Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2026 Cumartesi

Savaşın Beşinci Yılında Batı’nın Hesapları

Kapitalizmin yapısal krizinin her alanda yeni biçimler aldığı ve hegemonya mücadelesinin yeni cephelere taştığı bu konjonktürde Ukrayna savaşına bakmak, küresel güçlerin savaşını kavramak açısından belirleyici bir imkân sunuyor.

Rusya’nın tam ölçekli saldırısının üzerinden dört buçuk yıl geçtiği bu süreçte “Batı” defalarca “zafer” senaryosu yazdı, “Rusya çöküyor, Ukrayna kazanıyor” söylemini dilinden eksik etmedi. Fakat bugün gelinen noktada savaş, hiçbir tarafın kesin üstünlük kuramadığı ve her iki tarafın da yıpranmasına rağmen sürdürdüğü uzun süreli bir hale dönüştü. Bu çıkmaz hali ise sadece askeri bir gerçek değil, aynı zamanda kapitalizmin derinleşen krizinin ürettiği siyasal bir sonuç.  Ve en önemlisi bu sonucun faturasını küresel güçler değil, başta Ukrayna ve Rus halkları olmak üzere milyonlarca Avrupalı emekçi ödüyor.

Yıpranma Savaşı

Sahadaki savaş ise bütün şiddeti ve hızıyla devam ediyor. Ukrayna uzun menzilli İHA’larla Rusya’nın derinliklerini vururken Moskova da ağır füze saldırılarıyla Kiev yönetiminin altyapısını, limanlarını ve kentlerini hedef almayı sürdürüyor. Her iki taraf da toprak kazanımı yerine karşı tarafın dayanma kapasitesini eritmeyi öncelikli hedef olarak benimsemiş durumda. Bu durum da sınırlı insan ve mühimmat kaynağına sahip olan Ukrayna’nın direncini azaltıyor. Nitekim son aylarda yaşadığı komuta krizleri, ordu komutanının görevden alınması ve sokak protestoları bu direncin yalnızca cephede değil toplumsal zeminde de azaldığını açıkça gösteriyor. “Batı” cephesinde yaşanan gelişmeler de bu durumun tersine dönme ihtimalini düşürüyor.

Çatlaklar ve Sermayeler

Bu gelişmelerin en başında NATO zirvesi geliyor. NATO’nun Ankara’daki 36. zirvesi, ittifak içi dengelerin ne denli kırılgan bir noktaya geldiğini ortaya serdi. Zirvenin sabahında ABD Başkanı Trump, İran savaşında yanında durmayan Avrupa ülkelerine saldırdı, İspanya’yı ticari yaptırımla tehdit etti, Grönland’ı yeniden talep etti. Öğleden sonra ise kapalı kapılar ardından çıkarak “O odadaki birlik inanılmazdı, gerçek bir aşktı” dedi. Birkaç saat içindeki bu salınım tesadüf değil, ittifaktaki çelişkilerin bir yansımasıydı. Nitekim Avrupa, Ukrayna savaşını “varoluşsal tehdit” olarak tanımlarken Trump bu savaşı bir pazarlık kozu olarak yönetiyor ve bu iki yaklaşım arasındaki uçurum kapanmıyor.

Uçurumun oluşması ise Trump’ın tutarsızlığından çok, Avrupa burjuvazisinin bu tutarsızlığa boyun eğmesinden kaynaklanıyor. Avrupa’nın “savunma harcamalarını artırarak Washington’dan özerkleşeceğiz” anlatısı, somut pratikte tam tersine işliyor. Zirve bildirgesi, GSYİH’nin yüzde beşlik savunma harcaması hedefini Avrupalılara fiilen onaylatırken, Ukrayna’ya 2026’da taahhüt edilen 70 milyar avroluk yardım Avrupa kamu bütçelerinin üstüne ayrı bir yük bindiriyor. Daha fazla silahlanma, Avrupa’yı ABD’den bağımsızlaştırmak bir yana, ittifak içindeki hiyerarşik bağımlılığı pekiştiriyor.

Diğer yandan Avrupa’daki savunma harcaması sıçraması milyarlarca dolarlık silah ve mühimmat sözleşmelerini beraberinde getiriyor, ki bu sözleşmelerin birincil alıcısı ise ABD savunma sermayesi. Yani “Avrupa’nın güvenliği” için ayrılan kaynak, pratikte ABD savunma sermayesine aktarılıyor. Keza NATO’nun Ankara Zirvesi’nde imzalanan elli milyar doları aşkın silah tedarik sözleşmesi, bu aktarımın en somut göstergesi. Böylece Avrupa halkları hem savaşın enerji ve enflasyon maliyetlerini hem de silahlanma faturasını öderken, savunma sermayesinin kâr rakamları sürekli büyüyor.

Hesaplar ve Diplomasi

Savaş sahasının dışında diplomatik kanallar da oldukça hareketli. Trump hem Putin hem de Zelenski ile telefon görüşmeleri yapıyor, Witkoff ve Kushner sahaya sürülüyor, Bakü’de gizli temaslar yürütülüyor. Zelenski ise Kasım 2026’daki ABD ara seçimlerini “barış için fırsat penceresi” olarak görüyor. Ne var ki tüm bu hareketliliğin altında “barış”tan çok “üç hesap” yatıyor.

İlk olarak ABD, İran savaşıyla meşgulken Ukrayna’daki savaşı düşük seviyede tutmak istiyor. İkinci olarak Rusya, kazanımlarını koruyup güç toplamak amacıyla zaman kazanmak için müzakere masasına oturmak istiyor. Üçüncü olarak savaşın bitmesini ya da durmasını “Rusya’nın zaferi” olarak gören Avrupa, “Batı” cephesini savaş ateşinin etrafında toplamaya çalışıyor. Bu üç hesabın kesişme noktasının bulunması pek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla sahnelenen diplomasi trafiği aslında barışa giden yoldan çok savaşı yönetmenin trafiğidir.

Savaşın beşinci yılında ortaya çıkan tabloda ne Ukrayna’nın “zafer”e, ne Rusya’nın “çöküş”e, ne de Batı’nın “birlik”e ulaştığı görülüyor. Fakat bu gerçeğe rağmen “Batı” cephesinin gerek kapitalizmin derinleşen krizi gerekse savunma sermayesinin “kâr ihtiyacı” nedeniyle savaşa devam etmekte ısrarcı olacağı görülüyor. Bu ısrarın sonuç alıp alamayacağını Rusya’nın gücünün boyutu kadar Avrupalı emekçilerin ve halkların direnişinin boyutu da gösterecektir.

21 Şubat 2026 Cumartesi

Münih’te Eski Düzenin Yıkımı

Geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı, dünya gündeminin zirvesinden inmiyor. Konferansta verilen mesajların ve yapılan tartışmaların önümüzdeki günlerde de süreceği gözüküyor. Bunda, toplantının “Under Destruction” (Yıkım Altında) temasının, ABD’nin ve Avrupa’nın mevcut uluslararası düzene nasıl baktığına dair önemli veriler sunmasının payı büyük.

ABD’nin “Yıkımı”

Konferansın ana temasını "kurallara dayalı uluslararası düzenin" tasfiyesi oluşturuyor. Buna göre ABD, kurucusu ve egemeni olduğu eski düzeni yıkarak sorunlarını çözmeyi amaçlıyor. Fakat bu ABD’nin hegemonyasından vazgeçeceği anlamına gelmiyor. Aksine, yapay zeka, uzay savaşları ve kritik mineraller ve madenler üzerinde tam bir denetim kurarak yeni bir hegemonya, yani yeni bir sömürgecilik düzeni inşa etmek istiyor. Böylelikle hegemonyasını ve emperyalizmini eski uluslararası kurumlar ve serbest ticaret kurallarıyla sınırlamayı kabul etmeyeceğini beyan ediyor.

Bu beyan askeri, ekonomik ve siyasi gelişmelere de yön veriyor.

Askeri alanda ABD’nin yükü kademeli olarak Avrupa'nın omuzlarına yıkacağı ve kendi "Lebensraum"una öncelik vereceği görülüyor.

Ekonomik alanda küreselleşmenin sürdürülmesinin yerine içe kapanmanın, serbest ticaret dogmasının yerine ulusal sanayilerin korunduğu ve teknoloji sermayesinin öne çıkması muhtemel.

Siyasi alanda ise Avrupa'daki müttefiklerin kayıtsız şartsız ABD'nin vizyonuna entegre edilmesi, buna ayak direyen yapıların ise by-pass edilmesi planlanıyor.

Avrupa’yla olan ilişkilere gelince, bu üç alanda da ABD ve Avrupa’yı ciddi gerilimler bekliyor.

Vassal

Konferansta ABD'yi temsil eden Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Avrupa'nın ABD için "ortak bir medeniyet" temelinde vazgeçilmez olduğunu belirtse de ilişkilerinin devam etmesi için özellikle Avrupalı devletlerin “sorumluluk” almaları gerektiğini belirtti. Rubio’nun bu sorumluluğu “ABD’yi yeniden inşa etme görevinde olan Trump’a yardım etmek” şeklinde tanımlaması ise ABD’nin Avrupa’yı esasen “vassal” olarak gördüğüne işaret ediyor.

Almanya Şansölyesi Merz bildiğimiz dünya düzeninin "artık mevcut olmadığını", AB Dış İlişkiler Temsilcisi Kaja Kallas Avrupa'nın kurtarılmaya ihtiyacı olmadığını, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ise Avrupa merkezli bir stratejik özerkliğin şart olduğunu söyleyerek tepkilerini koymakta gecikmediler.[1]

Trump yönetimi ise bu tepkilere kulak asmak bir yana Avrupa’yı kendi ayakları üzerinde duramayan, iklim ve göç politikalarıyla çürüyen bir yapı olarak tanımlamaya devam ederek Avrupa’ya “vassal” rolünü dayatıyor.

Çatlaklar

ABD ile Avrupalı liderler arasındaki bir diğer gerilim noktası ise Ukrayna ve barış görüşmeleri.

Avrupa’nın tam desteğiyle iktidarda kalmaya devam eden Zelenski, Münih’te Avrupa'nın olası barış masasında olmamasını "büyük bir hata" olarak tanımlayıp[2] Ukrayna'nın 2027'de AB'ye katılımı için net bir tarih isteyerek ABD’nin baskılarına karşı güç ve zaman kazanmaya çalışıyor.

ABD’nin Avrupa'yı sürecin dışında bırakmaya sürdürerek doğrudan Rusya ile temas içerisinde olması çatlakları kapanamayacak derecede büyütüyor.

Keza Danimarka ile ABD arasındaki "Grönland" gerilimi de bu çatlakları besleyen başka bir mesele. Grönland meselesi NATO arabuluculuğuyla şimdilik yatışmış gibi görünse de, adanın stratejik konumu ve kritik madenleri üzerindeki ABD baskısı sürmeye devam ediyor.

Avrupa’nın Savaş Hazırlıkları

Avrupa’nın savaş hazırlıkları gün geçtikçe daha da hızlanıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen’in Münih’te AB'nin karşılıklı savunma maddesinin (Madde 42.7) acilen revize edilmesi gerektiğini ifade etmesiyle birlikte Avrupa genelinde savunma sanayii bütçelerinin artırılması için resmi süreçler başlatılıyor.[3]

Almanya, "Avrupa'nın en büyük konvansiyonel ordusu" olma hedefini yinelerken, Şansölye Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron "Avrupa Nükleer Kalkanı" kurmak için görüşmelere başlıyor.[4] AB kurumları ise askeri ve teknolojik kapasiteyi artırmak için hızla yasal hazırlıklar yapıyor.

Trump yönetiminin Avrupa'dan kendi güvenliği için harcama yapmasını istemesinden de güç alan Avrupa silah ve savunma sermayesi, bu nükleer silahlanma ve militarizasyon eğilimini sonuna kadar destekliyor.

Sonuç olarak bütün bu gelişmeler, ABD ve AB emperyalizmlerinin “yeni sömürgecilik” dönemine büyük bir gayretle ve “rekabetle” hazırlandıklarını gözler önüne seriyor.


[1] https://www.euronews.com/my-europe/2026/02/15/munich-security-conference-six-quotes-to-take-away-from-the-worlds-biggest-security-confer

[2] https://www.euronews.com/my-europe/2026/02/14/zelenskyy-says-europes-absence-from-peace-talks-is-a-big-mistake-as-he-calls-for-more-sanc

[3] https://www.euronews.com/my-europe/2026/02/14/von-der-leyen-rebukes-nato-chief-over-no-security-without-us-calls-for-european-mutual-def

[4] https://www.zeit.de/politik/ausland/2026-02/atomschirm-europa-deutschland-frankreich-friedrich-merz-emmanuel-macron

24 Ocak 2026 Cumartesi

Davos’un Ardından

Bu hafta Davos’ta gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu, Batılı emperyalist güçler arasındaki çatlakların yarığa dönüştüğünü açıkça ortaya koydu. Forumda yapılan konuşmalarda katılımcılar, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın ardından kurulan küresel düzenin sona erdiğini sıkça ifade ettiler.

Kanada Başbakanı Carney’in kürsüden dile getirdiği ve katılımcılardan büyük alkış alan “Bu geçiş dönemi değil, bir kopuş” ifadesi[1] ile ABD Ticaret Bakanı Lutnick’in “Küreselleşme başarısız oldu” diyerek “Önce Amerika” vurgusunu yinelemesi[2] bu durumun açık birer itirafı niteliğindeydi.

Kopuş

Bu “kopuşun” itici gücünün ABD olduğu, son gelişmelerde de görülüyor. Özellikle ABD Başkanı Trump ve adamları, Avrupa’yı eşit bir ortak değil de bir tebaa gibi gördüklerini her fırsatta göstermekten çekinmiyorlar.

Trump’ın Davos’ta Grönland konusunda Avrupa’ya ültimatomda bulunması[3] ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile NATO Genel Sekreteri Rutte’nin mesajlarını ifşa etmesi[4], ABD Maliye Bakanı Bessent’in Avrupa “zayıf” olduğu için Grönland’ı kendilerinin almaları gerektiğini söylemesi[5], Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Steven Miller’in “Avrupa kendini yok ediyor” demesi[6] ve JPMorgan CEO’sunun Trump yönetimine toz kondurmayıp Davos “elitlerini” eleştirmesi[7] ABD emperyalizminin Trump nezdindeki nobranlığını gözler önüne seriyor.

Trump’ın ve ABD emperyalizminin nobranlığına karşı Avrupa’da da sesler yükseliyor. Trump’ın Davos’ta dayattığı ve imzalarını attırdığı “Gazze Barış Kurulu”na Avrupa ülkelerinin mesafeli durması[8], Avrupa’da “Amerikan rüyamız sona erdi” düşüncesinin yayılması[9], Avrupa Birliği’nin ABD’ye karşı ticari yaptırım misillemelerini gündeme alması[10], Avrupa’nın nükleer caydırıcılığa yönelme arayışları[11] ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in ABD’nin Grönland tehdidine Avrupa’nın “birleşik, orantılı ve kararlı” cevap vereceğini ifade etmesi[12] Avrupa’nın kendi stratejik bağımsızlığını aradığını ve yeni bir direnç hattı kurmaya çalıştığını gösteriyor.

Çin ve Süreç

Öte yandan bu “kopuş” süreci, Çin’in Avrupa’daki gelişmelere etkisini artırıyor.

Trump’ın hamlelerine karşı Batı ülkelerinin Çin ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışmaları[13] dikkat çekiyor. Trump’ın “Gazze Barış Kurulu”na katılması için Kanada’ya yaptığı daveti geri çekmesinde, Carney’in Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşerek ikili ilişkileri geliştirme çabasının etkili olması ve Macron’un Çin ile “yeniden dengelenme” vurgusu yapması[14] önümüzdeki dönemde Pekin’in Avrupa’ya daha fazla ilgi göstermesine zemin hazırlayabilir.

Bütün bunlarla birlikte Avrupa ile ABD arasındaki “kopuş”un sancılı bir süreç olarak devam edeceği görülüyor.

Avrupa’nın ABD doğalgazına bağımlılığının artması[15], Almanya Şansölyesi Merz’in “radikal reform” çıkışında bulunarak NATO’nun Danimarka ve Grönland’ı “Rusya’ya karşı” koruyacağını belirtmesi[16], Davos’ta varılan anlaşma neticesinde Trump’ın gümrük vergisi tehdidini geri çekmesi[17], BlackRock CEO’su ve Dünya Ekonomik Forumu (WEF) geçici başkanı Larry Fink’in “işbirliği yapmazsak Çin kazanır” diyerek kapitalizmin devamı için “paydaş kapitalizmini” öne çıkarması[18] ilişkilerin bir anda koparılamayacağına işaret ediyor. Tabii bu süreç, emperyalist güçler arasındaki paylaşım ve hegemonya mücadelesinin şiddetlenmesine bağlı olarak şekillenecektir.


[1] https://www.ft.com/content/7d9609d4-14cd-4b0c-b48c-0b3f2e4f6611

[2] https://www.newsweek.com/us-tells-davos-globalization-failed-us-11392980

[3] https://harici.com.tr/trumptan-davosta-gronland-ultimatomu/

[4] https://www.forbes.com/sites/siladityaray/2026/01/20/trump-shares-private-texts-sent-by-macron-and-nato-secretary-general-on-greenland/

[5] https://www.reuters.com/world/europe/us-needs-greenland-because-european-weakness-bessent-says-2026-01-18/

[6] https://www.jordannews.jo/Section-111/All/White-House-Europe-Is-Slowly-Destroying-Itself-48310

[7] https://fortune.com/2026/01/21/jamie-dimon-davos-making-world-better-place/

[8] https://www.politico.eu/article/europe-backs-away-from-donald-trumps-board-of-peace-gaza/

[9] https://harici.com.tr/avrupa-baskentlerinde-stratejik-kirilma-amerikan-ruyamiz-sona-erdi/

[10] https://harici.com.tr/abden-abdye-gronland-misillemesi-93-milyar-euroluk-ticari-yaptirim-gundemde/

[11] https://www.nbcnews.com/politics/white-house/doubting-us-resolve-europe-looks-bolster-nuclear-arsenal-rcna254925

[12] https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/speech_26_150

[13] https://www.german-foreign-policy.com/news/detail/10273

[14] https://www.weforum.org/stories/2026/01/davos-2026-special-address-by-emmanuel-macron-president-of-france/

[15] https://www.politico.eu/article/europe-soaring-dependence-us-gas-imports/

[16] https://www.viory.video/en/videos/a3434_22012026/we-will-protect-denmark-greenland-the-north-from-threat-posed-by-russia-merz-at-davos

[17] https://harici.com.tr/abd-gronland-anlasmasi-ile-ne-alacak/

[18] https://www.axios.com/2026/01/19/davos-larry-fink-opening-remarks-blackrock

25 Ekim 2025 Cumartesi

Çin’in “Dünyası”

2000’li yıllarla birlikte, ABD’nin karşısına küresel bir güç olarak çıkabilme potansiyeline sahip olduğunu gösteren Çin, hedefine çok yakınlaşmış durumda. Bugüne kadar ABD’yi karşısına almayan, uzlaşmacı ve tavizkâr politikalarla Washington ile arayı bulmaya çalışan Pekin, artık kendisinin merkez güç olduğu bir dünyayı inşa etmeye odaklanıyor.

ABD’nin Saldırıları

Çin’in en büyük “rakibi” ABD’nin Pekin’e yönelik saldırıları hız kazanıyor.

Çin’e yönelik siber saldırı düzenlemesi[1], ABD Senatosu’nun Rusya’ya karşı hazırladığı yeni yaptırım paketlerine Moskova’ya sağladığı destek nedeniyle Çin’e yönelik ekonomik yaptırımları[2] da katması ve son olarak Çin’in nadir toprak elementlerinin ihracatına getirdiği kısıtlamaya yanıt olarak ABD’nin de Çin’e yazılım ihracatını kısıtlamayı düşünmesi[3] Washington’un Çin’i doğrudan hedef aldığını gösteriyor.

Çin ise ABD’nin saldırılarına nadir toprak elementlerinin ihracatını kısıtlamadan gümrük tarifelerini benzer oranda yükseltme gibi çeşitli enstrümanlarla cevap vermekten çekinmiyor. Bununla birlikte Çin ABD ile yaşadığı gerilimin daha da fazla yükselmesini engelleyen ve çıkarını koruyan hamleleri de eksik etmiyor.

Çin devletine ait dört büyük enerji şirketinin (PetroChina, Sinopec, China National Offshore Oil Corporation ve Zhenhua Oil), ABD’nin Rus enerji şirketleri Rosneft ve Lukoil’e uyguladığı yaptırımlar nedeniyle Rusya’dan petrol alımını geçici durdurmasının[4] ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Asya turuna çıkan Trump ile görüşerek ticaret anlaşmaları imzalamayı planlamasının[5] da gösterdiği üzere Pekin yönetimi ABD’yi germemeye dikkat ediyor. Öte yandan ABD ile kalıcı bir uzlaşmanın olabileceğini düşünmeyen Pekin yönetimi, kendisini güçlendirecek politikalar izlemeye de özen gösteriyor. Bunun bir yansıması Çin’in Avrupa ile olan ilişkilerinde görülüyor.

Avrupa’ya Karşı Agresif

Avrupa ile olan gerilimi son bir senedir giderek artan Çin, bu gerilimin artmasından çekinmediğini uyguladığı politikalarla ifade ediyor.

Hollanda’nın el koyduğu Nexperia’nın Çin’deki merkezinin Hollanda’daki çalışanlarına “Amsterdam’ın talimatlarını dikkate almayın” demesi[6], el koymanın ardından Çin’in Avrupalı otomobil üreticilerinin ihtiyaç duydukları çip ihracatını kısıtlaması[7]  ve çip kısıtlaması kararına karşı Almanya Dışişleri Bakanı’nın Çin’e yapacağı geziyi ertelemesine[8] rağmen Pekin’in politikasını sürdürmesi ise Pekin’in Avrupa’ya karşı “agresif” bir politika izlemekte kararlı olduğunu gösteriyor.

Çin’in Komşuları

Çin’in kendisini merkeze alan politikaları komşularını da etkilemiş durumda. Başta Japonya ve Hindistan olmak üzere Çin’in komşuları da kendilerini “Çin’e karşı” güçlendirecek politikalara yöneliyorlar.

Japonya ABD’nin itirazlarına rağmen Rusya’dan enerji ithalatına devam edeceğini belirtmesi[9], Hindistan’ın ise ABD’nin desteğine kazanmak için Rusya’dan petrol alımını azaltmaya odaklanması[10], yine Hindistan’ın Çin ile Pakistan’ın yakınlaşmasına karşı Afganistan’a yönelmesi[11] komşularının Çin’e karşı güç kazanmaya çalıştıklarına işaret ediyor.

Nitekim Pekin’in Avustralya uçağının hava sahasını ihlal ettiğini iddia ederek nota vermesi[12] ve Çin’in İran ve Rusya ile birlikte Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na yolladığı mektupta İran’a yönelik rapor hazırlama yetkisinin geçersiz olduğunu belirtmesi[13] komşuların endişelerinin boşa olmadığını ve Çin’in artık kendi “dünyasını” esas alan politikaları uygulamada ısrarlı ve istikrarlı olacağını açıkça ortaya koyuyor.

 



[1] https://www.reuters.com/world/china/china-accuses-us-cyber-breaches-national-time-centre-2025-10-19/

[2] https://www.axios.com/2025/10/21/senate-foreign-relations-russia-sanctions

[3] https://www.reuters.com/world/us/us-considering-curbs-exports-china-made-with-us-software-sources-say-2025-10-22/

[4] https://www.reuters.com/business/energy/china-state-oil-majors-suspend-russian-oil-buys-due-sanctions-sources-say-2025-10-23/

[5] https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/trump-aims-clinch-deal-with-chinas-xi-during-asia-trip-2025-10-24/

[6] https://www.ft.com/content/20a41258-48ff-4d18-bf04-e45c8238229e

[7] https://www.reuters.com/business/autos-transportation/volkswagen-preparing-staff-temporary-plant-closures-bild-reports-2025-10-22/

[8] https://www.reuters.com/world/china/german-foreign-ministers-china-trip-cancelled-spokesperson-says-2025-10-24/

[9] https://www.reuters.com/business/energy/japan-act-national-interest-russian-energy-says-industry-minister-2025-10-21/

[10] https://www.bloomberg.com/news/articles/2025-10-23/russian-oil-supply-to-india-set-to-fall-to-near-zero-sources?srnd=homepage-europe

[11] https://harici.com.tr/hindistan-afganistanda-sessizce-nufuz-kazanma-yolunda/

[12] https://www.aljazeera.com/news/2025/10/22/china-accuses-australia-of-covering-up-south-china-sea-airspace-incursion

[13] https://www.presstv.ir/Detail/2025/10/24/757518/Iran-Russia-China-IAEA-letter-

15 Mayıs 2025 Perşembe

Avrupa Yüzünü “Savaşa” Döndü (2)

 Avrupa’nın yüzünü “savaşa” döndüren önemli nedenlerden biri de Rusya.

Sermaye birikiminin sınırlarına ulaşan AB için Rusya, zengin hammadde kaynakları ve geniş pazarıyla bir “lebensraum”.[1] Avrupa’nın Ukrayna’ya neredeyse sınırsız ekonomik yardım sunması ve savaşı sürdürmek istemesinin nedeni Rusya’yı fiilen ele geçirerek hammadde ve pazar ihtiyacını gidermek.

Fakat Rusya’nın Ukrayna’da askeri olarak yenilmek bir yana gücünü artırmış olması Avrupa’nın dişlerini gıcırdatıyor. Diş gıcırdatmanın altında ise iki kaygı yatıyor.

Birincisi Rusya’nın Ukrayna’daki kazandığı güç ile Doğu bloku sınırlarına ulaşarak Avrupa’yı bölmesi. Macaristan, Slovakya ve Romanya’da Rus yanlısı ve yaptırım karşıtı söylemlerin artması bu kaygıyı güçlendiriyor.

İkincisi ise Rusya’yı bir daha savaş halinde yakalama ihtimalinin belirsiz olması. Bu da Avrupa’yı daha fazla silahlanmaya ve yaptırım uygulamaya itiyor. Bu bağlamda bir yandan NATO 2+4 anlaşmasını ihlal ederek Doğu Almanya’ya asker ve silah yığıyor.[2] Diğer yandan Almanya Başbakanı Merz Rusya’yı somut adımlar atmadığı takdirde yaptırım paketinin hazır olduğunu belirterek “uyarıyor”.[3]

Hazır olan 17. yaptırım paketi ise Avrupa’nın gelecekte uygulayacağı politikalara dair önemli ipuçları sunuyor. Bu yaptırım paketindeki ana hedefler Rusya’nın enerji yaptırımlarını aşmasına yardımcı olan şirketler ve Rus petrollerini taşıyan tankerler.[4] Halihazırda Avrupa Komisyonu Rusya’dan doğalgaz alımını 2027 sonuna kadar tamamen yasaklamak için çalışmalarına da hız vermiş durumda. Böylece Avrupa Rus enerjisinin dağıtımını engelleyip Moskova’ya “ekonomik” olarak da saldırıyor.

Enerji alanındaki “ekonomik” savaşın perde arkasında kalan kısmı ise Orta Asya’da gerçekleşiyor.[5] Kazakistan AB’nin petrol ihtiyacının yüzde 13’ünü karşılayan Kaşagan petrol sahasına yönelik anlaşmaları “gözden geçirmek” istiyor. AB ile yapılan anlaşmalar 2037’ye kadar geçerli olsa da Kazakistan petrol üzerindeki kontrolü ele geçirmeyi amaçlıyor. Bu gerilimde Kazakistan’ın “savaş hâlinden” yararlanma isteği kadar ABD’nin “planlarının” da payı var. Çünkü Semerkant’ta yapılan AB-Orta Asya Zirvesi’nin ardından gelen bu gerilimin nedeni ABD’li şirketlerin daha fazla yatırım ve destek sözü vermesi. Bu noktada Trump ile Avrupa arasındaki gerilimin Rusya meselesine sıçradığı görülüyor. Böylece Avrupa’nın Rusya’ya yönelik savaşının bir ayağının da “Trump”a bağlı olduğu ortaya çıkıyor.

Tarife meselesinin de gösterdiği üzere “Trump”a bağlılığı etkileyecek etken ise Çin. Dolayısıyla, Pekin’in Rusya’ya sunduğu destek de göz önüne alındığında, Avrupa ile Çin arasındaki ilişkilerin önemi Rusya’ya yönelik savaşta daha da artıyor.

Çin ve “İkili” Durum

Avrupa ile Çin arasındaki ilişkilerde önde gelen gündem maddesi Çin’den gelebilecek metalar.

Trump’ın tarifeleri sonucunda Çin’den gelebilecek metaların ilk olarak pazar genişliğinden dolayı Avrupa’ya sızmaya çalışacakları görülüyor. Nitekim bu duruma karşı hazırlığını önceden almaya başlayan AB, halihazırda Çinli elektrikli otomobillere yüzde 35 gümrük vergisi uygulamakta. Fakat bu durum Çin’in karşı hamlesine ve zararlara da yol açıyor.

Çin pazarının daralmasından dolayı Volkswagen, BMW ve Mercedes’in kârları yüzde 25 ila 40 oranında düşmüş durumda.[6]

Bütün bunlar Avrupa’nın Çin ile olan ilişkileri konusundaki tartışmalara hız kazandırıyor.

İspanya Çin ile işbirliğine devam edilmesini savunurken, İtalya ABD ile işbirliğine girişiyor. Bir taraftan AB Çinli şirketlerin Avrupa’nın kıyısındaki limanları satın almaya yönelmesine “tedarik zincirini” etkileyeceği için karşı çıkıyor; diğer taraftan AB Komisyon Başkanı von der Leyen Trump’ın gümrük tarifelerine karşı AB ve Çin’in “serbest, adil ve eşit koşullara dayalı” bir ticaret düzeni için çaba göstermeleri gerektiğini söylerken,[7] Alman otomobil sermayesi Çin ile özellikle yapay zekada olan (bkz. DeepSeek) teknolojik işbirliğine devam etmek istiyor ve federal hükümetten Çin ile işbirliğinin sürdürülmesini talep ediyor.

Avrupa içerisindeki Çin’e yönelik bu ikili tutumun esas nedeni ise “bileşenlerin” kendi çıkarlarını düşünmeleri. Nitekim Pekin de bunun farkında olarak nabza göre şerbet verip “ikili” oynuyor. Ve bu “ikili” durum Avrupa’nın bileşenlerinin politikalarına da yansıyor.

İçerisi Dalgalı

Avrupa yüzünü savaşa dönmüş olsa da “içeride” hem savaşa dahil olma hem de savaşa mesafeli durma konusunda farklılıklar mevcut.

İngiltere’nin öncülüğünü yaptığı savaşa ve Trump’tan “bağımsızlaşmaya” önem verenler kliği hamlelerini sıklaştırmış durumda. AB ile İngiltere savunmada işbirliği konusunu görüşürken[8], Avrupa Komisyonu da savunma şirketlerinin finansman sağlayabilmesi için kriterlerini gevşetiyor.[9]

Savaştan istifade etmek isteyen Fransa ise nükleer şemsiyesini Avrupa’ya yaymak istiyor. Fakat Fransa düğmeye basma yetkisinin kendisinde olması şartını koyarak hegemonyasını dayatmak istiyor.[10]

Savaşa ve Trump’tan “bağımsızlaşmaya” önem verenler arasında “temkinliler” de bulunuyor. Almanya Başbakanı Merz, ABD’den bağımsız olmayı ve savunma sanayinin geliştirilmesini savunsa da “ekonomik” ilişkilerin önemini vurgulayarak temkinli olmayı sürdürüyor.[11] Merz’in “temkinli” olmasının altında Almanya’nın giderek “sanayisizleşmesi” sorunu yatıyor. Askerileşmenin sosyal harcamaların kısılması anlamına geleceğini bilen Merz, halkın artan ekonomik sıkıntılara tahammülünün zorlanacağı önümüzdeki döneme karşı önlemlerini “temkinlilikle” almaya çalışıyor.

Öte yandan İngiltere Avrupa’daki “şahinlerin” öncüsü olsa da Trump ile ticaret anlaşması imzalıyor ve bu anlaşmada Çin’in tedarik zincirinden çıkarmanın gerekliliği vurgulanıyor.

“Temkinliliğin” esas nedeni ise Avrupa ile ABD arasındaki askeri ve ekonominin yanı sıra kültürel düzeydeki ilişkilerin iç içe olması. Bu içiçelik nedeniyle özellikle İngiltere ve Almanya’da Trump’ın kısa sürede devrilmesi ve yerine Biden ya da Obama gibi Transatlantik ittifakını devam ettirecek birinin gelmesi “umudu” oluşuyor. ABD’de Trump’ın başkanlığına güvenin azaldığına işaret eden anketlerin artmış olması da Avrupa’da “umuda” ve “temkinliliğe” neden oluyor.

Savaşa mesafeli duranların sayısında ciddi artış olmasa da onlara yönelik hamleler sertleşiyor. Fransa’da Le Pen’e siyasi yasak konarken, Almanya’da AfD resmi olarak “aşırı sağcı aşırılıkçı örgüt” olarak tanımlanıyor. AB’nin kurumlarında ise Slovakya ve Macaristan’ın Rusya’ya yönelik yaptırımları engelleme girişimlerine karşı “yasal” önlemlerin alınması konuşuluyor.

Sonuç olarak bakıldığında Avrupa’nın gerek Avrupa sermayesinin çıkarları gerekse emperyalist güç odağı olma zorunluğu nedeniyle “savaş hâline” boylu boyunca girmekten kaçınmasının pek de mümkün olmadığı görülüyor. Avrupa’nın ABD, Rusya ve Çin ile ilişkileri ve içerideki “dalgalı” durum birlikte ele alındığında da “savaş hâlinin” yaşlı kıtaya pek iyi gelmeyeceği ortaya çıkıyor.



[1] Lebensraum: Yaşam sahası. Bir ülkenin ekonomik ihtiyaçlarını sağlamak için, var olan sınırları dışındaki toprakları çeşitli tarihsel, kültürel sebepler göstererek elde etmek istemesidir.

[2] https://harici.com.tr/nato-ve-almanya-24-antlasmasini-delik-desik-ediyor/

[3] https://www.reuters.com/world/europe/germanys-merz-eu-tighten-sanctions-russia-if-no-progress-ukraine-this-week-2025-05-13/

[4] https://www.france24.com/en/europe/20250514-eu-unveils-new-sanctions-on-russia-targeting-shadow-oil-fleet-and-cyberattackers

[5] https://harici.com.tr/kazakistan-ab-ile-onlarca-yillik-petrol-anlasmalarini-yeniden-muzakere-etmek-istiyor/

[6] https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/alman-otomobil-ureticileri-bmw-mercedes-ve-volkswagenin-kari-cin-etkisiyle-dusuyor/3562820

[7] https://harici.com.tr/berlin-ve-brukselde-pekin-sancisi/

[8] https://harici.com.tr/ab-ve-birlesik-krallik-savunma-konusunda-yakinlasiyor/

[9] https://harici.com.tr/ab-silah-sanayisi-icin-esg-kriterlerini-gevsetebilir/

[10] https://www.dw.com/en/macron-open-to-deploying-french-nuclear-weapons-in-europe/a-72534138

[11] https://harici.com.tr/avrupanin-guvenliginde-almanya-belirsizligi/

Encomienda'dan Luther'e: Parsellenmiş İktidar ve Direniş Doktrini

Encomienda, İspanya'nın Amerika kıtasında kurduğu ve yerlilerin dinî eğitim ile koruma karşılığında encomenderoya haraç ödeyerek çalıştı...