CHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2022 Salı

CHP Varlığının Gereklerini Yerine Getiriyor

(Toplumsal Özgürlük, Haziran 2022 sayısı)

AKP-MHP iktidarı, faşizmi inşa çabalarını amok koşucusunu kıskandıracak şekilde sürdürürken CHP de üstündeki pası atma zahmetinde bulunuyor. Uzun zamandır hasreti çekilen bu zahmet, kimi kesimlerde “umut” yaratsa da CHP’nin varlığını sürdürmesi açısından zaruri bir çaba. 

Sistemin korunması 

Devleti kuran parti olmanın yanı sıra düzeni devam ettiren parti olma niteliğini gururla taşıyan CHP, içinden geçtiğimiz devlet krizinde de “ben buradayım” diyor. İşlevi krizleri çözmek yerine geçici bir süre steril ortam yaratmak olan CHP, kurulan altılı masaya başkanlık ederek, krize neden olan sistemi değiştirmeyi değil pürüzlerini gidermeyi amaçladığını gösteriyor. Kurulan masada halkın acil sorunları olan geçinme, işsizlik ve barınma gibi sorunları ele almayıp “gelecek güzel günlere” havale ediyor; cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın kimin olacağı şimdiden belirlenirken masanın devrilmemesi için ilkesizliğin kitabı yazılıyor. Irkçılığın palazlandırılmasına Kılıçdaroğlu “en iyi ülkücü benim” ile cevap veriyor, dinbazlık adına konulan yasaklara ise dindarları ve “masadaki ortakları” küstürmeme adına sessiz kalıyor. Siyasal alanın sağda konumlanmasına destek olan CHP, devlet krizinin çözümünü sağcı ve faşist güçlerin inisiyatifine bırakıyor. Fakat bu bile krizin ateşinin CHP’ye dokunmasını engelleyemiyor. Canan Kaftancıoğlu’na verilen ceza ve Ekrem İmamoğlu’na açılan dava ile CHP’ye “sınır çiziliyor”. Çizilen sınıra SADAT’ın kapısına gidilerek verilen cevap ise sınırı aşma çabasını değil “dengeleri bozarsan zararlı çıkarsın” mesajını verme niteliğini taşıyor. 

Halkın öfkesi 

Kılıçdaroğlu, Erdoğan “pürüzünün” giderilerek sistemin ve sistem içi dengelerin korunup devam etmesi için gösterdiği özeni halktan da “esirgemiyor”. 

Aralık ayında düzenlenen Mersin mitingindeki halkın “beklenmeyen” öfkesini sönümlendirmek için öfkenin içini boşaltmaya çabalayan Kılıçdaroğlu ne yazık ki başarısız oldu. Halkın öfkesinin sönümlenmek bir yana her geçen gün artması, Kılıçdaroğlu’nu bu öfkeyi sisteme kanalize etme çabasına “itti”. İstanbul’da gerçekleşen 21 Mayıs mitinginde “Dindarı, dinsizi, sofusu, sufisi, Türkü, Kürdü, Arabı, Çerkezi, solcusu, sağcısı”na kadar bütün halkın birleştirici unsuru olduğunu ilan eden Kılıçdaroğlu, meydanı dolduran yüz binlerin öfkesini bir süre daha soğurabilme becerisine sahip olduğunu gösterdi. 

Fakat derinleşen ekonomik kriz ve yoksulluk, halkın öfkesinin Kılıçdaroğlu’nun sönümlendirme ya da kanalize etme becerilerini aşacağına işaret ediyor. 

Bu aşma yaşandığı takdirde (Kılıçdaroğlu’nun “Bize katılacaksınız” ya da İmamoğlu’nun “Vız gelir tırıs gider” söylemlerinin gösterdiği üzere) CHP’nin halkın öfkesinin yanında değil tam karşısında olması ihtimali işten bile değil. 

31 Ocak 2021 Pazar

Halk Korkusu “Restorasyonun” Yaldızını Döküyor

(Toplumsal Özgürlük, Şubat Mart 2021 sayısı)

Başta Boğaziçi öğrencileri olmak üzere gençlerin gösterdiği direniş, toplumun üzerindeki birçok ölü toprağını kaldırmakla birlikte “muhalefetin” üzerindeki yaldızını da döktü. Özellikle CHP nazarında dökülen yaldız, parlamenter sisteme dönüş adı altında “restorasyon” projesi yürütenlerin esas niyetlerini açığa çıkardı. 

CHP “demokratlığı” 

Libya, Azerbaycan, Irak ve Rojava’da yapılan askeri operasyonlar ile HDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılması gibi konularda hükümete olan “desteğini” esirgemeyerek “milliliğini” ispatlayan CHP, direniş sırasında başka yönlerini de ortaya koydu. 

İlk olarak iktidarın, direnişin meşruiyetini gidermek için Kabe üzerinden kalkıştığı provokasyona destek çıkarak “dindarlığını” koyan CHP yönetimi, direnişin büyümesi üzerine geri adım attı. Fakat bu geri adımda Kılıçdaroğlu sergilediği “babacan” tavırla iktidarın LGBTİ+ bireyleri hedef göstererek “sahip çıktığı” Türk aile yapısına kendisinin de sahip olduğunu “ispatlamaya” çalıştı. 

CHP bu tavırlarıyla uzun zamandır dillendirdiği “Seçimlere kadar ağzımızın tadı bozulmasın” düşüncesinin yanı sıra “demokratlığını” da ortaya koydu. Öğrencilerinin kendi demokratik taleplerini dile getirerek mücadele etmesi ve bu mücadeleye toplumun geniş kesiminde verilen destek nedeniyle CHP’nin ağız değiştirmesi, “demokratlığın” halkın zorlamasının bir sonucu olduğunu gösteriyor. 

Ayrıca Kılıçdaroğlu başta olmak üzere kimi CHP’lilerin söylemlerindeki üstenci bakış da partinin, halk güçlerinin öncülüğünde kurulacak bir demokrasiyi değil “devletlûların” bahşedeceği bir demokrasiyi “Uygun gördüğüne” işaret ediyor. Nitekim İmamoğlu’nun öğrencilere, yaptığı mücadeleyi “Kampüsle sınırlama” çağrısı da aslında “Herkesin yerini bilmesi” gerektiğine dair bir “uyarı”. 

Halk korkusu 

“Muhalefetin” diğer unsurlarının tutumları da “Baş balığın kokusunu” izliyor. DEVA Partisi kurucularından birisinin rektörün danışmanlığına atanmasının “Darbeyi enişteden öğrenenleri” imrendirir bir şekilde “sosyal medyadan” öğrenildiğinin iddia edilmesi, sahne arkasında pazarlıkların döndüğü gerçeğini örtmeye yetmedi. 

Henüz bu konuda “acemi” olan Babacan’ın da direnişi “üniversite” ile ilgili meseleye indirgeme çalışması da halktan ne kadar çok korkulduğunu gösteriyor. 

Öte yandan iktidarın Kabe provokasyonu ile İslami kesimde yaratılmak istenen asabiyete ilk başta katılan, ama direnişin halk nezdinde gördüğü destekten dolayı “dilini değiştiren” ve Boğaziçi’nde direnişe “Müslüman” gençleri sahiplenmeye çalışan Saadet Partisi de halk “korkusunun” bir diğer ifadesini gösterdi.

İyi Parti’nin öğrencilere “terörist diyemezsiniz” diyerek gösterdiği “hassasiyet” ve rektörün “liyakatsizliğine” yönelik özel vurgusu da öğrencilerin taleplerini “kampüse” sıkıştırmaya yönelik bir diğer çaba. 

Sonuç olarak baktığımızda Boğaziçi direnişi, “restorasyon” cephesinin “Demokrasi getirme” müjdesinin başkanlık sisteminin kimi uçlarının törpülendiği bir ucubeyi barındırdığını tekrardan ortaya koydu. Aynı zamanda, Ülkü Tamer’in “Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten” dizesinde bahsettiği gibi, “kibirden şişen” restorasyonun halkın vereceği dersten ne kadar korktuğunu gösteriyor. 

1 Ocak 2020 Çarşamba

“Devletlûların” CHP mücadelesi

(Toplumsal Özgürlük, Ocak Şubat 2020 sayısı)

Deniz Baykal’ın “başkanlıktan” indirilmesiyle kamuoyuna açık hale gelen CHP içindeki kliklerin “mücadelesi”, Cumhuriyet gazetesine yapılan müdahalenin ardından Muharrem İnce ve Sinan Aygün şahsında devam ediyor. Bu “mücadele” CHP içi iktidar mücadelesi olduğu kadar iktidar zemininde yer kapma mücadelesi de. 

Fırsat ve kazanımlar 

Ergenekon yargılamaları ile iktidar zemininden tasfiye edilen “devlet sınıfları”, sonrasında Baykal’ın tasfiyesiyle siyasal alandan da itilerek kenara atılmışlardı. Kenarda geçirdikleri bu süreçte neoliberalizmi içselleştirerek eski talan düzenleriyle vedalaşan “devletlûlar”, iktidar zeminine fırsat buldukça yengeç adımlarıyla yanaşmaktaydılar. Ve aradıkları fırsatı 15 Temmuz darbe girişiminde buldular.

15 Temmuz’un ardından “devletlûlar”, kaybettikleri birçok mevkiyi geri alamasalar da Ergenekon davasının düşürülmesi ve kısmi iade-i itibar ile iktidar zeminine yerleştiler. Böylece eski iktidar alanlarını elde etmek için hamleler yapabilecekleri alanı kazanarak harekete geçen “devletlûlar”, Cumhuriyet gazetesinin ardından CHP’ye yönelerek 2018 ve 2019’daki seçimlerde önemli kazanımlar da elde ettiler. 

Karşı taarruz 

Fakat bu “kazanımlar”, eski şaşaalı günlerine devlet krizinin açtığı boşluktan faydalanarak bir an önce dönmek isteyen “devletlûlar” için “yetersiz”. Bununla birlikte bu kriz ortamında her “kazanımın” kaybedilme ihtimali de yüksek. Nitekim Muharrem İnce ve Sinan Aygün meseleleri de bunu göstermekte. 2018 seçimlerinde aday olarak yüzde 30’u geçen ve böylece “ulusalcıların” medar-ı iftiharı olan İnce, Ekrem İmamoğlu’nun seçim zaferlerinin ardından 2023 seçimleri için adaylığını hemen açıklayarak sahnedeki yerini kaybetmemeye çalışmıştı. Fakat İmamoğlu şahsında sermayenin saf “neoliberalizmini” temsil eden klik, alanına yapılan bu “siyasal” taarruzu (acemice gerçekleştirilmiş olsa) “Saray’a çıkma” mevzusuyla savmaya çalıştı. Ardından Ergenekon sanığı ve Ankara Ticaret Odası eski başkanı Sinan Aygün’ün “rantına” yapılan müdahale de bu kliğin hamlelerini “ekonomik” alana da taşıdığına işaret etmekte. 

“Mücadele” sürecek 

Neoliberalizme iman etmiş bu kliğin hamleleri, “devletlûlara” kısmi bir alan verilebileceğini ama bu alanın siyasal ve ekonomik alanda “geçinecekleri” kadar olduğunu, aksi halde onları tasfiye etmekten (Sinan Aygün’ün ihracında olduğu gibi) hiç çekinilmeyeceğini gösteriyor. 

Diğer yandan bu hamleler “devletlûlara” tek başlarına CHP’de konum kazanmalarının oldukça zor olduğunu göstererek (Cumhuriyet gazetesinden olduğu gibi) iktidardan “yardım” istemelerinin yolunu açıyor. Dolayısıyla CHP içindeki kliklerin, iktidar ekonomik ve siyasal kriz içinde debelendikçe oluşacak boşluktan kendi çıkarları için faydalanmak doğrultusunda “mücadele” edecekleri görülüyor. Sosyal-demokratlardan “sosyal reformlar” bekleyen işçilere ve emekçilere bu “mücadeleden” düşecek pay ise hayal kırıklığı olacaktır. 

1 Şubat 2016 Pazartesi

CHP’de Yeni Bir Şey Yok

(Toplumsal Özgürlük, Şubat 2016 sayısı)

 Kasım seçimlerinin ardından CHP’de her zaman olduğu gibi kurultay çağrıları yapılmaya başlandı. Artık kısır bir döngü haline gelen bu kurultay süreçleri, aslında CHP’nin sistemin yedek gücü olma halini güncelleme, bu güncellemeye uyum sağlayamayanları da tasfiye etme sürecine dönmüş durumda. 

Yavuz hırsız ev sahibini bastırır 

Muhaliflerin olağanüstü kurultay isteğine, yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali CHP yönetimi, 16-17 Ocak günlerinde Ankara’da Olağan Kurultayı yapılacağı karşılığını vererek atağa geçti. Muhaliflerin derlenip toparlanmasına izin vermeden yapılacak hızlı kurultayla “güven” tazelemeyi hesaplayan CHP yönetimi, böylece bir kez daha tasfiye olanağını yakalamış gözüküyor. Nitekim Aralık sonuna doğru yapılan il kongrelerinde yönetime yakın isimlerin seçildiğini görülmektedir. 

Mustafa Balbay’ın dışındaki açıktan adaylığını açıklayan olmaması bunda büyük bir etken. Her ne kadar Balbay kongrelerde etkin olmaya çalışsa da şu ana kadar başarı sağlayamadı. Bunda Balbay’ın kısmen tasfiye olmuş ulusalcılardan pek farkının bulunmaması ve örgütçülük eksikliğinin olmasının önemi bulunmakta. Nitekim yönetimde bunu fırsat bilip hızlı bir şekilde delegelikleri ve il örgütlerini eline geçirme derdinde. 

Diğer yandan önceki kurultaylarda “derslerini” almış olan Muharrem İnce ve Umut Oran’ın pusuda bekleyişi sürüyor. Özellikle İstanbul ve Ankara’daki sonuçlara göre hareket etmeyi planlayan bu ikili, kurultay öncesi yıpranmadan “sağ” kalmaya çalışıyorlar. Böylece seçim sonuçlarından ve politik “yetersizliklerden” memnun olmayan kesimi yanlarına çekmeyi planlıyorlar. 

CHP’de hiçbir şey değişmiyor 

Ne seçimlerde aldığı oylar, ne de muhalefette kalma durumu değişen CHP’de kurultaylar ve adaylar da değişmiyor. Bir tarafta ulusalcılardan Balbay ve İnce, diğer tarafta ulusalcıların neoliberalizme uyum sağlayamamasından kaynaklı göreve getirilen Kılıçdaroğlu ve onun genç versiyonu Oran ile CHP, sistem için olası bir altüstte hem bir alternatif hem de yükselecek devrimci harekete barikat oluşturma görevini layıkıyla yerine getirebilmesi için diri tutulmaya çalışılıyor. Dolayısıyla her seçimden sonra müzminleşen bu kurultaylar ve adaylarla CHP’de, emekçilerin, halkların, gençlerin, kadınların ve Alevilerin kurtuluşunu engelleme ve sistem içine kanalize etme görevini güncelleme dışında değişen bir şey yok. düzelmiş hali....

Ne seçimlerde aldığı oylar, ne de muhalefette kalma durumu değişen CHP’de kurultaylar ve adaylar da değişmiyor. Bir tarafta ulusalcılardan Balbay ve İnce, diğer tarafta ulusalcıların neoliberalizme uyum sağlayamamasından kaynaklı göreve getirilen Kılıçdaroğlu ve onun genç versiyonu Oran konumlanmış durumda. CHP, sistemin yaşayabileceği olası bir altüstte hem bir sistem içi alternatif olması hem de yükselecek devrimci harekete barikat oluşturma görevini oluşturabilmesi için diri tutulmaya çalışılıyor. 

1 Temmuz 2015 Çarşamba

CHP Emanetçiliği

(Toplumsal Özgürlük, Temmuz 2015 sayısı)

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) barajı geçmesi sonucunda başlayan “analizlerde” dile getirilen söylemlerden birisi de CHP’den gelen emanet oylar. Bazı analistlere göre, bu oylar HDP’ye barajı aştıracak kadar çok sayıda! 

Emanetler yerine döndü 

12 Eylül faşist askeri darbesiyle birlikte getirilen yüzde on barajı, devrimci-demokratların parlamento düzeyinde mücadele etmemesi için konulan en önemli engellerden biriydi. Bundan kaynaklı devrimci-demokrat kesimlerin bir kısmı başta CHP olmak üzere sosyal-demokrat görünümlü partilere oy vermekteydiler. Kitlelerin bu partilere oy vermeleri, halkın sistem dışına yönelmemesini isteyen sermayenin çıkarlarıyla da uyuşmaktaydı. Dolayısıyla, “sosyal-demokratlar” ile sermaye arasında üstü kapalı bir anlaşma bulunmaktaydı. Devrimci-demokrat örgütlerin ittifakları ve desteğiyle HDP’nin barajı aşması, bu gidişe nokta koydu. Böylece devrimci-demokrat kitlelerin CHP’deki emanet oyları HDP’ye gitmiş oldu. Kitlelerin, genel olarak seçimlerde “sol” görünümü nedeniyle yöneldiği CHP’ye bu sefer yönelmemesinden 

en büyük nedenlerden biri, CHP’nin “deşifre” olması. Seçim öncesi ekonominin başına Kemal Derviş’i getirileceğinin açıklanması ve büyük ekonomik projelerde emeğin değil sermayenin isteklerinin öncelenmesi, “sol” maskenin arkasındaki sağcı-sermaye yanlısı gerçeği açığa çıkarttı. Yine, aday belirlemede ön-seçim uygulamasının aslında kontenjan adaylarının meşruluğunu sağlamak için kullanılması da parti-içi demokrasinin gerçekliğini gösterdi. 

Bunlarla birlikte, esas olarak gerçek bir devrimci-demokrat alternatifin HDP biçiminde ortaya çıkmasıyla, CHP’de duran devrimci-demokratların “emanet” oyları gerçek yerine döndü. 

”Sol” yumruğa dikkat 

Fakat sermaye düzeninin “sol” yedek lastiği CHP, yine de hatırı sayılır sayıda devrimci-demokrat kitleyi çevresinde tutmaya devam ediyor. Yemin töreni esnasındaki “sol” yumruklar, bu kitleyi tutmak ve gidenlerin gözlerinin de ayrılmamasını sağlamak için kaldırıldı. 

Şayet HDP ana yönelimini demokratik cumhuriyete doğru çevirirse, o sahte yumrukların hiç bir kıymet-i harbiyesi kalmayacak ve CHP’deki esas erime o zaman başlayacaktır. 

‘Yeni’ CHP Eski Sonuç

(Toplumsal Özgürlük, Temmuz 2015 sayısı)

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 2015 genel seçimlerinde 11.518.139 seçmenin oyunu alarak %24,95 oy oranıyla 132 milletvekilliği kazanarak ikinci parti oldu. CHP, 2011 yılındaki seçime göre 362.167 seçmenin daha oyunu alsa da seçmen sayısı arttığı için oy oranında %1,03 azalış yaşayarak 3 milletvekilliğini de kaybetti.

Seçimlere “büyük” sloganlarla giren CHP’nin, geçen seçime göre “matematiksel” gerilmesinin yankısı örtbas edildi. Bunda AKP’nin tek başına hükümet kuramayacak olması ve bundan dolayı bakanlık yarışına giren CHP’lilerin payı büyük. Sermayenin merkezine dönüş Seçim söylemlerine özellikle “ekonomi” alanında ağırlık vermesine rağmen, CHP’nin beklenen karşılığı alamamasından en büyük neden gerçek bir alternatif yaratamaması. Sunduğu ekonomik program ve başında Kemal Derviş’in olduğu ekonomi kadrosu aslında AKP’den pek farklı bir politika izlemeyeceğinin göstergesiydi. Nitekim AKP döneminde yoksullaşan, iş cinayetlerinde hayatlarını kaybeden ve sürekli hak kaybı yaşayan emekçi çoğunluk bu farksızlığı görmüş durumda. 

Sistem içi manevralar 

Seçim sonuçları, CHP’nin sistemin yedek lastiği olma durumunu tekrar tescilliyor ve CHP’nin olası bir durumda iktidar için yeterli olmadığını da bir kez daha gösteriyor. CHP, sistem için, devrimci hareketlerin yükseldiği zamanlarda, kitleleri sistem içine çekmek için kullanılacak önemli bir alet. Fakat yükselen işçi hareketi ve Gezi İsyanı›nın devam eden dinamiğinin CHP tarafından sisteme tümüyle içerilememesi, “alet”teki sıkıntıyı gösteriyor. 

Nitekim, başta Deniz Baykal’ın yeniden ortaya çıkarak görüşmelerde bulunması ve AKP ile koalisyon yapılması için yükselen sesler, “Yeni” CHP’deki karmaşık durumu gösteriyor. Ayrıca, sermayenin AKP-CHP koalisyonu isteği de CHP’yi hızla sistemin merkezine doğru çekiyor. 

CHP’nin dengesi 

Bu istek, sermayenin, sistemin ve rejimin sıkışmışlığını bir süre AKP-CHP koalisyonuyla yatıştırmayı, ardından oluşacak koşullara göre AKP ve/veya CHP ile devam etmeyi hedeflediğini gösteriyor. Tabii ki, CHP ile devam edilmesinin en büyük koşulu, devrimci-halkçı hareketleri kendine çekebilme becerisi. Bunun için de, CHP bir taraftan merkeze çekilirken, diğer taraftan “sol” yumruğunu kaldırarak yemin edenleri de dışarıda bırakmayacak şekilde bir özel “denge” oluşturulmaya çalışılıyor. 

Önümüzdeki süreçte CHP içindeki bu «denge”nin, güçlenen Kürt Özgürlük Hareketi ve yükselen işçi sınıfı hareketi karşısında “sol” görünümde “sağ” bir güç alanı oluşturmaya çalışacağı gözüküyor. Bu suni ve sahte “denge”nin geleceğini ise, emekçilerin ve halkların mücadelesi belirleyecek. 


1 Mayıs 2015 Cuma

CHP’de Değişen Bir Şey Yok

Önümüzdeki seçim için dikkatlerin üzerinde olduğu partilerden biri de CHP. «Düzenin» önemli bir parçası olan CHP’ye yönelik ilgi, özellikle emeklilere ve işçilere yönelik vaatleri nedeniyle artmış durumda. 

CHP “yeni” mi? 

Cumhuriyet’le birlikte kurulan CHP, “düzen” tehlikeye girdiği anda tehlikenin ortadan kalkmasını sağlama özelliğinden dolayı düzenin önemli bir parçası olmuştur. 

1970’li yıllarda devrimci hareketin yükselişini, “Ne ezen ne ezilen, hakça bir düzen” diyerek şişirdiği aldatıcı balonlarla kısmen durdurabilmişti. 90’lı yıllarda da, yükselen Kürt halkının özgürlük mücadelesinin devrimci-demokrat kitlelerle buluşmasını engelleyerek düzene yardımcı olan yine CHP idi.

Bu sefer de ırkçı-şoven bir söylemle halklar arasında düşmanlık körüklenmiş, ön yargılar kışkırtılmıştı.

CHP’yi şimdi de benzer bir görev bekliyor. 

Gezi isyanının çıkardığı enerjiyi, geçen sene Mart ayında yapılan yerel seçimlerde sandıkta eritmeyi kısmen başaran CHP, gözünü devrimci-demokrat güçlere dikmiş durumda. Artan işçi direnişleri, kadınların yükselen mücadelesi ve Kürt halkının isyanı, sistemi giderek açmaza sokuyor. AKP’nin bu açmazı gideremeyeceği ortaya çıktı. İşte, CHP’nin tarihsel görevi, devrimci-demokrat güçlerin sistem içine çekilerek sönümlendirilmesidir. 

Yalan vaatler 

Bunu emeklilere ve işçilere yönelik dikkat çeken vaatlerde görmekteyiz. Kapitalizmin yol açtığı yoksulluk ve sömürüye ses etmeyen CHP, emeklilere ikramiye ve asgari ücretleri artırmayı vaat ediyor. Peki, bugün işçilerin, emekçilerin ve emeklilerin AKP iktidarı boyunca giderek yoksullaşmasını sağlayan ekonomi politikalarının yaratıcısı kimdi? Kemal Derviş. Peki Kemal Derviş hangi parti iktidarda olursa Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olmayı kabul etti? CHP.

Tam bir “Ali Cengiz” oyunu. Oyunlar gibi, CHP de eski CHP. 

Düzenin yedek lastiği 

CHP’nin başka görevleri de var.

AKP’nin tek başına iktidarı kuramaması durumunda, hem Erdoğan’ı tasfiye etmek, hem de “büyük koalisyon” kurarak sermayeye nefes almayı sağlamak için bir AKP-CHP koalisyonu kurulabileceği konuşuluyor. Yurt ve Cumhuriyet gibi CHP’ye yakın gazetelere bu söylentiler yansımış durumda. HDP’yi AKP ile anlaştığı üzerinden suçlayan “ilericilerimizin” ise, bu konudaki sessizlikleri takdire şayan. Yanı sıra, olası bir CHP-MHP “Milli Koalisyonu” da akılda tutulmalı. 

Ekonomik kriz, yönetim krizi ve sistem krizi, gün geçtikçe artarak devam ediyor. Krizin halkçı-demokratik bir zeminde sonlanmasını, işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin mücadelesi kadar, CHP’ye karşı alacakları tavır da belirleyecek. 

1 Ocak 2015 Perşembe

Seçimler Yeni Başlangıçlara Dönüşüyor

(Toplumsal Özgürlük, Ocak 2015 sayısı)

Mart 2014’teki yerel seçimlerle başlayıp Ağustos’ta cumhurbaşkanlığı seçimiyle devam eden seçim yılının son durağı olan Haziran 2015’teki genel seçim sürecine giriliyor. Bu seçim, bir döneminin son noktası olmakla birlikte tarihi bir dönemin de başlangıcı olmak üzere. 

AKP için varlık yokluk seçimi 

2002 yılında iktidara gelen AKP, bugüne kadar ki süreçte iktidarını kullanarak, sermaye ve kendisi için dikensiz bir gül bahçesi yaratarak eski sermaye düzenini yeniledi. Fakat bu “bahçe”nin daimi tapusunun alınmasını sağlayacak olan yeni “anayasa” halen yapılamamış durumda. Ve AKP sadece sermaye için değil, baştan aşağıya battığı yolsuzluk ve rüşvet bataklığından kendini kurtarmak, iktidarını ve yağmasını devam ettirmesini sağlayacak “başkanlık” sistemini gerçekleştirmek için de yeni bir anayasaya ihtiyaç duymaktadır. Bu yüzden de seçimlerdeki ilk hedefi kendi anayasasını referanduma götürmeyi sağlayacak olan 330 milletvekilliğini, ikinci hedef olarak da anayasayı doğrudan değiştirmeyi sağlayacak olan 367 milletvekilliğini elde etmek olacaktır. 

CHP ve MHP “Restorasyon”a ayak uyduruyor 

Sermaye düzenin diğer bileşenleri olan CHP ve MHP için ise bu seçimler, yeni sermaye rejimine uyum sağlamada ne kadar başarılı olduklarını gösterecek. Seçim hamlelerine başlayan “yeni” CHP, ilk olarak milletvekilleri Emine Ülker Tarhan ile Süheyl Batum’u ihraç ederek, Hüseyin Aygün ve Birgül Ayman Güler’i disipline vererek “sol” ve ulusalcı kanatlarını “ihtar” etti. Böylece Mansur Yavaş ve Ekmeleddin İhsanoğlu’yla başlayan “sağ”a yerleşmeye kararlılıkla devam edeceği görülüyor. 

CHP’nin aksine MHP ise içten ve derinden hamlelerle ve gerektiğinde AKP ve CHP’ye kol değneği olarak sermayenin yeni rejiminde varlığının gerekliliğini ve gerçekliğini gösterme çabası içinde. 

HDP: Seçim, öncesi ve sonrası 

Son iki genel seçime bağımsız adaylarla seçimlere giren KÖH, bu seçimlere HDP ile parti olarak girme kararı aldı. Bu kararla birlikte tartışmalar HDP’nin barajı geçip geçemeyeceği üzerine kurulmuş durumda. 

Partiyle girilmesi taraftarı olanlar Cumhurbaşkanlığı seçiminde alınan oylar ve yükselen “demokratik” hareketleri öne sürerken, karşı olanlar da Cumhurbaşkanlığı seçiminde alınan oyların geçici olduğu ve bunun seçimlerde anayasa yapacak çoğunluğa ulaşmak isteyen AKP’nin bir tuzağı olarak değerlendirmekteler. Ve bu değerlendirmeler mücadeleyi neredeyse parlamenterizme indirgeyip, sokağı ve fiili-meşru mücadeleyi dışlama noktasına varıyor. 

KÖH ile Emek ve Demokrasi Güçleri, bugüne kadar gerek Meclis’teki varlıklarıyla gerekse Meclis’le sokağı bütünleştiren eylem hattıyla demokrasi mücadelesinin var olmasını ve büyümesini sağladılar. Fakat özellikle “Çözüm Süreci”nin başlamasıyla birlikte gerek çözümün görüşmelere sıkıştırılması, gerekse “iktidar”ın ürkütülmemesi isteği nedeniyle eylem hattında oluşma başlayan sıkıntılar artık gözle görülür hale gelmektedir. Bu sıkıntılar ilk belirtilerini “Gezi”deki “çekingen” tavırla kendini gösterirken son olarak 6-8 Ekim’de “Kobane Serhildanı”nda ortaya çıktı. Bu serhildan ve sonrasındaki eylemlerde neredeyse halkı yalnız bırakmaya varan duruşlar sergilendi. Ayrıca devrimci-demokratların bir direniş ve mücadele hattı olarak kurulan HDK’nin neredeyse bir gecede HDP’ye ikame edilerek sönümlenmeye bırakılması da devrimci-demokrat güçlerin “kurumsal” ayağını darlaştırıyor. 

Dolayısıyla “Haziran”ı yeniden keşfeden olmamak için, gerek meclisteki güçlü sesiyle, gerekse yükselen işçi, gençlik, kadın ve Kürt Halk Hareketi ile birlikte sadece sokağı değil, aynı zamanda “Demokratik Cumhuriyet”i de kuran bir eylem hattıyla AKP ve sermayenin iktidarı yerle bir edilerek “Barışın” ve “Özgürlüğün” yolu açılabilir. 

Encomienda'dan Luther'e: Parsellenmiş İktidar ve Direniş Doktrini

Encomienda, İspanya'nın Amerika kıtasında kurduğu ve yerlilerin dinî eğitim ile koruma karşılığında encomenderoya haraç ödeyerek çalıştı...