çin’e odaklanmış durumda. Özellikle Rusya’nın artan Suriye ve Ukrayna’ya olan askeri yardımlarına ve desteklerine dikkat çekilmiş durumda ve bu çatışma riskini arttırıyor. Ayrıca belgede de hiçbir büyük gücün henüz ABD ile çatışmaya giremeyeceğini, ama çatışma riskinin de artmakta olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla ABD’nin Rusya’nın kendisine gelmesindense kendisinin gitmesini önceleyeceği görülüyor. Nitekim belgede de savunma amaçlı özel operasyonların yapılması gerekliliği ve müttefiklere daha aktif destek verilmesi gerektiği belirtiliyor. 

Çin sivriliyor 

Diğer yandan da Çin giderek ABD hegemonyasıyla başa baş duruma gelmekle kalmıyor, hegemonya savaşına başlamış bulunuyor. Özellikle Güney Çin Denizi›nde Çin›in, Japonya ve Güney Kore gibi ABD müttefikleri arasında yaşanan gerginliklere ABD de müdahale olmuştu. ABD, hegemonyasına karşı en büyük tehdit olan Çin›e karşı askeri yığınaklarını, operasyonlarını ve stratejisini Pasifik›e doğru yöneltmiş durumda. ABD’nin Çin’e karşı hamlesi sadece Çin’in askeri tehdidine değil, aynı zamanda ekonomik durumuna da yönelik. Temmuz’da da Çin borsalarında meydana gelen düşüş, Çin’den çok dünya piyasalarını sarsmıştı Bunun yanı sıra Ağustos’ta Çin’in ulusal para birimi Renminbi’yi devalüe etmesi de (yani değerini düşürmesi), dünya piyasalarını sarsan bir etki yarattı. Dolayısıyla Çin sadece dünyanın en büyük iki ekonomisinden biri olmakla kalmadı, artık piyasaları yönlendiren ve etkileyen bir güç oldu. 

Bu durum ABD’nin Çin’i “revizyonist” yani kendi düzenini kendine göre düzenleyen bir tehdit olarak görmesini sağlıyor. 

ABD diplomatik yönelimi 

ABD, askeri hamlelerin yanı sıra diplomatik hamlelere de başvuruyor. Askeri gücünün istediği her şeyi yapmasını sağlayamayacağını anlayan ABD, bir yandan diplomatik hamlelerle elini güçlendirip diğer yandan bu hamleler sayesinden boşalan askeri gücünü Rusya ve Çin’e doğru yöneltiyor. Bu diplomatik hamlelerinin en önemlilerini Küba ve İran’a karşı görmekteyiz. 

Küba’da elçilik 

ABD 54 yıl sonra Küba’da elçilik açarak Küba’ya yönelik hamlelerine devam ediyor. ABD, ambargo ve askeri güçlerle yenemediği Küba halkını, kapitalist piyasayla “içten” fethetmeye yönelmiş durumda. Böylece ABD askeri güçle değil sermayeyle Küba düşürmeyi düşünüyor, Küba’nın 56 yıllık direnişini göz ardı ediyorlar. 

İran’a çifte kıskaç 

ABD, Küba’ya yönelik benzer bir politikayı İran’a karşı da izliyor. Onlarca sabotaj, ambargo ve yaptırımlarla düşürülemeyen İran sermayeyle düşürülmeye çalışılıyor. İmzalanan nükleer anlaşmadan sonra İran, uluslararası finans kapitalin hücumuna uğradı. ABD, İran’a bir yandan sermayenin gücüyle diğer yandan askeri operasyonlar ile hamlelerini sürdürüyor. İran’ın büyük destek sunduğu Suriye ve Irak’taki savaşın, kimsenin yenemediği ve çatışmaların kısır döngü durumunu ABD korunmaya çalışıyor. Suriye’de koalisyon kurmasına rağmen IŞİD’e yönelik sınırlı operasyon yapan ABD, ılımlı görünümlü şeriatçı çeteleri eğitip donatmaya devam ediyor. 

ABD, Suriye’de “operasyon” yaptığı IŞİD’e Irak’ta operasyon yapmayarak, Sünni aşiretlerden ordular oluşturmaya çalışıyor. İran’a askeri müdahale yapmadan İran’ı bölgede yıpratarak güçten düşürmeye çalışıyor. İran’ın güç kazandığı noktalarda çetelere destek vererek, çetelerin güç kazandığı durumda da çeteleri kısmen vurarak savaş halinin devamını arzuluyor. İran’ın ekonomik olarak tükenerek kendisine yaklaşacağını planlıyor. Bunun için de İran’ı destekleyen Rusya ve Çin’in de güçten düşürülmesi gerekiyor. ABD’nin Rusya ve Çin’e yönelmesinin nedenlerinden biri

de bu. ABD’nin “yeni” Ulusal Askeri Strateji belgesi dünya halkları ve emekçileri açısından yeni değil. Belgenin kaderini dünya halkları belirleyecek. 

MHP Ne Yapmaya Çalışıyor?

(Toplumsal Özgürlük, Eylül 2015 sayısı)

7 Haziran seçimlerinden oyunu artırarak çıkan MHP, seçimlerden sonra izlediği politikalar çoğu kimseyi “şaşırtmış” gibi görünüyor. MHP’nin izlediği politikalar, “anlaşılamayan” ya da “anlam verilemeyen” şeklinde görülüyor. 

MHP şaşırttı mı? 

Bu “politikalar” ilk olarak Meclis Başkanlığı seçiminde görüldü. MHP seçimin son turunda, HDP’nin kısmi desteğini öne sürdü ve Deniz Baykal’ı desteklemeyerek AKP’den İsmet Yılmaz’ın başkan olmasını sağladı. Suruç Katliamı’ndan sonra Meclis’e sunulan terör olayları ile ilgili komisyon kurulmasını da, HDP’nin destek vermesini ileri sürerek reddetti. MHP’nin bu politikaları kimileri için “şaşırtıcı” görülse de, gerisinde bu hareketin “özünü” gösteriyor. 

“Özünde” devrimci-demokratların ve Kürt halkının azılı düşmanı olan MHP, bu kesimlere karşı gerektiğinde “hainlikle” suçladığı Saray’la işbirliğini yapabileceğini, hatta “hilalini”

de hizmete sunabileceğini göstermiş oldu. MHP, başta HDP olmak üzere devrimci-demokrat ve halkçı kesimlerin politik inisiyatif kazanabileceği her alanı kapatmak için kullanılan

bir araç olmaya devam ediyor. MHP için öncelik, devrimci-demokratların, Alevilerin ve Kürtlerin imhası, inkarı ve asimilasyondur. 

MHP’deki çatlak 

Saray’ın iktidarını korumak için, erken seçim öncesinde MHP de çatlak yaratarak oylarını kazanmaya yönelik ilk hamle Tuğrul Türkeş’le geldi. Öncesinde seçim hükümetine kimseyi vermeyeceklerini açıklamalarına rağmen, partinin kurucusunun oğlu Tuğrul Türkeş teklifi kabul ederek parti kararını çiğnedi. İhraç istemiyle disipline verilen Türkeş ise MHP’yi bırakmıyor.

Babasının ölümünden sonra da MHP’den ayrılarak Aydınlık Türkiye Partisi’ni kuran Türkeş, partinin gelenekçi kanadına karşılık babasından gelen birikimi kendine siyasi alan açmak için kullanmaya çalışıyor. Diğer yandan da eski MHP Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın liderliğine oynuyor. MHP’nin gelenekçi kanadını temsil eden Bahçeli’ye karşı, finans-kapitale yakın olan ve MHP’yi klasik milliyetçi-ırkçı çizgiden sermaye için kullanılabilir ve işlevli çizgiye geçirmek isteyenler Oğan ve Türkeş aracılığıyla inisiyatif kazanmaya çalışıyor. Velhasıl, MHP yaptıkları ve yapacakları ile sermayenin hizmetinde, devrimci-demokratlara ve halklara karşı kullanılacak bir alet olma durumunu koruma çalışmakta. 

1 Temmuz 2015 Çarşamba

CHP Emanetçiliği

(Toplumsal Özgürlük, Temmuz 2015 sayısı)

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) barajı geçmesi sonucunda başlayan “analizlerde” dile getirilen söylemlerden birisi de CHP’den gelen emanet oylar. Bazı analistlere göre, bu oylar HDP’ye barajı aştıracak kadar çok sayıda! 

Emanetler yerine döndü 

12 Eylül faşist askeri darbesiyle birlikte getirilen yüzde on barajı, devrimci-demokratların parlamento düzeyinde mücadele etmemesi için konulan en önemli engellerden biriydi. Bundan kaynaklı devrimci-demokrat kesimlerin bir kısmı başta CHP olmak üzere sosyal-demokrat görünümlü partilere oy vermekteydiler. Kitlelerin bu partilere oy vermeleri, halkın sistem dışına yönelmemesini isteyen sermayenin çıkarlarıyla da uyuşmaktaydı. Dolayısıyla, “sosyal-demokratlar” ile sermaye arasında üstü kapalı bir anlaşma bulunmaktaydı. Devrimci-demokrat örgütlerin ittifakları ve desteğiyle HDP’nin barajı aşması, bu gidişe nokta koydu. Böylece devrimci-demokrat kitlelerin CHP’deki emanet oyları HDP’ye gitmiş oldu. Kitlelerin, genel olarak seçimlerde “sol” görünümü nedeniyle yöneldiği CHP’ye bu sefer yönelmemesinden 

en büyük nedenlerden biri, CHP’nin “deşifre” olması. Seçim öncesi ekonominin başına Kemal Derviş’i getirileceğinin açıklanması ve büyük ekonomik projelerde emeğin değil sermayenin isteklerinin öncelenmesi, “sol” maskenin arkasındaki sağcı-sermaye yanlısı gerçeği açığa çıkarttı. Yine, aday belirlemede ön-seçim uygulamasının aslında kontenjan adaylarının meşruluğunu sağlamak için kullanılması da parti-içi demokrasinin gerçekliğini gösterdi. 

Bunlarla birlikte, esas olarak gerçek bir devrimci-demokrat alternatifin HDP biçiminde ortaya çıkmasıyla, CHP’de duran devrimci-demokratların “emanet” oyları gerçek yerine döndü. 

”Sol” yumruğa dikkat 

Fakat sermaye düzeninin “sol” yedek lastiği CHP, yine de hatırı sayılır sayıda devrimci-demokrat kitleyi çevresinde tutmaya devam ediyor. Yemin töreni esnasındaki “sol” yumruklar, bu kitleyi tutmak ve gidenlerin gözlerinin de ayrılmamasını sağlamak için kaldırıldı. 

Şayet HDP ana yönelimini demokratik cumhuriyete doğru çevirirse, o sahte yumrukların hiç bir kıymet-i harbiyesi kalmayacak ve CHP’deki esas erime o zaman başlayacaktır. 

‘Yeni’ CHP Eski Sonuç

(Toplumsal Özgürlük, Temmuz 2015 sayısı)

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 2015 genel seçimlerinde 11.518.139 seçmenin oyunu alarak %24,95 oy oranıyla 132 milletvekilliği kazanarak ikinci parti oldu. CHP, 2011 yılındaki seçime göre 362.167 seçmenin daha oyunu alsa da seçmen sayısı arttığı için oy oranında %1,03 azalış yaşayarak 3 milletvekilliğini de kaybetti.

Seçimlere “büyük” sloganlarla giren CHP’nin, geçen seçime göre “matematiksel” gerilmesinin yankısı örtbas edildi. Bunda AKP’nin tek başına hükümet kuramayacak olması ve bundan dolayı bakanlık yarışına giren CHP’lilerin payı büyük. Sermayenin merkezine dönüş Seçim söylemlerine özellikle “ekonomi” alanında ağırlık vermesine rağmen, CHP’nin beklenen karşılığı alamamasından en büyük neden gerçek bir alternatif yaratamaması. Sunduğu ekonomik program ve başında Kemal Derviş’in olduğu ekonomi kadrosu aslında AKP’den pek farklı bir politika izlemeyeceğinin göstergesiydi. Nitekim AKP döneminde yoksullaşan, iş cinayetlerinde hayatlarını kaybeden ve sürekli hak kaybı yaşayan emekçi çoğunluk bu farksızlığı görmüş durumda. 

Sistem içi manevralar 

Seçim sonuçları, CHP’nin sistemin yedek lastiği olma durumunu tekrar tescilliyor ve CHP’nin olası bir durumda iktidar için yeterli olmadığını da bir kez daha gösteriyor. CHP, sistem için, devrimci hareketlerin yükseldiği zamanlarda, kitleleri sistem içine çekmek için kullanılacak önemli bir alet. Fakat yükselen işçi hareketi ve Gezi İsyanı›nın devam eden dinamiğinin CHP tarafından sisteme tümüyle içerilememesi, “alet”teki sıkıntıyı gösteriyor. 

Nitekim, başta Deniz Baykal’ın yeniden ortaya çıkarak görüşmelerde bulunması ve AKP ile koalisyon yapılması için yükselen sesler, “Yeni” CHP’deki karmaşık durumu gösteriyor. Ayrıca, sermayenin AKP-CHP koalisyonu isteği de CHP’yi hızla sistemin merkezine doğru çekiyor. 

CHP’nin dengesi 

Bu istek, sermayenin, sistemin ve rejimin sıkışmışlığını bir süre AKP-CHP koalisyonuyla yatıştırmayı, ardından oluşacak koşullara göre AKP ve/veya CHP ile devam etmeyi hedeflediğini gösteriyor. Tabii ki, CHP ile devam edilmesinin en büyük koşulu, devrimci-halkçı hareketleri kendine çekebilme becerisi. Bunun için de, CHP bir taraftan merkeze çekilirken, diğer taraftan “sol” yumruğunu kaldırarak yemin edenleri de dışarıda bırakmayacak şekilde bir özel “denge” oluşturulmaya çalışılıyor. 

Önümüzdeki süreçte CHP içindeki bu «denge”nin, güçlenen Kürt Özgürlük Hareketi ve yükselen işçi sınıfı hareketi karşısında “sol” görünümde “sağ” bir güç alanı oluşturmaya çalışacağı gözüküyor. Bu suni ve sahte “denge”nin geleceğini ise, emekçilerin ve halkların mücadelesi belirleyecek. 


1 Mayıs 2015 Cuma

CHP’de Değişen Bir Şey Yok

Önümüzdeki seçim için dikkatlerin üzerinde olduğu partilerden biri de CHP. «Düzenin» önemli bir parçası olan CHP’ye yönelik ilgi, özellikle emeklilere ve işçilere yönelik vaatleri nedeniyle artmış durumda. 

CHP “yeni” mi? 

Cumhuriyet’le birlikte kurulan CHP, “düzen” tehlikeye girdiği anda tehlikenin ortadan kalkmasını sağlama özelliğinden dolayı düzenin önemli bir parçası olmuştur. 

1970’li yıllarda devrimci hareketin yükselişini, “Ne ezen ne ezilen, hakça bir düzen” diyerek şişirdiği aldatıcı balonlarla kısmen durdurabilmişti. 90’lı yıllarda da, yükselen Kürt halkının özgürlük mücadelesinin devrimci-demokrat kitlelerle buluşmasını engelleyerek düzene yardımcı olan yine CHP idi.

Bu sefer de ırkçı-şoven bir söylemle halklar arasında düşmanlık körüklenmiş, ön yargılar kışkırtılmıştı.

CHP’yi şimdi de benzer bir görev bekliyor. 

Gezi isyanının çıkardığı enerjiyi, geçen sene Mart ayında yapılan yerel seçimlerde sandıkta eritmeyi kısmen başaran CHP, gözünü devrimci-demokrat güçlere dikmiş durumda. Artan işçi direnişleri, kadınların yükselen mücadelesi ve Kürt halkının isyanı, sistemi giderek açmaza sokuyor. AKP’nin bu açmazı gideremeyeceği ortaya çıktı. İşte, CHP’nin tarihsel görevi, devrimci-demokrat güçlerin sistem içine çekilerek sönümlendirilmesidir. 

Yalan vaatler 

Bunu emeklilere ve işçilere yönelik dikkat çeken vaatlerde görmekteyiz. Kapitalizmin yol açtığı yoksulluk ve sömürüye ses etmeyen CHP, emeklilere ikramiye ve asgari ücretleri artırmayı vaat ediyor. Peki, bugün işçilerin, emekçilerin ve emeklilerin AKP iktidarı boyunca giderek yoksullaşmasını sağlayan ekonomi politikalarının yaratıcısı kimdi? Kemal Derviş. Peki Kemal Derviş hangi parti iktidarda olursa Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olmayı kabul etti? CHP.

Tam bir “Ali Cengiz” oyunu. Oyunlar gibi, CHP de eski CHP. 

Düzenin yedek lastiği 

CHP’nin başka görevleri de var.

AKP’nin tek başına iktidarı kuramaması durumunda, hem Erdoğan’ı tasfiye etmek, hem de “büyük koalisyon” kurarak sermayeye nefes almayı sağlamak için bir AKP-CHP koalisyonu kurulabileceği konuşuluyor. Yurt ve Cumhuriyet gibi CHP’ye yakın gazetelere bu söylentiler yansımış durumda. HDP’yi AKP ile anlaştığı üzerinden suçlayan “ilericilerimizin” ise, bu konudaki sessizlikleri takdire şayan. Yanı sıra, olası bir CHP-MHP “Milli Koalisyonu” da akılda tutulmalı. 

Ekonomik kriz, yönetim krizi ve sistem krizi, gün geçtikçe artarak devam ediyor. Krizin halkçı-demokratik bir zeminde sonlanmasını, işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin mücadelesi kadar, CHP’ye karşı alacakları tavır da belirleyecek. 

1 Mart 2015 Pazar

Paket AKP ve Sermayenin Başında Patlar

(Toplumsal Özgürlük, Mart 2015 sayısı)

Yolsuzluk ve cinayetler batağına batmış AKP iktidarı giderek sarsılan iktidarını ayakta tutabilmek için giderek zalimleşiyor.

AKP’nin temsilcisi olduğu sermaye sınıfı da, giderek yükselen işçi ve emekçilerin direnişi karşısında “hazırlığını” yapıyor.

AKP ve sermaye, iktidarlarını korumak için, işçilere ve halklara karşı kullanabilecekleri “yasal” önlemler almaya yöneliyorlar.

Kamuoyunda “İç Güvenlik Paketi” olarak bilinen «Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazın Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”, TBMM İçişleri Komisyonu’nda AKP’lilerin oylarıyla kabul edilerek TBMM Genel Kurulu›na gönderildi. Paketin görüşülmesi, toplumdan yükselen tepkilerden dolayı erteleniyor.

Bu paketle hedeflenen yükselen halk hareketlerini engellemek, engellenemediğinde de şiddetle bastırmak. “Önlemlerin” büyük bir çoğunluğu, “toplumsal olaylarda” işlenen “suçlara” yönelik. 

Peki, paket neler getirecek? 

Bu paketle polis, “kendisinin” veya başkalarının can güvenliğini tehlikeye düşürenleri, “kişinin” can güvenliğinin sağlanması bakımından koruma altına alabilme veya olay yerinden uzaklaştırabilme yetkisine sahip olacak. Yani polis, zarar verebilecek ‘şüpheliyi’ kontrol altına alabileceği olay yerinden uzak bir yere götürebilecek. “Şüpheli” kim ve o “yer” neresi acaba? 

Polis, işyerlerine, kamu binalarına, okullara, evlere, araçlara vb. molotof, patlayıcı, yaralayıcı, yanıcı ve benzeri “silahlarla” saldıran veya saldırıya “teşebbüs” edenlere karşı, bu saldırıları etkisiz kılmak için silah kullanabilecek. Böylece, “molotof ” silah kapsamına alınıyor ve molotof kullananlara karşı polis artık “yasal” rahatlıkla silah kullanabilecek. Fakat bu da yeterli görüşmemiş olacak ki, “taş”, “bilye” ve “çiçek” gibi yaralayıcı “silah” kullananlara karşı da polis silah kullanabilecek. 

Yeni Ali İsmailler, Ethemler, Abdocanlar mı yaratılmak isteniyor?

Paketle, “toplumsal olaylar”da bulundurulması ve taşınması yasak olan suç aletlerini taşıyanlara 2 yıl 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası verilebilecek. Yine, “toplumsal olaylarda” yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlara (gazdan korunmak için bile olsa), 

3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanacak. Yani gaza karşı”deniz gözlüğü», «gaz maskesi» ve «kırmızı atkı» taşımanız halinde en az 2,5 yıl yatabilirsiniz.

Ek olarak, “toplumsal olaylarda” “yasadışı örgüt»lere ait amblem, işaret taşıyan; kanunların suç saydığı afiş, pankart, döviz vb. taşıyan, sloganlar atan ve megafon vb. ses cihazlarıyla bu sloganları “yayanlar”, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası alacak. Kısacası eylemlere katılmanız hapisi göze almanız demektir. Aslında tümüyle kaldırılması gereken saltanat makamları olan valileri ve kaymakamları kendi yerellerinin “başkanı” yapacak yetkiler de bulunuyor pakette. 

“Toplumsal Olayları” yok etme paketi 

Vali ve kaymakam, kamu düzenini ve güvenliğini, “kişilerin” “can” ve mal emniyetini sağlamak amacıyla bütün kamu kurum ve kuruluşlarının itfaiye, ambulans, çekici, iş makinesi vb. araçlardan yararlanabilecek, personeline görev verebilecek. 

Vali “gerektiğinde” kolluk amir ve memurlara, suçun aydınlatılması, faillerinin bulunması için doğrudan emir verebilecek. 

Aklınıza sakın “Berkin’i, Abdocan’ı öldürenleri öğrenebileceğiz” gibi düşünceler gelmesin. 

Tersine, o katliamları protesto eden toplumsal ve siyasal örgütlerin “gizli terör örgütü” kapsamına alınarak polisiye operasyonlara malzeme yapılacağını ön görebiliriz. 

Sokağa tıpaç 

Bu paket, AKP ve sermayenin işçilerden, halktan ne kadar korktuğunu gösteriyor.

Sesini derinden duyurarak mücadelesini yükselen işçi hareketi, eğitimin dinselleştirilmesine karşı sokaklara çıkan Alevi hareketi, Kürt Özgürlük Hareketi, kadın mücadelesi ve öğrenci hareketleri, bu paketi AKP’nin ve sermayenin başına çalacaktır. 

Bu Terazi Bu Sikleti Çekmez!

(Toplumsal Özgürlük, Mart 2015 sayısı)

13 yıllık iktidarı boyunca emekçilere ve halklara her türlü sömürü ve zulmü uygulamaya çalışan AKP iktidarı için 2015 yılı son yıl olmaya aday. İktidarını devam ettirebilmek için gittikçe hoyratlaşan AKP her yerde direnişle karşılaşıyor ve daha da hoyratlaşıyor. Fakat AKP açısından zaman ve mekan gittikçe daralıyor. 

Değerli yalnızlıktan umursanmaz yalnızlığa 

Neo-Osmanlıcılık hayalleri ve büyüyen sermayenin teşvikiyle Ortadoğu’ya bir hışımla giren AKP’nin, Libya, Suriye, Mısır, Irak ve Filistin’deki hesapları tutmadı ve tıpış tıpış gerisin geriye döndü. Tek ortağı Katar’ın da terk etmesi sonucu bölgedeki “değerli yalnızlığı”, “umursanmaz yalnıza” dönüştü. AKP küresel sermaye tarafından Ortadoğu’da “değersiz ve gerekli olduğunda kullanılacak bir müttefik” durumuna düştü. 

Her türlü yardımı eksik etmediği IŞİD de, başta Kobane olmak üzere Suriye ve Irak’ta sürekli gerileyince, gözünü “sığınmak” için Türkiye’ye çevirmiş durumda. Şayet “gelirlerse”, bu cani çetelerin neler yapabileceklerini tahmin edebiliriz. AKP ise, IŞİD’in yapabileceklerini yok saymaya devam ediyor. 

AKP “içeride” sıkışıyor 

Türkiye sınırları dışında neredeyse adım atacak yeri kalmayan AKP, kendisi ve ülke sınırları içerisinde de sıkışmış durumda. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasıyla beraber AKP içindeki gerilimler de gerginliğini koruyor. 

Erdoğan kendi iktidarını sağlam zemine oturtmak ve yeni hamlelerini güçlü şekilde yapabilmek için anayasal güvence almak istiyor. Bunu AKP’nin Haziran’daki seçimde anayasayı değiştirebilecek çoğunluğa ulaşmasıyla yapmayı planlamakta. Fakat yolsuzluk yapan 4 bakanın Yüce 

Divan’a gönderilmesi için yapılan oylamalarda verilen fireler ve Davutoğlu’na “koşulsuz” biat edilmemesi, parti içindeki çıkar çatışmalarının işaretleri olarak gözüküyor. Nitekim, Hakan Fidan’ın milletvekilliği için istifası sonrasında yaşananlar da, bu çıkar grupları arasındaki “gizli” savaşın seçime doğru daha da hızlanacağını gösteriyor. 

Ayrıca bütün pis işlerdeki eski ortağı Gülen Cemaatiyle olan savaşım da AKP’yi yorgun düşürmekte. Özellikle polis içerisinde yapılan operasyonlar istenilen toplumsal meşruiyeti üretmemesinin yanı sıra, Gülen Cemaatini “sivil toplum”da kendine alan açmasını sağlıyor. Bu da AKP açısından özellikle “dindar” ve “muhafazakar” tabanına yönelik tehdit oluşturmakta. 

Rejim çıkmazı 

Diğer yandan bu savaş sırasında Erdoğan ile “örtülü” bir şekilde ittifak yapan “ulusalcı” güçler de kendilerine alan açmaktalar. Emine Ülker Tarhan, Süheyl Batum vb. kişiliklerde kendisini gösteren “ulusalcı klik” yeni hamlelerle Erdoğan sonrasına yönelik pusuya yatmış durumdalar. 

Fakat AKP’yi en çok baskılayan güçler ise Cemaat ve ulusalcı klik değil işçiler ve halk hareketleri. 

Gezi isyanıyla başlayan halk hareketi, Kobani serhildanıyla zirveye ulaşıp Cizre direnişiyle enerjisini sürdüren Kürt Özgürlük Hareketi ve metal işçilerin kıvılcımın çaktığı işçi sınıfı hareketi AKP’yi giderek sıkıştırıyor. Ve bu sıkışıklığı aşmak için ise “İç Güvenlik Yasası” çıkartarak iktidarını şiddetle korumaya düşünen AKP giderek kendini sonunu hazırlıyor. 

İşçi sınıfı, Gezi ve Kobane’yi birleştirecek bir mücadele hattının, giderek çözülmeye doğru giden “rejimi” yıkarak “Demokratik Cumhuriyet” hedefine ulaşması ihtimali her zamankinden daha da yakın duruyor.

Encomienda'dan Luther'e: Parsellenmiş İktidar ve Direniş Doktrini

Encomienda, İspanya'nın Amerika kıtasında kurduğu ve yerlilerin dinî eğitim ile koruma karşılığında encomenderoya haraç ödeyerek çalıştı...