Örsan Akbulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Örsan Akbulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2026 Cumartesi

Yönetim Üzerine Üç Soru (3) - Otoritenin Gizemi: Güvenlik, Bağımlılık ve Yönetsellik

“Yönetim Üzerine Üç Soru” yazı dizisinin önceki iki yazısında yönetimin kökenini ve meşruiyet sorusunu ele almıştık. Şimdi soru değişiyor: Yönetim fiilen nasıl işler, neden sürer ve bizi nasıl etkiler? Bu üçüncü ve son yazıda soruyu psikolojik ve yapısal bir düzlemde yeniden soruyoruz. Sennett’in otorite çözümlemesinden şirket paternalizmine, oradan Akbulut’un yönetsellik çerçevesine uzanan bu yazı, dizinin hem bir kapanışı hem de açık uçlu bir sorusu olmayı hedefliyor: Yönetilmek gerçekten kaçınılmaz mı, yoksa yalnızca kaçınılmaz görünen bir alışkanlık mı?

Sennett, otoriteye duyulan ihtiyacın kaynağını insanın psikolojik yapısında arar. Güvenlik, istikrar ve yönlendirme gibi gereksinimler, bireyi başkalarının gücünde somut bir sağlamlık aramaya iter; bu arayış aynı zamanda otorite arayışıdır. Ancak otoritenin işleyişi, bu gereksinimin doğrudan karşılanmasından çok daha karmaşık bir süreçle gerçekleşir. Yöneticiler kendilerini gizleyerek otoriteyi gayrişahsileştirirler; böylece otorite ulaşılamaz ve yıkılamaz bir görünüm kazanır. Bu gizlenme yönetilenlerin otoriteye bağımlılığını pekiştirir, çünkü anlaşılamayan şeye karşı durmak da güçleşir. Sennett'in tespiti çarpıcıdır: tahakküm, toplumsal organizmanın çekmek zorunda olduğu bir hastalıktır. Yine de otorite yok edilemez; yapılabilecek olan, onun gizemli yanını görünür kılmak ve ondan duyulan korkuyu aşarak onu denetlenebilir kılmaktır.

Bu bağlamda şirket paternalizmi, otoritenin modern bir biçimi olarak öne çıkar. İkinci Dünya Savaşı sonrasında refah devleti uygulamalarıyla güçlenen yürütme, siyasal iktidarların kişiselleştirilmesine zemin hazırlamıştır. Patronlar da aynı çizgide aile ile işi birbirine kaynaştırarak kendilerini otorite imgeleri olarak kabul ettirmeye çalışmışlardır. Babaca bir rol üstlenen patron, kendisine bağımlı olanların refahını kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirir. Bu ilişki biçimi, yönetilenlerin özerkleşme olasılığını engelleyen örtük bir mekanizma işlevi görür.

Akbulut ise sorunu daha geniş bir çerçeveden ele alır. Toplumsal gerçeklik, iktisadi etkinlik olarak oluşur ve bu oluşumda üretim biçimi ile sınıf hareketleri belirleyicidir. Yönetsel olan, bu gerçekliği kurmaz; yalnızca onun yeniden üretilmesini sağlamak için biçimlendirme işlevi görür. Başka bir deyişle, yönetsellik toplumsal gerçekliğin oluşturucusu değil taşıyıcısıdır. Kamu yönetimi bu çerçevede piyasanın işleyişini ve rasyonalitesini sağlamaya yönelik işlevsel bir konumda yer alır. Yönetsel gerçeklik ise yönetsel olandan yola çıkılarak varılan sonuçların toplamıdır; dolayısıyla yönetsel olan, toplumsal gerçeklikten bağımsız değil, onun içinde ve ona bağımlı biçimde var olur.

Sennett ile Akbulut'u bir arada okuduğumuzda şu tablo ortaya çıkar: otorite hem bireysel düzeyde (güvenlik arayışı, bağımlılık) hem de yapısal düzeyde (toplumsal gerçekliğin biçimlendirilmesi) kendini yeniden üretir. Yönetilmek insanın gereksinimlerinden doğan bir zorunluluk olarak başlasa da yönetenin kendini gizleyerek özerk kıldığı ve yönetileni bağımlı hale getirdiği anda insanın varlıksal niteliğini olumsuzlayan bir edime dönüşür. Öte yandan yönetsel olan, özneye rağmen ve özneyi aşan toplumsal zorunluluklar kapsamında şekillendiğinden, yönetilmek insan olmanın değişmez bir zorunluluğu değildir. Bu, küçük ama önemli bir ayrımdır: zorunluluk ile kaçınılmazlık birbirinden farklı şeylerdir.

Kaynakça

Akbulut, Ö. Ö. (2003), Siyasal İktidarı Kullanma Aracı Olarak Başbakan, Amme İdaresi Dergisi, 36(1), s.49-82

Akbulut, Ö. Ö. (2007), Küreselleşme, Ulus-Devlet ve Kamu Yönetimi, TODAİE Yayınları, Ankara.

Akbulut, Ö. Ö. (2010), "Yönetsel Gerçeklik ve Yönetsel Olan", Kurthan Fişek için-Yönetim Üzerine, Ed. İ. Sayan, AÜ SBF Yayını, s.53-60.

Richard Sennett (2005), Otorite, (Çev. K. Durand), Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

 

16 Mayıs 2026 Cumartesi

Yönetim Üzerine Üç Soru (2) - Kim Yönetmeli? Filozof, Asabiyet ve Dayanışma

“Yönetim Üzerine Üç Soru” yazı dizisinin ilk yazısında yönetimin kökenini üretim ilişkilerinde, doğal özgürlüğün yitirilişinde ve ilahi düzende aramıştık. Ancak kökenden sonra gelen soru en az onun kadar yük taşır: Eğer yönetim kaçınılmazsa ya da en azından tarihsel bir gerçeklik olarak karşımızda duruyorsa, kim yönetmeli? Bu ikinci yazıda Platon’un bilgelik iddiasını, İbn Haldun’un asabiyet kuramını ve Kropotkin’in meşruiyeti bütünüyle reddeden dayanışma anlayışını bir arada okuyacağız.

Platon'a göre devletin yönetimi filozofa aittir. Bu tercih keyfi değildir; filozof yaratılışından gelen ruh üstünlüğüyle ve en yüksek bilgilere ulaşmayı mümkün kılan akıl gücüyle doğuştan ayrışmıştır. Dolayısıyla insanların böyle bir filozof tarafından yönetilmesi hem doğaldır hem de insan olmanın zorunlu bir gereğidir. Platon'da iktidarın meşruiyeti soy ya da servetle değil, bilgelikle belirlenir; yönetmenin siyasal içeriği yönetenin yaratılıştan gelen nitelikleriyle temellendirilebilir. Bu yaklaşım, yönetimi bir ayrıcalık olarak değil, felsefî bir yükümlülük olarak çerçeveler.

İbn Haldun ise yönetimin kaynağını bambaşka bir zeminde, insan topluluklarının varlığını sürdürme biçiminde bulur. İnsanlar geçim darlığı ve verimsiz coğrafyalar gibi zorunluluklar nedeniyle soy-sop bağı kurarak bir araya gelmiş, bu birliktelikten dayanışma ve savunma coşkusu doğmuştur. Topluluk içinde güçlü olan ve diğerlerine üstün gelen kişi, saldırıları ve haksızlıkları önleyecek bir başkana dönüşmüştür. Asabiyetin ulaşmayı hedeflediği son basamak olan devletle birlikte bu başkan, Tanrı hükümlerini kullar arasında yürütmeyi üstlenen kişi konumuna yükselir. Böylece İbn Haldun'da yönetilmek önce toplumsal bir işbölümünün dayatması olarak başlar ve zamanla ilahi bir zorunluluk olarak meşrulaşır. Platon'dan farkı şudur: meşruiyet, doğuştan gelen bir ruh üstünlüğünde değil, tarihsel süreç içinde oluşan güç ve dayanışma dinamiklerinde aranır.

Kropotkin ise bu meşrulaştırma girişimlerinin tamamına karşı çıkar. Din adamlarının, yasa koyucuların ve yöneticilerin yönetilmeyi "insan olmanın zorunluluğu" olarak sunduklarını, çocuk eğitimi yoluyla otoriteye boyun eğme alışkanlığını kuşaktan kuşağa aktardıklarını söyler. Oysa karıncalar, serçeler ve ilkel insanlar bencilce değil, dayanışma içinde hayatta kalabilmişlerdir. Hayal gücünün bastırılması yönetimin en temel araçlarından biridir; çünkü hayal gücü ne kadar gelişkinse başkasının acısını anlama kapasitesi o kadar genişler ve bu da otoriteye karşı durmayı mümkün kılar. Kropotkin'e göre toplumsal işbölümü yönetme-yönetilme ilişkisini dayatmaz; dayanışma, türün iyiliği için yeterli bir örgütlenme biçimidir. Yönetim insanın özgürce eylemesini engelleyerek onu sakatlar; bu yüzden Kropotkin yönetilmeye karşı dayanışmayı öne çıkarır.

Üç yaklaşım bir arada okunduğunda, "kim yönetmeli?" sorusunun aslında "yönetim meşru mudur?" sorusunu barındırdığı görülür. Platon bilgelikle, İbn Haldun tarihsel güçle meşrulaştırırken Kropotkin meşrulaştırmanın kendisini reddeder. Bu gerilim yalnızca antik ya da klasik bir sorun değildir; yönetimin hangi temeller üzerine kurulduğuna dair sorular bugün de aynı aciliyetle gündemdedir.

Meşruiyet sorusu yanıtsız kalsa bile yönetimin fiilen nasıl çalıştığını, bizi nasıl bağladığını ve neden sürdüğünü sormaktan vazgeçemeyiz; üçüncü yazı tam buradan başlıyor.

Kaynakça

Akbulut, Ö. Ö. (2002, Mart). Türkiye'de Planlama Kültürü Üzerine Bir Deneme. Amme İdaresi Dergisi, 35(1), s.29-54.

Akbulut, Ö. Ö. (2009). İktisadi Zorunluluk ve Politik Bir İnşa Olarak Mekan: Merkezin ve Yerelin Yerselliği. Toplum ve Hekim, 24(4-5), s.275-279.

Akbulut, Ö. Ö. (2012). Kapitalizmde Siyasetin Siyasal Halleri. Memleket Siyaset ve Yönetim, 7(17), s.178-199.

Akbulut, Ö. Ö. (2012). Yönetilmenin Dayanılmaz Ağırlığı. URAY Yerel Yönetimler Bülteni, s. 24-27.

İbn Haldun (1977), Mukaddime-İbretler Kitabı, Haberler Divanı, (Çev. Turan Dursun), Onur Yayınları, Ankara, (s.309-340).

Kropotkin, P. (2003), Anarşist Etik, (Çev. İ. Ergüden), Doruk Yayınları, İstanbul.

Platon (2008), Devlet, (Çev. S. Eyüboğlu ve M. Ali Cimcoz), Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, (s.484-508).

Encomienda'dan Luther'e: Parsellenmiş İktidar ve Direniş Doktrini

Encomienda, İspanya'nın Amerika kıtasında kurduğu ve yerlilerin dinî eğitim ile koruma karşılığında encomenderoya haraç ödeyerek çalıştı...