MHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2024 Cumartesi

Nasıl ve Ne Kadar “Yumuşama”?

(El Yazmaları, 20 Temmuz 2024 (Toplumsal Özgürlük, Ağustos 2024 Sayısı)

Yerel seçimlerden sonra siyasete hâkim olan “yumuşama” söylemi, kısa vadede kimi politika değişikliklerine neden olmuş durumda. Seçim sonuçlarıyla bağlantılı olarak ortaya çıkan yumuşama söyleminin getirdiği bu değişiklikler, özellikle iktidar alanında halı altına süpürülmüşlerin sızarak ortalığı belli oranda kaplamasını sağladı. Bu sızma AKP/Erdoğan iktidarı için “sağlıksız” bir durum oluşturmakla birlikte fırsatlar da sunuyor.

Genişletme

Erdoğan’ın söylemlerindeki “sertlik”, Gezi İsyanı ile ivmesini almış ve darbe girişimi ile zirvesine vararak günümüze kadar sürmüştü. Faşizmin inşa süreci pratiğiyle iç içe gelişen bu söylemlerde kimi zaman geri vites (Rahip Brunson, Deniz Yücel vb.) yapılsa da “sertlik” düzeyi özellikle ülke içerisinde (başkana oy vermeyenlerin “terörist” ilan edilmesinden Gezicilerin “sürtük” olmasına kadar) istikrar kazanmıştı. Dolayısıyla Erdoğan’ın “yumuşama” kelimesini kullanması açıkça bir “yenilgiyi” ifade etmekte.

Bununla birlikte Erdoğan için “yenilgi”, sonun başlangıcından çok “yeni hamleleri” ifade ediyor. “Yeni hamlelerinin” odağını ise (Gezi, 7 Haziran’ın gösterdiği üzere) siyaset alanını genişletmek birlikte kendi güç alanını konsolide etmek oluşturuyor.

CHP ile görüşmelere başlanılması da genişletme hamlesinin ilk ve büyük adımını oluşturuyor.

Huzursuzluk, yoksulluk ve arayış içinde olan halkın tepkisini yaptığı mitinglerle soğuran ve “erken seçimi” utangaçça dile getiren CHP’nin tanıdığı zaman, Erdoğan’a büyük fırsat sunuyor. Fırsatın kıymetini bilen Erdoğan ise Kılıçdaroğlu’nu kamu kurumlarına sokmazken Özel’in “gölge kabinesini” bakanlarına törenlerle karşılatıyor, “tahliye” isteklerini kırmıyor ve böylece “milletin” ve “milli iradenin” temsilcisi rolünü oynayabiliyor.

Kendine oy kaybettirse de Şimşek’in programını uygulamada kararlı olması ise Erdoğan’ın ikinci genişleme hamlesi. Kamuda tasarruf söylemiyle kıstığı kaynakları vergi afları ve hatta vergisizlikle sermayeye aktaran Erdoğan, asgari ücretli ve emeklilere bahşettiği cüzi Temmuz zammıyla sermayenin bütün fraksiyonlarına da “iradeleri” olduğunu gösteriyor.

Konsolidasyon

Erdoğan genişlemeyle beraber gücünü toparlamaya da odaklanmakta. En yakınına yönelen Erdoğan, genel ve yerel seçimlerde beklentileri karşılamayan Gelecek, Deva ve İyi Parti’ye pençesini atmış durumda. Milletvekillerini ve belediye başkanlarını “duygusal” şeylerle iknaya çabalıyor.

Yol arkadaşlarına karşı cömertlikte sınır tanımayan Erdoğan, “duygusal”ların yanında “ideolojik” şeyleri sunmayı da beis görmüyor. Dinbazların içeriğini hazırladığı “yeni” müfredatla sunulan Maarif Modeli, bu modeli uygulayacak öğretmenleri yetiştirecek ve “ayrıksıları” ayıklayacak Öğretmen Meslek Kanunu ile kamuda kadrolaşmanın yanı sıra “dindar ve kindar” neslin yetişmesi için Allah’ını sevenler saflara çağrılıyor.

Saflara çağrılan eskilerin arasında “liberaller”in de eksik olmadığı görülüyor. Sıcak paranın gelmesi için dışarıya güven verme ve “hukuka” uyma çağrısını yapan “liberallere” sessiz kalamayan Erdoğan, Osman Kavala davasını öne çıkartıyor. Kalemşörü Abdülkadir Selvi’nin Kavala’nın suçunun düştüğünü yazması, Osman Kavala’nın avukatlığını AKP Milletvekili’nin yeğeninin üstlenmesi ve “yeğenin” Adalet Bakanlığı’na itiraz başvurusu yaparken “kripto” yapılarla mücadele vurgusu yapması ise Erdoğan’ın “liberalleri” kazanmayı istediğini göstermesinin yanı sıra “koalisyon” alanına da mesaj anlamını taşıyor.

MHP ve “Dış Güçler”

Koalisyon alanına verilen mesajın esas alıcısı ise MHP.

Gülen Cemaatinin tasfiyesinin ardından iktidar alanına giren ve iyice yerleşen MHP, “yumuşama” hamlelerinin kazanımlarını tehdit ettiğinin farkında. Yargıtay seçimleriyle başlayan ve Sinan Ateş davası ile Ayhan Bora Kaplan soruşturmasıyla kendisine doğrudan yönelen sürecin farkında olan MHP “şimdilik” dolaylı mesajlar yolluyor.

Özel Harekâtçıların Devlet Bahçeli’nin elini öpmesi, yine Bahçeli’nin sosyal medyadan elinde dosya olduğu fotoğrafını paylaşması, iki ÖSO liderinin Alaattin Çakıcı ve “kama”yla poz vermesi, Kayseri’deki pogrom girişiminde MHP’lilerin ön plana çıkması ve MHP ile özdeşleşen “Bozkurt” işaretinin Türk milletine “tamamına” ait olduğunun iddia edilmesi MHP’nin “sert” ve çok yönlü saldırıya geçebileceğine işaret ediyor.

Nitekim Süleyman Soylu’nun geri dönme ihtimalinin dile getirilmesi Erdoğan’ın “şimdilik” bu resti gördüğüne ve süreci ilerletirken “temkinli” olacağına işaret ediyor.

Doğrudan olmasa da “yumuşama” sürecinin etkilediği bir diğer yer ise “dışarısı”.

Birikiminin sınırlarına ulaşan Türk burjuvazisinin ihtiyacı doğrultusunda hammadde ve pazar arayışı içerisinde “savaş” alanlarına dalan AKP/Erdoğan iktidarı “sıkışma” içerisinde.

Dağlık Karabağ’da Azerbaycan’a yardım etse de inisiyatifi İsrail, ABD ve Rusya’ya bırakan, Ukrayna’da Rusya’nın ağır basması ve NATO’nun doğrudan dahil olmasıyla istediği “fırsatı” değil elde edemeden “kırıntıya” talim eden AKP/Erdoğan, Esad ile diyalog başlatarak “kazanımlarını” koruyup içerideki siyasete tahvil etmeyi amaçlıyor. Fakat ÖSO’dan gelen “sert” tepki ve Esad’ın önce “işgali” bitirin resti burada da “sıkışma” olduğunu ve “yumuşamanın” işe yarama ihtimalini düşük olduğunu gösteriyor.

AKP/Erdoğan sıkıştığı ve kayıp yaşadığı siyasal alanı korumak, tahkim etmek ve mümkünse genişletmek amacıyla çıktığı “yumuşama” yolunda önemli hamlelerde bulunmaya devam edeceği görülüyor. Buna karşılık başta MHP ve “dış güçler” olmak üzere var olan siyasal alanda mevzilenen öznelerin ise “yumuşamaya” bir sınır çizerek ya da “kıvamını” düşürerek şekil vermeye çalışacağı da ortada. Bu hamlelerden hangilerinin başarılı olacağında somut koşullarla birlikte güç dengesinin belirleyici olacaktır. Var olan durumun öncekisinden daha da “sertleşmesi” ihtimaliyle birlikte.

3 Nisan 2021 Cumartesi

MHP’nin Atağı Sürüyor

(El Yazmaları, 4 Nisan 2021)

18 Mart’ta 13. Olağan Büyük Kurultayını gerçekleştiren Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), uzun zamandır hazırlığını yaptığı “yeni” dönemin kadrosunu da belirlemiş oldu. Kadrolardaki “yenilenme” ve kurultay sürecindeki gelişmeler MHP’nin önümüzdeki süreçte “atağa” devam edeceğini gösteriyor.

İstekler ve Gerçekler

Rakibi olmamasından dolayı Bahçeli’nin çok “rahat” olduğu kurultayda Merkez Yönetim Kurulu (MYK) yüzde 30 oranında değişti. 70’li yıllarda sola karşı terör uygulayan (Tamer Osmanağaoğlu) ve günümüzde de kimi isimleri hedef göstererek şiddete maruz bırakan (Edip Semih Yalçın) isimlerin MYK’da yerlerini koruması, bu değişikliğin özde değil biçimde olduğunu ve özdekilerin politikalarının biçimdeki “yenilerin” enerjisiyle uygulanması arzusuna işaret ediyor. Kurultay öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşananlar da bunun göstergesi.

İlk olarak Danıştay’ın “Andımız’ın okutulması” konusunda verdiği “olumsuz” karara AKP/Erdoğan’ı değil Danıştay’ı eleştirerek cevap veren Bahçeli, ittifakı korurken aynı zamanda süregelen devlet krizinden yararlanarak devlet içindeki nüfuzunu arttırmaya çalışacağını gösterdi. Erdoğan’ın “ant olarak İstiklal Marşı” yeterli sözünü görmezden gelmesi de Bahçeli’nin önümüzdeki süreçte ittifakı korumayı istediğine işaret ediyor. Geçtiğimiz Salı günü grup toplantısında Bahçeli’nin açıkladığı 5 stratejik hedefte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kökleşmesine yönelik özel vurgu da ittifakın sürdürülmesinin taraflar için ne kadar zorunlu olduğu ortaya koyuyor.

Bahçeli’nin Danıştay’ı suçlamanın ardından HDP’ye yönelik kapatma davasının iddianamesini “teknik” nedenlerle iade eden Anayasa Mahkemesi’nin(AYM) kapatılmasını istemesi, faşizmin kurumsallaşmasının iktidar koalisyonu için artık ertelenemez olduğunu gösteriyor. Anayasa Mahkemesi’ni kapatma isteğinin ardındaki bir başka neden ise MHP’nin devletin özellikle kolluk kuvvetleri ile yerel yönetimlerindeki kadrolarında edindiği konumu hukuk alanına taşımayı hedeflemesi. Polisin uyguladığı şiddetle birlikte toplum üzerinde yaratmak istediği hegemonyanın devletin diğer kliklerinin hâkim olduğu “hukuk” alanı tarafından (söz konusu işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, Aleviler ve Kürtler olmadığında) kimi zaman engellenmesi, MHP’nin devlet içinde daha geniş alanlara yayılmasını akamete uğratıyor.

Bu nedenle MHP, AKP/Erdoğan’ın da yapmak istediği hamleler için adım atarak hukuk alanını etki alma çabası içerisinde. HDP’ye kapatılma davası açılması ile Bahçeli’nin ağzından çıkan lafla Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Meclis’ten yaka paça gözaltına alınması ve akabinde tutuklanması, Bahçeli’yi ifadeye çağıran hâkime soruşturma açılması MHP’nin hukuk alanındaki atağının somut göstergeleri olarak önümüzde duruyor. MHP’nin hukuktaki hamleleri AKP/Erdoğan’ı zorlayan değil, tam tersine AKP/Erdoğan’ın yapmak istediği ama “iç dengeler” nedeniyle tereddütte kaldığı hamleler. Ve bunların MHP tarafından yapılıyor olması, olası bir ters tepkide “suçun” Bahçeli’nin üzerine yıkılabilmesini sağlayabileceği için AKP/Erdoğan tarafından “uygun” görülüyor.

Fakat yaşanan ekonomik ve siyasi krizler ile devlet krizinin her geçen gün şiddetlenmesi, Cumhur ittifakı bileşenleri arasındaki ilişkinin giderek stratejikten çok taktiksel gerekçelere dayanmasına neden oluyor. Taktiksel gerekçelerin ön plana gelmesi de ittifakı koruma isteğinin köprüyü geçene kadar olduğu gerçeğini açıkça ortaya koyuyor.

İşte bu gerçekliğin krizin derinleştiği her bir adımda “ittifakı koruma isteğini” baskılaması nedeniyle iki taraf da bildiği yoldan ilerlemeyi esas alıyor. Dolayısıyla MHP de Boğaziçi öğrencilerine yönelik söylemle başlayıp AYM, HDP ve Gergerlioğlu’na yönelik hamlelerle devam eden politikalarıyla “sert” gücünü esas alıp ilerleyeceğini ilan etmiş durumda. Nitekim kurultay sonrasında oluşan MYK’nın buna göre dizayn edildiği görülüyor.

“Zor”lamaya Devam

70’li yıllardan başlayarak kimi zaman arttırıp kimi zaman da “gözden ıraklaştırıp” uyguladıkları şiddet, MHP’nin asli gücü olmaya devam ediyor. Polis ve Özel Harekât gibi kolluk kuvvetleri arasında önemli sayıda lümpen erkek taraftarını istihdam eden MHP, sahip olduğu bu zor aygıtını esas gücü olarak görmeyi sürdürüyor. Polisin eylemlerdeki saldırgan tavrı, eski MHP’lilerle birlikte eski AKP’lilerin de alenen şiddete uğraması MHP’nin ittifak içindeki rollerinden birini gösteriyor.

MHP’nin zor aygıtını esas almasında yapısal özellikleri ağır basmakla birlikte, Bahçeli’nin başa geçmesinden bu yana izlediği ılımlı politikalarla uzun zamandır yanında tuttuğu kitlenin önemli bir bölümünü İyi Parti’ye doğru kaybetmesinin de payı büyük. Akşener’e sürekli davetiye gönderilmesi ve son kurultayda olduğu gibi İyi Parti’nin “kurgu, sipariş, dizayn” olarak nitelendirilmesi gibi beyhude çabalar, kayıp giden kitlenin geri kazanılmasını sağlamasa da sürdürülüyor. Ama bu devamlılık kitlenin kazanılması bir yana MHP kitlesinin İyi Parti’ye yönelmesini de engelleyemiyor.

Neoliberalizmin koşullarına uygun, “kültürelliğin” baskın olduğu İyi Parti karşısında etnik milliyetçiliğe sahip, uyum ve süreklilik isteyen piyasaya sadece “zor”u sunabilen MHP’nin kitle kaybı yaşaması oldukça normal. Fakat MHP’nin sunduğu “zor”, ekonomik krizle birlikte TÜSİAD ile arasındaki çatlaklar derinleşen MÜSİAD için oldukça çekici. Bahçeli’nin 5 stratejik hedefinden birisinin de “ruh kökümüzden beslenen yeni, yerli ve milli bir ekonomik sistemin ihyası ve inşası” olması, MÜSİAD’a göz kırpılması olarak okunabilir.

Öte yandan ekonomik krizle birlikte devlet krizinin derinleşmesi, sermayenin ve kitlelerin zor zamanlarda duyduğu “güven” ihtiyacını sağlayacak zor gücünün rol oynayabileceği şartları sağlamaya devam ediyor. Bu nedenle de MHP önümüzdeki süreçte en iyi bildiği yoldan devam ederek bu şartların sağladığı şansı artırmaya çalışmaya devam edecek. Tabii Bahçeli’ye, Boğaziçi öğrencileri hakkında ettiği sözleri yutturan halkın barajıyla karşılaşıncaya kadar.

31 Ekim 2020 Cumartesi

“Cumhur”un Birliği ve Çatlakları

(Toplumsal Özgürlük, Kasım Aralık 2020 sayısı)

Dışarıya verilen “birlik ve beraberlik” mesajı, damadın istifasının da gösterdiği üzere, kuvveden fiile geçen gerilimlerin yaratacağı çatlakları örtmeye yetecek durumda değil. Bununla birlikte yüzde 30’lara düşse de önemli bir kitlenin desteğine sahip Erdoğan’ın varlığı ile paramiliter-mafyatik güçlerin varlığı müttefikleri birbirine bağlamaya devam ediyor. 

Kıbrıs’tan Azerbaycan’a milli coşkular içerisinde koşturan Cumhur İttifakı, dışarıya birlik ve beraberlik içerisinde oldukları mesajı vermeye devam ediyor. Verilen bu mesajın bir boyutu daha var ki o da “gayrı millî” olarak tanımlananlara gösterilen “yumrukta” kendisini gösteriyor. 

Gerçekler ve kozmetikler 

Son günlerde Erdoğan’ın dilinden “reform”, “yeni dönem” vb. gibi lakırdılar düşmüyor. Fakat Kıbrıs’taki yasaklı bölge olan Maraş’ta verilen poz, Dağlık Karabağ meselesinde Azerbaycan’a verilen askeri destek, 2017’deki Newroz’da Kemal Kurkut’u vuran polisin beraat ettirilmesi vb. “gerçeklerin” gösterdiği üzere bu lakırdılar “kozmetik” bir içeriğe sahipler. 

Cumhur ittifakının küçük ortağı MHP’nin ise bu “gerçeklerin” sürekliliği için kimi “kozmetiklere” -bir seviyeye kadargürültü etmediği görülüyor. Bununla beraber MHP, mafyatik-paramiliter güçler aracılığıyla sözünü söylemeye devam ediyor. Yalıkavak’ta poz veren asker eskileri, Kılıçdaroğlu’nu tehdit eden Alaattin Çakıcı MHP’nin yaptıklarının yapmak isteyeceklerinin teminatı olduğuna işaret ediyor. MHP’nin poz ve tehdit aracılığıyla verdiği mesajın muhattabı büyük oranda “gayrı millî” olanlar olsa da, “birlik ve beraberlik içerisinde” olduğu müttefikine de ayrılan bir bölüm var. 

Gerilimler ve sadakat 

Başta af yasası olmak üzere geçmişte birçok konuda “gerilimler” yaşadığı AKP/ Erdoğan’ın birçok müttefikine yaptıklarını “unutmayan” MHP, çeşitli önlemler almaya çalışmakta. Erdoğan’dan önce erken seçim olasılığını reddeden, hatta Erdoğan’ı şimdiden cumhurbaşkanı adayı ilan ederek “sadakatini” ortaya koyan MHP, bunların karşılığında seçim yasasıyla kendini korumanın derdinde. Son anketlere göre oy oranı yüzde 7’den yukarı çıkmayan, kitlesinin önemli bir bölümünü İyi Parti’ye kaybettiği aşikâr olan MHP, seçim yasasıyla hem kendini hem de ortağını garanti almayı hedefliyor.

Diğer yandan MHP “dişini” göstererek, gitgide derinleşen ekonomik krizin olası sonuçlarına ön alıyor. Ekonomik kriz nedeniyle oluşacak karşı çıkışlara verilecek “sert” tepkiyi en iyi kendisinin uygulayacağını göstermekle kalmıyor, kriz nedeniyle daralan pastadaki payını korumak için “sertliğini” göstermekten çekinmeyeceğini ortaya koyuyor. 

Çatlaklar devam edecek 

Dolayısıyla dışarıya verilen “birlik ve beraberlik” mesajı, damadın istifasının da gösterdiği üzere, kuvveden fiile geçen gerilimlerin yaratacağı çatlakları örtmeye yetecek durumda değil. Bununla birlikte yüzde 30’lara düşse de önemli bir kitlenin desteğine sahip Erdoğan’ın varlığı ile paramiliter-mafyatik güçlerin varlığı müttefikleri birbirine bağlamaya devam ediyor. 

Düzen içi muhalefetin “iktidarı değiştirmeyi” zamana bırakması da Cumhur İttifakı’nın gerilimlerinin değil bağlarının artmasına zaman tanıyor. Fakat düzen içi muhalefetin “beceriksizliğine” karşı kımıldanmaya başlayan halk güçlerinin her harekete geçişi Cumhur ittifakında çatlaklara yol açmaya devam ederek, ittifakın kaderini belirleyen önemli bir etmen olmayı sürdürüyor, sürdürecek. 

1 Haziran 2019 Cumartesi

MHP’nin “Şiddetli” Geçimsizliği

(Toplumsal Özgürlük, Haziran 2019 sayısı)

31 Mart seçimlerinin “gizli” galibi MHP, ilan ettiği “zaferin” sarhoşluğuyla gemiyi azıya almış durumda. Geminin eskiliği ve yıpranmışlığı denizin kaotik halinden dolayı yaşanan sarsıntılarla bu sarhoşluk hali birleşince, MHP’nin gözünü karartmasına neden oluyor. 

Linç ve tavsiyeler 

Bu gözü karalığın altında yatan nedenlerden biri AKP’den alınan il belediye başkanlıkları. Tefeci-bezirgân kökenli Anadolu sermayesinin desteğini kazanan MHP, bu desteği konsolide etmenin hedefinde. Bunun için de AKP’nin güç yetmezliğinden kaynaklı boşlukta bıraktığı konulara sert girdi yapmaktan çekinmemekte. Bunun en somut örneği ise Çubuk’taki linçte gösterildi. Her anı çok organize bir şekilde düzenlenen Çubuk’taki linçi hemen sahiplenen Bahçeli, Kılıçdaroğlu’na ve HDP’ye, asker cenazelerine bir adım bile yaklaşılmaması “tavsiyesinde” bulunmakta da hiç bir beis görmedi. Bu tavsiyeler MHP’nin salt bir sopa olmakla yetinmek istemediğini, sopayı sallayan el ve akıl olmaya hazır ve nazır olduğunu da ilan etti. Linç ve tavsiyeler, ekonomik krizle birlikte AKP’den yengeç adımlarıyla uzaklaşan Anadolu sermayesinin MHP’ye yanaşmasını sağlıyor. Üstelik MHP’nin bunu HDP ve asker cenazeleri üzerinde uygulayarak meşruiyet ihtiyacını gidermesi de cabası. Dolayısıyla MHP fırsat bulduğunda/yarattığında bu tip “şiddetli” pratikleri sergilemekten çekinmeyecektir. 

İstanbul “fırsatı"

Öte yandan küçük şehirlerin el ve akıl olmaya yetmeyeceğinin farkında olan MHP için tekrarlanacak olan İstanbul seçimleri büyük bir fırsat sunuyor. İstanbul kazanıldığı taktirde elde edilecek olan rant şimdiden gözlerini kamaştırmakta. Bu yüzden Anadolu sermayesinin İstanbul’daki uzantılarını “hemşeri harekâtı” ile devreye sokarak gücünü pekiştirip büyüterek rant pastasına konmayı amaçlıyor. 

Fakat MHP’nin, Anadolu sermayesini hemşeriler aracılığıyla İstanbul’a taşıdığı gibi, oradaki “şiddet” biçimini İstanbul’a taşıması oldukça zor. Bundan dolayı Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesinde Bahçeli’nin “sakınca bulmaması”, “19 Mayıs gemisinde” verilen görüntü fırsatın kaçmaması “şiddetin” perde arkasından yapılmaya çalışacağına işaret ediyor. 

Krizler ve Beka 

Bu hesapların, devlet krizinin ve ekonomik krizin şiddetlendiği bir ortamda “rasyonellik” taşıdığı öngörülebilir. Fakat tam da kriz halindeki devletin esas parçalarından biri olan MHP’nin, bizzat nedenlerinden biri olduğu bu krizlerden hem “beka” sorunun çözerek hem de bu “fırsatları” elde ederek çıkma ihtimali düşük. 

Bu düşük ihtimal MHP’nin zafer sarhoşluğuna turp sıkmakla birlikte hem AKP hem de halkla olan geçimsizliğini şiddetlendiriyor. Dolayısıyla gemisinin eskiliğini, yıpranmışlığını ve tayfa eksikliğini göz ardı ederek, deniz üzerinde kalabilmenin ve dalgaların güverteye bıraktığı balıkların mutluluğunu yaşayan MHP için, halkın coşkun akan seliyle karşılaşması halinde kurtulma ihtimali pek mümkün gözükmüyor. 

1 Nisan 2019 Pazartesi

MHP’nin İttifaktaki Gücü Artıyor

(Toplumsal Özgürlük, Nisan 2019 sayısı)

31 Mart’ı Türkiye’nin “beka” meselesi gören Cumhur İttifakı, şimdi kendi “bekasına” dair kaygılarla baş etmeye çalışıyor. İttifakın ortaklarından MHP, özellikle AKP’den aldığı belediyelerinden dolayı “beka” kaygısını ortağına nazaran daha az yaşamakla birlikte ittifak içerisindeki gücünü de arttırmış durumda. 

MHP AKP’den (ç)alıyor 

24 Haziran’da özellikle İç Anadolu’da ve Doğu Anadolu’da AKP’den kayan oyları almayı başaran MHP, bu trendi Batı Karadeniz ve İç Ege’ye taşıdı. Batı Karadeniz’de Karabük ve Bartın’daki belediyelerine Kastamonu, Çankırı ve Amasya’yı, İç Ege’de de Manisa’nın yanına Kütahya’yı ekleyen MHP, Karaman, Erzincan ve Bayburt’u da AKP’den aldı. MHP ayrıca İl Genel Meclisi oylarını da AKP’den aldığı oylarla arttırdı. Sonuç olarak 2014 seçimlerinde 3 büyükşehir, 5 il, 106 ilçe belediyesi alan MHP, 31 Mart’ta 1 büyükşehir, 10 il, 145 ilçe belediyesi kazandı. 

Böylece Adana ve Mersin gibi iki büyükşehir belediyesini kaybeden MHP, ortağından (ç)aldıklarıyla uğradığı zararı kısmen azaltabildi. 

MHP’nin “sert” gücü 

MHP’nin özellikle Anadolu’nun irili ufaklı kentlerinde AKP’den oy almaya devam etmesi, AKP kitlesinin alternatif olarak MHP’yi gördüğünü gösteriyor. 

Ekonomik krizin derinleşmesiyle tefeci-bezirgan kökenli Anadolu sermayesi, kimi fraksiyonlar aracılığıyla elde edilecek devlet desteğine daha çok bel bağlamakta. 

Dolayısıyla, AKP’den “kısmen” ayrılıp MHP’ye geçerek hem AKP’ye güçlerini gösterip daha fazla pay koparmayı hem de iktidar ve pasta paylaşımında daha fazla söz sahibi olmayı amaçladıkları görülüyor. 

Esas olarak da, krizin daha da derinleşmesi halinde işçilerden ve emekçilerden gelecek direnişleri ve oluşacak halkçı yerel dinamikleri de MHP’nin “sert” gücüyle karşılamayı planlamaktalar. 

Cumhur İttifakı’na devam 

Cumhur İttifakı’nın büyükşehirlerde kaybetmesi, faşizmi inşa çabalarını sekteye uğrattı. Fakat 31 Mart ardına Bahçeli’nin yaptığı açıklamalar, MHP’nin faşizmin inşasında ve İttifakın devamında ısrarlı olduğuna işaret ediyor. Ekonomik kriz, kayyumların Kürt illerinde ters tepmesi, yaklaşan İdlib operasyonu iktidara geri adım atma veya esnekleşme şansı vermiyor. 

Öte yandan ittifak içinde güç kazanan MHP, devlet aygıtı içerisindeki konumlanmasını güçlendirmesinden dolayı, iktidarın politikalarına daha fazla yön vermeye çalışacaktır. 

Özellikle Kürt sorunu ile emekçilerin direnişiyle birlikte yükselecek devrimci-halk-

çı hareketlere karşı şiddetin artırılması için çaba göstererek “despotluğun” bir anlamda da kendisinin bekasını sürdürmeye çalışacaktır. 

Fakat MHP’nin hesaplarının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini MHP’nin gücünden çok, seçimlerde AKP-MHP iktidarının yenilmezlik halesini dağıtarak kendisini gösteren işçilerin, kadınların ve halkların yükselen direnişinin vereceği cevap belirleyecek. 

1 Ocak 2019 Salı

MHP’nin “Resti” ve “Şiddeti”

(Toplumsal Özgürlük, Ocak 2019 sayısı)

Cumhur İttifakı’nın “dengeleme” ve “denetlemeden” sorumlu ortağı MHP, görevleri arasına “had bildirmeyi” de ekledi. Paranoid kişilik bozukluğuna sahipmişçesine Sarı Yelekliler’den “Gezicilere” ve “akil adamlara” kadar herkesi “düşman” gören Devlet Bahçeli, her gün yeni bir tehdit biçimiyle gündeme geliyor. 

MHP “şiddeti” 

12 Eylül öncesini hatırlatan bu “çıkışlar”, bir açıdan MHP’nin hem ittifak içindeki hem de siyasal alandaki varoluş nedenini açığa vurmakta. 

Kriz halindeki devlet, yaşamının büyük kısmını devletin “gayri resmî” zor gücünü temsil ederek geçiren MHP’nin bugün ki pratiğine, bir ilaç veya ağrı kesici olarak ihtiyaç duymakta. 

Yerel seçim sonrasında kendisini gösteren ekonomik krizin yaşamın her alanında hissedilmesi, hem devlet krizinin çözümü hem de AKP-MHP ortaklığı için ciddi bir “tehlike”.

Nitekim Bahçeli’nin Sarı Yeleklilere ve Geziye yönelik açık şiddet vurgusu, MHP’nin bu “tehlikeye” karşı devletin bekası için sınırsız şiddet uygulamaya hazır olduğunu gösteriyor. 

Devlet krizinin tetikleyicilerinden Kürt sorunu için sunulan çözüm de aynı. Oslo’da bir araya gelen akil adamlara “Çözüm süreci gömüleli çok olmuştur, şansınızı zorlamayın” diyerek seslenen Bahçeli’nin çantasında şiddetten başka çözüm yolu yok. 

Devletin yeniden yapılanması 

MHP’nin perde arkasında kalan bir diğer “pratiği” ise devletin yeniden yapılanmasını sağlamak. 15 Temmuz darbe girişimiyle gün yüzüne çıkan devlet krizinde inisiyatif alan MHP, başta içişleri olmak üzere devletteki konumunu tekrardan güçlendirme çabasında. 

Geçtiğimiz ay AKP ile olan ittifakın kopma noktasına gelmesinin nedenlerinden birisi de burada yatıyor. 

MHP ve AKP, başkanlık sistemi ile Kürt sorununa, Alevilere, kadınlara, işçilere ve emekçilere yönelik politikalarda anlaşmaktalar. Fakat devletin yapısı ve toplumsal formasyon konusunda önemli çelişkileri barındırmaktalar. 

Çelişki alanları 

Osmanlı’daki devlet sınıflarının şaşalı günlerinin özlemini çeken, fakat neoliberalizmin getirdiği sınırlamaları da kabul ederek olabildiğince “özerk” bir devlet alanına sahip olmak isteyen klikler MHP aracılığıyla beklentilerini gerçekleştirmek istiyorlar. Diğer yandan tefeci-bezirgan geçmişe ve onun getirdiği talancı, vurguncu karakteristiğe sahip sermaye ise AKP aracılığıyla bu “devletluların” olabildiğince az bir alana sahip olmasına çabalıyor. 

Öte yandan MHP ve AKP sermayeye ve devlete sorgusuz sualsiz biat eden bir toplumsal formasyon kurgulamakta, fakat MHP Türklüğü öne çıkartırken AKP, İslam’ın Erdoğanist bir yorumunu öne çıkarıyor. 

Bu iki “çelişki” alanında AKP önemli bir etkiye sahip olsa da, geçtiğimiz ay çektiği “rest” ile MHP de önemli bir inisiyatif kazanmış oldu. 

Ancak Türkiye kapitalizminin krizi ve Ortadoğu’daki savaş hali bu ikilinin “restlerini” sınırlayıp birbirine olan ihtiyacını arttırmakta. Fakat MHP’nin iktidar için gerekli kitleselliğe sahip olmamasıyla birlikte uygulayacağı şiddete karşı halk güçlerinin göstereceği ciddi bir direniş, MHP’nin farklı bir “Uzun Bıçaklar Gecesi”ne** uğrama potansiyelini de olanaklı kılabilir. 

** Hitler’in 1934 yılında kendisine tehdit olarak algıladığı önde gelen Nazi Partisi liderlerini tutuklayıp infaz ettirdiği operasyona “Uzun Bıçaklar Gecesi” denilmektedir. 

1 Temmuz 2018 Pazar

Bilinen MHP’nin “Beklenmeyen” Oyu

(Toplumsal Özgürlük, Temmuz 2018 sayısı)

24 Haziran seçimlerinin en büyük sürprizini gerçekleştiren MHP oldu. Kimsenin “beklemediği” bir şekilde MHP yüzde 11,1 oranında oy aldı. Devlet Bahçeli’nin büyük bir “çabayla” gerçekleştirdiği 4 salon toplantısı ve 1 mitinglik performans, MHP’nin 1 Kasım seçimlerindeki yüzde 11’lik oyunu korumayı başarmasını sağladı. 

Oylar nereden geldi? 

Anketlerde en iyi ihtimalle yüzde 7-8 oranında oy alması beklenen MHP, içinden yüzde 10 oranında oy alan İyi Parti’yi çıkarmasına rağmen, nasıl yüzde 11 oranında oy aldı? Birinci etmen AKP’den MHP’ye geçen oylar (ki bu seçimin bir an için hilesiz, baskısız ve adil(!) bir ortamda gerçekleştiğini varsayalım). 

Şu iki ildeki değişim bunun göstergesi: Sivas’ta AKP yüzde 68,7’den 48,3’e düşerken MHP yüzde 11,8’den 19’a yükselmiş; Yozgat’ta AKP yüzde 64,8’den 52,3’e düşerken MHP yüzde 12,5’den 24,7’e yükselmiş. Bu veriler, AKP’nin yüzde 10 oranında oy kaybettiği İç Anadolu’daki oylarının MHP’ye geçtiğini gösteriyor. 

İkinci etmen ise MHP›nin 1 Kasım’a göre Doğu ve Güneydoğu’daki 18 ilde oylarını 159 bin arttırması. Bu artışta ise son dönemde bölgeye gönderilen yüksek sayıdaki asker ve polislerin ülkücü kökenli olmaları, yine AKP’den MHP’ye geçen oylar ile sosyal medyadaki videolarda görüldüğü gibi seri bir şekilde MHP’ye basılan oy pusulalarının etkisi büyük. Bu iki etmen Adana, Mersin, Osmaniye gibi MHP’nin kalelerindeki oyların İyi Parti’ye geçişinin telafi edilmesinde büyük rol oynadı. 

MHP’nin gücü ve işlevi 

İç Anadolu ve Doğu-Güneydoğu Anadolu’da AKP’den MHP’ye dönen oylar, uzunca bir süredir iktidarın nimetlerinden faydalanan devletin fraksiyonlarından bir kesimin, devlet krizinde MHP’de özgün bir şekilde konumlanmayı tercih ettiklerini gösteriyor. Böylece AKP/Erdoğan’ın politikalarını dengelemeyi ve denetlemeyi, AKP/Erdoğan çizginin dışına çıktığında ABD/NATO’nun onlara vuracağı sopa olmayı, olası bir restorasyonun yürütücülüğünü üstlenmeyi ve halkçı güçlerin yükselişinde de bastırıcı güç olmayı görev edindikleri görülüyor.

Bununla birlikte sıcak para akışının güldür güldür aktığı dönemde kovasını doldurmak ve böylece tefeci-bezirganlıktan burjuvazinin şık dünyasına sıçramak için AKP’ye geçen Anadolu kaplanlarının, bağıra çağıra gelen ekonomik krizde bu devlet fraksiyonuyla birlikte MHP’de olmayı faydalı buldukları görülüyor. 

İşçi ve emekçilerin krizle birlikte giderek artan öfkelerinin yönlendirilmesi ve direnişlerinin bastırılmasında MHP’nin “gücüne” ve Kürt düşmanlığına yaslanmayı tercih ediyorlar. 

Gücün sınırı 

Nitekim Kürt illerinde asker ve polis sayısının arttırılmış olması, başta Afrin olmak üzere düzenlenen operasyonları bozkurt işaretini ellerinden düşürmeyen JÖH-PÖH’lerin gerçekleştirmesi, üniversitelerde ve direniş alanlarında ülkücü güruhun provokasyonları ve çeteler için af istemi MHP’nin “gücünün” ve önümüzdeki dönemde işlevinin ne olacağının öncü göstergeleri. 

Öte yandan Erdoğan›ın esnek, pragmatik ve kullan-at ittifak politikaları ve devlet krizinin devam etmesi, MHP’nin gücünün sınırlılığını ve kaygan bir zeminde bulunduğunu gösteriyor. Bu durum MHP

ile yapılmak istenenlerinde tereyağından kıl çekercesine gerçekleştirebileceğine dair soru işaretlerini bulunduruyor. Fakat esas olarak MHP’nin gücünün ve işlevinin sınırlılığını gösterip, onu gerisin geriye püskürtecek olan ise devrimci-halkçı güçlerin göstereceği direniş olacaktır. 

1 Mayıs 2016 Pazar

MHP’deki Savaş “Devlet”e Sıçrıyor

(Toplumsal Özgürlük, Mayıs 2016 sayısı)

MHP’deki kurultay sürecinin gerilimi ve “ateşi” giderek artıyor ve parti dışına sıçrıyor. Bir tarafta Devlet Bahçeli’nin başını çektiği gelenekçi-statükocu kanat, diğer tarafta Meral Akşener’in şimdilik gayri resmi olarak başını çektiği “muhalif ” kanat. Bu iki kanatın mücadelesi sadece onlardan ibaret kalmıyor, devlet içindeki kliklerinde hesaplaştığı bir mücadele alanı oluyor. 

Kurultay meselesi devlet meselesi 

1 Kasım seçimleri sonrası muhalifler kurultay toplama hazırlıklarına girmiş ve kurultay için yeterli sayıda delegenin imzalarını toplamıştı. 

Bahçeli’nin imzaları kabul etmeyerek olağan kongreyi işaret etmesinin ardından muhalifler mahkeme gitmiş, mahkeme de kurultayın toplanması kararını almıştı. Fakat Tosya ve Gemerek’te açılan davalar sonucunda kurultay süreci durduruldu. Böylece kurultayın yapılma sürecine yapılan müdahalelerle MHP içindeki «mesele», devlet “meselesi”ne dönüşmüş oldu.

“Meselenin” devlet boyutuna sıçramasında Erdoğan’ın katkısı büyük. Erdoğan, Bahçeli’nin MHP’nin başında kalması için özel çaba sarf ediyor ve devlet içindeki imkanlarını bu yönde kullandırıyor. Çünkü Bahçeli, özellikle 7 Haziran’dan bu yana hem koalisyonun kurulmamasına yönelik tutumu, hem de HDP’ye yönelik saldırılarıyla canhıraş şekilde desteklemesiyle, Erdoğan’ın planlarının gerçekleştirmesini sağlayan en önemli kişilerden biri oldu. Diğer yandan da kamuoyuna yansıtılan anketlerin büyük bir çoğunluğunda, Meral Akşener’in başında olduğu MHP’nin AKP’den oy alabileceğini göstermesi, Erdoğan’ın Bahçeli’yi MHP’nin başında istiyor olmasının bir diğer nedenidir. 

Meral Akşener kendinden ibaret değil 

Her ne kadar genel başkanlık için dört aday olsa da Meral Akşener’in ismi hem anketlerde hem de medya da giderek öne çıkıyor ve neredeyse MHP Genel Başkanı olmuş havası veriliyor. Akşener’in geçmişteki iktidar tecrübesiyle birlikte sermayeye olan yakınlılığı, diğer adaylara göre öne çıkmasını sağlıyor. Özellikle Tansu Çiller›in başbakanlığında Mehmet Ağar’dan devralarak yürüttüğü İçişleri Bakanlığı sürecinde gerçekleşen faili meçhuller, katliamlarla devlet için neler yapabileceğini göstermişti. Nitekim “Bazıları diyor ki sosyal medyada “Meral Akşener MHP’ye genel başkan olmasın, faili meçhullerin sorumlusu O’dur” diyorlar. Ne derseniz deyin, hepsi kabulümdür” açıklamasıyla faşizan politikalarına devam edeceğini gösteriyor. 

Kamuoyuna sunulan anketlerde, Akşener’li MHP’nin şimdiden yüzde 15’lerde olduğunu belirtilmesi ise, MHP’nin 7 Haziran’daki sonuçlarına ancak Akşener’le ulaşabileceği mesajını içeriyor. Böylelikle Bahçeli’nin en büyük destekçisi olan Erdoğan, bir de başında Akşener’in olacağı bir MHP ile kuşatılmak isteniyor. Ve bu da Akşener’in, devlet ve sistem içerisinde giderek artan gerilimde Erdoğan’a karşı tutum alan klik tarafından desteklendiğini gösteriyor. 

Her ne kadar “muhalefet” partisi olsa da, muhalifliğinden çok AKP’nin, esasında devletin ve sermayenin, koltuk değneği olarak görevini itina ile yerine getiren Bahçeli MHP’si onarılamayacak bir kopuş ile karşı karşıya. 

Devletin, en işlevli aletlerinden biri olan MHP’nin bu içler acısı haline seyirci kalması beklenemez. Bu yüzden MHP hem devlet hem de sermaye açısından kullanmaya uygun bir hale getirilmeye çalışılıyor. Fakat bu çalışma aynı zamanda devlet içindeki savaşımın zeminiyle de kesişiyor. Dolayısıyla Bahçeli ve Akşener arasındaki “savaş”, bir anlamda devlet içindeki paylaşım savaşıdır. 

1 Şubat 2016 Pazartesi

MHP ‘Yenileşebilir’ mi?

(Toplumsal Özgürlük, Şubat 2016 sayısı)

1 Kasım seçimlerinde en büyük kaybı yaşayan MHP’de her seçimden sonra olduğu gibi “yenilenme” çağrıları yankılandı. Önceki seçim sonralarından farkla bu sefer, hem bu çağrıyı yükseltenlerin sayısı fazla hem de temsilcisi oldukları çizgi farklı. 

Birbirinden faşist üç aday 

Bahçeli’ye karşı partide ve ülkücü harekette kısmen de olsa tabanları bulunan üç kişi öne çıktı: Meral Akşener, Koray Aydın ve Sinan Oğan. 

Hemen her kongrede müzmin aday olan Koray Aydın, DSP-MHP-ANAP koalisyonunda Bayındırlık ve İskân Bakanlığı yaptı ve 2005’te “fesat karıştırmak ve haksız mal edinme” suçlarından Yüce Divan’da yargılanarak “beraat” etti. 

MHP’nin gelenekçi tabanında etkin olan Aydın, teke tekte yenemediği Bahçeli’yi aday çokluğundan yararlanarak ekarte etmeyi düşünüyor. Aydın’ın çizgisi ise MHP›yi sermayenin hizmetine daha çok sokmak ve Ülkü Ocakları’nın paramiliter olarak daha aktif kullanılmasını sağlamak. Sinan Oğan ise daha önce de Bahçeli’ye karşı kazan kaldırıp partiden atıldı. Sonrasında açtığı davayla geri dönen Oğan, Azeri olmasının da avantajıyla Azerbaycan, Orta Asya ve Avrasya ile ilişkileri sahip. 

Kim daha faşist? 

Partideki Turancı çizginin ve gençliğin içinde etkin olan Oğan, “Ben Aras’ın kenarında Türk dünyasından gelen Turan kokusuyla ve Sovyetler’in bir gün dağılacağı hayaliyle büyüdüm” diyerek MHP’nin daha Türkçü ve ırkçı çizgi izlemesi taraftarı. 

Öne çıkanların en dikkat çekici ismi ise Meral Akşener. Erbakan-Çiller hükümetinde İçişleri Bakanlığı yapan Akşener, gerek bakanlığı döneminde gerekse sonrasından faşist ve militarist tavırlarıyla nedeniyle partide “Asena” olarak biliniyor.

1 Kasım seçimlerinde aday gösterilmeyen Akşener, partide hem gelenekçi hem de genç ve kadın tabanından destek görüyor. Akşener, partinin daha “merkez-sağ” çizgiye yanaşarak sermayeye daha da yakınlaşmasını, AKP’nin alternatifi olmasını savunuyor. Nitekim “merkez-sağ”dan bazı eski siyasetçiler Meral Akşener’e dolaylı desteklerini açıkladılar. Bahçeli’nin öne çıkanlara 2017’deki olağan kongreye işaret etmesine rağmen, üç aday ortak bir bildiriyle olağanüstü kurul için imza toplamaya başladılar. Fakat bu süreçte de delegelerin Akşener’e desteğinin fazla çıkması, “muhalifler” arasında çatlak oluşturuyor ve bu da Bahçeli’nin elini güçlendiriyor. 

MHP’nin asli görevi değişmiyor 

Bahçeli yönetiminde MHP, kısmen sokaklardan çekilmekle birlikte sermayeyle daha doğrudan ilişkilere geçmiş, ihtiyaç duyulduğunda ise paramiliter güçlerini sokağa dökerek devlete ve sermayeye hizmette kusur etmemişti. Fakat bu MHP sermayenin yeni dönemdeki ihtiyaçlarına cevap veremiyor. 

Nitekim öne çıkan üç adayın da sermayeyi daha da merkeze alan, aktif bir çizgi izlemeyi düşünmeleri de bir tesadüf değil. Sermaye, olası bir AKP iktidarının bitmesi durumunda, MHP’yi AKP ile koalisyona (Erdoğan’ın 7 Haziran’dan sonra yaptığı “Tabanımız MHP ile koalisyon istiyor” açıklamasındaki gibi) ya da olası başka alternatiflerle koalisyona hazır tutmaya çalışmakta. 

Diğer yandan da 8-9 Eylül’de olduğu gibi, devletin ve sermayenin ihtiyaç duyduğu zaman paramiliter güçlerini hizmete sunmaya hazır durumda tutulmak isteniyor. Dolayısıyla MHP’nin başına kim geçerse geçsin, sermayenin ve devletin «kirli aracı» olmak dışında bir şansı olmadığı görülüyor. Esas mesele kimin daha işlevli araç olacağıdır. 

1 Aralık 2015 Salı

MHP Tarihsel Görevini Yerine Getirdi

(Toplumsal Özgürlük, Aralık 2015 sayısı)

 Kasım seçim sonuçlarına bakıldığında “matematiksel” açıdan en büyük kaybı MHP yaşadı. 40 milletvekili ve yüzde 4,4 oranında oy kaybeden MHP ideolojik olarak seçimi “kazanmış” durumda. 

MHP’den AKP’ye savaş onayı 

12 Eylül 1980 darbesinden sonra hapse atılan ülkücülerin şu sözü çok ünlüdür: “Kendimiz hapiste ama fikrimiz iktidarda”. 7 Haziran seçimlerinden sonra, kendisine sunulan her teklife “Hayır” diyen Bahçeli’nin önceliği Kürt Sorunu’nda savaş sürecine dönülmesiydi. Nitekim AKP de tek başına iktidarı elde edebilmek için ülkeyi toptan savaş sürecine sokmakta sakınca görmemiş, ülkeyi kan gölüne çevirmiştir. Bahçeli’nin istediğinden daha fazlasını yapmıştır. Kuruluşundan itibaren asli görevi devrimcileri, Kürtleri, Alevileri ve ezilenleri yaşatmamak olan MHP, Amed, Suruç ve Ankara katliamları ile MHP’nin görevini daha iyi yapacağını ispatlayan AKP’ye onay vermiş oldu. Bu yüzden AKP, “şimdilik” sadece Kürtleri ezmeye razı MHP’den daha fazla MHP’lileşerek darbeyle, hileyle, katliamla seçimi kazanmıştır. Fakat MHP, AKP’nin seçimi kazanması için sadece onay vermemiş, pratikle desteklemiştir. 

Ülkücü-Osmanlıcı kardeşliği 

AKP’ye seçimi kazandıransavaş ortamının yaratılmasında en önemli işlevlerden birini Osmanlı Ocakları gördü. Bu oluşum yeni kurulmasına karşı 8-9 Eylül’de Kürt halkına yapılan saldırıda baş rolü oynadı. Kitabevlerinin, işyerlerinin ve evlerin yakıldığı, insanların linç edildiği bu saldırıları gerçekleştiren kitlenin önemli bir bölümünü de ülkücüler oluşturmaktaydı.

Ülkü Ocakları hem kitlesiyle hem de daha önce yaptığı saldırıların deneyimleriyle ocak kardeşine yardımcı olmuştu. Savaş ortamının oluşmasında MHP ve çeteleri AKP’ye ciddi bir destek sunmuştur. MHP, solun ve devrimci hareketin yükseldiği dönemlerde saldırıları ve katliamlarıyla bu yükselişi durdurmak rolünü oynadı. Bu seferde AKP ve sermayenin ihtiyaç duyduğu şekilde rolünü oynayarak hem seçim öncesinde hem de sonrasında görevini yerine getirmiş ve ilerleyen süreç de devamını getirecektir. MHP gerek Cumhurbaşkanlığı seçiminde gerekse yerel seçimlerde ittifak oluşturan CHP ve sosyal demokratlara da özünü göstermiştir. Fakat hem MHP hem de AKP’nin bu geçici zaferi, daha önce olduğu gibi şimdi de devrimtcilerin ve halkların direnişiyle yenilgiye dönüşecektir. 


1 Eylül 2015 Salı

MHP Ne Yapmaya Çalışıyor?

(Toplumsal Özgürlük, Eylül 2015 sayısı)

7 Haziran seçimlerinden oyunu artırarak çıkan MHP, seçimlerden sonra izlediği politikalar çoğu kimseyi “şaşırtmış” gibi görünüyor. MHP’nin izlediği politikalar, “anlaşılamayan” ya da “anlam verilemeyen” şeklinde görülüyor. 

MHP şaşırttı mı? 

Bu “politikalar” ilk olarak Meclis Başkanlığı seçiminde görüldü. MHP seçimin son turunda, HDP’nin kısmi desteğini öne sürdü ve Deniz Baykal’ı desteklemeyerek AKP’den İsmet Yılmaz’ın başkan olmasını sağladı. Suruç Katliamı’ndan sonra Meclis’e sunulan terör olayları ile ilgili komisyon kurulmasını da, HDP’nin destek vermesini ileri sürerek reddetti. MHP’nin bu politikaları kimileri için “şaşırtıcı” görülse de, gerisinde bu hareketin “özünü” gösteriyor. 

“Özünde” devrimci-demokratların ve Kürt halkının azılı düşmanı olan MHP, bu kesimlere karşı gerektiğinde “hainlikle” suçladığı Saray’la işbirliğini yapabileceğini, hatta “hilalini”

de hizmete sunabileceğini göstermiş oldu. MHP, başta HDP olmak üzere devrimci-demokrat ve halkçı kesimlerin politik inisiyatif kazanabileceği her alanı kapatmak için kullanılan

bir araç olmaya devam ediyor. MHP için öncelik, devrimci-demokratların, Alevilerin ve Kürtlerin imhası, inkarı ve asimilasyondur. 

MHP’deki çatlak 

Saray’ın iktidarını korumak için, erken seçim öncesinde MHP de çatlak yaratarak oylarını kazanmaya yönelik ilk hamle Tuğrul Türkeş’le geldi. Öncesinde seçim hükümetine kimseyi vermeyeceklerini açıklamalarına rağmen, partinin kurucusunun oğlu Tuğrul Türkeş teklifi kabul ederek parti kararını çiğnedi. İhraç istemiyle disipline verilen Türkeş ise MHP’yi bırakmıyor.

Babasının ölümünden sonra da MHP’den ayrılarak Aydınlık Türkiye Partisi’ni kuran Türkeş, partinin gelenekçi kanadına karşılık babasından gelen birikimi kendine siyasi alan açmak için kullanmaya çalışıyor. Diğer yandan da eski MHP Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın liderliğine oynuyor. MHP’nin gelenekçi kanadını temsil eden Bahçeli’ye karşı, finans-kapitale yakın olan ve MHP’yi klasik milliyetçi-ırkçı çizgiden sermaye için kullanılabilir ve işlevli çizgiye geçirmek isteyenler Oğan ve Türkeş aracılığıyla inisiyatif kazanmaya çalışıyor. Velhasıl, MHP yaptıkları ve yapacakları ile sermayenin hizmetinde, devrimci-demokratlara ve halklara karşı kullanılacak bir alet olma durumunu koruma çalışmakta. 

1 Ocak 2015 Perşembe

Seçimler Yeni Başlangıçlara Dönüşüyor

(Toplumsal Özgürlük, Ocak 2015 sayısı)

Mart 2014’teki yerel seçimlerle başlayıp Ağustos’ta cumhurbaşkanlığı seçimiyle devam eden seçim yılının son durağı olan Haziran 2015’teki genel seçim sürecine giriliyor. Bu seçim, bir döneminin son noktası olmakla birlikte tarihi bir dönemin de başlangıcı olmak üzere. 

AKP için varlık yokluk seçimi 

2002 yılında iktidara gelen AKP, bugüne kadar ki süreçte iktidarını kullanarak, sermaye ve kendisi için dikensiz bir gül bahçesi yaratarak eski sermaye düzenini yeniledi. Fakat bu “bahçe”nin daimi tapusunun alınmasını sağlayacak olan yeni “anayasa” halen yapılamamış durumda. Ve AKP sadece sermaye için değil, baştan aşağıya battığı yolsuzluk ve rüşvet bataklığından kendini kurtarmak, iktidarını ve yağmasını devam ettirmesini sağlayacak “başkanlık” sistemini gerçekleştirmek için de yeni bir anayasaya ihtiyaç duymaktadır. Bu yüzden de seçimlerdeki ilk hedefi kendi anayasasını referanduma götürmeyi sağlayacak olan 330 milletvekilliğini, ikinci hedef olarak da anayasayı doğrudan değiştirmeyi sağlayacak olan 367 milletvekilliğini elde etmek olacaktır. 

CHP ve MHP “Restorasyon”a ayak uyduruyor 

Sermaye düzenin diğer bileşenleri olan CHP ve MHP için ise bu seçimler, yeni sermaye rejimine uyum sağlamada ne kadar başarılı olduklarını gösterecek. Seçim hamlelerine başlayan “yeni” CHP, ilk olarak milletvekilleri Emine Ülker Tarhan ile Süheyl Batum’u ihraç ederek, Hüseyin Aygün ve Birgül Ayman Güler’i disipline vererek “sol” ve ulusalcı kanatlarını “ihtar” etti. Böylece Mansur Yavaş ve Ekmeleddin İhsanoğlu’yla başlayan “sağ”a yerleşmeye kararlılıkla devam edeceği görülüyor. 

CHP’nin aksine MHP ise içten ve derinden hamlelerle ve gerektiğinde AKP ve CHP’ye kol değneği olarak sermayenin yeni rejiminde varlığının gerekliliğini ve gerçekliğini gösterme çabası içinde. 

HDP: Seçim, öncesi ve sonrası 

Son iki genel seçime bağımsız adaylarla seçimlere giren KÖH, bu seçimlere HDP ile parti olarak girme kararı aldı. Bu kararla birlikte tartışmalar HDP’nin barajı geçip geçemeyeceği üzerine kurulmuş durumda. 

Partiyle girilmesi taraftarı olanlar Cumhurbaşkanlığı seçiminde alınan oylar ve yükselen “demokratik” hareketleri öne sürerken, karşı olanlar da Cumhurbaşkanlığı seçiminde alınan oyların geçici olduğu ve bunun seçimlerde anayasa yapacak çoğunluğa ulaşmak isteyen AKP’nin bir tuzağı olarak değerlendirmekteler. Ve bu değerlendirmeler mücadeleyi neredeyse parlamenterizme indirgeyip, sokağı ve fiili-meşru mücadeleyi dışlama noktasına varıyor. 

KÖH ile Emek ve Demokrasi Güçleri, bugüne kadar gerek Meclis’teki varlıklarıyla gerekse Meclis’le sokağı bütünleştiren eylem hattıyla demokrasi mücadelesinin var olmasını ve büyümesini sağladılar. Fakat özellikle “Çözüm Süreci”nin başlamasıyla birlikte gerek çözümün görüşmelere sıkıştırılması, gerekse “iktidar”ın ürkütülmemesi isteği nedeniyle eylem hattında oluşma başlayan sıkıntılar artık gözle görülür hale gelmektedir. Bu sıkıntılar ilk belirtilerini “Gezi”deki “çekingen” tavırla kendini gösterirken son olarak 6-8 Ekim’de “Kobane Serhildanı”nda ortaya çıktı. Bu serhildan ve sonrasındaki eylemlerde neredeyse halkı yalnız bırakmaya varan duruşlar sergilendi. Ayrıca devrimci-demokratların bir direniş ve mücadele hattı olarak kurulan HDK’nin neredeyse bir gecede HDP’ye ikame edilerek sönümlenmeye bırakılması da devrimci-demokrat güçlerin “kurumsal” ayağını darlaştırıyor. 

Dolayısıyla “Haziran”ı yeniden keşfeden olmamak için, gerek meclisteki güçlü sesiyle, gerekse yükselen işçi, gençlik, kadın ve Kürt Halk Hareketi ile birlikte sadece sokağı değil, aynı zamanda “Demokratik Cumhuriyet”i de kuran bir eylem hattıyla AKP ve sermayenin iktidarı yerle bir edilerek “Barışın” ve “Özgürlüğün” yolu açılabilir. 

Encomienda'dan Luther'e: Parsellenmiş İktidar ve Direniş Doktrini

Encomienda, İspanya'nın Amerika kıtasında kurduğu ve yerlilerin dinî eğitim ile koruma karşılığında encomenderoya haraç ödeyerek çalıştı...