Feodalizm ile kapitalizm arasındaki en temel ayrım, ekonomik yeniden üretimin nasıl işlediğinde yatmaktadır. Feodal düzende lordun, köylünün yaşamsal döngüsüne doğrudan müdahale etmesine gerek yoktur. Köylü toprağa bağlıdır; dolayısıyla o toprakta üretmek zorundadır. Lord, artığa el koyarak konumunu sürdürür; üretim sürecine katılmadan da varlığını yeniden üretebilir. Burada ekonomik ilişki, mülkiyet ve fiziksel bağımlılık üzerine kurulmuştur.
Kapitalizmde ise tablo köklü biçimde değişir. Sermaye
güçleri — ister bireysel ister kurumsal olsun — varlıklarını sürdürebilmek için
durmaksızın büyümek ve piyasada daha fazla satmak zorundadır. Bu zorunluluk
dışsal bir baskıdan değil, sistemin içsel mantığından kaynaklanır: Büyümeyen
geriler, gerileyen silinir.
Peki bu sistem nasıl ortaya çıktı? İngiltere örneği bu
soruya çarpıcı bir yanıt sunar. İşgücü-toprak oranındaki değişimler, toprak
soylularını kiracı çiftçilerle kira sözleşmeleri yapmaya yöneltti. Kiracı
çiftçi, ödediği kirayı karşılamak için ürününü satmak durumundaydı — ve satış
için alıcı gerekiyordu. Ancak feodal köylünün parası yoktu; emeği karşılığında
aldığı ürün, kendi geçimini zaten sağlıyordu.
Bu kilitlenmeyi çözen mekanizma, ücret ilişkisinin
ortaya çıkışı oldu. Kiracı çiftçiler, köylülere emekleri karşılığında ücret
ödemeye başladı. Böylece köylü hem piyasanın emek arzını hem de talep tarafını
oluşturdu. Daha da önemlisi işgücü artık bir metaya dönüşmüştü. Toprağa olan
bağımlılık çözüldü, işgücü hareketlendi.
İşgücünün bu hareketliliği beraberinde bir zincirleme
dönüşümü getirdi. Talep genişledikçe üretim arttı, üretim arttıkça daha fazla
emeğe ihtiyaç duyuldu. Birbirinden kopuk topraklar birleştirildi, piyasalar
bütünleşti. Bu bütünleşme, dışarıdan dayatılan bir merkezileşme değil, tarımsal
kapitalizmin kendi iç dinamiklerinden doğan kendiliğinden-merkezileşmeydi.
İngiltere'nin bu özgün deneyimi, kapitalizmin salt bir
ticaret devriminin ürünü olmadığını göstermektedir. Kapitalizm, tarımsal
ilişkilerin yeniden yapılandığı, toprağın ve emeğin birer meta hâline geldiği,
piyasanın ise bu dönüşümün hem sonucu hem de itici gücü olarak belirdiği çok
daha derin bir sürecin çıktısıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder